Erbakan’ın siyasi yaşamında Mersin’in bilinmeyen rolü…

1969 Genel Seçimleri yaklaşırken bütün gazeteler, Türkiye Odalar Birliği Başkanlığına seçilen Erbakan’la ilgili haber ve yorumlarla doluydu.

Odalar Birliği’nin sanayileşme hamlesindeki rolünü çok iyi bilen ve Gümüş Motor tecrübesiyle buranın mutlaka ele geçirilmesi gerektiğini düşünen Erbakan, önce Sanayi Başkanlığı, sonra Genel Sekreterlik gibi çeşitli kademelerinde görev yaptığı bu kurumun, nihayet idare kurulu üyelerinin seçimiyle, Genel Başkanlığına geliyordu.

Erbakan’ın, meşhur mason Sırrı Enver Batur’u devirip TOBB’ un Genel Başkanlığına oturması, İstanbul’un elit iş alemine damgasını vuran Masonik çevrelerde panik başlatıyordu.

Çünkü Erbakan, “döviz dağıtımına puantaj sistemi getireceğini, kredi paylaşımında İstanbul sanayicisiyle Anadolu sermayesini dengeleyeceğini, yatırımları verimli üretimlere yönelteceğini” söylüyor, böylece vurguna ve soyguna son vererek, İstanbul’un pastadaki büyük payını Anadolu’ya aktaracağını iddia ediyordu.

Böylesi bir girişimin ne anlama geleceğini rakamlarla anlatmaya çalışayım.

Tüm yatırım malları, alet ve ekipman devletin Odalar Birliğine aktardığı ve TOBB tarafından paylaşılan kotalar çerçevesinde tahsis ediliyordu.

Erbakan’ın çılgınca öneriyi ortaya attığı günlerde Odalar Birliği’ne verilen 20 milyon dolar yatırım kotasının, 19 milyon doları İstanbul ve İzmir tüccarına veriliyor, sadece 1 milyon doları Anadolu’ya gidiyordu. (Evet yanlış okumadınız. Türkiye’nin yatırıma ayrılan döviz miktarı bir zamanlar 20 milyon dolardan ibaretti. Zaman içinde 35 dolar milyarderine sahip bir ülke için ilginç bir detay)

 

Haksızlıklara son vermek ve milli sanayiyi kurmak amacıyla, İstanbul dışından işadamlarının ve Anadolu girişimcilerinin, Genel İdare Kurulu Üyeliğine seçilmelerini sağladı. Ve yine kanunların öngördüğü şekilde, bu idare heyetinin seçimiyle Odalar Birliği Başkanlığı’na atandı.

Masonların baskısı ve büyük locaların talimatıyla, önce; “Sizi iflas ettiririz, Erbakan’a uymayın” diye Anadolu tüccarına gözdağı verilme görevi verilen Başbakan Demirel, bunda pek başarılı olamadı. Bunun üzerine en zor ve anti demokratik yönteme başvurmaktan kaçınmadı… TOBB seçimlerinin iptali için Danıştay’a dava açıldı ancak talep Danıştay tarafından haksız bulundu. Bu sefer kaba kuvvetle ve polis marifetiyle, seçimle o makama gelmiş olan Hoca’yı görevinden uzaklaştırmak yoluna başvurdu Demirel ve başında olduğu Hükümet. İşlerine gelince ‘Demokrasi aşığı’ hürriyet havarisi kesilen Demirel, o günlerde planladığı Trabzon gezisine çıkmadan önce, Ankara Valisi Ömer Naci Bozkurt ile Emniyet Müdürü İbrahim Ural’a telefonda, “Ne pahasına olursa olsun, bu adamı mutlaka TOBB genel merkezinden çıkarın” talimatını verdi. Bağırmaktan sesi kısılmış Demirel’i yaşamı boyunca böylesine sinirli görmediklerini anlatacaktı yakın çevresi.

Ertesi sabah, Emniyet Şube Müdürlerinden Kamil Özdilek ve Ahmet Özal, Odalar Birliği’ne gelerek, Erbakan’dan makamını terk etmesini istediler… Hoca haklı olarak direniyordu ve saat 23’e kadar onları oyaladı, bir ara yakaladığı fırsatı değerlendirdi ve kapıyı içeriden kilitleyiverdi.

Gidenler başaramayınca ertesi gün, iki şube müdürü daha görevlendirildi ve kapının önüne polislerden bir ordu yığıldı neredeyse. Amaçları gece geç vakit evine giden Hoca’yı sabahleyin binaya sokmamaktır. Ama o, kimselere çaktırmadan arka kapıdan içeri girip çoktan makamına oturmuş ve görevine başlamıştır. (İki gün boyunca kapısında nöbet tutan milli görüşü savunan genç Üniversiteliler arasında ilginç bir isim vardır: Hukuk Fakültesi öğrencisi Bülent Arınç)

Kalenin düşmediğini! gören Demirel çıldırır. Yetkililere kesin talimatı yineler, Hoca’yı makam odasından çıkarmaya bu kez bizzat Emniyet Müdürü, yanında bir manga polisle gider ve Erbakan’dan derhal odayı boşaltmasını ister. Pabucun pahalı olduğunu gören Hoca sekreterini çağırır ve belki de ileride hesap sormak ve yaşananları  kağıda kaleme dökmek üzere zabıt yazdırmaya başlar. Aradan saatler geçtiği halde zabıt yazımı devam eder, sabrı tükenen Emniyet Müdürü aslında birkaç kelimeyle geçiştirilecek zaptın Erbakan’ca dikte ettirilen 54’ncü sahifesinde, “artık yeter” diye kükrer. Sonunda Erbakan’da gerçekten yettiğine kanaat getirmiş olmalı ki tutanağı noktalar ve Hoca çantasını alıp makamını terk eder.

İster inanın, ister inanmayın Erbakan o sinirleri zıplatan TOBB operasyonunun ardından hiçbir şey olmamış gibi birkaç yakın arkadaşıyla Adalet Partisi (AP) Genel Merkezi’ne gidip Başkan Vekili Nuri Bayar’la görüşüyor, yapılacak seçimlerde aday olmak üzer partiye üye olmak istediklerini bildiriyordu. Gerekli formlar dolduruldu, genel merkezdeki yetkililere teslim edildi.. Talebinin tüzük gereği Genel İdare Kurulu’nda görüşüleceği de söylendi.

Adalet Partisinin kuruluşundan o güne kadar olmayan bir zorlama uygulama idi, başvurunun işleme koyulmadan GİK’te inceleneceği, ama bu sefer durum tehlikeli görülmüş olmalı ki, Demirel’in özel tahrik ve talimatıyla ayaklanan A.P. kurmaylarının birçoğunun dile getirdiği “bu adam partimizi karıştırır” gerekçesiyle, üyelik istemi reddedildi. Böylece Erbakan’ın üyeliği veto edilmiş oldu. Hoca’nın üniversiteden arkadaşları olan ve Anadolu sermayesine yakınlığı ile tanınan Mehmet Turgut ve Saadettin Bilgiç ekibinin, Demirel’e rağmen bu vetoya karşı çıkmaları AP’ de bir iç karışıklığa neden oldu.

Hoca’nın AP’ ye müracaattaki asıl maksadının ise, bu partiyi masonların güdümünden kurtarıp, milli menfaatlere hizmet ettirme iddiası o günden sonra sıkça dile getirildi.

Bu gerekçenin ne derece etkili olduğu bilinmez ama bilinen bir şey var: Erbakan AP’ ye girme yolundaki tüm yolları deneyerek, en azından ileride “Madem siyasete soyunacaktın, ne diye dindar ve muhafazakâr tabanlı bir parti varken ona girmedin?” şeklindeki itirazları peşinen önlemeyi amaçlamıştı ve o düşünce hayata geçti.

Erbakan’ın kaybedecek vakti yoktu. 69 seçimlerine son sürat koşuyordu Türkiye. Nefes kesen seçim sürecinde Konya’dan bağımsız adaylığını koydu kendisi ve belirlediği birkaç isim…

Anadolu sermayesini temsil eden kaplanların desteğiyle Konya mahcup etmedi kendisini.

1969 seçimlerinde bağımsız olarak Meclise girmesini sağladı. Ardından kurulan ve 1971 muhtırası ile kapatılan Milli Nizam, 1973 seçimlerine yetiştirilen Milli Selamet partileri…

Aldığı %11 oy ve çıkardığı 48 Milletvekili ile Meclise girme başarısı yanında Ecevit’in CHP’si ile iktidar ortaklığına uzanan ülkenin nefesini tutarak izlediği süreç…

Amerikancı olmakla suçladığı Demirel’e ve arkasındaki İstanbul sermayesine karşı kendince şanlı ve anlamlı bir zafer kazanacak, ardından kapanan 4 partinin yerine kurduğu yenileriyle 28 Şubat sürecine kadar Türkiye siyasetine damgasını vuracaktı.

**

Peki Erbakan ve Demirel arasındaki mücadelede Mersin iş adamları nasıl bir tavır takınmış, hangi çizgiyi izlemişlerdi?

Hikâyenin o kısmı bugün pek anımsanmaz kamuoyunda…

Oysa dönemin Mersin Ticaret ve Sanayi Odası –MTSO- çok farklı bir strateji izlemişti o günlerde.

Tarihe not düşme adına bilinmesinde yarar var derim.

1946’dan itibaren önce Demokrat Parti ardından Adalet Partisi politikalarını savunan Mahir Turan ve 1969’ların efsane MTSO Başkanı Mustafa Sözmen’i ve tüm varlıklarını adadıkları AP’ ye rağmen Erbakan ile olan ilişkileri nedense pek sorgulanmadı bugüne kadar.

1969 yılında TOBB genel sekreterliğinden alınan Erbakan’ı aynı kurumun başına Yönetim Kurulu Başkanı seçtirecek operasyonu başlatan bu iki ismin öncülüğündeki MTSO’ dur.

Her ne kadar o günlerde Turan ve Sözmen, Erbakan’ı TOBB Başkanı seçtirme girişimi için Demirel’in onayını aldıklarını iddia etseler de, Demirel bu girişimi asla affetmez.

Elbette müdahale ettiği konusunda belgeler yok ama, örneğin en güçlü olduğu 1969 seçimlerinde Oda Başkanlığını kaybeder Sözmen. Bu yenilginin nedenleri pek tartışılmaz ama Demirel’in intikam adına Mersin’e el attığı kulaktan kulağa yayılır uzunca süre…

Turan ve Sözmen’in uğradıkları Demirel aforozun son bulması ancak 12 Mart muhtırasının ardından mümkün olur.

1972’de yeniden MTSO Yönetim Kurulu Başkanlığına gelir Sözmen ve 1984 yılına kadar -80 darbe dönemi dahil- o koltukta oturur.

1999 yılında vefat etti Sözmen, Mahir Turan ise 2007’de…

Erbakan’la kesişen yollarını kader bir kez daha birleştirir mi, kim bilebilir?

Ama eminim, rastlarlarsa anlatacak çok şeyleri vardır birbirlerine…

Toprakları bol, mekânları cennet olsun…

 

 

Abdullah Ayan Erbakan’ın siyasi yaşamında Mersin’in bilinmeyen rolünü yazdı..” üzerine bir yorum

  1. Sayın Abdullah Ayan, kimsenin bilmediği olayları gün ışığına çıkaran bir yazarsınız.
    Üretkenliğiniz ve adeta su gibi saf satırlarınız için uygun kelime bulamıyorum.
    Saygılarımın kabulünü istirham ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s