Azınlık malları -7-  Rum Ortodoks Kilisesi… Mavromati’ den Christmann ve Rickards’ lara

Bugünlerde İstiklal Caddesi üzerinde ve Zeytinlibahçe caddesinin karşısında yer alan Özel İdare İşhanının bulunduğu yerdeki Rum Ortodoks Erkek Okulu.

8 sınıfta 5 öğretmenin hizmet verdiği ve 1905 yılında 120 öğrenciye sahip bir okul…

Eğitim dili Yunanca idi ama, Türkçe ve Fransızca yabancı dil olarak okutuluyordu. Diğer okullardan farklı olarak beden eğitimi dersi de verilen okulun yıllık masrafı yaklaşık 400 lira idi ve Rum Kardeşlik Derneği tarafından karşılanıyordu. Derneği ölünceye kadar Mavromati’ nin finanse ettiğini söylemeye gerek yok sanırım.

Rumların gidişiyle önce Mersin Orta Okulu olarak hizmet veren, ortaokulun Katoliklere ait Çakmak Caddesindeki yere taşınmasıyla, ilkokul haline dönüşen Cumhuriyet İlkokulu. Gelişmiş laboratuarı nedeniyle, kentteki tüm okulların uygulamalı dersleri yaptıkları o mekân da tıpkı kilise gibi önce ölüme terk edildi. Ardından okullar da boşaltılarak Mavromati arazisi üzerine Özel İdare İşhanı konduruldu.

**

Azınlık malları vesilesiyle ikisi ayakta kalmaya çalışan, üçüncüsü yok edilse de izleri halen duran kiliseleri anlatırken, artık tümüyle unutulmuş bir başka Mavromati mirasına değinmeden olmaz:

Günümüzde Toroslar Belediye sınırları içinde yer alan Osmaniye Mahallesi yoğun olarak Yunanlı Ortodoksların tarımla uğraştığı ve hayatlarını sürdürdüğü bir bölgeydi.

Bu Hıristiyan mahallesinde 30 kız ve erkek öğrencinin ders gördüğü bir lise ve yine aynı miktar öğrencinin bulunduğu karma bir ilkokul yer alıyordu. Okulun yapımı dışında öğrencilerin tüm masraflarını karşılayan aynı isimdi: Mavromati…

Küçük bir notla noktalamakta yarar var: Mavromati’ nin, her yolculuk sonrası Mersin’e dönüşünü tüm kiliselerin çan çalarak kutladıkları halen efsane gibi anlatılır. Kutlanırdı, çünkü, gerek kiliseler gerekse oralarda kümelenen yatılı ve gündüzlü okulların öğrencilerinden ihtiyaç duyanları giydirme, iaşelerini temin etme yükümlülüğünü zevkle yerine getiren varlıklı hayırsever, gönlü bolluğuyla ünlenen biriydi kendisi.

Allah ona iki kız verdi ama erkek evladı olmadı Mavromati’ nin.

Damatlarından biri zengin Alman ailesinin oğlu Christmann.

Diğeri ise halen Mersin’de varlığını sürdüren Tahinci ailesinin çocuklarından uzunca süre Belçika Konsolosluğunu da sürdüren Fedon Tahinci*…

Mavromati neslini sürdürecek oğula hasret gitti ama büyük kızıyla evlenen Christmann’ ın çocuğu bile olmadı. Böyle olunca tüm miras şehrin en prestijli konak ta dahil olmak üzere Mavromati’ nin Tahinci ile evli kızı bayan Eleni’ye geçti.

25 Ocak 1925 günü Latife hanımla Mersin’e gelen Atatürk’ü ağırlayan mekân…

Zaman içinde Nebil Hayfayi’ ye geçer…

Sonrasını herkes biliyor.

1960’larda eğitime başlayan Toros Kolejine ev sahipliğinin ardından, 1990’larda Kültür Bakanlığı satın aldı konağı…

Restore ederek Atatürk Müzesi olarak kullanılmasını sağladı.

Eski kartpostalları tüm görkemiyle süsleyen tek yapı değildi Christmann konağı…

Siyah-beyaz Mersin siluetinde yer alan ve zaman içinde görüntülerden silinen ihtişamlı Rickards konağı hemen onun yanında, ikiz kardeşi gibi durur eski kartpostallarda…

Özgür Çocuk parkı ile T.S.Gür Liselerinin arasından geçip denize ulaşan Sakarya Caddesinin genişletme çalışmalarına kurban edildiği 1970’lere kadar zamana kafa tutan, 1946’daki kuruluşunda alt katıyla Demokrat Partiye kucağını açan konak…

Denizcilik alanında dünyanın en etkin kurumu olan İngiliz Llyod’s şirketinin Mersin Acentesi William Rickards, 1880’de Mersin’e yerleşen babasından işi devralmakla kalmamış, tek önemli İngiliz girişimci olarak yaşamını sürdürdüğü kentin denize nazır bu en gösterişli konağında sürdürmüştü yaşamını.

Gümrük meydanında temsilciliğini yaptığı şirketlerin Daktilo, gramafon ve elektrik malzemelerini pazarlıyordu.

Yürüyüşü nedeniyle “Topal İngiliz” olarak anılan babasının ardından konakta sürdürdü yaşamını, ne ilginçtir aynı kaderi paylaştı komşusu Christmann ile, onun da çocuğu olmadı.

Kızkardeşi Olga son nefesine kadar William’ ı yalnız bırakmadı. Ölümünün ardından Londra’da yaşayan kızının yanına gittiğini ve orada öldüğünü, baba Henry’ nin yaşamını kaleme alan evlatlık alındığı Mersin’de çocukluğunu geçiren William’ın yeğeni Patrick Grigsby’ den öğreniyoruz…

“A Life Apart” kitabında “the fate of an outsider (bir yabancının kaderi)” ini anlatırken çocukluk ve ilk gençlik duyarlılığıyla yaşadığı evden yola çıkarak Mersin’e ilişkin çarpıcı ve bildiklerimizden çok farklı bir Mersin’i anlatıyor bizlere…

Tıpkı İlyas Halil gibi ama Halil’in tanık olduğu acıları kaleme döken, o hüzünlü, insanı hıçkırıklara boğan şiir dili yok Grigsby’ de…

İlyas Halil 1930, Patrick Grigsby 1931 doğumlu. Aynı şehrin, savaş kokan o en acılı yıllarına tanıklık etmelerine rağmen hiç kesişmemiş yolları…

Kim bilir? Belki de, farkına varmadan aynı yıllarda, aynı yollardan geçerek aynı sıralarını paylaşmışlardır aynı okulun…

Grigsby çocukluğundaki Gazi İlkokulunu, 3 kişinin aynı sırayı paylaştığı 80 kişilik sınıfları, bitlenmesin diye kazınan saçlarını, sokaklarında simitçilerin dolaştığı Mersin’i, Anadolu’daki yabancılığını, Londra’da da yalnızlık olarak yaşadıklarını anlatıyor.

Mersin’den Kanada’ya göçen İlyas Halil’den, Mersin’den Londra’ya giden Patrick Grigsby…

Aynı dönemin acısı, tatlısıyla anılarına ayna tutan, ikisi de hayatta iki tanığı…

Keşke bir kurum bu iki çınarı göçüp gitmeden Mersin’e konuk etse ve yeniden dünya gözüyle, dünden bugüne izlenimlerini bir dinlesek…

Biri Türk, diğeri İngiliz… Biri Türkçe diğeri İngilizce ama her ikisi de Mersin’li ve her ikisi de Mersin’i yazmış…

İkisini dünya gözüyle dinlemenin hayali bile nefesimi kesiyor benim…

Kent dinamiklerini ne heyecanlandırır? Sorusuna yanıt ararken…

Yıllardır Mersin’in bir döneminin tanıkları yitip gitmeden, kent hafızası adına birilerinin bu konuda bir şeyler yapması gerektiğini söyleye geldim.

Bugün yürekten ve çok daha fazla inanıyorum buna…

İki yıl önce kaybettiğimiz Fonda Tahinci* parmak basmaya çalıştığım gerçeklere verilecek en iyi örnek. Ne yazık ki, anıları, sırlarıyla kendisini 2 yıl önce kaybettik. Bir elin parmaklarını geçmez anılarla yüklü birkaç anıt insan kaldı bizlere o günlerden bir şeyler anlatacak, aktaracak olan…

Kent hafızasını geleceğe taşıma adına o birkaç insanın bilgi, belge birikiminin bir an önce derlenip toparlanması, kayıt altına alınması gerekiyor.

İş işten geçmeden…

*Mavromati ve Tahinci ailesinden benim dönemime Fonda Tahinci miras kalmıştı. İşlerim gereği sıkça bir araya geldik. Ama cehaletimden mi, Mersin’deki azınlıkların neredeyse genlerine sinmiş olan bir döneme özgü korkularından mı bilinmez; hiçbir zaman ne ben Mavromati’ nin torunuyla konuştuğumun farkında oldum, ne de kendisi bu konuda en küçük bir ipucu verdi.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s