Vesayet perdesi kapandı.
Genel Kurmay Başkanı başta olmak üzere 3 kuvvet komutanının emekli olması –veya edilmesi- pek çok açıdan daha uzun süre yorumlanacak, değerlendirilecektir.
Cumhuriyet tarihi boyunca tanık olmadığımız bir finaldir izlediğimiz. Durup dururken de gelinmedi.
“Bin yıl süreceği” iddia edilen 28 Şubatın ardından yaşananlar, toplumu tek tipleştirme, tornadan geçirme projelerinin saçmalığını ortaya koymasına rağmen, kendilerini ülkenin gerçek sahibi görenler gerekli dersleri çıkarmamış, aksine banka soygunlarıyla taçlandırılan dönem 2001 ekonomik kriziyle her anlamda ülkenin iflas bayrağını çekmesiyle sonuçlandı.
Hemen ardından yapılan seçimler, bir yaşındaki AK Partinin iktidara gelişi, halkın sandıkta verdiği mesaj… Ortaya çıkan tablodan gerekli dersleri almaları gerekenler, seçmenin değişimden yana tercihine saygı duymak şöyle dursun, AK Parti’den hangi yöntemle olursa olsun kurtulma yollarını aramaya koyuldular.
Ergenekon ile başlayıp Balyoz gibi iddianameler… Kimi kuvvet komutanlarına ait olduğu iddianamelere giren günlükler, ortaya çıkan onlarca darbe senaryosu…
AB sürecine direnme, Kıbrıs üzerinden Hükümeti köşeye sıkıştırma, Sezer’in Cumhurbaşkanlığı döneminde bürokrat atamalarının bile engellendiği dönemi hep birlikte yaşadık. Tekrar anımsatmanın anlamı yok.
AK Parti döneminin asıl kırılma noktası 27 Nisan 2007 günü dönemin Genel Kurmay Başkanı Büyükanıt’ın kurumun sitesine koyduğu muhtıra ile yaşandı. İç ve dış konjoktörden habersiz, soğuk savaş dönemine özgü o deneme ters tepti.
12 Mart 1971 muhtırası ile şapkasını alıp giden seçilmişlerin aksine bu kez iktidar erkini elinde tutanlar muhtıraya karşı durdular. Daha da önemlisi “erken seçim” kozunu masaya sürdüler.
Organize edilen Cumhuriyet mitingleri, belli medya grupları üzerinden yürütülen “genç subaylar rahatsız” benzeri derin operasyonlar, “tehlikenin farkında mısınız” çağrıları, tezgahlanan nice provokasyon kokan eylem, Cumhurbaşkanı seçimini engellemek için üst yargının da sahaya sürüldüğü “akıllara seza 367 formülü…
Tümünü elinin tersiyle itti Türkiye halkı… AK Parti 22 Temmuz 2007 seçimlerinden %47 oy alarak çıktı. 1960 darbesiyle tahkim edilen kalelerin tek tek yıkılmasını getirecek bu halk tokadından da gerekli dersler alınmadı.
Ders alınması bir yana halkın büyük desteğine sahip iktidarla askeri bürokrasinin bilek güreşinden medet uman anlayış, kendisi açısından var olma mücadelesi olarak gördüğü süreçte uzlaşma yerine çatışmayı seçti.
22 Temmuz 2007’den sonra Halk iki kez daha demokratik yöntemle, kırmadan dökmeden gerekli mesajı vermeye çalıştı tüm dünyaya…
12 Eylül 2010 anayasa referandumu ve 12 Haziran 2011 seçimleri…
Anayasa değişikliklerini %58 ile onaylamakla kalmadı halk, seçimlerde de AK Partiye %50 ile omuz verdi. Her iki seçmenden birinin desteğini alan, güçlü halk iradesini arkasına alan bir siyasi hareketle restleşmek akla, mantığa uygun değildi. Koşaner ve birlikte hareket ettiği anlaşılan kadro bunu göremedi.
12 Mart 1971’de olduğu gibi, kaşlarını kaldırdıklarında kaçıp gideceğini mi sandılar iktidarın?
Aradan geçen 40 yıl… Yıkılan Berlin duvarı, dağılan Sovyetler, soğuk savaş döneminin sona erişi…
Askerle birlikte olmayı, siyasilere tercih eden ABD’ nin değişen anlayışı, değişen rolü…
Sanayi çağından bilgi çağına geçmekte olan dünyanın yeni oyun düzeni…
Diktatörlüklerle halvet olma anlayışının yerini alan demokratikleşme dalgası…
29 Temmuz 2011 akşamı sadece bir Genel Kurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanı emekli edilmedi.
Bir dönem kapandı Türkiye’de…
Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya, yakın gelecekte Asya’ya dalga dalga yayılan demokrasi ve değişim rüzgarı hakim olurken, Dünyanın 16. Büyük ekonomisine sahip ülkesinde vesayetçiliği sürdüreceğini sananlar tarih sahnesinden indirildiler.
Bu eğer birilerinin iddia ettiği gibi bir bilek güreşi ise 2002’den beri süren o güreş sona erdi.
Bunun bir iç çekişme, çatışma olduğunu sanmak ise büyük fotoğrafı görmemizi engeller.
-Dünyada darbeler dönemi çoktandır sona erdi. Parlak ekonomisiyle yakın geleceğin Bölgesel Gücü Türkiye’yi kimi müdahalelerle gizli açık yöneteceğini sananlar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da çatırdamaya başlayan rejimlerden gerekli dersleri çıkarmalıdırlar.
-Anadolu sermayesi son on yıllık performansıyla, bugüne kadar vesayet sistemiyle birlikte hareket eden İstanbul dükalığına karşı yıkılması güç alternatif oluşturdu.
-Küreselleşme dalgasının ulaştığı boyutlar Türkiye ölçeğinde ekonomiye ve dinamiğe sahip ülkelerin evrensel demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla egemen olmasını zorunlu kılıyor.
Daha epeyi yazıp çizeceğiz dönülen bu çok önemli virajı ama askeri vesayetin değil de demokrasinin kazandığı gerçeğini unutmadan.
Yakın geleceğe damgasını vuracak zorunlu değişimle noktalayayım 29 Temmuz gecesi kaleme aldığım yazıyı:
Bundan sonra iktidar- askeri vesayet ilişkileri hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Soğuk savaş dönemine özgü, sınırları içine kapanan, yarattığı iç tehditlerle varlığını sürdüren ordu anlayışı sona erecek…
Yeni dünya düzeninde Bölgesel Güç olması kaçınılmaz Türkiye’nin rolü gereği; bölgesel etkinliği artan, çok daha gelişmiş, bölgesinde ve dünyada daha aktif bir ordu çağın kaçınılmaz gerçeği olarak değişip, dönüşecek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s