Mersin’deki Azınlık Malları -8- Ermeni ve Maruni Kiliseleri…

Mersin’ de geçmişten günümüze izleri gittikçe kaybolan, hatta silinen azınlık olarak Ermeniler son 150 yıl içinde yaşadıklarıyla önemli yer tutuyor.

1850’lerde Mısır, Suriye, Lübnan gibi yakın bölge yanında Avrupa’dan hatta ABD’ den girişimcilerin başlattığı göç dalgası sadece dışarıdan beslenmiyor.

Anadolu’ dan da gelenler var ve bunların önemlice kısmı Ermeniler…

Osmanlı kayıtları ile kimi gözlemcilerin rakamları arasında büyük çelişkiler olsa da, 1890’larda 9 bin olan şehir içi nüfusunu 1910’larda 20 bine çıkaran bir Mersin var karşımızda.

Mersin nüfus dağılımı ile ilgili en objektif bilgileri Fransız Vital Cuinet vermektedir.

İmparatorluğun birikmiş dış borçlarının tasfiyesini üstlenen Düyun-u Umumiye adına Osmanlı kentlerinin ekonomik, sosyal ve kültürel envanter çalışmalarını yapmakla görevlendirilen Cuinet o güne kadar yapılmamış bir işi çok sağlıklı biçimde başarmaya çalışmıştır.

Şehirlerin, sancakların hatta sancaklara bağlı tüm kazaların coğrafi ve idari yapısından, nüfusuna, o nüfusu oluşturan etnik ve dini dağılımını ortaya çıkaran o güne kadar yapılanların en kapsamlı çalışmasını 1892’de Paris’ te yayınlamıştır.

Cuinet’ in 1891’ de tamamladığı Mersin çalışmasının nüfus bölümünde şu bilgiler yer alır:

“Kaymakamlık merkezi Mersin’in, nahiyeleriyle beraber toplam nüfusu 29.175. Burada bütün Avrupa ülkelerinin temsilcileri var, konsolos, konsolos yardımcısı veya konsolosluklar Mersin’in nüfusunu her geçen gün artırmakta. Müslümanlar çoğunlukta. Bu sayıya dini inanç ve davranışları başlı başına farklı olan ve bahçecilik yapan fellahlar da dahil. Hristiyanlar 3.500 kişi, 2.700’ü Rum Ortodoks, 860’ı Ermeni, 260’dan fazla Latin Katolik. Mersin şehir merkezinin kayıtlı nüfusu 9.000 dolaylarında, 5.000’i Müslüman. Gelip geçici ve kayda alınmayan nüfus resmi rakamların çok üstünde. Buharlı veya yelkenli gemilerle, karayolu ile gelip kalanların oluşturduğu sürekli değişken bir nüfus söz konusu.”

Deniz bağlantısı yanında, trenin de devreye girmesiyle Anadolu’ nun dünyaya açılan en önemli iki kapısından biri haline gelen Mersin,  her yıl hızlı biçimde artan nüfusuyla her dil ve dinden daha fazla insanın yerleştiği dikkat çeken şehir haline gelir.

Çok dilli, çok dinli yapı içinde Ermenilerde önemli yer tutar.

1915 tehcirinden önce 1913 yılındaki verilere göre Mersin nüfusuna kayıtlı 2297 Ermeni ve cemaate ait Surp Kirkor Lusavoriç Kilisesi başta olmak üzere üç ibadethane ve üç okul bulunmakta.

Günümüzde ayakta duran iki kiliseden biri olan ve halen koruduğu arşiviyle bilgi, belgeye ulaşılan Katolik Kilisesi kayıtlarına göre Surp Kirkor Lusavoriç Kilisesinin hizmete girdiği tarih 1870…

Eski Mersin kartpostallarında yer alan ve o günlerdeki şehrin siyah beyaz siluetini süsleyen bu Ortodoks kilise, Yoğurt Pazarının kuzeyinde ve Hastane caddesi girişindeki sağ tarafta yer almaktaydı. (Yerini bulacak olandan geçtim varlığından haberi olan var mı? Emin değilim…)

Ermeniler bu kilise ile yetinmez.

1896’da günümüzdeki Silifke Caddesi üzerinde yer alan ve bir zamanların görkemli Büyük Hamamı karşısına denk gelen bölgede Ermeni Katolik Kilisesini ibadete açarlar. (Bit pazarının doğusunda izbeliklerin arasında kaybolup gitse de ruhunu duyarsınız dolaştığınızda)

1898’de Gregds isimli Ermeni bir iş adamının bağışladığı arazi üzerinde Ermeni Protestan Kilisesi yükselir. Çevresindeki tarla nedeniyle Cumhuriyetten sonra Tarla Mektebi adını alacak olan günümüzdeki Salim Güven İlk Öğretim Okulunun yerinde de bir zamanlar Kilise yer alıyordu, anlayacağınız…

Ermenilere ait Katolik, Ortodoks ve Protestan kiliselerinin üçünün yer aldığı bir Mersin…

Bunlardan ibaret değil azınlıklara ait artık yerinde yeller esen ibadethaneler…

Örneğin 1876’ da ibadete açılan Marunî Kilisesi…

Uray Caddesi üzerinde ve Katolik Kilisesinin batısında yer alan Marunî Kilisesi tamamlandığı 1876’dan başlayarak 1952 yılına kadar ibadete açıktır. Ancak bu tarihte yavaş yavaş kendi haline terk edilir. Bu tarihte yeni papaz atanmamasıyla başlayan süreç, kiliseye kilit vurulmasıyla sonuçlanır. 1985 yılında artık yıkılmaya yüz tutmuş Kilise dönemin Mersin Valisi Sabahattin Çakmakoğlu döneminde Marunî Kilisesi Vakfınca Vakıflar Genel Müdürlüğüne devredilir.

Bugünlerde yolunuz düşerse Nusratiye Camiine bir daha bakın ama farklı gözle…

Sanırım her yanında Marunîleri hissedeceksiniz…

Ve artık akşamları yürümenin cesaret istediği bir zamanların hareketli, bereketli, görkemli Hükümet Caddesi aksı üzerinde o eski günlerden geriye ne bıraktığımızı sorarsanız…

Kentin doğusundan girenleri selamlayan Katolik Kilisesinden, 20.asır başındaki son yerleşim noktası sayılan Ortodoks Kilisesine, ikisinin arasındaki bölgeyi süsleyen Rum, Ermeni Kiliselerinin yok olması bir yana, kalanların her türlü zorbalığa inat ama vakur bir ölüm sessizliğiyle zamana meydan okumalarına baktıkça sorunun cevabını daha kolay buluyorum.

Merak mı ettiniz? Takmayın kafanıza, boş verin…

Bu yazı dizisiyle yeterince ruhunuzu kararttım zaten, daha fazlasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim…

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s