Eğilim yoklaması, ön seçimler… (2)

Eğilim yoklaması, ön seçimler… (2)

Bir önceki yazıda eğilim yoklamaları ile ön seçimleri genel anlamda değerlendirmeye çalışmış, bu arada Mersin’de ön seçim yapacak CHP’ nin aday adaylarının şansını –bir yerde şanssızlıklarını- ele almıştık…

Kaldığımız yerden ve AK Parti’nin olası Milletvekili aday sıralamasından söz edelim biraz da…

20 Mayıs günü delegelerin önüne sandığı getirip temayül yoklaması yapan AK Parti’ de durum CHP’den farklı değil…

70 Milletvekili aday adayının yarıştığı –Mevcut Milletvekillerinin temayül yoklamasına girmeden, kaderlerini Genel Merkezin belirlemesine razı olduklarını anımsatalım- AK Parti’de büyük sürpriz olmazsa ilk üç sıra zaten belli…

Tıpkı CHP gibi AK Partinin de Mersin’den çıkaracağı Milletvekili sayısının 3’ü aşması, MHP ve DP’ ye bağlı…

Mir Dengir Fırat’ın Başbakan tarafından son anda Ankara’ya kaydırılmaması halinde –ki bazı özel durumlar nedeniyle bu olasılık hayli zor- AK Parti’ nin Mersin adaylarının;

Genel Başkan yardımcısı Mir Dengir Fırat, Sağlık Bakanlığı müsteşarı Necdet Ünüvar ve Prof. Dr. Ömer İnan biçiminde sıralanması sürpriz sayılmamalı…

Dördüncü sıranın yarışa Tarsus’ tan katılan Ahmet Uzun’a verilmesi için teşkilatın yoğun baskısı var…

Eğer Erdoğan -eski ANAP Milletvekili ve kıdemli MHP’li- Mehmet Kocabaş’a herhangi bir sıra sözü vermediyse AK Parti’ nin seçilebilir sıralama görüntüsü de bu…

Mevcut Milletvekillerinden Ali Er, Mustafa Eyiceoğlu ve Saffet Benli arasından kaderine razı olmayacak ve farklı tepki gösterecek tek isim 20 yıldır Meclis havasını solumuş olan kara çadırın çocuğu Er..

Er’ in de bu saatten sonra diğer parti kapılarını çalmakta geç kaldığını söylemeye gerek yok sanıyoruz…

Bu tabloyu biz görüyoruz da, Milletvekili olmak için, makamını terk eden bürokratlar görmüyor mu?

Yarışa giren kamu çalışanlarından bir kesimin kendisine göre bir hesabı, bir beklentisi olmadığını iddia etmek mümkün mü?

Sıralamada beklediği yeri alamayan çoğu bürokrat eski konumundan daha yukarıda bir yere gelmek için genel merkezin kapısına dayanacak…

Öğretmenin okul müdürü, okul müdürünün Milli Eğitim yöneticisi, doktorun hastane başhekimi, iş adamının ihalelerde öncelik beklentileri içine girdiği, tatlı hayal projeleri tasarlaması…

Bu alanda örnek olabilecek o kadar çok öykü ve anımız var ki…

Aslında deneyimlerimize bakarak aday adaylarına söyleyeceğimiz şudur:

Özellikle AK Partinin gerçekleştirdiği eğilim yoklamasını fazla ciddiye almayın…

Açılmadan kimseler içinde ne olduğunu görmeden Ankara’ya götürülen sandıklar teşkilatın havasını almaya yönelik bir önlem..

Ben en çok eğilim yoklamasından birinci çıktığını iddia eden aday sayısının fazlalığından yorgun düştüm…

Her aday adayı birinci geldiğini, bunu çok ta inandırıcı bulmayanlar ise seçilecek kadar üst sıralarda yer aldığını iddia etmekte…

‘Açılmamış sandığı ne zaman görüp saydınız da birinci olduğunuzu anladınız’ sorusunun yanıtı yok tabii..

Belli olmamış sonuç üzerinden genel merkez dahil, sıralamayı belirleyecek aktörler üzerinde baskı oluşturma oyunları…

Kendilerini akıllı, herkesi sersem sananları gördükçe ilk okuldaki 23 Nisan etkinlikleri geliyor aklıma…

Aylar süren uğraşlardan sonra hazırladığımız gösterileri tamamlayıp, yorgun argın okula dönmüştük…

Öğretmenimiz bizi toplayıp müjdeyi verdi:

Okulumuz gösterdiği performansla o yıl birinci seçilmişti…

Sevinç içinde eve döndüm, bir baktım amcamın oğlunda da aynı sevinç havaları..

‘Hayırdır’ dedim…

Kendisini dinleyince anladım ki, yalnızca biz değil tüm okullar birinci gelmiş…

Bizi motive etmek isteyen büyüklerimizin geliştirdiği bir oyundu aslında birinciliklerimiz…

Ön eğilim yoklaması da böyle bir şey işte…

Evdeki hesapların ne kadarının tuttuğunu merak edenlere, en fazla iki ay daha dişlerini sıkmalarını önermekten başka yapacak şey yok…

22 Temmuzda herkes önüne düşecek perçemi görecek nasılsa…

Temayül yoklamaları, ön seçimler (1)

Temayül yoklamaları, ön seçimler (1)

Sandığın önümüze gelmesine sadece iki ay kaldı..

22 Temmuzda birey olarak elimizdeki tek silahımızı bir kereliğine de olsa, o tarihi şansı beş yılda bir de gelse değerlendireceğiz…

Anamızın ak sütü gibi helal oylarımızı özgür irademizle kullanma keyfi bu…

Bunun ilk yansıması Milletvekili adaylarının sıralamasını belirleyecek olan ön seçimler ve temayül yoklamaları gibi yöntemler..

CHP Mersin’de ön seçim yapacağını açıkladı, AK Parti ise temayül yoklamasını bitirdi bile..

2002 seçimlerinde AK Partiden Milletvekili olmak için 2500 aday yarışırken bu kez Türkiye genelinde 5 bini aştığı gözleniyor…

Elbette aday sayıları bir gösterge değil…

Ama her şeye rağmen toplum mühendislerince ısıtılıp önümüze getirilen DYP-ANAP birleşmesinin nur topu yavrusu DP’ nin kapısını çalanların sayısının bin civarında kalmasını ölçü olarak alan, kaygılananlar da yok değil…

Gelelim AK Parti ve CHP’ nin aday belirleme yöntemleri ile ilgili Mersin detaylarına…

Milletvekili sıralamasında temayül yoklamalarına bir zamanlar çok önem veriyordu AK Parti..

Örneğin 2002 seçimlerinde partili delegelerin görüşlerinin sıralamada kesinlikle etkili olacağı ve genel merkezden çok bu eğilimin göz önüne alınacağı kanaati hakimdi…

Oysa o yıl yapılan seçimlerde Milletvekili aday listeleri açıklandığında evdeki hesabın çarşıya pek uymadığı çıktı ortaya…

Parti Tüzüğüyle genel başkana “Milletvekili adaylarının en fazla %5 ini kontenjan adayı olarak belirleyebileceği” hüküm altına alınmışken, ortaya çıkan liste teori ile pratiğin siyasette pek yeri olmadığını gösterdi…

-Aslında bazen, iyi ki de öyle oluyor diye düşünmekten kendimi alamıyorum..

Tam katılımcı demokrasinin olmadığı, yerel düzeydeki parti kadrolarının inisiyatifine, insafına terk edilen bir yöntem sonunda ‘al gülüm ver gülüm’ anlayışına, bundan da kötüsü bazen bol sıfırlı bağışlara kadar ulaşan akçalı ilişkilere uzanabiliyor..-

Bu durumda Ankara’daki dar kadroların belirlediği listeler bile, çok demokratik görünmese de yerelde ortaya çıkan eğilimlerden daha sağlıklı olabiliyor..

Ne yazık ki gerçek böyle…

Eleştirmeye kalktığımızda Milletvekillerini belirleyen genel başkanları padişahlara benzetip, kızıyoruz..

Oysa ön seçim veya eğilim -adını ne koyarsak koyalım-, yerel anlamda belirleyiciler tam anlamıyla halkı yansıtmadığı için ortaya çıkan sonuçlar da çok sağlıklı olmuyor..

22 Temmuz 2007 de yapılacak seçimlerde Mersin genelinde partilerin adaylarını belirleme yöntemlerine dönecek olursak…

AK Parti ülke genelinde temayül yoklaması yaparken CHP Mersin başta olmak üzere 6 ilde ön seçim kararı aldı..

CHP’ nin demokratik gibi görünen bu tavrının yarattığı -en azından Mersin açısından- olumlu tablo çok kısa sürdü..

Ana muhalefet 2002 de 7 Milletvekilliği çıkardığı Mersin’i çantada keklik görmüş olmalı ki, 1 ve 3. sıralarda yer alacak adayların genel merkez kontenjanıyla belirleneceğini açıkladı…

MHP veya DYP-ANAP birleşmesinden doğan DP’ nin hatta her ikisinin barajı aşacağı Mersin’de CHP’ nin çıkaracağı Milletvekili sayısı 3, bilemediniz olumlu bir rüzgarın estirilmesiyle 4 tür..

-Aldığımız duyumlara göre CHP’ nin Baykal tarafından belirlenecek 1. sıra adayı Mustafa Özyürek, 3. sıra adayı ise Onur Öymen veya DSP’nin belirleyeceği bir aday olacaktır-

Bu durumda demokratik yöntemle Milletvekili sıralamasını yapacak CHP yerel teşkilatı aslında yalnızca iki ve dördüncü sıradaki adayları belirlemekle yetinmek zorunda..

Hamit İzol, Hüseyin Çamak, Nedim İnce, Yüksel Burgutoğlu, İsa Gök, Mirza Turgut, Uğur Yıldırım yanında kadın adaylığının avantajını bu kulvarda değerlendirme umuduyla seçimlere saatler dümeni CHP’ ye kıran İlhan Akan ve Nurhan Öztaş gibi isimler..

Büyükşehir Belediye Başkanı Macit Özcan’ ın seçilmesi için özel gayret göstereceği Fuat Budur..

Yetmedi…

Ali Oksal, Şefik Zengin, Vahit Çekmez gibi mevcut Milletvekilleri….

Gelen bilgilere göre CHP’nin Mersin listelerine girmek isteyen aday sayısı 100’ e yaklaşmış durumda..

Bu kadar tıkış tıkış bir istekli ordusunun arasından sıyrılıp, seçilebilecek yere oturmak, bir bilemediniz iki talihliye kısmet olacak…

Ne demek istediğimiz, 27 Mayısta yapılacak ön seçimin hemen ardından ortaya çıkacak tepkilerle çok daha kolay anlaşılacak..

Özetle “beş kişiye bir gazoz, yarısı komiser beyin” vaziyetleri yani…

Bir sonraki yazıda AK Partide yapılan eğilim yoklamasını ve muhtemel Milletvekili adaylığı sıralamasını ele alacağız…

Miting organizasyonları.. Kesici’nin adaylığı…

Miting organizasyonları…

Sabahleyin bir baktım Belediye işçileri Adnan Menderes Bulvarının Mezitli girişine bir pankart asmaya çalışıyorlar.

İşlerini bitirince CHP logolu beze yazılanları okuma şansını yakaladım..

“Demokrasi ve Cumhuriyet şöleni” bu kez Mersin’de yapılacakmış..

Afiş Metropol alanında yapılacak etkinliğe katılacak iki ismi de duyuruyor:

Zeki Sezer ve Deniz Baykal…

Şehir merkezine yaklaşırken yine Demokrasi ve Cumhuriyet şölenini duyuran ilk gördüğüme benzer, aynı elden çıkma bez afişler ana caddeleri süslüyordu…

İlkinden tek farkı, diğer tüm yazılanlar aynı iken, Sezer ve Baykal yerine Edip Akbayram ile Onur Akın isimlerinin yer alması…

Tandoğan ve Çağlayan meydanlarının ardından bir kumpanyaya dönen ve devrim ruhuyla kent kent dolanan ‘Cumhuriyete sahip çıkma’ mitinglerinin yeni malikleri ve organizatörleri de çıkmış oldu böylece..

Kalabalıkları Edip Akbayram ve Onur Akın gibi çekim gücüne sahip cazip isimlerle meydana toplar, ardından platforma Sezer ve Baykal’ı çıkarırsınız olur biter…

Aslında günlerdir pek çok köşe yazarı Cumhuriyet mitinglerinin CHP’ nin akıllı bir taktikle erken başlamış, seçim kampanyaları olduğunu söylemekteydi…

-Burada ortalığa dökülen emekli deniz kuvvetleri komutanı Özden Örnek’in anılarında geçen gösteri projelerini anımsamakta yarar var-

Mersin’de 26 Mayıs 2007 günü yapılacak mitingin duyurulma biçimi ve afişlerde yer alan ifadelerle o iddiaların gerçekliği ortaya çıkmıştır..

Ben en çok afişlerde yer alan Demokrasi ve Cumhuriyet Mitingi tanımlamasına bayıldım…

Bayılmak ne kelime!…

Demokrasi vurgusunun Cumhuriyetin önünde yer almasını çok anlamlı buldum…

Demek ki Baykal’ın tepesinde oturduğu CEHAPE’ nin demokrasi gibi bir kaygısı varmış ta biz boşu boşuna kaygılanmışız…

Ülkenin demokratik geleceğinden korkanlara, militarizm tehlikesinden söz edenlere en güzel yanıtı afişleriyle ana muhalefet partimiz veriyor işte!…

Bundan iyisi ‘Şam’da kaysı’

Daha ne istiyoruz ki?

Her ne kadar mitinglerin vitrin önündeki en etkili ve çağdaş yaşama damgasını vurmuş ismi olan Türkan Saylan –ki bu hanımın adının önünde prof. Gibi önemli bir unvan yer almaktadır- Star gazetesinden Fadime Özkan’la yaptığı söyleşide “Bizim ordumuz bir yandan savaşır, sınırları korur, bir yandan Cumhuriyeti ve laik düzeni korur, bir yandan sivil toplum örgütü gibi çalışır..(15 Mayıs Star gazetesi)” dese de, artık mitingler laiklik derdine düşmüş kitlelerin kontrolünden çıkıp, CEHAPE’ nin ve onun genel başkanı Baykal’ın emin ellerine geçtiğine göre, bundan böyle korkmanın, kaygılanmanın alemi de kalmamıştır, nasılsa…

26 Mayısta yapılacak miting için alanı doldurmaya çalışan CHP örgütünün halka vermek istediği mesajlar da ilginç:

Aynı büyüklükte aynı yazı karakteriyle döşeli afişlerin bir kısmında Edip Akbayram, Onur Akın isimleri bazılarında ise Zeki Sezer, Deniz Baykal ikilisi…

Toplanacak kalabalıkları Akbayram ve Akın’’ ın mı hanesine yazacağız, 

Sezer ve Baykal’ ın  mı? Sorusunun somut bir yanıtı yok…

CHP’ nin müzisyenli, bol korkulu mitingleri beni 2002’ ye götürdü…

2002 kasım seçimleri yaklaşırken, başarılı kampanya sürdüren Genç Parti’ nin Genel Başkanı Cem Uzan, o zamanlar sahip olduğu medya gücü sayesinde, kendisine ait Televizyonların anlaşmalı sanatçılarını kent kent dolaştırmış, miting meydanları onların verdiği konserlerle dolup taşmıştı…

O günlerin Ebru Gündeş’ inin yerini bugün can arkadaşım Edip’ in alacağı aklımın ucundan geçmezdi, ama oldu…

En çok ta afişlerdeki bir diğer slogana bayıldım:

“Meydanlar istedi, birleştik… Şimdi sıra sizde”

Sanırsınız ki, iki çok büyük parti birleşmiş te iktidara koşuyor…

Bu nedenle de seçmene ne yapması gerektiğini anımsatıyor…

Aslında hesap çok basit…

2002 seçimlerinde %19 oy almış CEHAPE’ ye %2 lik DSP’yi eklersen, ancak %21 eder…

Mitinglerin estirdiği havanın etkisiyle yapılmış en iyimser anketlerde bile ikinizin birleşmesinden %22 çıkıyor, daha fazlası değil…

Kaldı ki, siyasetle matematik pek uyuşmuyor…

Bilimde 2+2 dört ederken, siyasette toplamalar çoğu zaman artıya değil eksiye dönüyor..

“Sıra sizde” mesajıyla, görevini anımsattığınız seçmen sizi Meclise taşır ama,iktidar olmak çok daha fazla oy, farklı proje, korkular yerine geleceğe yönelik umut söylemlerini dillendirmekten geçiyor…

Heybenizde –Allah için- yeterince göz dağı veren sloganlar var ama, halk bunlara değil, çok daha farklı söylemlere oy veriyor…

Sezer-Baykal, Onur Akın-Edip Akbayram ikilileri çıkacak 26 Mayısta platforma…

İki ses sanatçısının rüştünü ispat etme derdi yok…

Asıl sorun, Sezer-Baykal ikilisinin ne yapacağı…

O sınavın sonucunu 22 temmuz akşamı öğreneceğiz hep birlikte…

 

Kesici’ nin CHP adaylığı…

Yazı kaleme alınırken İlhan Kesici’ nin CHP’ ye katıldığı haberleri geldi.. Demirel ailesinin damadının DYP-ANAP birleşmesinden doğan Demokrat Parti yerine CHP’ yi tercih etmesi, özellikle DP’ nin seçim hesaplarını ve stratejilerini baştan aşağı değiştirecek türden…

Anlaşılıyor ki, Süleyman Demirel tercihini AK Partiye karşı güçlü bir CHP’den yana kullanacak…

Cumhurbaşkanını halkın seçmesi durumunda ömrü vefa ederse Demirel’i CHP blokunun adayı olarak görürsek şaşmayalım…

Geçtiğimiz günlerde değer verdiğim bir bilim adamı Türkiye’de 24 saatte meydana gelen siyasi gelişmelerin çağdaş demokrasilerde 100 yılda yaşanmayacağını söylüyordu..

Ne doğru bir tespit…

1960 ihtilalini el altından besleyen bir zihniyete karşı, yeter söz milletindir diyen DP çizgisini sürdürmek amacıyla ortaya çıkan Adalet Partisi misyonunun bayrağını taşımış bir insanın geldiği çizgiye bir bakar mısınız…

“Ey siyaset sen nelere kadirmişsin de, haberimiz yokmuş” demekten başka çare yok…

Tanklara karşı bir adam.. Yeltsin’e saygı..

Tanklara karşı bir adam..Yeltsin’e saygı..

Sıcaklardan bunalınca yaylaya çıkmıştım o yaz..

Hafta sonunu insanın vücuduna yapışan sıcaklardan uzak, rutubetsiz Gözne’de geçirmiş, pazartesi erkenden şehre iniyordum..

Cep telefonlarıyla henüz tanışmamıştık..

İletişim alanında diğer insanlardan kendimi farklı hissettiğim bir oyuncağım vardı yine de..

Cebe sığan ve uydudan aldığı sinyalleri ekranına bilgi olarak yansıtan küçük bir çağrı cihazı..

Cihaz sayesinde Dünya ve Türkiye borsalarını, para piyasalarını, dolar/mark/yen paritelerini tüm değişimleriyle anında izleme olanağım vardı..

O günün koşullarında çok önemli bir ayrıcalıktı anında bu tür bilgilere erişmek..

Gözne’ den Mersine doğru inerken, cihazın ekranındaki rakamlar uçmaya başladı aniden..

Dolar/mark paritesi bozulmuş, altın ve petrol fiyatları bir iki dakika içinde zıplamaya başlamıştı…

Öyle böyle değil..

Önce dataların sağlıksızlığına yordum..

Ama erken saatlere göre olağan dışı bir şeyler vardı. Sürekli akmaya başlayan ve  yükselen fiyatlar da bunu teyit ediyordu..

Radyonun istasyonlarında gezindi parmaklarım ve dünya haberlerini en sağlıklı biçimde veren, bölgede Arapça olarak her yerde dinlenen “Monte Carlo” ya kulak kabarttım..

Rusya’da askeri darbe yapan askerler tanklarla Kremlin sarayını kuşatmıştı..

Petrol ve altın fiyatları, dolar/mark pariteleri, çağrı cihazının ekranına gelen tüm bilgiler, bir süre sonra her şey normale döndü..

O sabah saatlerine sığan gelişmelerin gerçek anlamını sonraki günlerde parmaklarımızı ısırarak öğrenecek, çok şiddetli bir depremden sonra yaşanan Tsunamiye, gerçek anlamda bir tarihe tanıklık ettiğimizi şaşkınlıkla izleyecektik..

Depremin, ardından gelen tsunaminin, 15 güne sığan çağımızın en önemli değişiminin baş rol oyuncusu ise Boris Yeltsin idi..

Hani bugünlerde toprağa verilen, kameralar önünde Clinton’la şakalaşmaları hafızalardan silinmeyen renkli adam…

En iyisi, filmi tarih nehrinin yatağının değiştiği 19 Ağustos 1991’e geri sarmak..

O Pazartesi sabahı, tanklar akan araç trafiğine karışarak Moskova’nın stratejik noktalarını tutmuş, namlularını Meclise çevirmişlerdi.. Birden kapı açıldı, Meclisin meydana açılan merdivenlerinden yanındaki birkaç kişiyle birlikte Boris inmeye başladı..

İlerlemesine karşı kendisini tutmaya çalışan yardımcılarıyla tartışıyordu..

Kimseyi dinlemedi, ağır ama kararlı adımlarla tanklara yürüdü.

Kendisini şaşkınlıkla izleyen Muhafızların elini sıktı, hatırlarını sordu ve aniden önündeki tankın üstüne tırmandı…

Elinde bir kağıt parçası vardı,  aklında tutamadığı tek cümleyi kağıttan okumaya başladı:

“Ben bu darbeyi tanımıyorum…”

Gorbaçov’ un başlattığı açıklık politikasından ve değişimden hoşnut olmayan bir grup subayın, komünist parti elitlerinin gizli açık desteğiyle, Sovyetler Birliğinin liderini devirmeyi planladığı harekete kafa tutuyordu tek başına…

Darbe onun o bir dakika süren yolculuğu sonunda kağıttan okuduğu tek cümleyle başarısızlığa uğramıştı..

Tarihe tanıklık eden çoğu gözlemciye göre, o sabah tankların üzerine çıkan Yeltsin olmasa Gorbaçov’a düzenlenen darbe büyük olasılıkla başarıya ulaşacak, Sovyetler Birliği Politbüro’nun elinde korku ve baskı imparatorluğuna dönecekti..

Oysa, sonradan adı sarhoşa çıkacak “o adam” gelip müdahale edinceye kadar darbe planı tıkır tıkır yürümüştü..

Ordu, KGB ve Komünist Parti’deki muhafazakarların desteklediği darbeciler Gorbaçov’ un görevden uzaklaştırıldığını ve yerine yardımcısı Gennady Yanayev’in Devlet Başkanlığı’na getirildiğini açıklamışlardı ilk anda..

Ülkenin 8 kişilik Olağanüstü Hal Devlet Komitesiyle yönetileceği, Moskova ve Leningrad başta olmak üzere pek çok bölgede olağanüstü hal ilan edildiği, Kırım’da dinlenmekte! olan Gorbaçov’un bir gün sağlığı düzelirse görevinin başına döneceği müjdeleniyordu!..

Darbecilerin oyununu Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin bozmuştu..

“Ben bu darbeyi tanımıyorum” demiş ve ülke genelinde genel grev çağrısında bulunurken, Sovyet ordusu içindeki Rus askerlerini darbeyi desteklememeleri konusunda uyarmıştı.. Çağrıya ilk destek madencilerden geldi..

Greve başlamışlardı..

Moskova, Leningrad ve Gorki gibi kentlerde düzenlenen gösterilerde ordu birlikleri ile göstericiler arasındaki çatışmalarda geri çekilen siviller değil askerlerdi..

Yönetime el koyan Yanayev başkanlığındaki Olağanüstü Hal Komitesi’nin iki önemli üyesi, Başbakan Pavlov ile Savunma Bakanı Yazov hasta oldukları gerekçesiyle görevlerinden uzaklaştırıldılar..

20 Ağustos günü Estonya parlamentosu fırsat bu fırsat deyip, Sovyetlerden ayrıldı, ülkenin bağımsızlığını ilan etti. 21 Ağustos sabahı Kırım’da tutulan Gorbaçov sağlığına kavuşmuş! görevinin başına Moskova’ ya dönmüştü..

22 Ağustosta 8 kişilik Olağanüstü Hal Devlet Komitesinin 7 üyesi tutuklandı.. 8. üye -İçişleri Bakanı- intihar etmeyi tercih etti..

23 Ağustosta Gorbaçov ve Yeltsin birlikte televizyona çıktılar..

Olası bir darbe girişimine karşı güç birliği yapma konusunda anlaştıklarını, ikisinden biri görev yapamaz hale gelirse, diğerinin iki görevi de üstleneceğini açıkladılar..

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı sıfatıyla Yeltsin, kararnameyle yetkilerini artırdı.

Aynı gün Federasyon Komünist Parti’nin faaliyetlerini askıya aldı..

Gorbaçov, liberal ve Yeltsin yanlısı Bakatin’i KGB Şefliği’ne, Şapoşnikov’ u Savunma ve Baranikov’ u İçişleri Bakanlığı’na atanırken, Kremlin Sarayı’nda 1917’den beri dalgalanan orak çekiçli bayrak indirilip yerine Rusya bayrağı çekildi..

24 Ağustosta Gorbaçov, Komünist Parti Genel Sekreterliği görevinden istifa ettiğini açıklayarak, partinin tümüyle feshedilmesini istedi.

Estonya, Litvanya, Letonya’ nın ardından Sovyetlerin Rusya’dan sonraki en büyük cumhuriyeti Ukrayna birlikten ayrılarak bağımsızlığını ilan etti..

Darbenin birinci haftasını doldurduğu 26 Ağustos günü Yeltsin Rusya ile sınır komşusu olmayan tüm Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını ilan etmekte özgür olduklarını açıkladı..

28 Ağustosta darbe girişimine katılan 13 önemli kişinin tutuklandığı ve idam istemiyle yargılanacakları açıklandı..

Gorbaçov, KGB’ nin üst düzey yöneticilerinin tümünü görevden aldı..

Sovyetler Birliği parlamentosu Yüksek Sovyet’in toplantısında konuşan Gorbaçov, üyelerinin çoğunun darbeye karıştığı bilinen hükümetin feshedilmesini istedi. Parlamentoda yapılan oylama sonucu hükümet düştü.

29 Ağustosta toplanan Sovyetler Birliği Parlamentosu, Başkanı Mihail Gorbaçov’a geçen aralık ayında, ekonomi konusunda verilen olağanüstü yetkileri geri aldı. Yüksek Sovyet ayrıca, Komünist Parti"nin faaliyetlerini süresiz olarak askıya aldı ve tüm üyelerinin yenilenmesi amacıyla parti kendisini feshetti.

Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin yayımladığı kararnameyle, SBKP’ nin tüm mal varlığına el konduğunu ve devlet mülkiyetine geçtiğini ilan etti.

30 Ağustosta Azerbeycan, bir gün sonra Özbekistan ve Kırgızistan bağımsızlıklarını ilan ettiler.

6 Eylül günü Tacikistan batan gemiyi terk eden 11. Cumhuriyet oldu..

Aynı gün  toplanan Rusya Federasyonu Parlamentosu, Yeltsin’ in önerisiyle Leningrad’ın adını 75 yıl önce olduğu gibi St.Petersburg olarak değiştirdi.

Lenin’ le sembolleşen kent, yeniden çarlık dönemindeki adını alıyordu..

Perde kapanmış iki odaklı dünyanın bir merkezi silinmişti adeta..

19 Ağustos sabahı başlayan darbe girişiminin sonunda ülkeyi ele geçirmeyi hesaplayan derin oluşumun hesapları ters tepmiş, dünyanın en güçlü ordusuna sahip SSCB’ si parçalanmıştı..

Lenin’le başlayan Stalin’ le Avrupayı titreten koca Sovyet imparatorluğundan eser kalmamıştı.

Dünya haritalarını yeni sınırlarıyla basmaya başlamıştı matbaalar.

Tüm atlasları çöpe yollayan adamdı ve öldü Yeltsin..

Sovyetlerin mezar taşında 1917-1991, Boris’ in 1931-2007 tarihleri yer alıyordu..

Adı sonradan sarhoşa çıkacak bu ilginç adamın ömrü, doğduğu ve tarihe gömdüğü Sovyet Cumhuriyetleri Birliğinden iki yıl daha uzun sürmüştü…

 

Abdullah ayan

 

abdullahayan@gmail.com