Yerel özerklik şartı, Güneydoğu’ya yeter mi?

CHP’nin “Yerel Yönetimlere özerklik” konusundaki yeni söylemi Kılıçdaroğlu tarafından Hakkari’de seslendirilince geniş kesimlerde yankı buldu.

Oysa ne “Yerel Yönetimler Özerklik” konusu Türkiye için yeni bir şey, ne de CHP tarafından ilk kez dile getiriliyor.

Öncelikle Kılıçdaroğlu’nun Güneydoğu’ya yeni bir şeymiş gibi vaat ettiği şu Yerel Yönetimlere özerkliğin daha doğru bir ifadeyle “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının” ne menem bir şey olduğunu özetlemeye çalışalım:

Avrupa Konseyi, 1981-1984 yılları arasında yerel idarelerin özerkliği konusunu masaya yatırdı. Tartışmaların ardından 1985 yılında “Yerel idarelerin güçlendirilmesi, özerkliklerinin savunulması, yerinden yönetim ve demokrasi ilkelerine dayanan bir Avrupa” ilkelerini esas alan “Özerklik Şartı” üye ülkelerce benimsendi.

Konsey Üyesi Türkiye metnin altına 1988 yılında imza koydu ama yürürlük için Nisan 1993 tarihini uygun buldu.

Özal’ın tüm arzusuna rağmen, darbecilerden henüz tam olarak kurtulamamış Türkiye’nin kendisine özgü! bir takım zorlukları olduğu gerekçesi başka netameli konularda olduğu burada da öne sürüldü.

Her şeye rağmen TBMM, 1991 yılında 1993’te yürürlüğe girmesi kaydıyla “AYYÖŞ” hakkındaki kanunu kabul etti. (8.5.1991 tarih 3723 sayılı üzerinden tam 20 yıl geçmiş yasa)

Kanunla Şartların bir kısmı benimsenirken, asıl can alıcı maddelerin yürürlüğe girmesi Bakanlar Kurulu’nun yetkisine bırakıldı. Daha doğrusu ayak sürüme adına her zamanki gibi bir Türkiye klasiği yaşandı.

Yerel yönetimlerin mali kaynak sağlaması, bazı yerel vergi ve harçları azaltıp, çoğaltmaları gibisinden radikal yetkiler bir yana, başka devletlerin yerel yönetimleriyle iş birliği yapmaları bile Bakanlar Kurulunun yetkisine terk edildi.

O yetki de Kürtlerin ağırlıkta olduğu yerleşimler nedeniyle bir türlü kullanılmadı. Bırakın mali özerkliği, bugün herhangi bir Belediyenin dünyadaki herhangi bir Belediye ile kardeş olması İç İşleri Bakanlığının iznine bağlıdır. -Kimi yerleşimlerin eski adlarının iade kararlarının da aynı şekilde Ankara’dan geri püskürtüldüğünü söylemeye gerek yok-

2004 yılında AK Parti Hükümeti, o AB heyecanının yükselmesine paralel biçimde yerel yönetimlere bazı yetkilerin devredilmesi yolunda kimi adımlar atmayı denedi ama o girişimler de dönemin Cumhurbaşkanı A.N. Sezer’in vetosuyla geri döndü.

İşte Kılıçdaroğlu’nun Hakkari’de yeni bir şeymiş gibi verdiği müjde, tam anlamıyla “AYYÖŞ” gereği 1988’de imzalanan, 1991’de TBMM’nin kabul ettiği kanunun Bakanlar Kuruluna bırakılan yetkisinin “iktidar olurlarsa” kullanılacağından ibarettir.

Zaten Hakkâri’de söylediklerini, Iğdır’da tevil etme gereği duyarken tam da bunu anlatmaya çalışmaktadır.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının -AYYÖŞ-  neredeyse 25 yıllık gecikmeyle gündeme gelmesi kötü şey midir?

Elbette değil. Hele CHP gibi düne kadar resmi ideolojinin bekçiliğini üstlenen bir partinin bugün itibariyle ezber bozması bile başlı başına önemli adımdır.

Ama bunu bile mahcup ifadelerle ve seçim vaadi olarak sunmanın çok fazla anlamı ve değeri olup olmadığı konusudur asıl tartışılması gereken.

Çünkü Kürt sorunu olarak artık çekinmeden dile getirilmeye çalışılan ülkenin en ciddi ve en can acıtan meselesine AYYÖŞ’ nın cevap vermesinin mümkün olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız.

Bizim bir türlü benimsemediğimiz; “Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.” İlkesinin 12 Haziran’dan sonra AK Parti, CHP ortak girişimiyle 25 yıllık gecikmeli de olsa hayata geçmesi, Kürtleri ne ölçüde tatmin eder?

Kürtçenin ana dilde eğitimden başlayarak kamusal alanın her noktasında kullanılmasına Kılıçdaroğlu başında da otursa, CHP ne kadar hazır?

Aylardır Kürtçe dilinde yapılacak savunmaya izin vermeyen Mahkeme nedeniyle kilitlenmiş KCK davası bir adım ilerlememesi…

İç İşleri Bakanlığının atacağı tek adımla çözülecek “yer adları” sorunu…

21.yüzyılın parlayan yıldızı olmaya aday yepyeni ve müreffeh Türkiye’nin çağdaş ortak sözleşmesi anlamına gelecek “darbe izlerinden arınmış, demokratik bir anayasa” yapma iradesini iktidarı, muhalefetiyle ortaya koyduğumuz takdirde işler sanıldığından kolay ilerleyecek…

Aksi takdirde ne mi olur?

Aklı başında hiç kimsenin tahminde zorlanmayacağı bir mevsimden geçiyoruz…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s