Mersin’in son 10 yıldır değişmeyen gündemi..

Mersin’in son 10 yıldır değişmeyen gündemi..

Bir süre önce Kent Müzesi ile ilgili önerilerimi içeren yıllar önce kaleme alınmış bir yazıyı yeniden bu köşeye taşıdım.

Sorunlar, çözüme yönelik öneriler…

O yazıyı yeniden okudukça ürpertici bir gerçekle yüzleştim yeniden.

Akıp giden ve bizden bir şeyler götüren zamana ve değişimin baş döndürücü bir hızla yaşamımızı her boyutta etkilediği sürece inat, çok az şeyin değiştiği bir kentte yaşamanın güçlüğü…

Beş yıl, hatta on yıl öncesinin kimi sorunlarıyla hiçbir şey olmamış gibi yüzleşmek insana ister istemez, sanki zamanın durdurulduğu, dondurulduğu bir oyunun içinde yer almış hissini tattırıyor..

Son olarak Adil Aktay ile sohbet ederken ister istemez aynı bu duyguya kapıldım..

Kentsel dönüşümün ve bununla başlayacak değişimin önemini konuşuyorduk.

Ve ikimiz de sanki sözleşmiş gibi aynı anda bu dönüşümün varoşlar kadar, hatta onlardan da önce, nispeten gelişmiş Yenişehir bölgesinden özellikle de Pozcu semtinden başlaması gerektiğinin altını çizdik.

Derken bu konuda yıllar önce kaleme aldığım köşe yazısı geldi aklıma…

Tam da Konya’da bir apartmanın çöktüğü, altında 100’ e yakın insanın can verdiği o vahşi cinayeti andırır yıkımın gerçekleştiği günlerde, 6 Şubat 2004 günü yayınlanan bir yazı…

2004 yerel seçimlerine hazırlanan Mersin’in sahneye çıkmaya hazırlanan Büyükşehir adaylarına, ilham verir, ışık tutar umuduyla, bakın neler önermişiz…

Üzerinden 5 yıl geçmesine, dünya baştan aşağı değişmesine rağmen, bu kentin özellikle en büyük sorunlarını da içeren, böylesi bir alanda hiçbir şey yapmaması, 2009 seçimlerinde aday olacaklara, aynı projeleri hiçbir şey olmamış gibi anlatmak ne acı…

İşte Şubat 2004’ te kaleme aldığımız yazı…

Mersin’de neler değişmiş, neler değişmemiş..

Hangi yaşamsal öneme sahip projelerde, nasıl da zaman tünelinde donup kalmışız…

En iyisi okuyun da siz karar verin…

**

Konya Felaketinden Mersin’e.. Kentsel dönüşümün önemi..

Bayramdan önce mimar Doğan Kalkancı ziyaretime geldi.

Henüz Konya’daki insanlık ayıbı facia yaşanmamış, 100 e yakın insan göz göre göre toprağa gömülmemişti.

Kalkancı ile Gaziantep lisesi’nden bir yıl arayla mezun olduk.

Mersin’de bazı projelerinden dolayı acımasızca eleştirdiğimiz bir insan da olsa, yazılarımızı dikkatle okuyan, kent ve ülke adına savunduğumuz görüşlere katkı veren Kalkancı ile ilk kez karşılaşıyorduk…

Sorumluluk taşıyan bir insan olarak kafasında canlandırdığı bazı projeleri paylaşmak istiyor, bunların kafasından çıkıp kağıda dökülmesini, duyarlı bir insan feryadı olarak herkese ulaşmasını amaçlıyordu…

Değerlendirilmesi gereken diğer projeleri bir yana, Yenişehir belediye sınırları içinde kalan ve kentin en yoğun yerleşim alanı sayılan Pozcu bölgesi ile ilgili söylem ve önerileri gerçekten çarpıcıydı.

Kalkancı vahşi kentleşmenin yaşandığı 1980/90 yılları arasında Pozcu’ da mantar gibi biten yüksek katlı yapılaşmanın denetimden uzak, depreme dayanıksız, üflense yıkılacak, kalitesiz apartmanlardan oluştuğunu dile getiriyordu.

Her iş yapan insan gibi birazı da kendi sorumluluğundaki inşaatlardan olsa gerek, vicdani dürtülerle oturup tüm bölgenin parsel parsel envanterini çıkarmıştı.

Kalkancı’ ya göre Pozcu’ nun tek kurtuluşu vardı.

Bölge sokak sokak temizlenmeli, apartman apartman yıkılıp yeniden yapılmalıydı.

Ona göre kurtarma projesinin finansmanı kendi içinde saklıydı.

Hazırlanacak master proje çerçevesinde, daire sahiplerine oturdukları kalitesiz meskenler yerine depreme dayanıklı, yeşili bol, her türlü çağdaş yaşam kalitesinin sunulduğu yeni mekanlar taahhüt edilecek, sakinlerin boşalttığı eski apartmanlar yıkılıp yeniden yapılacaktı.

Geniş bulvarları, bisiklet yolları, güney kuzey eksenli rüzgar koridorları olan yepyeni bir kent.

Birilerine uçuk gelecek hayal projesini dinlediğimde büyülendim.

Karşı çıkacak olanların ileri sürecekleri tek mazeret olsa olsa finansman sorunuydu.

Oysa böylesine projelere çok sayıda kaynak yaratmak mümkün.

Bunlardan birincisi AB ve Dünya Bankası’ndan sağlanacak deprem tehlikesine karşı iyileştirme kredileri…

Diğeri toplu Konut İdaresi ve DPT teşvik belgesine dayandırılacak proje kredileri…

Öte yandan düşen enflasyon sayesinde cazip ve kullanılır hale gelecek olan; dış ve iç kaynaklı, uzun vadeli, küçük çaplı ve kira öder gibi geri dönecek banka kredileri…

Yeni yapılacak apartmanların kalite ve yaşam standardının yükselmesi sayesinde değerleri artacak, altlarında oluşturulacak iş yerleri ve alış veriş merkezlerinin değerlendirilmesi sayesinde ortaya çıkacak artı değer, projenin ana lokomotifi olacaktır.

her şeyden önemlisi en küçük depremde ölüme davetiye çıkaran bugünkü çarpık yapılaşmadan kurtulmak isteyen bölge sakinlerinin sağlayacağı katkı.

Bence önerinin yaşama geçirilmesi için oluşacak kamuoyu baskısı ve ortak akıl her türlü engeli aşacak güçtedir.

Aslında benzeri bir projeyle, Akdeniz ve Toroslar Belediye sınırlarında kalan gecekonduların ıslahını sağlayabiliriz.

Bir adım öteye gidelim. Dünya Bankası ve benzer kaynaklar seferber edilerek, eski Mersin evlerinin bulunduğu mahalleler restore edilerek, farklı bir turizm alanı geliştirilebilir.

Yıllardır Esenboğa-Ankara kent merkezi arasında kalan, ülkenin baş kentine hiç te yakışmayan manzaraların ortaya serildiği bölgeyi Melih Gökçek, benzer bir projeyle kurtarmaya hazırlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde ATV’ de Barlas’ ların konuğu olan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Celal Doğan, yeniden Gaziantep’te aday olup olmayacağı sorulduğunda şu yanıtı veriyordu:

“Aslında Gaziantep’in önemli bir sorunu kalmadı. Şehrin içme suyu, alt yapısı, açılan yeni yerleşim alanları bu kenti 50 yıl daha taşıyabilir.”

Oysa Doğan’da çok iyi biliyor ki, yeni Gaziantep konusunda kendisiyle yaratılmış bir mucizeye herkes şapka çıkarsa da, eski ve tarihi Antep konusunda yapılacak çok iş var…

Tarihi doku korunarak, sonradan izinsiz ortaya çıkan yapıların yıkılması, alt yapının ve yolların düzenlenmesi, şehrin altındaki ikinci bir şehir gibi yer alan tümü birbirine bağlı su bentlerinin ıslahı, kastellerin yeniden gürül gürül akması, çamur deryasını andıran sokakların gelişmiş ülkelerdeki tarihi kentlerdekine benzer hale getirilip ışıklandırılması için yapılması gereken dünya kadar iş.

Vizyon sahibi bir kent önderi önümüzdeki dönemde, eski Antep’i kurtarma adına uluslar arası pek çok fon ve kaynağı yaratarak dünyanın hayranlık duyacağı bir tarihi kenti yeni baştan yaratabilir.

Ortaya çıkarılacak tarih kokan Antep, çeşitlenme arayışlarındaki turizm pastasından hak ettiği payı fazlasıyla alır.

Unutmayalım, Romeo Juliet’in kahramanlarından Juliet’in yaşadığına inanılan Roma’daki evin balkonunu her yıl 10 milyon turist ziyaret ediyor.

Bu rakam tarihle yoğrulmuş, genç turizme sahip ülkemizi yılda ziyaret eden toplam turist sayısına eşittir.

 Konya’da gözünü hırs bürümüş birilerinin sorumsuzluğu yüzünden 13 kat birkaç dakikada 1,5 kata iniverdi.

Benzeri acıları yaşamamak adına Mersin’de duyarlı ve sorumlu herkese başta odalar, belediyeler, sivil toplum örgütleri olmak üzere büyük görevler düşüyor.

28 mart yerel seçimlerine hazırlandığımız bu günlerde belediye başkan adaylarını siyasi görüşlerinden çok bu ve benzeri konulardaki projeleri ve önerileriyle değerlendirmemiz gerekiyor.

**

Not: yukarıdaki yazıda geleceğe yönelik hayal projeler olarak anlatmaya çalıştığımız Esenboğa-Ankara güzergahını baştan aşağı değiştiren dönüşüm projesi tamamlandı.

Eski Gaziantep’in baştan aşağı restore edilmesini sağlayan proje Celal Doğan tarafından değilse de, kendisinden bayrağı teslim alan Asım Güzelbey mihmandarlığında hayata geçirildi.

Her iki proje de uygulandığı kentlerin çehresini baştan aşağı değiştirirken, konumu itibariyle ikisinden üstün durumdaki Mersin’in kent girişi başta olmak üzere varoşlardaki dökülmüşlüğü hak etmemesine rağmen, dökülmüşlüğe mahkum olması ne acı…

 

 

Reklamlar

Abdullah Ayan: Mersin, 2004′ ten 2009’a yerel seçimler

2004’ ten 2009’a…

Genel seçimler elbette kaçınılmaz biçimde yerel seçimlere de ışık tutar.

Ancak yereli etkileyen faktörler, dinamikler çok daha farklı.

O nedenle 2009 seçimlerini irdelerken, 22 Temmuz 2007 sonuçlarını gözden kaçırmadan, ama asıl önemlisi 2004 yerel sonuçlarını doğru okumanın gerekliliğini vurgulamak gerekiyor.

Türkiye’ nin en ilginç siyasi laboratuarlarından biri olan Mersin’de, gelecekle ilgili sağlıklı tahminlerin yolu geçmişi doğru okumaktan geçiyor.

Yapmaya çalıştığımız da budur… 

2002 genel, 2004 yerel seçimlerinde Büyükşehir sınırları içindeki oylar göz önüne alındığında yadsınamaz bazı gerçeklerle karşılaşıyoruz.

2002 de 223 bin, 2004 te 230 bin geçerli oy kullanıldı..

Her iki seçimde de, 100 binden fazla seçmen sandığa gitmedi.

Bir başka deyimle iki seçimde de, her üç seçmenden biri oy kullanmadı Mersin’ de…

2002 de Mersin Büyükşehir sınırlarında ortaya çıkan tablo Türkiye genel eğiliminden hayli farklıydı.

CHP            66  (%29.6)

DEHAP      42   (%19)

AKP           40   (%18)

MHP          27   (%12)

GP             18    (% 8)

O seçimlerin Mersin adına en çarpıcı yanı, başta DEHAP olmak üzere CHP ve MHP oylarının Türkiye ortalamasının üstünde gerçekleşmesiydi.

Aynı trend 2004 yerel seçimlerinde de sürdü.

CHP 79 bin oyla %34’ lük orana ulaşırken, başını DEHAP’ ın merkezinde ve temelinde yer aldığı –tümüyle Kürtlerin desteğiyle- SHP 52 bin oyla %22,7 lik orana ulaştı.

AK Parti 46 bin oyla %20 oy alırken, MHP 2002’ de Genç Partiye kaptırdığı oyları geri kazanarak 43 bin oyla %19 luk orana ulaştı.

2002 ve 2004 sonuçları karşılaştırıldığında ilk çarpıcı sonuç şudur:

DEHAP, SHP ittifakı her ne kadar oy artışı sağladıysa da, halk nezdinde etkili olan “Kürtler geliyor” propagandası Macit Özcan’ la simgelenen CHP’ ye yaradı.

Özcan’ a verilen oylar CHP’  nin solculuğundan çok, Kürtlere karşı blok içinde kümelenen sağ oylardan kaynaklanıyordu.

Bu gerçeği destekleyen en önemli gösterge CHP’ nin alt birim belediyelerde aldığı oylarla Büyükşehir Başkanlığı için aldığı oylar arasındaki çarpıcı farklılıktaydı.

2004 ‘ te CHP’ nin Büyükşehir Belediye Başkanlığında aldığı oylar 79 bin, aynı partinin alt birim belediyeler göz önüne alındığında topladığı oylar 70 bin…

İşte Mersin’de üzerinde durulması gereken özellikle de, Toroslar Beldesinde dikkatleri çekecek boyuta ulaşan bu 9 bin oyluk sapma idi.

MHP’ liler Toroslar alt birim belediye seçimlerinde kendi adaylarına oy verirken, Büyükşehir sandıklarında kendi adaylarına değil, -ne hikmetse- CHP’ li Özcan’ a yönelmişlerdi.

-Seçimlerin ardından MHP’ nin Büyükşehir adayı Behiç Çelik’in kamuoyuna pek yansımayan bir basın toplantısında söyledikleri hayli ilginçti:

Ankara’da bazı etkili çevrelere yakın olduğu bilinen merkez Valisi Çelik, ihanete uğradıklarını dile getirirken, her cümlesi üzerinde kafa yorulması gereken sözlerle en az 65 bini aşkın oya sahip oldukları Mersin’de, çeşitli operasyonlara!, ayak oyunlarına kurban edildiklerini iddia ediyordu-

Gerçekten de CHP’ nin Büyükşehir’de alt birimlerden 9 bin oy fazlalığına ulaşmasına karşın, alt birimler genelinde 49 bin oy alan MHP’ nin, Büyükşehir’de 43 bin oyda kalması, ciddi anlamda incelenmesi gereken bir olguydu.

Mersin’de CHP ile MHP arasında sonuçları doğrudan etkileyen bu hayli güçlü sapmayı basit nedenlerle izah etmek, geçmişten geleceğe yapılacak analizleri daha başında anlamsız kılar.

Aynı zarfa koyulan iki oy pusulasındaki farklı ve oldukça bilinçli tercihin Özcan’ a yönelmesinin çok farklı gerekçeleri yanında kim bilir hangi gizli pazarlıklar sonucunda gerçekleştiği bugüne kadar dedikodular dışında tam olarak yanıtlanmamış sorularla dolu meçhul bir senaryonun sonucudur..

Bu ne başarılı belediyecilikle, ne de karizmatik bir başkanda ısrar eden nitelikli bir seçicilikle izah edilebilir.

2004 yerel seçimlerinde Özcan’ ın başarı hanesine yazılacak, kendi açısından en başarılı davranış, sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir partinin adayı olmasına rağmen, Özcan’ ın tüm çalışmalarıyla söylemlerinde soldan çok sağ seçmene yönelme gayretidir.

Solcuları küstürüp gidecek oyların derdine düşeceğine, sağdan gelecek oyları çekecek, -sol tabana ters gelme pahasına- bir davranış…

Açıkçası itiraf etmeliyim ki, 2004 seçim sonuçları daha ortaya çıkmadan ben Özcan’ ın o bir zamanlar küçümsediğim siyasetçiliğini hafife almakla ne kadar yanıldığımı anlamıştım.

**

2004 seçimleri Mersin açısından değerlendirildiğinde CHP’ nin Özcan lokomotifliğindeki başarısı değildi dikkat çeken..

DEHAP’ ın temelini oluşturduğu SHP çatısındaki sol oluşumun Türkiye genelindeki hayal kırıklığına rağmen, Mersin özelinde sağladığı başarının da konuşulması gerekiyordu.

Kendi yandaşlarının değil, karşı cephede yer alan Mersinlilerin bile saygı ve sempatisini kazanan Fazıl Türk gibi bir adayı harcamasına, -salt o yanlış nedeniyle Akdeniz beldesinde seçimin kaybedildiğini not etmekte yarar var- rağmen, Mersin Büyükşehir’de oyların %22,7 sini alarak Türkiye ortalamasının neredeyse 4 katına ulaşan sol platformun çizdiği grafik…

2009’ a ışık tutacak 2004 yerel seçim sonuçlarını irdelemeye devam edeceğiz….

 

Abdullah Ayan: Mersin Kent Müzesi

Mersin Kent Müzesi…

Bazı yazıların ömrü dile getirilen sorunlarla sınırlı..

Çok önemsediğiniz bir konu zaman içinde güncelliğini yitirir..

Bir süre sonra arşivinize göz atarken, “neleri dert etmişim” diye güler geçersiniz.

Ama bazı yazılar vardır ki, aradan geçen zamana rağmen okudukça, nice sorun gibi onların da güncelliklerinden bir şey kaybetmediklerini görür, şaşar kalırsınız…

2004 yerel seçimlerine sayılı günler kala kaleme alınmış aşağıdaki yazı da, bu türden.

Yazıda dile getirilen öneriler ışığında hiçbir şey yapılmadığı için, yazı bugün yazılmış gibi aktüalitesini ve önemini koruyor…

21. yüzyılın bu baş döndüren devinimi içinde, 5 yıl önce ortaya atılan bir projeyle ilgili yazının sanki bugün kaleme alınmışçasına değerini koruması, benden çok bu kenti yönetenlere ders niteliğindedir diye düşünüyorum…

**

Şinasi Develi 85 yaşına merdiven dayamış olmalı..

Buna rağmen gençlere taş çıkaran inatla araştırmaya devam ediyor…

Kentle ilgili dikkate değer bulduğu belgeleri biriktiriyor, sürekli biçimde yazıp çiziyor..

Gazetelerde yayınlanan makaleleri, Mersin’i anlatan kitapları onu şimdiden geçmişten geleceğe uzanan kader çizgisinde ölümsüz kılsa da, beyin kıvrımlarında saklı duran hazine değerindeki bilgi dağarcığı eninde sonunda onunla birlikte yitip, gidecek…

Son olarak kendisiyle yapılmış bir söyleşide resmettiği, geçmişin sisler bulvarında yitip gitmekte olan eskilerin Mersin’ini onun ağzından dinlerken ince sızısıyla yüreğimi acıtan hüzün kapladı içimi..

Develi’ yi dinlemek geçmişe bir yolculuk gibiydi..

Ama onunla yitip gidecek bunca zenginliği bizden sonraki nesillere taşımanın bir yolu olmalı diye düşünüyorum…

Örneğin İstanbul, Bursa, Kayseri ve son olarak İzmir’in hayata geçirdiği Kent Müzesi projesi, Mersin’in üzerinde çok şık bir elbise gibi ne de güzel dururdu?

Anadolu uygarlığının ilk yerleşim yeri 7 bin yıllık Yumuktepe’ den başlayarak, hukukun müjdecisi Solon’ dan, Diyojen’ e tüm mitolojik efsanelerde adı geçen Pompeipolis ve Soli’ ye kadar, uygarlığa beşik olmuş bir kentin binlerce yıllık geçmişi bir yana, son 150 yılda Anadolu’ nun dünyaya açılan kapısı, dış ticarete damgasını vuran kimliğiyle ünlenmiş Mersin’in macerasını kaçımız biliyoruz?

Sembolik anlamda adını verdiğim Şinasi Develi ile de sınırlı değil tarihe tanıklık edenlerimiz…

Bu kentin son yüzyılına damgasını vurmuş insanlar, gün gelip aramızdan ayrıldıklarında neleri onlarla birlikte göndereceğimizin farkında bile değiliz…

Aslında tıpkı kent envanteri çıkarır gibi, Mersin’e katkı yapmış, evinde, arşivinde, tavan arasında, solmuş gazete/dergi kupürlerinde resim, yazı, belge bulunan tüm yaşlı çınarlarımızın bir listesi çıkarılmalı…

Bu insanlar demir alıp limandan çıkmadan, arşivleri bir yana, anıları bir biçimde kaydedilmeli, en azından tanık oldukları yakın tarihle ilgili hafızalarında sakladıkları hazine bir biçimde saklanmalı..

(İnternet bu anlamda bize inanılmaz olanaklar sunuyor)

Üstelik fazla vaktimiz de yok…

Unutmayalım, akıp duran acımasız nehir, her gün içimizden birilerini alıp, meçhul sonsuzluğun koynuna taşıyor ne yazık ki…

7 bin yıllık Anadolu uygarlığına beşiklik eden bir kentte yaşayan büyük çoğunluğun, eski çağlardan geçtim, yakın tarihten bile fazla haberi yok…

Yakın zamanda tanık olduğum iki olay bile, bu alanda neden bir an önce harekete geçmemiz gerektiğini yadsınamaz biçimde ortaya koyan çarpıcı örneklerle dolu..

Örneklerden biri Şinasi Develi’ nin söyleşilerinde, yazılarında özel önem atfettiği 1940 ların ünlü Valisi Tevfik Gür ile ilgili…

Pek çok insan Develi gibi, Mersin’e damgasını vuran, efsane Valiyi yere göğe sığdıramazken, geçen yıl sohbet ettiğim –ki o söyleşinin bir kısmı Mersin Ticaret Borsası dergisinde yayınlandı- Develi kadar bu kentin Cumhuriyet tarihine tanıklık etmiş Mahir Turan bana bambaşka bir pencereden ele aldığı çok farklı bir Vali portresi çizmişti.

Turan’ a göre o tek parti döneminin Valisinin başarılı gibi görünen tüm işlerinin hayli değişik perde arkası söz konusuydu.

Demokrat Parti 1946 seçimlerinde ender sayıda şehirde başarılı olmuştu.

Bu illerden biri de Mersin’di.

Ve Mersin’de başarının bedelini DP’ ye destek veren Turan ve arkadaşları, bir sürü baskı ve zulümle ödemek zorunda kalmışlardı.

Türkiye demokrasi tarihinde özel önemi olan 1946 seçimlerinde Türkiye genel tercihinin aksine muhalefetteki Demokrat Partiyi destekleyen Mersin’ de o günlerde yaşananları resmi tarihin dışına çıkan tanıklıklarla bilmemiz gerekmez mi?

Kültür Merkezi (o zamanlardaki adıyla Halkevi) nedeniyle şapka çıkardığımız Tevfik Sırrı Gür’ e not verirken, Mahir Turan’ ın anlatacaklarından belge ve bilgilerinden yararlanarak, bireylerin özgürlüğü ve demokrasi adına başka bir pencereden olaylara bakmamız, değerlendirmelerimizi gerçek halk jürisinin katkılarıyla yapmamız gerekmiyor mu?

İkinci örnek daha da aktüel ve anlamlı..

Son dönemde ağaçları katledilip, Çin’den getirilen granitlerle süslenen, dozerlerle kazılan Cumhuriyet Meydanında eski çağlara ait bazı parçalara rastlandığında çoğumuz isyan ettik. (elimizden başka da bir şey gelmedi, zaten)

Meydanın yapılmasına başta karşı çıkan, sonra da ne olduysa ikna olan İclal Tan ablamız, arkeolojik deneyime sahipmiş gibi tarih katlediliyor diyen bizleri sustururken;

“Ne tarihi cahiller, burası kaç yıllık meydan ki, altında tarihi eser olsun” demişti.

Biz de her birikimli insana duyduğumuz saygıyla sesimiz kesip oturmuştuk.

Oysa bir süre sonra Şinasi Develi’ nin “Dünden bugüne Mersin” kitabında okuduğumuz bazı bölümler bambaşka bir gerçeği anlatıyordu:

“Antik Zefhirium kentinin şimdi ki Mersin’ in bulunduğu yerde olduğu sanılmaktadır. Vali evi yapılırken, temel kazıldığında ulaşılan harçlı duvarlar, direk ve direk başlıklarının Zefhirium adlı kente ait olduğu anlaşılmıştır.”

Uzman görüşleri de Develi’ nin tanıklığını perçinliyor…

Örneğin Kültür Merkezinin duvar taşlarının olduğu gibi sökülen Ermeni kilisesinden buraya getirilip döşendiği gerçeği gibi…

-O Ermeni kilisesinin yapımında kullanılan taşların Soli’ deki Pompeipolis antik şehrinden getirilmiş olması ise son 150 yılda yaşanan karmaşanın boyutlarını anlatmaya yeter-

Yukarıdaki örnekler bir yana, yüz yıl önce 12 yabancı ülke konsolosluğuna ve bir sürü yabancı bankaya ev sahipliği yapan, o yılların olanaksızlıklarına rağmen, komşu ülkelere vapurların yolcu taşıdığı, Anadolu’ nun –Ege’ deki İzmir dışında- denize açılan tek kapısı Mersin yalnızca son yüzyılda yaşanan değişim nedeniyle bir an önce hak ettiği Kent Müzesine kavuşturulmalı, eninde sonunda kaybedeceğimiz insanların evlerinde bugün için mevcut ama bir süre sonra acımasızca sokağa atacağımız arşivler gelecek nesillere sunulmak üzere değerlendirilmelidir.

Bu konuda başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, her kurum kendi cephesinin sorumluluğuyla hemen harekete geçmeli, MTSO, İhracatçı Birlikleri, Deniz Ticaret Odası, Ticaret Borsası gibi kurumlar ve daha da önemlisi kentin çınarları olarak tanımladığımız insanlarımızın arşivlerini sokağa atılmadan değerlendirecek bir mekanizma mutlaka ve derhal kurulup, işletilmelidir…

Toplanıp sergilenecek hale getirilecek bu arşivler kentlilik bilinci alanında ciddi travma yaşayan Mersin’in sağlığına kavuşması açısından da ciddi katkılar sunacaktır.

Geçmişin izlerini beyninin hücrelerinde ve tozlu arşivlerde saklayan insanlarımızı, bir an önce bulup, zaman yitirmeden o hazinelere kavuşmanın yöntemini bulmak zorundayız…

Böylesi bir çalışmanın önemi ve değeri, bugün değilse de yarın, gelecek nesillerce çok daha iyi anlaşılacaktır.

Unutmayın ne demişti, şair;

“Bir kentin hayatı nedir ki?…

Kendisinden başka kim anlatabilir geçmişini ve şimdisini,

Ve geleceğini kendi tarihinin,

Kendi tanıklığından başka…

Benden başka kaç kent var yerin üzerinde ve altında,

Hem kendisi olan hem de tarihinin tanıklığını yaşayan”

 

Not: Bu yazı 2004 yerel seçimlerinden 10 gün önce 19 Mart 2004 tarihinde yayınlandı.

Ne yazık ki, buza yazılan çoğu yazım gibi, günlük hengame arasında kaybolup gitti.

Ama o arada çok değerli nice hazine, her canlıyı bekleyen acı sonla tanıştı, iki kapılı hanın geri dönülmez eşiğinden atlayıp sonsuzluğa dümen kırdı.

O yazının kaleme alındığı gün pırıl pırıl hafızalarıyla canım sıkıldıkça beni büyük ufuklarında, gezdiren örneğin Albert Atat, örneğin Mahir Turan gibi ulu çınarlar artık yok…

Keşke o günlerde dile getirdiğim önerilerin en azından bir kısmını ben yerine getirmiş olsaydım.

Öz eleştiri, itiraf, günah çıkarma ne derseniz deyin; kendi adıma şahsen ben tarifsiz acılar içindeyim ve çok  pişmanım..

Peki ya bu kent adına sorumluluğu olanlar?

Asıl günah çıkarması gerekenler…

Onların sorumluluk adına harekete geçmesi için, daha kaç ulu çınarı sonsuz denizlere yolcu etmemiz gerekiyor?

 

Abdullah Ayan yazdı: Bu nasıl ihale?

Bu nasıl ihale?

Mersin festivali kapsamında kimi şarkıcılar yanında bazı araştırmacı gazeteciler de davet edilmiş Mersin’e…

Geçen yıl da benzeri etkinlikler düşünülmüş, örneğin Tuncay Özkan Mersin’e gelip o seviyesi malum tarzıyla birilerine sallayıp gitmişti.

Üstelik sonradan yaptığımız basit araştırma o söyleşi kapsamında kendisine Belediye bütçesinden –yani hepimizin cebinden- hayli yüklü miktarda para ödendiğini de koymuştu ortaya…

Zenginin malı, züğürdün çenesi diyenler çıkabilir…

Ama kazın ayağı öyle değil…

Çoğunluğun umurunda olmasa da, ödemeler Macit Özcan’ ın kişisel hesabından değil, tüyü bitmemiş yetimin karınca kararınca hakkının içinde yer aldığı bir bütçeden sağlanıyor.

Bu durumda harcanan her kör kuruşun hesabını sormak herkesin boynunun borcu…

Gelelim bu yıl Mersin’e kadar gelerek bizi aydınlatma misyonunu yüklenen konuşmacılara…

Gözüme çarpan üç isim var bu yıl…

Biri Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen…

12 Eylül darbesinin işkence tezgahlarından geçen 1980 lerin saygın gazetecisi, son zamanlardaki  sabun köpüğü dizilerin karakol komiseri…

Diğer iki konuşmacı ise Serdar akinan ve Enver Aysever…

İkisinin ortak özelliği aynı TV kanalında program yapmaları…

İşte o konuşmacılardan Akinan Mersin’de katıldığı söyleşide çok önemli sözler söylemiş…

Örneğin:

“Maalesef ülkemizde birkaç holdingin tekeli altında olan medya, yaptıkları taraflı yayınlarla ülkenin kamplara bölünmesine ve gerilimin artmasına neden olmaktadır” cümlesi ona ait…

Tabii kendisini dinleyenlerin içinden birinin çıkıp, “iyi söylersin de, o tekelci holdinglerin arasında sakın, senin program yaptığın TV de yer alıyor olmasın” diye sormasını beklemek saf dillik olurdu..

Malum Akinan SKY Türk TV nin genel yayın yönetmeni…

SKY Türk ise Show Tv ve Akşam Gazetesi ile birlikte Çukurova grubu sahibi Mehmet Emin Karamehmet’ e ait…

Karamehmet ülkenin en önemli iş adamlarından biri…

Sahip olduğu sanayi kuruluşları arasında BMC marka otobüs ve kamyonlarını üreten fabrika da yer alıyor…

BMC, Geçtiğimiz yıl Mersin Büyükşehir Belediyesini düzenlenen otobüs ihalesinin şartnamesi nedeniyle Kamu İhale Kurumu –KİK-‘ e şikayet eden şirket…

O günlerde Belediyenin düzenlediği ihalede otobüslerin Koluman firmasınca verilmesi nedeniyle taraflar arasında hayli gerginlikler yaşanmıştı…

Sonra ne olduysa oldu, alınması hedeflenen 100 otobüsün 40’ ının Koluman’dan sağlanmasının ardından, pusula BMC’ ye döndü…

Bugünlerde Özcan’ ın “sözümüzü tuttuk, 70 otobüs aldık” afişleri altında müjdesini verdiği yeni taşıtların öyküsü böyle…

Akinan sadece tekelci medyaya yönelik –tamamına katılmamak mümkün değil- eleştiriler yapmamış…

Yerel yönetimlerin misyonuyla ilgili de çok yerinde tespitlerde bulunmuş…

Söyleşinin bir yerinde diyor ki:

“Yerel yönetimler, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra, vatandaşın bilgilenmesini sağlayacak etkinliklere de yer vermelidir. Bu bağlamda Mersin Büyükşehir Başkanı Özcan’ ı kutluyorum”

Vatandaşın bilgilenmesine katkı vermesinden dolayı kutlandığı, kutsandığı bu günlerde, hazır yeri gelmişken Özcan’ a birkaç soru sormakta yarar var…

13 Ekim 2008 günü, yani ben bu satırları yazdıktan, sizler de okuduktan sonra Mersin Büyükşehir Belediyesi bir ihale düzenliyor…

İhalenin konusu “Yol Yapımı,sanat yapıları,kanalizasyon,yağmursuyu ve Köprü Yapımı”…

Kaç km yol, kaç köprü, hangi güzergah sorularının yanıtı ihale duyurusunda somut olarak yer almıyor ama ihaleye katılacak firmalardan istenecek belgeler çok açık ve net biçimde tanımlanmış:

Örneğin adayın bankalar nezdinde 7,5 milyon YTL nakit veya teminat mektubu kredisine sahip olması gerekiyor…

Neden 5,8 veya 10 değil de 7,5 milyon sorusunun yanıtı yok elbette.

Tıpkı toplam cirosu için 10 veya 15 değil de, 11 milyon 250 bin YTL lik şartın hangi kritere göre koyulduğunun bilinmediği gibi…

Yani yapılacak köprü sayısı ve yol uzunluğu belli değil ama ciro ve bankalar nezdindeki nakit mevduatı veya teminat mektubu kredisi için aranacak kriterler hiçbir tartışmaya kalmayacak biçimde ortaya konmuş…

İş bu kadarla kalsa iyi…

İşe talip olacak firmanın personeli ile ilgili de çok açık kıstaslar koyulmuş:

Yüklenici kuruluş 5 yıl deneyimli inşaat jeoloji hatta peyzaj mühendislerine sahip olmak zorunda ama topograflar için deneyim şartı yok…

Hepsi bu mu?

Hayır…

Şartnamenin en dikkat çeken yanı ihaleye girecek firmalarda aranan ekipman listesi ile ilgili detaylar…

İşin ucu, bucağı, nerede başlayıp, nerede bittiği belli değil ama, katılımcı firmanın;

-2 adet (1 YD3,100 HP) ekskavatör

-4 adet (2,5 YD3, 210 HP) ekskavatöre sahip olması şart…

-İhaleye girerken diğer detaylı biçimde tanımlanmış ekipman yanında bir adet dozere sahip olmanız gerekiyor ama bu 185 HP gücünde değilse daha baştan yandınız gitti…

-Kompresörün 210 CFM, iki vincin 130 HP,8-25 MT özelliklerini taşıması gerekiyor…

Böyle uzayıp gidiyor liste…

İhalenin en ilginç detayı ise teslim süresi ile ilgili maddede gizli…

Buna göre sözleşmenin imzalanmasını takip eden 7 gün içinde başlayacak işin bitimi için verilen süre 1100 gün..

Yani muhtemelen seçim çalışmalarının kızıştığı dönemde başlayacak olan yol yapım işi yeni başkanın faaliyet döneminin de 3 yılını alacak…

İhalede tanımlanmasa da, ben söz konusu işin hangi büyük yol projesini kapsadığını ve kaç milyon dolara mal olacağını üç aşağı beş yukarı biliyorum..

Peki böylesine önemli bir proje neden yerel seçimlerin yaklaştığı günlerde yapılır da, yeni Başkana bırakılmaz?…

Ne diyordu festival kapsamında konuşan Serdar Akinan?

““Yerel yönetimler, temel belediyecilik hizmetlerinin yanı sıra, vatandaşın bilgilenmesini sağlayacak etkinliklere de yer vermelidir.”

Doğru söze ne denir!..

Keşke vatandaşın bilgilenmesini sağlayacak etkinliklerden dolayı konuşmasında sıkça kutladığı Özcan, çıkıp bizi şu ihale konusunda bir aydınlatsa..

Ekskavatörlerin sayısından, kompresörlerin gücüne, silindirlerin ağırlığına kadar, en ince detayına kadar düşünülmüş vasıfların hangi kıstaslara göre belirlendiğini kendisi değilse bile bir yetkili açıklasa…

Her neyse 13 Ekim 2008 günü kendilerini yeterli görüp ihaleye girecek firmalara şimdiden başarılar..

En iyisi ihaleden önce okunacak bu satırları abuk sabuk hiç ilgisiz anlamsız birkaç dize ile noktalamak…

Tarihe iz düşme, buza yazı yazma adına..

 

20. yüzyıl bitti..

Milenyum çağındayız artık..

Yol, Su; işi iş değil..

Ulaşım’ı artık fizikle değil akılla çözmek lazım..

Abdullah Ayan: Şaşırtan kent Gaziantep

Gaziantep, şaşırtan kent..

Eskiden daha sık gelirdim.

Artık ayda yılda bir, o da vazgeçilemez gerekçelerle gelir oldum.

Ama her seferinde beni şaşırtmaktan geri kalmadı Gaziantep.

İstikrarlı büyüme, sağlıklı gelişmenin tüm özelliklerini içinde barındırdı.

Sanayileşmede yaratılan mucizenin getirdikleri bir yana, çağdaş şehircilik anlamında özellikle son 20 yılda yapılanlar bırakın Türkiye’ yi, dünyanın her yanında ders olarak okutulacak cinsten…

Celal Doğan’la başlayan büyük değişim ve dönüşümün hız kesmeden son beş yılda Asım Güzelbey ile sürmesinin bu sürece katkısı büyük.

Doğan’ dan bayrağı devraldığında Güzelbey hakkında kafalarda hayli fazla soru işaretleri vardı.

Ne de olsa Doğan’ ın 15 yıl taşıdığı bayrağı teslim ettiği gün biraz da onun karizmasından kaynaklanan çıtanın yüksekliği, Güzelbey için büyük handikaptı.

Ama Güzelbey kendisine bıyık altından gülenleri mahcup etti…

Güvenenleri ise utandırmadı.

Bir yılın ardından geldiğim Gaziantep’ in o beni ayrı dünyalara alıp götüren serin sonbaharının keyfini çıkarıyorum.

Ama Kale civarından başlayarak eski kent olarak tabir edilen yöreye biraz da çocukluğumu solumak amacıyla yaptığım gezinti kelimenin tam anlamıyla nefesimi kesiyor.

Özellikle tarihi Kalenin etrafında yapılan düzenlemeler, hiçbir zaman iflah olmayacağına inandığım Kale çevresindeki başta hanlar olmak üzere, tüm işyerlerinin restorasyonu, hepsinden önemlisi kaldırım işgaliyle, trafik keşmekeşine karşı alınan sıkı önlemler…

Celal Doğan çağdaş kent yaratma anlamında Gaziantep’i batıya doğru taşıma misyonunu başarıyla yerine getirmiş, yepyeni bir kent yaratırken, eski kente el sürmemiş –veya sürememiş- ti…

Son gördüğüm tablodan anlıyorum ki;

Asım Güzelbey, bayrağı aldığı noktadan başlayarak kalan işleri süratli tamamlarken, en zor işe kalkışmaktan çekinmemiş..

Sonuçta benzeri tarihi Avrupa kentlerinde zor bulunur bir dokuyu ortaya çıkarmış.

Hem de büyüsünü bozmadan…

O tarih kokan bedestenleri, hanları, eski evleri olduğu gibi korurken çevreyi saran bozuk dişleri tek tek söküp atmış.

Üstelik yaratılan mucizeye nasıl olduysa, ne şekilde ikna edildiyse, bölgenin en önemli dinamiği esnaf ta bu dönüşüme katılmış.

Bir zamanlar işgal altındaki kaldırımlar temizlenmiş, iş yerlerinin hepsi yol üzerindeki cephelerini nostaljik dokuya uygun biçimde yeniden düzenlemiş…

Sadece Kale civarı da değil…

Eski Kasaplar çarşısı baştan aşağı restore edilmiş, kaybolmaya yüz tutan taş bina tüm ihtişamıyla şimdi yeni konuklarını ağırlamaya hazırlanıyor.

Bir başka alanda ise eski belediye binası, bir zamanlar dünya fıstık ticaretinin merkezi sayılan, küresel bir borsa gibi fiyat belirleyen şıra hanıyla çevresindeki pek çok mekan restore edilerek, deyim yerindeyse kurtarılmış…

Gaziantep’in bu pek bilinmeyen yüzünü doyumsuz özlemle seyrederken Mersin’i ve yıllardır her nedense restore etmeye cesaret edemediğimiz balık pazarının pür melal halini düşündüm.

Oysa becerikli ellerde İstanbul’un Çiçek Pasajına, Kumkapı’ ya fark atacak biçimde düzenlenebilecek bir hazine yıllardır, akıllı ve cesur bir Belediye Başkanını sabırla bekliyor..

**

Gaziantep’te serin bir sonbahar sabahı geçmişin koynuna yaptığım gezintinin ardından, son zamanlarda sıkça sözü edilen bir kentsel dönüşüm projesini görmeye karar veriyorum.

Kentin doğusundaki Şehreküstü’ yü geride bırakıp, eski izbeliklerin yerini almış bir geniş bulvar üzerinde havaalanına doğru yola koyuluyorum.

Bir zamanlar ülkenin dört yanından topladığımız yünleri ihracattan önce yıkadığımız Humanız bölgesi, hafiflese de halen uzaklardan gelmeye devam eden mezbahanın kokusuyla yolun solunda.

Bulvarın sağında ise bir zamanlar yanından geçmeye korktuğumuz Perilikaya bölgesi…

Gaziantep’in plansız büyüdüğü dönemde ortaya çıkan, bir tepenin yamacındaki derme çatma binlerce gecekondu.

Havaalanına gidenlerin yıllardır görmemek için başlarını çevirdikleri o varoşların son durumu anlatılacak, inanılacak gibi değil.

TOKİ’ nin sihirli değneğinin gücü burada da kendini göstermiş.

O görüntüleriyle utandıran bölgede şimdi yepyeni bir kent yükseliyor.

Yükselmek ne kelime, bulvara nazır, İstanbul Ataköy konutlarını kıskandıran 500 dairelik ilk bölüm yeni sahiplerine kucak açmak için gün sayıyor.

Ön cephede yer alan konutlar doldukça, bunların arkasında kalan gecekondular yıkılacak.

Hem kent kurtulacak hem varoşlarda yıllardır susuz, alt yapısız, ilkel koşullarda hayatlarını sürdürmeye çalışan insanlar…

1260 konuttan oluşuyor Perilikaya kentsel dönüşüm projesi…

Yeşil alanları şimdiden gülümseyen, liselerinden kreşlerine kadar öğrenim kurumları, camileri, marketleriyle mutlaka görülmesi gereken bir uygulama tamamlanmak üzere…

Mersin’de on yıldır kentsel dönüşüm adına tek çivi çakmayanların gidip görmesi ders alması gereken örnek bir kent, meraklı Mersinlilerin 3 saat uzağında artık gerilerde kalan gecekonduların ortasında yükseliyor.

Gaziantep her yeni görüşümde şaşırttı beni…

Ama bu kez tanık olduğum Kale çevresi ve Perilikaya uygulamaları gerçekten hayran bıraktı.

Mersin’i yönetenlere, yönetmeye talip olanlara tavsiyem bir hafta sonunu Gaziantep’e ayırmaları…

İlham alacakları o kadar çok şey, o kadar yakınlarında duruyor ki…

Keşke Büyükşehir Belediye Başkanı Özcan son festival kapsamında Gaziantep’e bir tur düzenlenmesine öncülük etse…

Bugüne kadar önlerine her gelen öneri ve kararı; sorgusuz onaylayan Büyükşehir Meclis üyelerinin Gaziantep’teki; Perilikaya, Karataş, Beylerbeyi gibi yerlerde hayata geçen kentsel dönüşüm projelerini yerinde görmelerini sağlasa…

Kale civarında eski kentin külleri üzerinde yeniden yaratılan mucizeye birlikte tanık olsalar.

Eminim Mersin’e dönüş yolunda hep birlikte göz yaşı dökerlerdi…

İhmal edilen ve başka yerlerle değil, kendisiyle mukayese edildiği için geri kalmışlığının farkına varılmayan bir kentin pür melal halinin farkına varmanın derin acısı…

Umarım gerçeklerle erken yüzleşiriz de, bundan sonrasını kaybetmeyiz…