Güneşe 7, nükleere 21 sent ödemenin mantığı…

Bir önceki yazıda Türkiye’ nin gittikçe artacak enerji ihtiyacını, bu alanda gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurumu ele almış, Cumhuriyetin 100. yılında bugünkünün dört katına çıkarılması kaçınılmaz enerji üretimiyle ilgili yapılması gerekenleri kısaca özetlemeye çalışmıştık.

Kaldığımız yerden devam…

Aslında işin özü geçmişten bugüne tüm hükümetlerin enerji politikalarına bakışında gizli..

Gittikçe artan elektrik ihtiyacı son 20 yılda en kolay ama aynı zamanda en riskli yöntemle aşılmaya çalışıldı.

Dışa bağımlı doğalgazla ısıtılan termik santrallere bel bağlandı.

İş o hale geldi ki, ülke gereksiniminin yarısı dövizle satın alınan bu doğalgaz çevrim santrallerinden karşılandı.

Peki, yılda 300 günden fazla güneş alan bölgelere sahip Türkiye enerji- alanında ne yapıyor?

Türkiye, küresel kriz nedeniyle dibe vurmuş bir dünyada, 30 yıldır ertelenmiş nükleer santral projesini raflardan indirip hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Bu konuda gelen eleştirilere karşı hükümet, sürekli olarak doğalgaza bağımlılığın düşürülmesi, yükselen enerji fiyatlarının nükleer santraller sayesinde düşürüleceği söylemlerini dile getiriyordu.

Oysa daha işin başında çarpıklıklar birbirini izlemeye başladı.

Örneğin rekabet sayesinde en iyinin en ucuza sağlanacağı temel iddiası, ihaleye hazırlanan oluşumların sırra kadem basmasıyla balona dönüştü.

13 konsorsiyumun teklif zarfı alarak hazırlık yaptığı ihaleye tek firma teklif verdi.

Küresel ekonomik kriz veya başka hangi neden olursa olsun tek teklifin verildiği bir ihalede rekabet koşullarından hiçbirinin oluşmayacağı gün gibi aşikâr…

Bu tek teklifi veren konsorsiyumun iki ortağından biri Rusya kökenli bir şirket…

Diğeri ise bu alanda hiçbir deneyimi olmayan bir Türk grubu…

Böylece ortaya çok ilginç ve dünyada Türkiye’den başka hiçbir ülkede rastlanmayacak bir durum çıkıyor:

İhaleye Hükümet olur verirse, Dünyada özel sektör eliyle yapılacak ilk ve tek nükleer santral ülkemize nasip olacak…

Yerli ortağının hiçbir deneyime sahip olmadığı bu yatırımda yabancı ortağın doğduğu ülkeyi nükleer enerji konusundaki Çernobil sabıkası nedeniyle bir kez daha ve yeniden anımsatmaya gerek var mı?

Sanki her yıl birkaç nükleer santral ihalesi yapıyormuş gibi, sanki bu alanda çok deneyimliymişiz gibi, bu konuda dünyada ilklerle anılacak bir işe imza atmaya hazırlanıyoruz.

Tek başına bir katılımcının girdiği, dünyada özel sektör eliyle yapılacak ilk nükleer santral için düğmeye basan ilk ülke ünvanına sahip olacak Türkiye…

Bugün onay verilirse 10 yıl sonra üretime başlayacak bir tesis…

Dünyada 10 yıl sonra hangi teknolojilerin geçerli olacağını, bugün tartıştığımız teknolojilerin en geç 2013’ te pabucunun dama atılacağı gerçeğini -20 bin haneye küvet büyüklüğünde 25 milyon dolarlık risksiz ve tehlikesiz mini santraller çağı geliyor çünkü- göz ardı etmemekte de yarar var.

Rekabetçilik koşullarında açılan tek zarftan 19 Ocak 2009 günü çıkan teklife gelince:

Bu konuda da bir ilki yaşıyor Türkiye…

Kendi kendisiyle çekişen talipli şirketin verdiği teklifin ana başlıkları şöyle:

– 10 yılın sonunda tamamlanacak yatırımla devreye girecek nükleer santrale 15 yıllık üretim ömrü biçilmiş…

Başka bir ifadeyle Bakanlar Kurulu onayının ardından, sözleşme imzalanması, teminat, kredi sağlanması gibi işlemlerin tamamlanması halinde en iyimser tahminle 2010 yılında temeli atılacak ve 2020 de üretime başlayacak nükleer santrale kaderini bağlayacak.

– 4 üniteden meydana gelecek ve toplam 4,8 megawatt büyüklükteki santralin tamamlandıktan sonraki 15 yıllık ömrü boyunca 415 milyar kw elektrik üreteceği varsayılıyor…

– Üretilecek tüm elektriği almayı garanti eden Türkiye’ nin bu işe ödeyeceği toplam para ise dudak uçuklatacak cinsten:

15 yıl içinde bu 415 milyar kw elektriğe 86 milyar dolar ödenecek.

Bir başka ifadeyle T.C. Hazinesi fiyat garantisi çerçevesinde yatırımcı şirketin üreteceği tüm elektriği 15 yıl boyunca kw’ ı 21 sentten almayı peşinen taahüt edecek.

Peki, bu fiyat uygun mu?

Hadi başka türlü soralım…

Biz görmesek te, bu garanti çerçevesinde geleceğimiz olan çocuklarımız, torunlarımız bu fiyat nedeniyle altına girdiğimiz yükten nasıl etkilenecek?

Şu anda sanayicilerimizin küresel rekabete engel olduğu şikayetlerini sıkça dile getirdikleri enerji fiyatları –TETAŞ’ ın 2008 yılı ortalama satış fiyatlarını esas aldığımızda- 8 sentin azıcık altında (12,8 kuruş)…

Bu durumda 10 yıl sonra devreye girecek santralin üreteceği elektrik için bugün şikâyet ettiğimiz fiyatların %170 fazlasına razı olmak zorunda kalacağımız yadsınamaz bir gerçek…

Yıllardır bize en ucuz olduğu gerekçesiyle anlatılan nükleer enerjinin dayandığı temel argümanı da bu tek kişilik ihale oyunuyla daha doğmadan çökmüş oldu böylece…

Turizm hayalleriyle yıllardır ömür törpüleyen Mersin’ in en alımlı körfezine saplanacak bıçaktan beter nükleer santral gerçeği ne yazık ki böyle…

ABD işsizliğe de çare olacak güneş enerjisine ağırlık vereceğini, bu konudaki gelişmeleri tüm gücüyle destekleyeceğini açıklarken, yılda 300 günden fazla güneş alan Mersin’in en avantajlı olduğu alanı izlemeye mahkum olması çok acı…

Nükleer santralden elde edilecek elektriğe 21 sentlik fiyat garantisi vermeye hazırlanan hükümetin güneş enerjisinden elde edilen elektriğe bugüne kadar uygun gördüğü fiyatı da söyleyelim isterseniz…

İster inanın ister inanmayın ama bu konuda belirlenen fiyat kw başına 7 sent civarında…

Mahcubiyetten olsa gerek, yetkililer bu fiyatı yükseltme çalışması yaptıklarını söylüyorlar ama, şimdilik geçerli olan ne yazık ki bu…

10 yıl sonra üretime geçecek, nasıl doğacağı, gelişeceği bilinmez enerjiye 21, bugün sistem kurulsa üç gün sonra devreye girecek güneş enerji kaynaklı elektriğe 7 sent…

Aslında iki fiyat karşılaştırması bile bunca yazdıklarımızın tümünü özetlemeye yetiyor:

Güneşten sağlanan elektriğe 7 sent ödeyeceğini açıklayan Devlet kurumları, nükleer elektriğe 21 sent ödeme seçeneğiyle karşı karşıya…

Türkiye adı ihale de olsa tek grubun teklif verdiği nükleer santralle ilgili son kararı açıklamaya hazırlanırken, en çarpıcı sözler okyanusların ötesinden ABD’ den geliyor.

Başkanlık koltuğuna oturan Obama’ nın ilk konuşmasının bir bölümü yeni dönemin enerji politikalarına ayrılmış durumda…

Obama konuşmasında bundan böyle tüm güçlerini güneş ve rüzgârdan elde edilecek enerjiye yoğunlaştıracaklarını, bunun işsizliği önlemekte de önemli adımlardan biri olacağını söylüyor…

Gelişmekte olan Türkiye güneş elektriğine 7, nükleer kaynaklıya 21 sent garantisi verirken, dünyanın en gelişmiş ülkesi 21. yüzyıla damgasını vuracak gelişmeyi böyle müjdelemesi birilerine ilham vermeli, ders olmalı…

Umarım Obama’ dan alınacak derslerin arasına enerjiyle ilgili bu yeni açılım da eklenir…

Özellikle kalbine hançer saplanma riskiyle karşı karşıya olan Mersin’in buna gerçekten ihtiyacı var…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s