8.yılında Özcan’ın hayalleri… İstihdam..

8.yılında Özcan’ın hayalleri… İstihdam..

28 Mart 2004 te yapılan yerel seçimlerin üçüncü, Macit Özcan’ ın Büyükşehir belediye başkanı seçilmesinin sekizinci yılını devirdik hep  birlikte..

Bir önceki yazımızda Özcan’ ın 2004-2009 yıllarıyla ilgili hayallerini dile getirdiği kitaptan yola çıkarak, kentsel dönüşüm alanında Başkanın vaatleriyle yüzleşmek zorunda kaldığımız gerçekleri karsılaştırmıştık..

Hayal edilenlerle günümüz gerçeklerine, Özcan’ ın 2004-2009 istihdam konusunda gerçekleştireceği sözünü verdiği mucizelerle devam edelim..

2004 yerel seçimlerinden önce Özcan 2004-2009 arasında yapacaklarını sıralarken istihdam sorununu çözmeyi temel ve birinci ödev olarak gördüğünü bakın nasıl kararlılıkla anlatıyor: 

“Yüz binlerin işsiz olduğu ilimizde, özellikle uzman ve eğitimli gençlere uygun is alanları yaratabilmek amacımızdır.

Bunun için hizmet sektörü de dahil olmak üzere turizm, sanayi, tarım ve islenmiş tarım ürünleri yatırımlarına alt yapı desteği sağlayarak istihdamın arttırılması amaçlanmıştır.

Sanayicinin en önemli sorunu kalifiye eleman bulamamasıdır. Sektörel olarak ihtisaslaşmış Kobi’ ler ve onların meslek eğitimine yönelik faaliyetleri yetersiz kalmaktadır, ayrıca halk eğitim merkezlerinin istihdama hazır, mesleki eğitimden geçirilmiş veya mesleki eğitim kursları ile kalifiye hale getirilmiş personel yetiştirmedeki çalışmaları yetersizdir. Bu durum is bekleyen kentimizin büyük bir kesimini mutsuz ve umutsuz kılmaktadır.

Bu nedenle Belediyenin İl Milli eğitim basta olmak üzere Valiliğimizin de desteğini alarak yoğun programla meslek geliştirici kurslar açılacak ve mesleklere göre ihtisaslaşmış sertifikalı elemanların yetişmesine öncülük edilecektir..

… Özeleştiri yapmam gerekirse iş ve aş bekleyen binlerce Mersinli kardeşimize istihdamı arttıracak unsurları  gerek yasadığımız sel felaketi gerek Türkiye’nin 2001 yılından bu yana yaşadığı bunalımlar ve ekonomik krizler ile 2003 yılındaki Irak savaşının ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri öncelikli olan istihdam ve is sorunlarının çözümüne verdiğimiz önemi ikinci plana atmıştır.

Ancak  2. beş yıllık donemde temel ve birinci öncelikli görevimiz; Mersinlimizin iş, aş ve sosyal yardim projelerinin uygulayıcısı olmaktır.

BUNU SIZ MERSIN HALKINA TAAHUT EDIYORUM..

Sizler de benim denetleyicilerim olunuz. Sizlere yapmayacağım sözler vermiyorum. İçi boş taahhütlerle 10.000 lerce kişiyi aldatıp işe alacağını söyleyen diğer adaylar gibi de ayağı yere basmayan ve doğru olmayan vaatler yapmıyorum.

Benim vaadim aç olana bir gün balık yedirip diğer günler aç ve muhtaç bırakmak değil.

Balık tutmayı öğretip onu kimseye muhtaç konuma getirmemektir..

..

Mersin’e yerli ve yabancı yatırımcı çekmek için belediyenin faaliyetleri arasında bulunan ve mevzuat açısından engel teşkil eden bürokratik uygulamalar en aza indirilecektir.

İstihdam yaratıcı yatırımlarda belediyenin yasal olarak almakta olduğu harç ve vergilerinde teşvik edici muafiyet ve indirim uygulamalarına gidilecektir.

Yatırımcının ihtiyacı olan arazi ve arsa temininde gerekli kolaylık sağlanacak, ihtiyaç duyulan alt yapı düzenlemelerini dolaylı katkı sağlayarak yatırımcının önündeki zorluklar kaldırılacak ve istihdam yatırılacaktır…” 
 

Özeleştirisini yaparken işsizliği azaltacak projelere destek vermemesini –ne ilgisi varsa- 2001 yılında ülke genelindeki karanlık tabloya ve Mersin’de yaşanan sel felaketine bağlayan Özcan’ ın ürettiği mazeretlerin bile varlık sebepleri ortadan kalkalı beş yıl geçmiş..

Bir şey değişmiş mi?

Hayır..

Belediye Başkanı olarak vaat ettiği gibi, gerçekten yatırımcılara harç ve vergilerde muafiyetlerden geçtik, en küçük bir kolaylık mı sağlamış?

Asla…

Mersin’e yatırım yapacak girişimcilere arsa vereceğini,  alt yapı düzenlemelerinde yardımcı olacağını, harç ve vergi konularında kolaylık sağlayacağını taahhüt eden Özcan, tam aksine bugün organize sanayi sitelerinin kalbine, Toroslar bölgesindeki vahşi çöp depolama alanını taşımakla, MTSO’ ya dört koldan savaş ilan etmekle meşgul..

2004 yılındaki seçim bildirgesinde Balık ikram etmek yerine balık tutmayı öğreteceğini vaat eden Başkan, güç koşullar altında bataklıkta yetiştirdikleri balıkları canlı tutmaya çalışan sanayicileri cezalandırmayı tercih ediyor.. 

İster istemez aklıma ünlü fıkra geliyor..

Adam ölmüş, Cennet ile Cehennem arasında tercih yapabileceğini söylemiş melekler..

İkisini de bir göreyim, ona göre seçimimi yaparım demiş garibim..

Cehenneme bir göz atmış ki, eğlencenin bini bir para.. Tamam demiş, Cenneti görmeme gerek yok, Cehennemi seçiyorum..

Kapıyı açıp içeri atmışlar onu..

Girmesiyle kafasına zebanilerin çullanması bir olmuş..

Kapıdan onu seyreden meleğe seslenmiş:

-Yahu burası bana gösterdiğiniz yer değil…

Melek yanıtlamış:

-O gördüğün filmin fragmanıydı.. Yaşadıkların ise Cehennemin kendisi…

Sanıyorum Özcan’ ın 2004-2009 kitapçığında anlattığı “UFKUNDAKİ MERSİN” seyirci toplaması gereken filmin fragmanıydı..

Şimdi tanık olduklarımızsa ACI GERÇEKLER… 

8.yılında Özcan’ ın ufkundaki Mersin..

8.yılında Özcan’ ın ufkundaki Mersin..

28 Mart 2004 te yapılan yerel seçimlerin üzerinden üç yıl geçmiş bulunuyor..

Üç yıl içinde yerel yönetimlerin nereden nereye geldiklerini, başarıları grafiklerini sorgulamamız gereken günlerdeyiz..

Özcan açısından önceki beş yılı da hesaba katarsak 8.yıl anlamına gelen 28 Martın bu üçüncü yıldönümü, Büyükşehir başta olmak üzere, alt birim belediyelerinin hizmetleri acısından değerlendirmenin daha da anlam kazandığı bir tarih..

İşbaşına geçenlerin son üç yılını değerlendirirken, sisler arasında kalmış bazı eski arşivlere göz atmanın dayanılmaz kışkırtıcılığına kapıldık..

Örneğin -kendisi ve çevresinde kaleme alanlar ne kadarını anımsıyor bilmesek te- Macit Özcan’ ın 2004 secim kampanyası döneminde dağıttığı "2004-2009 projelerim.. Ufkumdaki Mersin" sloganı yanında fotoğrafının da yer aldığı, ikinci donem seçildiği takdirde yapacaklarını anlattığı ünlü kitap..

Hatta kitaptan da öte halka verdiği sözleri içeren manifesto..

Bakın o kitabın kentsel dönüşümü içeren "TOPLU KONUT PROJESI" başlıklı bölümde neler vardı?:

 

‘Şehre göç’ Türkiye’de her türlü tahminin üzerinde gerçekleşmiştir..

Hükümetler Türkiye çapında doğru ve gerçekçi yerleşme kararları almamış ve uygulamamıştır..

Göçe karşı önlem alma yerine yanlış politikalarla kentimize yönelik göç özendirilmiştir..

Dönemsel imar planları yapılmış olmasına rağmen bu planlar anormal büyüyen nüfusun ve ihtiyaçların gerisinde kalmış’ kentleşme planlamayı izleyeceğine’ planlama kentleşmeyi izlemiştir.

Çoğu kez de planlama kaçak yapılaşmayı yasallaştırmak için kullanılmıştır..

Kentlerin büyümesi artık sadece o kentte yaşayanların sorunu olmaktan çıkmıştır.

Çarpık kentleşmenin neden olduğu sorunlar tüm ülke ekonomisini ve toplumsal barışı olumsuz etkilemektedir.

Çarpık kentleşme sonuçta toplumsal mutsuzluğa, çevre kirlenmesine, tarihi,kültürel ve doğal değerlerin yok olmasına, verim kaybına, kaynak israfına, hizmetlerin aksamasına, asayişsizliğe, güvensizliğe, devlet düzeninin kurulmamasına, büyümeyle doğan kent rantlarının yağmalanmasına neden olmaktadır..

Biliyoruz ki, nüfus artışı çeşitli nedenlerle hızlı olan Mersin ilimizin en büyük sıkıntılarından birisi, düşük maliyetli konut ihtiyacıdır..

Mersin nüfusunun büyük kısmı ekonomik yönden çok kısıtlı imkanlara sahiptir.

Bu nedenle konut ihtiyacı ucuz maliyetle, uzun vadeli ve çok düşük faizli kredilerle karşılanmak zorundadır..

Kentimizde ucuz konut ihtiyacı uzun yıllar örgütlenememiş ve üyelerinin haklarını koruyamamış, gerek devlet gerekse yerel yönetimlerden yeterince destek veya teşvik alamamış ilkel ve ticari menfaatlere dayalı kooperatif faaliyetleriyle karşılanmaya çalışılmıştır..

Bu düzende faaliyet gösteren kooperatiflerin bir kısmı amacına ulaşmakla birlikte büyük çoğunluğunun inşaatları amaçlandığından çok uzun surede tamamlamak veya yarım bırakmak suretiyle bir mesken sahibi olma umudunu taşıyan bu dar gelirli insanların mağduriyetine neden olmuştur..

Bu koşullarda kooperatif faaliyetlerine olan güven sarsılmış; emekli, asgari ücretli ve dar gelirli halkımızın ev sahibi olma umutları azalmıştır.

Yapmamız gereken görev bu dar gelirli, ve ev sahibi olma imkanı kısıtlı olan halkımızın bu ihtiyacına sağlıklı çözümler getirmektir.

Bu amaç için hedeflenen örgütlenme modeli ise İmar Limitet Şirketleri olmuştur. Bir diğer deyişle yapısal olarak işlevini kooperatifler birliği seklinde yürütecek bu yapılanma kapsamında denetim ve kontrol, ucuz konut sahibi olmayı düşünen dar gelirli üyelerine güvence olmaktadır..

Ana kuruluş amacı ekonomik imkanları kısıtlı olan insanların ucuz konut ihtiyacına kısa surede ve sağlıklı çözüm üretmek olan imar limited şirketleri faaliyetlerini başbakanlık toplu konut idaresinin 14 Kasım 2002 tarih ve 21405 sayılı resmi gazetede yayınlanan "Belediye arsaları üzerinde toplu konut ve kentsel çevre üretimi ve kredilendirilmesine dair yönetmelik" hükümleri çerçevesinde yürütmektedir.

Bu kapsamda kentimizin Toroslar ve Yenişehir sınırları dahilindeki bir kısım alanlar ilgili belediyeler arasında varılan mutabakatlar ve yapılan imar uygulamaları neticesinde imar limited şirketlerinin ucuz toplu konut ihtiyacını karşılamaya yönelik arsalar haline getirilmiştir..

Bu şekilde kazanılan arsalar üzerinde ucuz konut imaline yönelik olarak konut ihtiyacı olan insanların başvurmaları halinde bu arsalar üzerine projeler hazırlamakta, ilgili belediyelerle dayanışma ve mevzuatın öngördüğü anlaşmaları yapmak suretiyle, imar limited şirketleri üretilen projeler doğrultusunda ucuz ve sağlam konutlar imal etmektedir..

..

 Mersin Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren İmar Limited Şirketi, Mersin Güneykent toplu konut projesi kapsamında 840 dar gelirli vatandaşı ucuz ve kaliteli konut sahibi yapmayı amaçlayan Cumhuriyet evleri projesini yürütmektedir. Bu proje hızla devam ettirilmekte olup kısa sure sonra tamamlanacak olan konutlar hak sahiplerine teslim edilmeye başlanacaktır..

 ..

Yeni imar düzenlemeleri ile elde edilen alanlarda 10.000 toplu konut içerecek şekilde modern, çağdaş, tüm sosyal ve kültürel olanaklara sahip olan bir uydu "Kent Koy" projesi yaratılacaktır..

Bu proje kapsamında ev sahibi olma imkanları kısıtlı, dar gelirli halkımızın düşük ödeme planları ile birlikte düşük faizli kredilerin de kullandırılacağı imkanlarla buluşması sağlanacaktır.  
 

Üçüncü hizmet yılını doldurduğu bugün, Macit Özcan’ ın 2004-2009 yıllarında yapacaklarını vaat ettiği "Ufkundaki Mersin’den" günümüzün gerçek Mersin’ine donelim isterseniz..

Hükümet Türkiye genelinde başlattığı kentsel dönüşüm projelerinin başarıya ulaşması için Toplu Konut İdaresi öncülüğünde -ve Mersin hariç- tüm illerde kurulan dev şantiyelerle yüz binlerce konut üretilmesi için tam gaz çalışıyor..

2004 teki seçim döneminde kentsel dönüşümün en heyecanlı savunucusu olan Özcan yönetiminde, Kentsel dönüşümün dışında kalmaya özel bir çaba gösteren tek kent var o da, Mersin..

Başkanın hayallerine bakılırsa, konut üretsin diye kurulan ve hükümetten önce kentsel dönüşümün önemini kavramış Özcan’ in hayallerini süsleyen İmar Limited ise, bu önemli hedef yerine sahilde ayni Özcan’ ın talimatıyla konumlanan kafe ve restoranların isletmeciliğine soyunmuş durumda…

TOKİ Erdemli’ de bin konutun anahtarlarını vermeye hazırlanırken, Taşucu’ nda 500 konutun temelini atıyor.. Ya Mersin?

Mersin Büyükşehir kentin talihini tersine çevirecek dönüşümün hiç birinde yer almadığı gibi, alt birimler dahil hiçbir belediyenin de bu konuda geleceğe dönük projelerine öncülükten uzak bir tavır sergiliyor..

Üç yılın sonunda bir başkanın karnesine bakar mısınız?

Fikri ve zikri ile çelişkilerin zirvesinde dolaşan bir Özcan panoraması bu…

10 bin konutluk “Kent Köy” projesinin hayata geçeceği umuduyla oy verenlerin, üç yılın sonunda sahildeki 10 kafeye talim etmek zorunda kaldıkları bir kentin fotoğrafına bakıp “gülmekle, ağlamak” arasındaki acımasız çelişki ortada..

Dönüp geçmişe bakalım ve sizlere de anımsatalım istedik..

Kişilere inat, kitlelerin hafızası olmadığına inananları, hiç olmazsa bu kez mahcup etmek zorundayız.. 

‘Gaziantep’e özgü’ teşvik, Mersin’e ilham verir mi?

‘Gaziantep’e özgü’ teşvik, Mersin’e ilham verir mi?

Bir zamanlar doldurduğu beş Organize Sanayi Bölgesini yetersiz bulup yenilerine yatırım yapmaya can atan Gaziantep’in son iki yıldır ağzını bıçak açmıyor…

Özellikle 49 İle verilen teşvikler nedeniyle Gaziantep mağduriyetten de öte cezalandırıldığını düşünüyor..

Gerçekten de 1 Mart 2005 tarihinde yürürlüğe giren yasa Türkiye’nin 49 ilini sosyal güvenlik primlerinden elektrik harcamalarına, ucuz hazine arazisine kadar pek çok enstrümanla yatırımcı açısından cazip hale getirirken, kendi dinamikleriyle başarıyı yakalamış, yoktan sanayi kenti var etmiş Gaziantep gibi illeri cezalandırdı..

Kenti çevreleyen Maraş, Urfa, Osmaniye, Adıyaman, Kilis gibi iller teşvik kapsamına alındı..

Bir kısmı Antep’ e semt uzaklığında olan iller dururken, hangi akılla buraya yeni yatırım yapılır sorusunun yanıtı yoktu…

Özellikle tekstilciler, içleri kan ağlayarak, birkaç kilometre ötedeki Maraş il sınırları içine yöneldiler..

Başlangıçta Güneydoğu ve doğu Anadolu’yu kurtaracağı sanılan ve birkaç ille sınırlı kalması beklenen teşvik yasası, siyasi bir takım hesapların da etkisiyle öyle sulandırıldı ki, amacını yitirdi ve hedeflenenlerin yerine bambaşka yörelerin ekmeğine yağ sürdü..

Teşvik kapsamına alınan Uşak, Afyon, Düzce, Osmaniye, Maraş dururken, hangi yatırımcı Ağrı veya Bitlis’ i neden tercih etsindi ki?

Ölü doğan yasa sayesinde bir kaç il yatırımcı hücumuna uğrarken, teşvikten asıl yararlanması gerekenler yine havalarını aldılar..

Gaziantep iki yıldır her platformda derdini anlatmaya çalışıyor..

Tüm kurum ve kuruluşlarıyla her fırsatı değerlendirmeye, yapılan yanlışları örneklerle gösterip, çözümler önermeye çabalıyor..

Son olarak Maraş’a gelen Başbakanı kuşatıyor Gaziantep’ liler..

Ellerinden kurtulmayacağını anlayan Erdoğan, sorunları dinlemek ve ortak çözüm geliştirmek üzere Ankara’ya davet ediyor onları..

20 Mart 2007 günü kent adına tarihi önemde buluşma gerçekleşiyor Başkentte..

Erdoğan TBMM’ de randevu verdiği Antep heyeti ile iki saate yaklaşan bir toplantıya başkanlık ediyor…

Toplantıya Hükümet cephesinden Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başeskioğlu, Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen ile tüm Ak Partili Milletvekilleri,

Gaziantep’i temsilen de; Vali Süleyman Kamçı, Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Sanayi Odası Başkanı Nejat Koçer, Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdulkadir Konukoğlu, Organize Sanayi Bölge Başkanı Cahit Nakıboğlu, Ticaret Odası Başkanı Mehmet Aslan, Ticaret Borsası Başkanı Ömer Çelik, Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can, Şehitkamil Belediye Başkanı Metin Özkarslı, AK Parti Gaziantep İl Başkanı Ökkeş Eruslu ve Yardımcıları Mehmet Tahmaçoğlu ile Nihat Durur katılıyorlar..

Toplantıda öncelikle Nejat Koçer’in sunumu eşliğinde, Gaziantep’in yarattığı sanayi mucizesini ve teşvik uygulamasının ardından yaşanan çöküşü gözler önüne seren Sinevizyon gösterisi izleniyor..

Erdoğan müthiş etkileniyor duyup gördüklerinden..

“Şikayetler geliyordu ama durumun bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum” diyor ve ekliyor:

“Biz çalışkan insanları cezalandırmaya gelmedik. Teşvik konusunda gereken neyse yapılacaktır. Bakanlarım en kısa zamanda Güneydoğunun lokomotifi Gaziantep’in sorununu çözecektir”

Erdoğan sözlerle yetinmiyor..

Kürşat Tüzmen’ in koordinatörlüğünde, icracı bakanların yer alacağı komitenin en kısa zamanda Gaziantepli inisiyatiflerin görüş ve önerilerini de içeren rapor hazırlamasını ve kendisine iletilmesini istiyor..

Nelerin yapılabileceği konusu tartışılırken Erdoğan, Gazianteplileri heyecanlandıran açılımlarda bulunuyor…

“Göç alan Gaziantep’i teşvik konusunda haklı görüyorum. GAP bölgesindeki tüm illerde teşvik varken, Gaziantep’te teşvik olmaması çok yanlıştır. GAP’la ilgili yeni bir yasa düzenlemesi yapıyoruz. Gaziantep’ te de ucuz enerji ve SSK’da da belirli oranda indirimler yapabiliriz. Makul öneriler geldiği takdirde Gaziantep’i endüstri bölgesi ilan ederek, gerekli desteği farklı biçimde gerçekleştirebiliriz. Gaziantep’e gerekli desteği mutlaka vereceğiz”

Ucuz enerji, SSK primlerinde indirim…

Toplantının üzerinden bir hafta geçmeden Sanayi Bakanı Coşkun, Gaziantep’i kapsayacak yeni bir teşvik paketinin ipuçlarını veriyor..

"10 işçi çalıştıran işletmelerin işe aldıkları her yeni çalışanın vergi ve primlerini yüzde 40 indirimli ödeyeceği” ve eski yasanın yanlışlarını düzeltecek alternatif bir çözüm projesi..

Gaziantep iki yıllık sıkıntının ardından kısa zamanda muradına erecek gibi görünüyor…

Gökten düşen üç elmalı masal anlatmak değil derdimiz..

Haksızlığa uğradığının bilinciyle, soluksuz mücadele eden bir kentin nefes kesen öyküsü bu…

Türkiye’de işsizlikten en fazla etkilenen Mersin ne yapıyor dersiniz?

Lokomotif olması gereken, tartışmasız önemli kurumumuz “Edebiyat yarışması” düzenlemekle meşgul..

Gerisini söylemeye gerek var mı?

Üstün hizmet ödülleri, uyuyan Mersin…

Üstün hizmet ödülleri, uyuyan Mersin…

TBMM başkanlığı geçtiğimiz günlerde yaptığı değerlendirme sonucunda Türkiye genelinde eğitim, sağlık ve sosyal dayanışmaya destek veren sanayici ve işadamları arasından Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirilmeye layık bulduğu kurum ve kişileri açıkladı..

Ülke genelinde 47 Kuruluş ve kişi 2006’ da ülke ya da kentine yaptığı katkılar nedeniyle oldukça anlamlı ödüle layık görüldüler..

Kars’tan Kayseri’ ye, Iğdır’dan İstanbul’a, Ardahan’ dan Ankara’ya, Erzincan’dan Edirne’ye tam 27 İl’den iş adamı veya kuruluş…

Örneğin Gaziantep..

Lobisiyle ünlü marka şehir, dünya çapında yarışma ciddiyetiyle, bir yıl öncesinden TBMM Başkanlığına önerilecek isimleri belirlemek üzere ağırlığı hissedilen tüm inisiyatiflerin katılımıyla bir platform oluşturuyor..

Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey, Şahinbey Belediye Başkanı Ömer Can, Şehitkamil Belediye Başkanı Metin Özkarslı, AK Parti Gaziantep Milletvekilleri Ahmet Uzer, Fatma Şahin, Nurettin Aktaş ve Mehmet Sarı Antep savunmasını andıran bir mücadele örneği vererek, Adnan İnanıcı’ nın aday olması için çalışıyorlar..

Yetmiyor, Vali Süleyman Kamçı il genel meclisine bizzat isim önererek ağırlığını koyuyor..

İl Genel Meclisi, gösterilen çabaları boşa çıkarmıyor,  bir yerine üç ismin önerilmesini kararlaştırıyor Türkiye Büyük Millet Meclisine…

Çalışmalar kağıt üstünde, isim önermeyle sınırlanan düzeyde kalmıyor…

Heyetler oluşturularak Ankara’da bir takım ziyaretler gerçekleştiriliyor..

AK Parti Gaziantep Milletvekili ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, özel olarak ve salt bu konuda TBMM Başkanı Bülent Arınç’ tan randevu talebinde bulunuyor..

Adnan A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Adnan İnanıcı’ ya, neden madalya verilmesi gerektiğini Arınç’a anlatıyor..

Sonuçta Arınç Tüzmen’ e, “Ben de araştırdım, Adnan Beyin başarılı bir işadamı olduğunu biliyorum. Hepimizin böyle insanlara sahip çıkmamız gerekiyor” sözleriyle, seçime verdiği önemi anlatıyor..

Gaziantep İl Genel Meclisi yalnızca Adnan İnanıcı’ yı da önermekle yetinmiyor..

Devlet Üstün Hizmet Madalyası yarışına, Özcan Alevli, Maruf Marufoğlu ile Adnan İnanıcı’ dan oluşan üç isimle katılıyor..

İşte bir kent ve yürüttüğü lobi çalışması…

Peki Mersin bu yarışın neresinde?..

Kentte istihdam yaratma, iş ve aş sağlama konusunda, eğitime, sosyal yardımlaşmaya katkı sunan, bu yarışa dahil edilecek tek bir insan yok mu?

Valilikten başlayarak, yerel yönetimlerin, Odaların veya bir araya gelecek sivil toplum örgütlerinin, İl Genel Meclisinin önereceği, Milletvekillerinin Ankara’da lobi çalışmalarıyla ön plana çıkaracağı bir kişi bulanamaz mı?

Mersin’e gönülden bağlı yatırımcı, hayırsever niyetine bir insan bulunup önerilemez mi?

Her nedense bulunmuyor, bulunamıyor?

Bazı kurumların çıtayı aşağılarda tutma kıskançlığı, diğer kurumlara atalet olarak yansıyınca tüm cephelerde yenik düşmüş Mersin bu alanda da havasını alıyor..

(Vali Aksoy’un talimatıyla isim belirleme arayışına giren bazı yetkililerin kendi aralarında Nüvit Kodallı ismini telaffuz ettikleri, ancak nedense somut adım atmadıkları duyumlarını teyit ettirme şansım olmadı..Kaldı ki, sonuca ulaşmayan arayışlar çok ta önemli değil..)

Büyükşehir Belediyesi derseniz, Özcan ve arkadaşlarının bu türden girişimlerle hiçbir zaman ilgisi olmadı ki bugün olsun..

MTSO’ ya gelince..

Onlar, son akıl hocalarının ‘Mersin Nobel’ i!’ olarak nitelendirdiği 10 milyar ödüllü edebiyat yarışmasıyla meşgul oldukları için, böylesi işlerle uğraşacak zamanları yok..

Sonuç…

Sonuçta Gaziantep ciddiye aldığı çalışma sonunda bir iş adamının TBMM’ den üstün hizmet madalyası almasını sağlıyor..

Bu tür ödüller maddi değil manevi değere sahip…

TBMM tarafından verilen ödül, gelecekte eğitim, sağlık veya yoksullara yönelik her türlü faaliyette bazı insanlara örnek teşkil edecek…

Dün Abdulkadir Konukoğlu, bugün Adnan İnanıcı’ ya yaptıklarından dolayı sahip çıkan kentin davranışı gelecekte benzer hizmetlerde bulunacak insanları kamçılayacak..

Mersin’ e gelince…

Türkiye’ nin pek çok açıdan altıncı, bilemediniz yedinci İli, ilk öğretimdeki 26. (Karabük, Burdur, Tunceli’ nin gerisinde) ve sağlıktaki 51. sırada (Burdur, Tunceli, Nevşehir, Kırşehir, Rize, Artvin’in ardında) yer alma ayıbını bitirme kavgasına katkı sunacak hayırseverlere en azından moral olacak bu tür girişimlerden habersiz, havanda su dövüyor… 

‘Üstün Hizmet Ödülüne’ layık görülen kurumlar:

Aydın Doğan Vakfı,

Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği,

Elginkan Vakfı,

Hüsnü Özyeğin Vakfı,

İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH),

Köy Çocukları Eğitim Derneği,

Malatya Eğitim Vakfı,

Mehmet Muzaffer Akpınar Vakfı,

Tüm İş Kadınları Derneği (TİKAD),

Türkiye Kızılay Derneği,

Vehbi Koç Vakfı,

Yoksullara Yardım ve Eğitim Vakfı (YOYAV) 

Kişiler:

Adanalı işadamları Nuri Çomu ile Nazım Turgut,

Afyonkarahisarlı işadamı Yılmaz Oruç,

Ağrılı işadamı İbrahim Çeçen,

Aksaraylı işadamı Tuncer Güney,

Ankaralı işadamları Berat Cömertoğlu ve Özkent Akbilek,

Ardahanlı işadamı Nurettin Çarmıklı,

Bayburtlu İşadamı Mustafa Köseoğlu,

Burdurlu işadamı Adem Tolunay,

Çorumlu işadamı Haydar Ali Öztaş,

Denizlili işadamı Osman Nuri Yılmaz,

Edirneli işadamı Yusuf Çapraz,

Erzincanlı işadamı Mehmet Torun,

Gaziantepli işadamı Adnan İnanıcı,

Hataylı işadamı Fuat Tosyalı,

Iğdırlı işadamı Yusuf Aydeniz,

İstanbullu işadamları Sadık Eratik ile Oya Kayacık,

İzmirli işadamları Cihat Kora ile Reha-Necla Midilli,

Karabüklü işadamı Uğur Yücel,

Karslı işadamı İsmail Aytemiz,

Kayserili işadamı Kadir Has,

Kocaelili işadamı Gazanfer Bilge,

Konyalı işadamı Zeki Altındağ,

Manisalı işadamı Halil Yurtseven,

Nevşehirli işadamı Hacı Halil Türkkan,

Niğdeli işadamı Mazhar Gürgen Bayatlı,

Siirtli işadamı Ethem Sancak,

Sivaslı işadamı Mustafa Aydoğdu,

Uşaklı işadamı Halil Kaya Gedik,

Zonguldaklı işadamları Mehmet-Mithat Çanakçı ile Hüseyin İbrahim İzmirli  

Terör suçları.. Mersin’in konumu..

Terör suçları.. Mersin’in konumu..

Terörü, kavram olarak, Türkçe’deki karşılığıyla “korkutma, yıldırma ve tedhiş” olarak tanımlamak mümkün…

Eskiden bir olayın terör tanımına girmesi için kitlelerin etkilenmesi ön koşulken, günümüzde –özellikle de 11 Eylülden sonra- bireylerin ruhsal yapılarını birden bire kaplayan korku durumu veya şiddet hali de terör kapsamı içinde kabul ediliyor..

Günlük yaşamımızda sıkça karşılaşmamıza rağmen terörün ortak kabul görmüş bir tanımı yok..

Uluslararası arenadaki uzmanlar bile bugüne kadar hangi eylemlerin terör kategorisine girip girmeyeceği konusunda anlaşamadı..

Bunun da en önemli nedeni, bir tarafa göre terörist sayılanın, bir başka taraf için özgürlük savaşçısı olarak saygı görmesi..

Örneğin bugün Irak’ta ABD’ ye karşı eylem yapanları, ABD ve müttefikleri terörist olarak tanımlasalar da, dünyada pek çok insan açısından namuslarını, topraklarını savunan bu insanlar terörist değil, vatansever kahramanlardır..

Örnekleri çoğaltmak mümkün..

Dünyada bugün eylem yapanlara göre algılama farklılıkları taşısa da;

Terörü; insanları yıldırmak, sindirmek amacıyla onlara belli düşünce ve davranışları benimsetmek için zor kullanma ya da tehdit etme eylemi olarak tanımlamak mümkün…

Türkiye’de 1970’ li yıllarda terör sağ ve solun birbirine karşı sürdürdüğü çatışmanın bir yansıması olarak ortaya çıkarken, 12 Eylül darbesinin ardından, etnik ayrımcılığa dayalı PKK ile özdeşleşti..

Mersin’ de pek çok kurum ve kuruluş, kentin son yıllarda ekonomik açıdan uğradığı kan kaybını iç göç olgusuna yükleyerek, en kolay yolu seçti..

O kurum ve kuruluşlara göre, Mersin’deki olumsuzlukların temelinde Köyünden, mezrasından kopup gelen yerli göçmenler yer alıyordu..

Yaygın medyada sıkça öyle Mersin görüntüleri yer aldı ki, uzaktan kenti izleyenler, sürekli çatışmanın yaşandığı olgusuna inanmaya başladılar..

Sanki Mersin elden gidiyormuş balon yalanları öylesine yaygınlaştı ki, bazı oluşumların çatısı altında yer alan birileri durumdan kendilerine vazife çıkarma arayışına giriştiler..

Peki Mersin gerçekten birilerinin iddia ettiği gibi, istikrarsız, bazı mahallelerine girilmeyen, terörle iç içe yaşayan bir kent mi?

Soruyu kişilerin duygularına, o günkü ruh hallerine göre subjektif olarak ta yanıtlamak yerine, sayısal verilere dayalı objektif kriterlere göre değerlendirmek gerekiyor..

Objektif değerlendirmelere ışık tutacak en gerçekçi veriler Emniyet Genel Müdürlüğünün bugünlerde açıkladığı terör suçlarını da kapsayan suç istatistikleri..

Siyasi içerikli toplumsal olayların da kapsamına dahil edildiği terör olaylarında Türkiye genelinde 2006 yılında 4725 göz altı vakası yaşanmış..

Olayların İllere göre dağılımına bakıldığında Diyarbakır 1020 terör vakasıyla açık ara önde…

Diyarbakır’ı 842 olayla İstanbul izliyor..

Bir başka deyimle ülkemizde terör kapsamında kabul edilen her iki olaydan biri bu iki ilden kaynaklanıyor..

Nüfus bakımından Türkiye’nin 7. büyük ili olan Mersin, terör gözaltı sıralamasında 2006 genelindeki 100 vaka ile;  Diyarbakır, İstanbul, Adana, Van, Ankara, Tunceli, Batman, İzmir, Urfa, Mardin hatta Konya ve Kocaeli’ nin gerisinde 13. sırada yer alıyor..

Hırsızlık, gasp, yaralama, kapkaç gibi suçların içinde yer aldığı asayiş sıralamasında ise durum biraz daha farklı..

Türkiye genelinde asayiş kapsamında 2006’ da 149.835 gözaltı vakası içinde İstanbul 52.213 ile tartışılmaz biçimde ve açık ara önde…

Ülkede asayiş bakımından yaşanan her üç gözaltının biri İstanbul’da..

Mersin asayiş suçlarıyla ilgili sıralamada İstanbul, Ankara, Bursa, Gaziantep, Antalya, İzmir, Adana’ nın ardından 8. sırada..

2006 istatistiklerine bakıldığında Mersin kadar dikkat çeken bir kent daha var İzmir..

Hüseyin Çapkın’ın atanmasıyla bir zamanların suç şehri olarak anılan Ege’nin incisi mucizevi bir değişim geçiriyor adeta…

Çapkın atandıktan sonra geçmişteki şikayetlere bağlı kentin suç haritasını çıkarıyor..

Sade vatandaşın mağduriyetine yol açan kapkaç ve hırsızlık olaylarının yoğunlaştığı bölgelere özgü “huzur timleri” oluşturuyor..

Böylece geçmişte günde 60/70 kapkaç ve yankesicilik vakasının meydana geldiği kentte son haftalarda sayı 2/3’ e kadar düşüyor..

Mucize olarak nitelendirilecek başarı nasıl sağlanıyor?

Çapkın, kenti masaya yatırdığında Kemeraltı çarşısı ve civarının suç odağı haline geldiğini görüyor ve buraya özgü özel ekipler oluşturuyor..

Bölgedeki esnafın tümüne orada görev yapan ekiplerin telefon numaraları dağıtılıyor.. Herhangi bir olay esnasında esnafın polise ulaşıp haber vermesi, yardım istemesi dakikalar bir yana saniyeler içinde gerçekleşiyor…

Görüldüğü gibi çok basit önlemlerle bile büyük başarılar elde edilmesi mümkün..

Yeter ki, Vatandaş ile polis birbirine güvensin, sağlıklı iletişim sağlansın…

Mersin Emniyet Müdürlüğüne atandığı günden beri terörle mücadelede büyük başarılar elde eden Ekizer ve arkadaşları, asayiş olaylarında başarılı İzmir modelinden esinlense..

Hiç hak etmediği özelliklerle anılan bu kent, huzur olgusuyla anlatılsa…

En önemli derdimiz, aynı zamanda da her türlü suçu besleyip büyüten işsizlik..

Yabancı yatırımcıya kucak açmaktan başka çıkışı olmayan Mersin’deki tüm dinamikler şikayetten vazgeçip,  terör suçlarında çok gerilerde yer alındığı gerçeğini dost düşman herkese anlatma sorumluluğunu üstlenmeli..

Vakit geçirmeden, olmayanı var gibi gösterme hesaplarına girmeden..

 

İllerin 2006 yılı terör ve asayiş sıralaması:

 

İlin adı              terör     asayiş

Diyarbakır        1020      4279

İstanbul              842    52213

Adana                283      4845

Van                   246       540

Ankara              236      8710

Tunceli   215        162

Batman             200         411

İzmir                193       5631

Urfa                 167       1396

Mardin             157         561

Konya             114       3695

Kocaeli            101       3044

Mersin             100       4641

Toplam          4725   149835

Turizm.. İzmir, Mersin farkı..

Turizm.. İzmir,  Mersin farkı..

Henüz bahar güneşi doğru dürüst gülümsemese de, Mart ayının ilk haftasında Amerikan kruvaziyer gemisi, 3 bin Amerikalı turisti İzmir’e indirmek üzere limana yanaşıyor…

Böylece İzmir uzun yıllar sonra ilke kez ve yeniden bir ABD kruvaziyer gemisine merhaba diyor..

3 yıl öncesine kadar sandalın bile yanaşmadığı denizinden umudunu kesmiş, unutulmuş kent kış uykusundan uyanıyor..

Son üç yılda sıfırdan başlanan atakla yılda 150 geminin taşıdığı 500 bin turisti kente indirmesi sağlandı..

Böylece hiç yoktan 70 milyon dolarlık bir turizm gelirine kavuştu İzmir…

Üç yıl önce Akdeniz çanağındaki kruvaziyer turizminden sıfır pay alan şehir bugün %15 lik oranlara erişiyor..

İzmir, kruvaziyerlerin yeniden keşfettiği limanıyla, cazibe merkezine dönüşüyor bir anda..

Belirlenen stratejik eylem planında öncelikle İzmir’i kruvaziyer güzergahına dahil etmekti, bu gerçekleştirildi..

Şimdi eylem planının ikinci aşamasına geçiliyor..

Amaç; turistleri daha uzun süre tutarak, alışveriş yapmalarını, kentte konaklamalarını, yiyip içmelerini sağlamak..

Peki bu mucize olarak tanımlanacak başarı nasıl elde ediliyor?

Eylem planını hazırlayan, hayata geçiren İzmir Ticaret Odası ve başındaki Ekrem Demirtaş..

Kenti bir zamanlar rakip yunan limanlarına karşı zayıf düşüren en önemli faktör, Yunanistan’ da olmayan ancak Türkiye’de uygulanan ve her gelen turistten deli dumrul misali alınan 2 dolar ayakbastı parası idi..

Demirtaş yönetimindeki İzmir Ticaret Odası yönetimi, ağlayıp sızlanacağına radikal bir kararla gelecek her turistin ayakbastı parasını Oda olarak karşılamayı kararlaştırdı..

Böylece Odanın kasasından yaklaşık 1,2 milyon dolar ödendi..

Karşılığında da 500/600 bin turistin gelmesini sağlayan mucize gerçekleşti…

Oda 1,1 milyon dolar kaybetti ama İzmir yıllık 70 milyon dolarlık fazladan turizm gelirine kavuştu…

Yeterli mi?

Elbette değil…

Daha aşılacak o kadar çok bürokratik engel, yapılacak o kadar iş var ki…

İzmir’ li devletten fazla şey istemiyor aslında..

“Fransa, İtalya, özellikle de Yunanistan limanlarında kruvaziyer gemilerine sağlanan avantajların aynısı bizim limanlarımızda da uygulansın” diyor..

Örneğin İzmir’e her hafta uğrayan Costa Fortuna gemisi toplam 35 bin dolarlık liman ücreti  ödemek zorunda kalırken, aynı gemiden Pire limanında alınan ücret yalnızca 5 bin 500 dolar..

İZTO Başkanı ömür boyu ayakbastı parasını karşılayacak bütçelerden yoksun olduklarını, gemi başına İzmir’de istenen 35 bin doların, 11 bin dolarlık Marsilya seviyesine indirilmesi halinde İzmir’e her yıl kruvaziyer gemilerle 500 bin turistin geleceğini söylüyor..

Her şeye rağmen umudunu yitirmiyor, çabalarını sürdürüyor İzmir Ticaret Odası yönetimi..

İzmir kruvaziyer turizminden gelecek on yılda 2 milyar dolarlık gelir hedeflerken, Mersin ne yapıyor?, derseniz..

Bizim Ticaret ve Sanayi Odamız bu türden işler yerine çok daha önemli projelerle uğraşıyor..  Örneğin ardına düştüğü akıl hocasının deyimiyle Mersin Nobel’i olarak adlandırılacak, edebiyat yarışması düzenliyor..

Tam da, Kültür ve Turizm Bakanlığının hazırladığı 2007/2013 Turizm eylem planının Bakanlar Kurulunca onaylanıp Resmi Gazetede yayınlandığı günlerde..

Hem de, Samandağı’ ndan başlayıp Mersin’i yok sayarak, Antalya üzerinden Kuşadası’na, Çanakkale, İstanbul, Samsun ve Trabzon’ u kapsayan ve11 kruvaziyer limanını hedefleyen stratejik plan yangınının  dumanı tüterken…

1890’larda küçücük köyken bile, Marsilya’dan gelip, İskenderiye, Beyrut, Lazkiye’ ye giden pek çok yolcu gemisinin önemli durağı olan bir kent, bugün devletin gelecekle ilgili turizm haritasında yer almazken..

Her alandaki unutulmuşluğu yetmezmiş gibi, turizm potansiyeli, yok sayılırken…

Çıkıp adaletsizliğe isyan edileceğine, görmezden gelenlere tepki gösterileceğine, kimseden ses çıkmıyor..

Kent adına haykırması gereken MTSO, Mersin’in sıfırlandığı eylem planına karşı, kenti ayağa kaldıracağına durumu kurban tepkisizliğiyle, sessiz sedasız karşılıyor..

Çünkü mevcut Oda yönetiminin derdi işsizliğe çare olacak turizm potansiyelini harekete geçirmekten çok, kimin kafasından çıktığı belirsiz –aslında çok ta belli- edebiyat aşkı..

Unutulmuşluğun tepkisi destanlarla dillendirileceğine, Nobel’e düşman birilerini tatmin edecek, aşk ateşini söndürecek yarışma koşullarını açıklıyor Oda yönetimi…

En büyüğünden en küçüğüne hiçbir Ticaret Odasının aklına gelmeyen, üstelik bu tür kurumların pek te üzerine farz olmayan bir işe soyunuluyor..

Üstelik, son istatistiklerde Türkiye işsizlik rekortmeni olduğu tescillenen bir kentin en önemli dinamiği olan Ticaret Sanayi Odası yapıyor bunu..

Herhangi bir sanat sevenler derneği değil…

O nedenle yılların kış uykusundan uyanan İzmir silkinip,  küllerinden yeniden doğuyor..

Buna karşın 1890 yılında 1268 gemiyi misafir eden Mersin, sırtını döndüğü denizden habersiz, ölümü bekliyor adeta..

Baykal’ın İstanbul eleştirileri.. Halil Paşa köprüsü..

Baykal’ın İstanbul eleştirileri.. Halil Paşa köprüsü..

Baykal son günlerde Ankara’daki gelişmelerden umudunu kesmiş olmalı ki, eleştirilerini İstanbul Büyükşehir Belediyesine yöneltti..

Ancak dile getirdiği konular da bugünden çok geçmişe dönük…

Baykal yıllar önce yazılıp çizilen, ancak somut hiçbir belgeye dayanmayan iddiaları yeniymiş gibi ısıtıp gündeme taşıyor…

Çölaşan’ın 2003 yılında Hürriyet’teki köşesine taşıdığı, 2002 seçimlerinden önce İstanbul Valisi Erol Çakır’ın duyumlar üzerine kurgulanmış bilgi notu olarak Ankara’ya ilettiği, gerçeklerden çok dedikodulara dayalı söylentiler…

Durum bu olunca, Baykal’ dan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik ciddi girişimler bekleyen CHP’ liler bile hayal kırıklığı yaşıyorlar..

Baykal hükümeti ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde Erdoğan’ı zorlayacağına İstanbul Büyükşehir Belediyesini ve Başkan Topbaş’ ı dozu yükselen biçimde eleştirerek ana muhalefet partisi başkanı olduğunu bile unutmuş görünüyor..

Topbaş’ ta fırsatı kaçırmıyor…

Hodri meydan diyerek, yanlış minderde güreşmeye kalkışan Baykal’ ı gözüne kestirdiğini ortaya koyuyor…

Geçmişte Erdoğan’a kadar uzandığını iddia ettiği İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili iddialar dışında Baykal’ın yeni ve somut tek iddiası Hürriyet köşe yazarı Yalçın Bayer kaynaklı..

Bayer’e dayanan Baykal’ın iddiası şöyle:

“İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 12 trilyonluk ihalesini kazanan firma aynı işi 6 trilyona taşerona yaptırarak, 6 trilyonu cebine atıyor..”

Baykal durumu saptamakla kalmıyor, soruyor da:

“Birisi işi yapıyor, öbürü payını alıyor.. O kimdir, kendisi için mi almaktadır, arkasında ne vardır?”

CHP Genel Başkanını yeni keşifmiş gibi heyecanlandıran ihale teorisi, ister istemez eski bazı öyküleri anımsattı bana…

Örneğin Mersin’de yapıldığı günden beri yıkılması gerektiği ifade edilen Gazi Mustafa Kemal Bulvarı üzerindeki köprülü kavşak..

Mahkemenin yıkım kararına rağmen sürekli ölüm kusan çirkinlik anıtı..

Şu Macit Özcan’ ın haklı olarak “Halil Paşa Köprüsü” diye dalga geçtiği ucube..

Yıl 1998…

Belediye Başkanlığını sürdüren Okan Merzeci’ nin ani ölümü üzerine toplanan Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi Halil Kuriş’ i başkan seçti..

Halil Kuriş aylarla ölçülen kısacık Başkanlık süresine iki önemli hizmeti sığdırdı..

O günlerde dolduğu için ihtiyaca cevap vermeyen şehir mezarlığına yaptığı istimlakle ek alan yaratılmasını sağlaması oldukça olumlu gelişmeydi..

Kuriş ne yazık ki bugün o yararlı hizmetten çok şehrin en önemli bulvarının kalbine hançer gibi saplanan ve trafik açısından çözüm değil kaosa yol açan köprülü kavşakla anılıyor…

Yıllar geçse de, Kuriş’ in o günlerde TV’ deki canlı yayında anlattıkları bugün bile canlılığını koruyor hafızamda…

Başkan olduktan sonra bir gece koltukta uyuklarken rahmetli dedesinin kendisinin sesini duyar Kuriş..

Dede, kendisinden Mersin’e unutulmayacak bir eser bırakmasını istemektedir…

Halil Başkan da gördüğü rüyayı derhal hayata geçirme kararını alır…

Hemen bir ihale yapılır..

6,2 milyon dolarlık köprülü kavşak yapım işi Okan Merzeci ile geçmişte ortak pek işe imza atan Günsayıl adlı şirkete verilir…

Şirket aynen şimdi Baykal’ın dile getirdiği gibi trilyonlara aldığı işi, elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan Ceyhan’ lı bir taşeron firmaya devreder..

Kuriş’ in Başkanlık ömrü yetse, ya da 1999 seçimlerini kazanacak olsa, aynı bulvar üzerinde Devlet Hastanesi kavşağına da ikincisini konduracağı ucube köprü kısa zamanda bitirildi..

Derken yerel seçimleri Macit Özcan kazandı..

Özcan’ ın ilk işi mahkemelerce yıkım kararı verilen köprülü kavşakla ilgili Müteahhit Günsayıl’ ın kalan alacaklarını dondurmak oldu..

Firmanın sahibi o günlerde kalan alacağının ödenmesi için DSP’ den seçilen Macit Özcan’ ı uzun süre kovaladı..

İyi de Günsayıl firması kimindi ve Özcan ödemeler konusunda neden frene basmıştı?..

Lafı dolandırmadan, yanıtlayalım…

Günsayıl, CHP’ nin Genel Saymanı ve Urfa Milletvekili Mahmut Yıldız’ ın şirketiydi..

Uzun süre ödememekte direndiği parayı bir süre sonra ödemekle de kalmadı Özcan, bir süre sonra CHP’ ye katılarak ikinci dönem bu partiden Belediye Başkanı seçildi..

Bu öyküyü neden mi anlattım?

6,2 milyon dolara mal olan Halil Paşa köprüsü için Ceyhan’ lı taşeron firmaya kaç para ödenmişti?

Yargı kararına rağmen yıkımı bir türlü gerçekleşmeyen köprülü kavşağın gerçek maliyeti neydi?..

Baykal’ın deyimiyle “Birisi işi yapmış, öbürü payını almıştı” ama perde arkası neydi?

Yorucu sorular bunlar..

En iyisi Baykal’ ın daha fazla canını sıkmadan, AK Partili belediyelere yönelik geliştirdiği yeni strateji nedeniyle kutlamak..

Ankara’ yı silkeleyeceğine İstanbul Büyükşehir Belediyesini gözüne kestiren bir muhalefet anlayışı…

Baykal’ı karşılarına çıkardığı için AK Partililerin Tanrıya ödemeleri gereken minnet borcu sürekli artıyor..

14 verip 1 almak…

14 verip 1 almak…

Kocaeli Sanayi Odası Başkanı, Maliye Bakanlığının yayınladığı rakamlardan yola çıkarak isyan bayrağını çekmiş sonunda…

2006 yılında vergi olarak devlete  14 milyar dolar (20.618 katrilyon) aktaran, buna karşın merkezi idarenin harcamalar için bir milyar dolar (1.4 katrilyon) kaynak aktardığı kentin önemli kurumlarından birinin başkanı olarak yılmaz Kanbak rakamların şunları söylüyor:

“Kocaeli kendi kendine yetiyor sanılıyor. Oysa Kocaeli birçok sorunla boğuşuyor” dedi. Organize sanayi bölgelerine giden yolları sanayicinin kendisinin yaptığını kaydeden Kanbak, "Tüpraş’ın çevresinde, devletçe belirlenen 200 metrelik koruma bandı içindeki alanın kamulaştırmasını devlet yaptırmalı. Bunu sanayicinin yaptırması konusunda ısrar edilmemeli. Kentin su problemi de çözülmeli, yeni alternatifler üretilmeli. Belirlenen göletler var. Bunların arıtma tesisi devletçe yaptırılmalı. Çevre kirliliğinin önlenmesinde etkin rol oynayan İzaydaş, Kocaeli’ne bile yetmiyor. Yenileri yapılmalı"

10 bin dolarlık milli gelirle Türkiye’nin en zengini olan Kocaeli Sanayi Başkanının ardından Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı da benzer tepki gösteriyor “İki verip bir alan kent” adına…

ATSO Başkanı Kemal Özgen “Devletin gelir sağlama çabasına fazlasıyla katkı yapan Antalya’nın artık sessiz kalmayacağını, paydan yararlanma adına turizm yanında diğer sektörlerin de gelişmesi için bekleyen tüm projelerin  bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini” söylüyor…

Türkiye’deki gelir adaletsizliği yanında kentlerin gelir ve giderleri arasındaki dengesizlik te sıkça şikayetlere konu olmaya başladı…

Bunda rakamların şeffaf hale gelmesi ve herkesin erişimine açılmasının da tartışmasız rolü var..

Eskiden yalnızca üst düzey bürokrasinin yararlandığı pek çok veri, şimdi merak eden herkesin ulaşabileceği yakınlıkta..

Söz konusu rakamları incelediğimizde ilginç pek çok detay çıkıyor ortaya…

Örneğin gelirleri giderlerinden fazla olan yalnızca Kocaeli ve Antalya değil..

Gelir gider oranlarına göre açık ara ilk sırada yer alan Kocaeli’ yi İstanbul, İzmir, Tekirdağ, Zonguldak, Bursa, Mersin, Ankara, Kırıkkale, Yalova izliyor.

İki verip bir aldığı iddiasıyla hakkını isteyen şikayetçi Antalya 11. sırada..

Fazla veren illerin gelir detaylarına bakıldığında her birinin farklı özellikler taşıdığı görülüyor…

14 kat veren Kocaeli, başta Tüpraş olmak üzere akaryakıttan alınan ÖTV ve ödenen gümrük vergileri olmasa gelir ve kurumlar vergisinden sağlanan toplam bir milyar dolarlık vergiyle ancak harcamalarını karşılayabilirdi..

45 milyar dolar (63 katrilyon) gelir elde edip 4,9 milyar dolar (6.9 katrilyon) gideri olan İstanbul ülkede devletin kasasına giren her 100 liranın 42 lirasını tek başına sağlayan lokomotif..

Aldığının dokuz katını veren İli öne çeken en önemli faktör Türkiye’ nin dört bucağında faaliyet gösteren çoğu şirketin merkezinin burada olması ve ithalattan sağlanan vergiler…

İzmir ve Mersin’i de yukarılara tırmandıran temel özellik ÖTV ve ithalattan alınan vergiler..

Bu iki kalem dışında durumlarının pek te parlak olmadığı çıkıyor ortaya…

Verdiğinden çok alan İller sıralamasına gelince..

Bu alanda Hakkari açık ara önde…

33 trilyon (23 milyon dolar) gelire karşın ilin giderleri toplamı 430 trilyon (307 milyon dolar)

Bir başka ifadeyle Devlet Hakkari’den aldığı her 7 liraya karşın 100 lira harcıyor…

Hakkari’yi sırasıyla 100 liralık harcamaya karşın 12 liralık gelirin sağlandığı Tunceli, 13,5 TL ile Bingöl, 15,5 TL ile Bitlis izliyor…

2006 yılı rakamlarının ortaya çıkmasının ardından Kocaeli ve Antalya’nın gösterdiği tepkiden çok Mersin’in sessizliği ilginç ve anlamlı…

Son bir yılda gelirlerini ülke ortalamasının üzerinde arttıran ve 2000 yılında Türkiye vergilerinin %1,12 sini sağlarken 2006 da bunu %1,73’e çıkarmasına rağmen boynu bükük Mersin…

Bilmeyenlerin not etmesinde yarar var..

Mersin limanını devralmak için gün sayan AKFEN’ nin açtığı irtibat bürosuna son bir ay içinde iş başvurusu yapan Üniversite mezunu genç sayısı 22 bini aşmış durumda…

Ve genç işsizlerin kol gezdiği bu kentin en önemli dinamiği olarak nitelendirilecek MTSO başka işi kalmamış gibi edebiyat ödülü dağıtacağını açıklıyor…

Kocaeli, Antalya kadar kentin haklarını savunamayanlar, gerginlik özlemcisi aktörlerle kol kola 10 milyar ödüllü “Mersin Nobellerini” müjdeliyorlar..

Mersin’in amatörlük kokan yarışmalardan çok, iş ve aş sağlayacak girişim projelerine, gerginliklerden uzak yatırım iklimine ihtiyacı var…

Kavgacılardan bıktık, barış içinde yaşamak istiyoruz..

Güvercin kanadında, zeytin dalında, omuz omuza, kol kola…

 

2006 yılında illerin vergi gelirleri ile harcamalarını, gelir/gider oranları şöyle:

 

İlin adı          Gelir         Gider   gel/gid oranı%

1-Kocaeli       20.601     1.401    1472

2-İstanbul      63.650      6.911     921

3-İzmir          14.803      3.441     430

4-Tekirdağ      1.380         435     317

5-Zonguldak    1.113         464     240

6-Bursa           3.712      1.594     233

7-Mersin         2.617      1.188     220

8-Ankara       21.217    11.288    188

9-Kırıkkale        518         284     183

10-Yalova          228         128    178

11-Antalya      2.239      1.292    173     

 

Kazanlı-Seyhan turizm bölgesi başka bahara..

Kazanlı-Seyhan turizm bölgesi başka bahara..

Danıştay’ın ‘orman arazilerinin turizm amaçlı tahsislerinin yürütmesini durdurma kararı’ Turizm Bakanlığını harekete geçirdi..

Kararın ulaşmasının ardından yatırımcılara tahsis edilen 53 alanla ilgili, yapılmış tüm işlemlerin iptal edildiğini açıkladı..

Bakanlık bununla da kalmadı…

Danıştay kararından etkilenen tüm yatırımcılara birer mektup gönderilerek, sözleşmelerin hukuki geçerliliğini yitirdiğini, bu nedenle Bakanlığa verilmiş olan teminat mektuplarının iade edileceği bildirildi..

Karar en fazla Mersin ve Antalya’yı ilgilendiriyor…

Özellikle de Kazanlı-Tarsus sahil bandının turizm amaçlı bir yatırım vahasına dönmesi açısından yaşamsal öneme sahip projenin başlamadan bitmesi anlamına da geliyor..

Elbette Danıştay yetkili dairesinin vermiş olduğu karara karşın bakanlığın itiraz hakkı var..

Ancak Turizm Bakanlığı yetkililerinin sürecin gelişmesinden pek umutlu olmadıkları, tahsis aşamasında olan yeni alanlarla ilgili tüm işlemlerin rafa kaldırılmasından kolayca anlaşılıyor..

Kazanlı-Tarsus Turizm alanı ile ilgili Danıştay kararının açıklanmasının ardından iki ilginç tepki dikkatlerden kaçmadı…

Mersin Sanayici İş Adamları Derneği –MESİAD Başkanı Mustafa Güler’ in “Karar gerekçesinde söz konusu edilen “Kamu yararının” tartışılması gerektiği” biçiminde özetlenebilecek açıklaması ile AK Parti Mersin Milletvekili Ali Er’in “İptal davasının arkasında 6 Antalya’ lı Avukat var, Antalya lobisi Mersin turizminin gelişmesini istemiyor” sözleri..

Danıştay ilgili Dairesinin “kamu yararı” gerekçesi elbette tartışılabilir…

Nasıl ki savunanlar açısından “Ormanların orman olarak kalması” haklı bir gerekçeyse, bir başka kesim de buna karşın, “Ormanlık bir alanda da olsa, istihdam yaratacak, çevreyi ve ormanı tahrip etmeyecek, belli alanlarda turizm yatırımı yapılmasında ne gibi kamu zararı olabilir?” sorusunu yöneltebilir…

İki görüşün de temelde zayıf ve güçlü yanları, kamuoyunda da destekleyenleri ve karşı çıkanları olabilir…

Bu nedenle MESİAD Başkanı Güler’ in açıklamasını herkes kendine göre yorumlama hakkına sahiptir..

Ancak Ali Er’in gerçekleri de tam olarak yansıtmayan açıklamasının üzerinde durmak, olup bitenleri anlatmak gerekiyor..

Örneğin Orman alanlarının turizm amaçlı tahsisini Antalya’ lı bazı Avukatların iptal ettiği doğru da, bunun Mersin’in turizm gelişmesini engellemek isteyen “Antalya lobisince” yaptırıldığı iddiası pek doğru değil…

Çünkü dava açan Antalya’ lı Avukatların Kazanlı-Tarsus bölgesiyle alıp veremedikleri yok…

Onların derdi, Antalya Lara bölgesindeki çok değerli park alanı ile Golf turizmine açılmak istenen Antalya Sorgun Ormanlarını kurtarmak!…

Turizm yatırımlarına doymayan ve her türlü yeni tesise kucak açan Antalya’ nın tüm dinamikleri sıra Sorgun Ormanlarına gelince duraklıyor…

Çünkü Sorgun Ormanlarına yapılacak otel ve golf alanları için kimisi 600 yaşına varan tam 200 bin ağacın kesileceği, deyim yerindeyse bir doğa katliamı yaşanacağı kaygıları var.

Bu da yetmezmiş gibi Türkiye’nin en kıymetli yerlerinden biri sayılan Lara’ daki arazi üzerindeki siyaset eksenli tartışmalar da bir türlü bitmedi…

Yaz aylarında yapılan ve Limak’ ın kazandığı açıklanan ihale iptal edildi..

Bakanlık iptal tartışmaları daha yatışmadan alanı yeniden ihaleye çıkardı ve bu kez Rixos Otellerinin sahibi Fettah Tamince’ nin firması ile sözleşme imzalanması uygun bulundu..

Asıl kavga da bundan sonra alevlendi…

(7 yıl önce kuyumcu tezgahtarı olan Tamince’ nin Ukrayna ve Rus sermayesi ile ilişkileri, basamakları yükselmesindeki sırlar roman olacak cinsten.. Kuyumcu çırağıyken tanıştığı Ruslarla gecelik konaklama bedeli 400 dolar olan Rixos Otellerini kuran adamın 2 milyar dolarlık yatırımla Lara’ yı Disneyland’ a dönüştürme iddiasını ve şimdilik suya düşen hayallerini bir yana bırakıp güncel konuya dönelim)

Lara ile birlikte Kazanlı-Tarsus bölgesi için en iyi teklifi vermesine rağmen Lara’ yı kaybedip Mersin için sözleşmeye davet edilen Limak’ ın gelinen noktada pek mutlu olmadığı gözleniyordu..

Kromsan tarafından kuşatılmışlığı yetmezmiş gibi, son günlerde sıkça dile getirilen Tarsus Tehlikeli Atık tesislerinin riski olan bir alana yüz milyonlarca dolarlık yatırım yapma konusunda kafası karışık Limak’ ı, Danıştay iptal kararının üzmesi için fazla neden bulunmuyor..

Kısaca Sorgun’ daki 600 yıllık 200 bin ağacı ve bol dedikodulu Lara’ yı kurtarmayı amaçladıklarını söyleyen dava sahiplerinin Mersin ile alıp veremedikleri de yok.

İptal kararının arkasında öyle Ali Er’ in iddia ettiği gibi Mersin’in gelişmesini istemeyen Antalya lobisi falan da yer almıyor…

Tam aksine Antalya’ lı avukatların görünürdeki derdi Mersin değil kendi kentlerindeki bazı alanlarla ilgili…

Deyim yerindeyse “Komşuda pişti Mersin’e de  düştü” hikayesi birazcık..

Sorgun ormanlarının Golf Alanlarına tahsisine karşı başlatılan hukuk süreci bir anda Bodrum, Çeşme, Dalaman turizm kentleri yanında gelişmeye muhtaç Kazanlı-Tarsus projesinin de rafa kaldırılmasına, bir başka bahara ertelenmesine yol açıyor…

Gerçeklerin bilinmesi bundan sonra izlenecek yol bakımından da önemli diye düşünüyoruz…

Kafa karıştıranlara inat, yapmaya çalıştığımız budur…

Dolar milyarderleri, İstihdam rakamları…

Dolar milyarderleri, İstihdam rakamları…

AB’ ye uyum sürecinde TÜİK adını alan DİE 2006 yılı sonu itibariyle ortaya çıkan yıllık istihdam rakamlarını açıkladı…

Tam da FORBES’ in 2006 yılı dünya üzerindeki dolar milyarderi 946 kişilik listeyi yayınladığı gün..

Önce 946 dolar milyarderiyle ilgili birkaç küçük not:

-Listenin başında son 13 yıldır olduğu gibi yine W. Bill Gates yer alıyor.. Gates’ in serveti 56 milyar dolar…

-Bir önceki yıla göre dünya üzerindeki milyarder sayısında 146 kişilik artış var.. Bu da küreselleşmenin gücünü ve son yıllardaki gelişimini ortaya koyması bakımından önemli..

-1990 ları bunalım içinde geçiren Rusya listeye giren zenginleriyle 46 isimli Almanya’yı yakalarken, Hindistan 36 milyarderiyle ilk kez Japonya’nın önüne geçti..

-Dünün yoksul komünist Çin’ i bile ortaya çıkan 19 yeni dolar milyarderleriyle listede hayli iddialı biçimde yer almaya başlamış durumda..

-Küreselleşme sayesinde dünyadaki pek çok gelişmekte olan ülkede yeni dolar milyarderleri ortaya çıkıyor ama pastanın asıl büyük dilimi halen ezici biçimde ABD’ li zenginlerin elinde..

Dünya üzerindeki 946 dolar milyarderinin 415’i, bir başka deyimle her iki zenginden biri ABD merkezli…

Küresel zenginlik sıralamasının Türkiye boyutlarına gelirsek;

Gelir dağılımı araştırmalarıyla ünlü Mustafa Sönmez’ e göre, bu ünlü 25 isim dışında Türkiye’de serveti 1 milyar doların üstünde olan, ancak gizli kalmış en az 75 isim daha var..

Sönmez’ e göre bu durumda Forbes sıralamasında yer alan 25 Türk’ün toplam 39 milyar dolarlık servetine isimsiz 75 kişinin varlığını da ekleyecek olursak, ülkemizdeki ilk 100 zenginin 114 milyar dolarlık bir servete sahip olduğu sonucu çıkıyor..

Bu 100 kişi 114 milyar dolarlık servetinden yılda en az %20 kazanırsa –Ki, en risksiz yatırım aracı olan hazine bonolarının bile yıllık getirisi ortada- Türkiye’de yaşayan ilk 100 zenginin yıllık gelirinin 23 milyar dolar olması çok doğal…

Bu durumda en zengin 100 Türk’ün yıllık geliri, 73 milyonun yarattığı toplam hasılanın %7’sine tekabül ediyor..

TÜİK’ in gelir dağılım araştırmasına dönüp rakamları yeniden okuyalım isterseniz!.. Türkiye’nin en yoksul %20 si yıllık milli gelirin ancak %6’ sını alırken, 100 Türk %7 sini elde ediyor…

“Bir Türk dünyaya bedeldir” sloganının aksine 15 milyon yoksul, 100 zengin kadar üretemiyor…

1987 yılına kadar Mehmet Emin Karamehmet’ in bankalarında Genel Müdürlük yapan Hüsnü Özyeğin, o yıl kurduğu Finansbank sayesinde basamakları hızla çıkarak, 2006 sonunda eski patronunu bile solluyor.

FORBES sıralamasını esas aldığımızda, 2006’daki serveti 3,5 milyar dolar olan Hüsnü Özyeğin’ in, bir yıl içinde servetinin %20’ si kadar gelir elde etmesi halinde 700 milyon dolar kazandığı sonucuna varmamız gerekiyor..

Bu durumda tek başına Hüsnü Özyeğin 552 bin yoksulun yıllık gelirine eşit kazanç elde ettiğini düşünmek zor değil..

FORBES’ in küresel zenginlik sıralaması “Zenginin malı züğürdün çenesi” dedirtecek cinsten biraz da..

**

Gelelim TÜİK’ in 2006 yılı istihdam verilerine:

2006 yılında Türkiye’ nin kurumsal olmayan sivil nüfusu 71,6 milyondan 72,6 milyona çıktı..

Artış en fazla çalışma çağındaki nüfusa yansıdı..

Bir önceki yıl çalışma çağı olarak kabul edilen 15 yaş üstü nüfus 50,8 milyon iken aynı rakam 2006’ da 842 bin kişilik artışla 51,7 milyona ulaştı..

Bir zamanlar çalışan nüfusun neredeyse yarısını oluşturan tarım kesimindeki istihdam oransal anlamda da hızla düşerek %27’ye geriledi..

80 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca ortalama her yıl bir puan düşen tarım kesimi istihdamındaki düşüş 2006 yılında %2,2 yi aştı..

Tüm anketlerde kamuoyunun en önemli gündem maddesi olan işsiz sayısı bir önceki yıla göre 74 bin kişi azalarak 2 milyon 446 bin kişiye düştü..

İşsizlik oran olarak  0,4 puanlık azalışla % 9,9 seviyesinde gerçekleşti..

TÜİK verileri, İşsiz sayısındaki göreceli iyileşmenin işgücüne katılım oranlarına yansımadığını gösteriyor…

2006’da işgücüne katılma oranı bir önceki yıla göre 0,3 puan azalarak % 48 oldu..

Erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,7 puanlık bir azalışla % 71,5, kadınlarda 0,1 puanlık bir artışla % 24,9 olarak gerçekleşti..

Kadınların işgücüne katılması açısından yaşamsal önemi olan bu gelişmenin hız kazanması her bakımdan çok önemli…

Girmeyi hedeflediğimiz AB ülkeleri başta olmak üzere tüm gelişmiş ülkelerdeki rakamlara bakıldığında (ABD’ de %65, Japonya’da %58, Hollanda’da%67, İsviçre’de %70) almamız gereken epeyi yol olduğu ortaya çıkıyor..

 

TÜİK istihdam rakamlarının en çarpıcı verileri ise Mersin ve Adana’yı doğrudan ilgilendiren işsizlik oranlarında saklı…

Buna göre 2006 yılında işsizlik oranının en yüksek olduğu bölge % 16,2 ile Adana, Mersin’i kapsayan TR-62 bölgesi olup, bunu % 15,7 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) takip ediyor..

İşsizlik oranları Adana’da %16,7, Mersin’de ise %15,8 olarak gerçekleşmiş…

Adana ve Mersin’in ortaya çıkan tablo ışığında farklı bir gözle değerlendirilmesinin ve istihdama yönelik projelerin yaşama geçirilmesi bakımından yepyeni bir teşvik anlayışıyla ele alınmasının zamanı geldi, geçiyor…