Soli, Pompeipolis’ i kurtarmak… Geriye ne kaldı ki? (20.6.2010)

Soli, Pompeipolis’ i kurtarmak… Geriye ne kaldı ki?

Festival manyağı mı olduk nedir?

Büyükşehir Belediyesinin normal festivali, Türk müziği festivali…

Klasik batı müziği sevenlere hitap eden Mersin Uluslararası Müzik Festivali…

Turunçgil festivali, gül festivali, şimdi de Mezitli Belediyesinin yapmaya hazırlandığı Güneş festivali…

Evet yanlış duymadınız, Mersin Makine Mühendisleri Odası ve Mezitli Belediyesi ortaklaşa bir etkinlik düzenlemiş ve adına da Güneş festivali demişler. Kendilerine göre bir gerekçe de bulmuşlar: Gelen elektronik postaya göre “21 Haziran Dünya Güneş Günü” imiş ve bu durumda “binlerce yıldır güneşin doğuşuna tanıklık eden Soli Pompeipolis Antik Liman Kenti” olarak bunu festival biçiminde kutlamayı düşünmüşler.

Yabancı kaynaklara baktım, 21 Haziranın dünya güneş günü olduğuna dair, öyle evrensel kabul görmüş bir uygulamaya rastlamadım. Umarım ben yanılıyorum. Hem ne fark eder? Festival düzenlemek, eğlenmek, eğlendirmek için mutlaka bir gerekçe bulmak mı lazım? Kaldı ki, 21 Haziran gerçekten kuzey yarım kürenin güneşe en fazla döndüğü, güneşin dünyayı en uzun süreyle aydınlattığı gün. Keşke Mersin’den dünyaya böyle bir marka buluşla merhaba desek.

Ama işin beni ilgilendiren yanı bu değil. Etkinlik kapsamında bir konferansa da yer verilmiş:

Önce Remzi Yağcı konuşacak ve bilgi verecek Soli Pompeipolis kazıları hakkında…

Ardından bir Mimar arkadaş “yapacak her şey bitmeden” başlıklı bir sunum yapacakmış.

Beni Remzi Yağcı’ nın seçtiği konudan çok, bu “yapacak her şey bitmeden” başlığıyla başka dünyalara alıp götüren başlıklı mevzuu çarptı.

Sanki Pompeipolis’ te yapacak herhangi bir şey bırakılmış gibi…

Sanki iliği bile kurutulan Antik Kentten geriye kurtarılacak şey kalmış gibi…

10 yıl önce Nuri Hocaoğlu, 4 bin yıllık porselen mezarlığının üzerine arıtma tesisi kondurmaya hazırlandığı gün “son söz tükenmişti” zaten. Yapımına karşı çıktığımız, yazılarımızı şikayet kabul eden bir takım kurumların müdahalesiyle durdurulma aşamasına gelen o ‘b.. çukuruna’ karşı mücadelemizi izleyen bir önemli Belediye Başkanı eleştirilerimizi anlamamış ve bir sohbette sormuştu bana “Bin yıldır zaten çöp alanıymış, üzerine arıtma yapılmasında ne mahzur var?”

Şaka gibi ama, adam o binlerce yıllık tarihin aynası porselen kırıklarını, Belediyesine toplattığı çöplerin içindeki tabaklarla aynı sanıyordu…

Sahi, Pompeipolis’ ten geriye ne bıraktık ki, şimdi kalkıp “yapılacak her şey bitmeden” gibi dramatik söyleşiler düzenliyoruz.

2200 yıl önce Aratos’ a beşik olmuş topraklardan, antik limandan, limana uzanan dünyada eşi zor bulunur o sütunlu yoldan geriye ne kaldı ki?

Doymak bilmez hırsla her yıl biraz daha, biraz daha, çaktırmadan ve acımasızca geriye kalan alanları inşaata açmadık mı?

Eskilerinin Allah taksiratını affetsin, şu son 20 yılda Mezitli’ yi nice vaatlerle yöneteceğim iddiasıyla gelenlere ve yaptıklarına bir bakın…

“İşgal kuvvetleri gelse bu hoyratlıkta katleder miydi?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Yıllar, yıllar önce henüz böyle tüketilmemiş, mahvedilmemişken asfaltın uğramadığı Viranşehir’in portakal kokan toprak yollarında dolaşıyordum arabamla. Bir bahçenin önündeki çeşmede irkilerek durdum. Bahçe kapısını muhteşem bir Mermer sütun başlığı süslüyordu. Adam, Pompeipolis limanına uzanan yolun iki tarafında yer alan sütunlardan birini söküp bahçesine götürmüştü. “O mu çok cesurdu, biz mi duyarsızdık” sorusunun zor yanıtı günlerce beynimi oyup durmuştu.

Beni isyanlara sevk eden o olayın bin beterine tanıklık edeceğimi nereden bilebilirdim ki? Ama oldu. Antalya’ nın Konyaaltı plajına, Alanya sahiline on basar Mezitli sahili parsel parsel katledildi. Bırakın denize girecek yeri, nefes alacak koridor kalmamacasına en son metresine kadar her alan yapsatçıların gökdelenlerine peşkeş çekildi.

Hukukçu kimliği, çevreye duyarlılığı, dürüstlüğüyle son umudum Uğur Yıldırım idi. Geçen 18 ay içinde ne değişti diye soranlara yanıtını vereyim.

Artık dokunulmaz sandığım, bırakın sit alanını, kazıların gerçekleştiği bölgenin neredeyse içinde bile inşaatların başladığını görünce, ilk karşılaşmamızda isyanımı ve biraz da sitemlerimi dile getirdim.

Çaresizlik içinde ellerini iki yana açtı: “Adamlar Anıtlar Kurulundan gidip belge alıyor ve kapıya dayanıyorlar, ne yapabilirim?”

Belediye Başkanı, çaresizlik içinde vatandaştan medet umuyordu, anlayacağınız…

Çözümü de, formülü de kendisinin bulması gerektiğini söylerken, tıkandığımı hissettim…

Şimdi kalkmışız, mimar çağırıp “yapacak her şey bitmeden” diye konuşturacak sonra da tartışacağız uzun uzun…

Sanki “yapacak şey kalmış” gibi…

Sanki koruyacağımız bir alanı bırakmışız gibi…

Gidin 100 bin nüfuslu Mezitli’ de bir anket yapın ve sorun insanlara “Aratos’ u tanıyor musunuz?” diye.

10 kişiyi aşar mı? Sanmıyorum…

Festival, Güneş günü, “yapacak her şey bitmeden” söyleşileri…

“Ba’de harab El-Basra (Basra harab olduktan sonra)” klasikleri anlayacağınız.

Öldürdüğü maktulün başında ağlayanlardan farkımız yok.

Pompeipolis’i tartışacak, “yapacak her bitmeden” kaldıysa ‘kalanları’ konuşacakmışız…

Ellerinde son nefesimizi verdiğimiz bu yüksek tartışmacıları, kurtarırken öldürenleri boş verin.

Vaktiniz varsa eğer, Moğollar’ ı dinlemeye gidin.

Mezitli Belediyesi ile yaşıt, yüreği genç adamlara bir kez daha kulak verin, bağrınıza basın…

Onlar o ünlü “Bir şey yapmalı” şarkısını haykırırken belki başınızı öne eğer ve düşünürsünüz:

Evet, “Bir şey yapmalı” da, o 4 bin yıllık tarih katledilirken, o gözlerimizin önünde işlenen cinayetlere karşı ne yaptık?, ne yaptınız?

Abdullah Ayan

20 Haziran 2010, Mersin

abdullahayan@gmail.com