Nükleer enerji, 21. yüzyılda 21 sente elektrik (1)…

Peşinen söylemeliyim ki, ben nükleer düşmanı –hatta karşıtı- değilim…

Türkiye gibi, tüm gücünü gelişmiş ülkeler arasına girmek için gösteren bir ülkenin bugünkü elektrik üretim kapasitesinin yeterli olmadığının farkındayım…

Pek söylenmez ama ülkelerin gelişmişlik sıralamasını belirleyen önemli faktörlerden biri kişi başına düşen milli gelir ise, bir diğeri ise kişi başına düşen yıllık elektrik tüketim miktarı…

ABD’ de kişi başına 13.500 kw olan miktar Güney Kore’ de 10 bine, Türkiye’ ye baktığımızda ise 2500 kw’ ya düşüyor…

73 milyonluk Türkiye yılda toplam 181 milyar kw elektrik üretirken, 40 milyonluk güney Kore’ de rakam 413 milyar kw’ ye ulaşıyor…

Sayıların diliyle söyleyecek olursak; Dünyanın en büyük 18. ekonomisi büyüklüğüne ulaşan ülkemizin, gelecekte hedeflediği 10. luğa ulaşması için alması gereken hayli yol var…

En azından Cumhuriyetin 100. yıl hedefi olarak kişi başına 10 bin kw elektrik gereksiniminin makul bir talep olduğunu küresel veriler ortaya koyuyor…

Bu durumda mevcut üretimin 10/15 yıllık bir zaman diliminde dört katına çıkarılması kaçınılmaz…

Günümüzde ülkeyi bekleyen en büyük tehlike olarak kabul edilen işsizliğin giderilmesi, sanayin istenen büyüklüğe ulaşması için de elektrik üretiminin arttırılması kaçınılmaz…

Türkiye bu nedenle tüm olanaklarını zorlayarak, başka alanlarda olduğu gibi –hatta hepsinden önce- enerji konusunda da bir yol haritası çizmeli…

Bugünkü yapıya bakıldığında kendisini su zengini sanan Türkiye’ de, akarsulardan elde edilen enerji miktarı toplam enerjinin dörtte birinden fazla değil.

Son yıllarda artan enerji fiyatları nedeniyle gittikçe cazip hale gelen HES yatırımlarına yoğun ilgi olmasına ve şu anda 1000 civarında HES projesi gün saymasına rağmen, tükettiği enerjinin yarısına yakınını doğalgaz çevrim santrallerinden elde eden Türkiye başka enerji kaynaklarına hızla yönelmek zorunda…

İşte tam da burada 30 yıldır konuşulan, zaman zaman gündemin en önemli maddesi haline gelen, bazen de yıllar boyu unutulan nükleer enerji konusu yeniden ve en ateşli biçimde önümüze gelmiş bulunuyor…

Biraz da petrol fiyatlarının 140 doları aştığı o sıcak günlerde, herkesin canını acıtmaya başlayan enerji maliyetlerinin etkisiyle nükleer enerji yeniden Türkiye’ nin en çok konuşulan tartışılan konularından biri haline geldi.

Yazının başında dediğim gibi en büyük arzusu, dünya gözüyle ülkenin refah toplumu olmasını hayal eden biri olarak, nükleer santrale prensip olarak karşı değilim…

“İstemüzük”  türünden peşin değerlendirmelerin kimseye yararı olmadığını da biliyorum.

Bu düşünceden yola çıktığımızda gelişmiş ülkelerin tümünde var olan bir enerji kaynağından Türkiye’nin mahrum olmasını kabul etmemiz de mümkün değil.

Bugün ABD enerjisinin %20 sini, Fransa ise %78’ ini nükleerden elde diyorsa ve küresel oranlara bakıldığında dünya enerjisinin %16’ sı, bir başka ifadeyle yeryüzünde yanan her 6 lambanın biri ve her 6 tesisten biri bu enerjiden besleniyorsa, Türkiye’ de oturup durumunu yeniden gözden geçirmek zorunda…

Ancak bunu yaparken, dünyadaki gelişmelerden, son küresel krizle ortaya çıkan maliyet hesaplarından, hızla dünya gündemine oturan yenilenebilir enerji konusundaki yeni paradigmalardan uzak duramaz…

ABD’ de Obama daha başkanlık koltuğuna oturmadan, önümüzdeki süreçte ülkesinin, dünyanın petrol bağımlılığından kurtulup, rüzgâr ve güneş enerjisine ağırlık vereceğini dile getiriyor…

Bununla da yetinmiyor Başkan Obama…

Rüzgârgüllerinin yer aldığı çiftlikler ve güneş panelleriyle donanmış alanlar sayesinde işsizliğe karşı çok önemli başarılar elde edileceğini ifade ediyor…

ABD’ deki gelişmeler bununla da sınırlı değil…

Aynı zamanda dünyadaki ilk atom bombasını geliştiren Los Alamos laboratuvarının bilim adamları, her biri 20 bin evin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek mini nükleer santrallerin en geç 2013 yılında seri üretimine geçileceği ve ilk etapta 3 tesiste 4 bin santral üretileceği müjdesini verdiler..

Amerikan hükümetinin bu konuda desteklediği ve ruhsat verdiği, Hyperion şirketi mini nükleer santrallerin fiyatlarının 25 milyon dolar civarı olacağını da açıkladı…

Bir başka ifadeyle hane başına 125 dolar vererek on yıl boyunca tüm enerji ihtiyacınızı sağlamanız mümkün.

Soğutma suyu gereksinimi olmayan küvet büyüklüğündeki cihaz toprağa gömülüyor ve 10 yıl boyunca bulunduğu yerde tutularak sorunsuz enerji üretiyor…

Tüm gelişmeler ortadayken yılda 300 gün güneş alan doğal enerji zengini Türkiye ne yapıyor?

Sorunun yanıtını ve ucuz diye yola çıkılıp, 10 yıl sonra bitecek, üstelik kw saati 21 sente satın alınacak nükleer menşeli elektrik enerji konusunu ve konunun Mersin’in geleceğini tehdit eden boyutlarını bir sonraki yazıda ele alalım… 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s