Yaşasın Marka krallığı… Sinangil’ in öyküsü…

Mersin Ticaret ve Sanayi Odasının 120. yıl etkinlikleri kapsamındaki bir panel…

Slogan “Yaşasın Marka Krallığı” konu “Nasıl Marka Olunur?” gibi günümüzün en merak edilen sorusu…

MTSO konferans salonunda günümüzün en etkili krallığına açılan kapının sihirli anahtar şifrelerini anlatacak üç konuşmacıyı incelemeyle karışık dinlemekteyim..

Biri akademisyen, ikisi reklamcılık piyasasından üç kişi markanın önemini, gelişimini, günümüzdeki konumunu anlatmaktalar..

Aralarından Fil adam şirketinin başkanı Uğur Alpaslan’ın anlattığı anekdot beni alıp başka yerlere götürüyor..

2001 krizi sırasında işlerin durma noktasına geldiği günlerde genç reklamcı bir davet alır..

“Biz her işi yaparız” anlayışıyla çeşitli alanlarda faaliyet gösterse de ana iştigal konusu un olan bir grubun patronunun çağrısı üzerine umut ve heyecanla Konya’ya gider..

İş adamı hemen meramını anlatır..

Reklamcıdan kendisini çok etkileyen Sinangil markasının bir benzerini yaratmasını istemektedir..

“Neden Sinangil?” diye sorar Alpaslan..

İş adamı yaşadıklarını anlatarak yanıtlar:

“Gruplarının ürettiği unun büyük kısmını İstanbul’ dan bir firma satın almaktadır.. Günün birinde bu yüksek cirolu firmayı merak eder…

Basit bir araştırma sonunda görür ki, kendilerinden unu alıp İstanbul’a götüren firma bunu paketlemekte, üzerine Sinangil markasını vurarak 1’ e aldığını 5’ e satmaktadır..

Asıl sihirin malda değil markada olduğunu anlayan Konyalı, İstanbullu müşteriden markayı kendisine satmasını ister..

Olumsuz yanıt alınca da Fil adam isimli ajansın sahibini çağırıp bana bir marka yarat der..”

Öyküyü anlattıktan sonra salondakilere bakıp mest olan reklamcıya şaşkınlıkla baktığımı gören arkadaşlarımdan biri ne olduğunu sordu…

Reklamcının anlattıklarının doğruluğundan emin olmadığımı, ama dinlediklerim gerçekse bunun tek kelimeyle bir “İRONİ” olduğunu söyledim…

Öykü gerçekten hüzün verici idi, çünkü Sinangil  bir Konya markasıydı…

Kentini bir nebze tanıyan her Konyalının çok iyi tanıdığı marka olmuş Sinangil unlarını, un sanayicisi birinin bilmemesi inanılır gibi değildi…

Aslında markalar da insanlar gibidir..

Her birinin ilginç öyküsü olduğu gibi, bazen haksızlıklara da uğrayabiliyor, şanslı bir kesim mutluluk içinde yaşarken, büyük kısmı kısa sürede ölebiliyor..

Sinangil 1963’ te Konya’ da sanayici bir ailenin soyadından esinlenerek yarattığı un markası…

Aile Konya’da kuşaklar boyu sürdürdüğü sanayicilik geleneğine yeni soluk olsun diye, 1960 larda paketlenmiş un işine girme kararı almıştı..

O güne kadar 50 kg lık çuvallarda ve açıkta satılan un ilk kez bu marka altında bir ve beş kiloluk kapalı, şık paketlerde rafları süslemeye başladı…

Tüketici alışkanlıklarının küçük ambalajlara yatkın olmadığı, marketlerin böylesine yaygınlaşmadığı, marka ve ambalaj nedeniyle nispeten pahalı olan ürünün tüketiciye ulaşmasının da, ucuz rakipleri karşısında rağbet görmesinin zor olduğu yıllarda Sinangil’ in marka olma çabası…

Güç bir süreçte markalaşma yolunda ilerleseler de, un sektörünün girdiği darboğazdan etkilenmeleri kaçınılmazdı..

Yanlış teşvik politikaları, bilinçsizce dağıtılan yatırım kredileri…

 Anadolunun dört yanında mantar gibi biten un fabrikalarının acımasız rekabeti sonunda pek çok sanayici gibi Sinangil grubunu da zora soktu…

İstanbul’un tüm elektrik direklerinin Sinangil logolu tabelalarla donatıldığı günlerden geriye siyah beyaz filmlere dekor olmuş görüntüler kaldı…

1980 lerin başında aile tesislerini ihracatta iddialı bir Konyalı girişimciye devretti..

Ama sadece fabrikaları…

Göz bebekleri saydıkları markalarını uzun süre korudular…

Derken 1990 larda onu da Kılıçlar A.Ş. ye satıp sektörden tamamen çekildiler..

Bugün Eksim Holding çatısı altında üretilen 20’ den fazla un çeşidi Sinangil markasıyla rafları süslüyor…

Zamanın ruhunu, trendleri yakalayabilmek…

Eski sahiplerine umduklarını vermeyen bir marka, değişen zaman ve zeminde yeni patronlarına beklemedikleri büyüklükte Pazar katkısı sağlayabiliyor…

Öykünün yadırganacak yanı yok..

Beni şaşırtan hatta rahatsız eden başka, bambaşka bir şey…

-Sokaktaki sade insanın bile Konya’ da doğduğunu bildiği bir markanın doğumunu, geçmişini sektörde faaliyet gösteren bir iş adamının bilmemesi mümkün mü?

-İş adamından geçtik, markanın gücünü anlatmak üzere Mersin’e gelen bir reklamcı çarpıcı Sinangil örneğini verirken, kökleri Konya’ya uzanan ve o kentle sembolleşen bir marka hakkında en küçük bir araştırma yapmaz mı?

Konuşmacının Mahcup olma riski kadar, dinleyicilere saygının gereğiydi bu…

 

**Düzenlenen son paneldeki konuşmacıları dinledikten sonra, MTSO’ nun davetli belirleme aşamasında daha seçici davranması gerektiğini düşünüyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s