Bugünlerde “Saldırı emri Suriye’li Bahoz’dan” manşetlerine dikkat…

Önce Silvan ardından Çukurca saldırısı 10 Temmuzdan beri adım adım gelmekte olan sıcak çatışma döneminin kırılma noktası olarak geçecek tarihe…

Oysa her şey olumlu anlamda nasıl da hızlı gelişiyordu. Zaten minimize olmuş ve demokratikleşme sürecinde rahatlıkla çözülecek sorunlar, Abdullah Öcalan’ın bile ilk kez dile getirdiği ve “barışa bu kadar yakınız “ biçiminde özetlenecek sözleri bambaşka iklimlerin habercisiydi bugün bambaşka bir yerdeyiz.

Ortalık kan ve barut kokuyor ve doğal olarak böylesi anlarda kardeşlikten, barıştan söz etmek, kimi çevrelerin inanılmaz tepkisine de yol açıyor.

Dönem tıpkı 1993’te Özal’ın barışa en yaklaştığı gün 33 askerin öldürülmesiyle dinamitlenen sürece benziyor.

Çok sonra Öcalan’ın itiraf edeceği gibi, o gün inanmamakla nasıl büyük yanlışa düştükleri o Özal’ın başlattığı açılım iki tarafın şahinleri tarafından provoke edilmese Türkiye bugün bambaşka bir yerde olurdu ama bırakmadılar.

O trajik filmin sonunu ve sonrasını herkes biliyor.

Özal’ın öldürülmesi, ardından zirve yapan katliamlar, faili meçhuller, toprağa verdiğimiz on binlerce can, kavgaya/silaha değil bölgeye aktarılsa tüm ülkeyi refaha kavuşturacak yüz milyarlarca dolar kaynak…

Susurluk kazasıyla, 28 şubat süreciyle, yarattıkları “sanal” düşmanlarla bizi korkuturken halkın 80 milyar dolarını iç eden bürokrat-siyasetçi-medya ayaklarından oluşan çeteler…

On yıl boyunca krizden krize sürüklenen, büyümek şöyle dursun gelirleri borçlarının faizine yetmez hale gelen ülke…

1990’lardan günümüze dünya ve Türkiye çok değişti.

Soğuk savaş koşullarından çok daha farklı konjonktür söz konusu…

Özellikle 2008’den beri dünyayı etkileyen ekonomik kriz, tüm dengeleri değiştiriyor, kartlar yeni baştan karılıp dağıtılacak. Kaçınılmaz biçimde tüm bölgeleriyle dünya yeni baştan kurulacak.

Kutsal vatan kavramının yerini, özgür bireyi koruyan, insan haklarına saygılı demokrasiler alacak.

Ortadoğudaki tüm diktatörlükler er geç gidecek. Evrensel hukuka daha saygılı, halkın seçtiği yönetimler çıkacak öne…

Bölgemiz bu doğum sancılarını yaşıyor aslında.

Türkiye gibi yeniden oluşacak bölgeye model olacak bir ülke elbette rahat bırakılmaz. Gideceğini anlayan kimi rejimler, değişimin öncülüğüne soyunan ülkenin güçlenmesini isterler mi?

Sadece onların değil, ABD başta olmak üzere yeni dönemde de gücünü korumak isteyen pek çok ülkenin de Türkiye üzerine senaryoları, günü geldiğinde sahneleyeceği senaryoları var, şüphesiz…

ABD Bush döneminde sürüklendiği küresel maceralar nedeniyle hayli yorgun. Hem savaş hem de savaşın tetiklediği ekonomik çöküntü nedeniyle moral çöküntü içinde ve bitkin…

O nedenle çok istemesine rağmen Libya’da çok etkin değil. Bir silkeleyişte yok edeceği Kaddafi rejimini bile Fransa üzerinden yok etmeye çalışıyor.

Irak ve Afganistan’a harcadığı enerjinin %1’ini aktarsa Libya’da Kaddafi’cileri bitirecek ama mecali yok.

Oysa masada bekleyen değiştirilecek rejimler listesi Libya’dan ibaret değil.

Suriye gibi, gönderilecek olanın yerine kimin geleceğiyle ilgili belirsizliklerin kafa çatlattığı bir ülke var sırada…

ABD ve artık mevcut aktörlerinden kurtulup yeni bir atılım başlatmazsa kendisi tükenmekte olan AB çok iyi biliyor ki, Suriye’deki mevcut rejimden kurtulmanın en kestirme yolu, işi Türkiye üzerinden görmek…

En büyük yanılgı, Suriye’de sorunu; Esad’ın gitmesi, hatta Baas rejiminin devrilmesinden ibaret görmek…

İsrail’den Suudi Arabistan’a, Lübnan’a, Ürdün’e ve en önemlisi Türkiye ile İran’a tüm bölgeyi doğrudan ve derinden etkileyecektir Suriye’de mevcut rejimin devrilmesi…

O nedenle Türkiye bugüne kadar sürdürdüğü dengeli ve aklı başında politikalardan vazgeçmemeli. Kimi oyun kurucu da Türkiye’nin gaza gelmeyeceğini anlamış olmalı ki, son günlerde çok farklı ve daha derin, karmaşık senaryoları sahneye sürmeye başladı.

Hiçbir akla, mantığa görünür hesaba sığmayan son PKK saldırılarını ve ülke içinde yükselmeye başlayan gerilimi biraz da bu açıdan görmekte yarar var:

Özellikle son saldırıların arkasında Suriye’yi aramaya çalışanlara dikkat etmek gerekiyor. Elbette Esad ve çevresi ak kaşık değil, ama onu hedef gösterenlerin siciline bakmakta yarar var derim.

Medyanın birden bire manşetlere taşıdığı “saldırı emri Suriye’li Bahoz’dan” türü cümlelere dikkat.

Başkalarının kışkırtmalarıyla değil, kendi aklıyla süreci yönetmeye çalışan Türkiye’deki karar vericilerden çok halkı etkileyecek ve devlet üzerinde baskı oluşturmalarını sağlayacak yayınlardan özenle kaçınmak gerekiyor.

Sözüm halisane duygularla haber yapanlara değil, perde arkasındaki hesapların içinde olmaya alışmış, daha önce de benzer manşetlerle üzerine düşeni yerine getirmiş malum çevrelere…

Onların kim olduklarını artık çocuklar bile biliyor.

Öylesine açığa çıktılar ki, hiçbir şey örtemez sabıka dolu sicil dosyalarını…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s