1929 krizinden 2008 Küresel krizine değişen dünya.. Korumacılık neyi çözer?

Kronik sorunlara kestirme çözümler bulmakta hayli başarılıyızdır.

Kamuoyunun tepkisini çeken kimi suçlara karşı “asacaksın üç beşini Taksim meydanında, bak bakalım yapan kalıyor mu” sihirli formülünü duymayanınız yoktur sanırım.

Veya “Gümrük duvarlarını yükselteceksin, üreticin dururken dışarıdan mal getirmekte neymiş”    önerisi hem de aklı başında sandığınız insanlarca sıkça getirilir gündeme. Hani “dünyada kendine yeten yedi ülkeydik, ne oldu bize” diye ağlayanların, “peki ne yapmalı?” sorusuna karşı ortaya koydukları akıllara seza çözümden söz ediyorum. Yıllardır ağızlara sakız olan bir başka sihirli cümledir bu.

“Hadi yedincisini anladık, şu kendine yeten diğer altı ülkeyi bir sıralayın da bilgilenelim” dediğinizde bugüne kadar bırakın altıyı, böylesine bir tek ülke adı söyleyene rastlamadım.

Neyse, hazır gündemdeyken ve ABD ile Çin arasında yaklaşmakta olan belki de dünyanın bugüne kadar tanık olmadığı yeni tür bir savaşın ayak seslerinin duyulduğu şu günlerde, şu gümrük duvarlarıyla ilgili birkaç kelam etmekte yarar var diye düşünüyorum.

İşler iyi giderken sesini çıkarmayan, aksine ucuz işgücü sayesinde koca Çin’ i üretim atölyesi haline getiren ABD, küresel krizin alevleri bacayı sardıkça, sokaktaki adamın pratik çözümlerine daha fazla kulak kabartır oldu.

Bunlardan biri de şu satırlar yazılırken Senatodan geçen ve Temsilciler Meclisine doğru yola çıkan “Parasını düşük tutan ülkelere karşı alınacak önlemleri belirleyen Yaptırım Yasası”

Gerçi yasada özel olarak Çin sözcüğü geçmiyor ama herkes biliyor ki, sürecin tamamlanması halinde hayata geçecek yasa; başta Çin olmak üzere, ticarette avantaj sağlamak için paralarının değerini düşük tutan ülkelere yaptırım uygulanmasını öngörüyor.

İyi de böylesi bir yasa işe yarar mı? Gerçekten başta ABD olmak üzere küresel krizle boğuşan gelişmiş ülkelerin kurtuluş formülü bu kadar basit mi?

Sorunun yanıtıyla ilgili iki çarpıcı örnek var elimizde…

Biri çok yakın zamanlarda denendi, diğeri için yine dünyayı sarsan 1929 krizine kadar uzanmamız gerekiyor.

Sonuncusundan başlayayım.

2009 yılında aklı evvel danışmanları acemi Obama’ yı, Çin’e karşı verilecek lastik kavgasına ikna ettiler. (Ağır sıklet boksörlerin büyük düellodan önce birbirlerini yoklama amacıyla savurdukları yumruklaşma da diyebilirdiniz buna)

Aslında savaşın lastik sektöründe başlaması boşuna değildi. 2004 yılında Çin orijinli 14,6 milyon adet lastik ithalatının gerçekleştiği ABD’ de rakam dört yılın ardından 2008’ de 46 milyon adete çıkmış, ülkenin önemli dört fabrikası kapanırken, beş bin işçi de işini kaybetmişti.

Kapanan fabrikaları kurtarır, işçileri yeniden işlerine döndürür umuduyla, o güne kadar %4 olan gümrük oranlarını %35’e çıkarma kararını imzalamakta tereddüt etmedi Obama…

Çin’ in yanıtı gecikmedi. ABD’den ithal edilen tavuk ve otomotiv ürünlerine antidamping incelemesi başlatmakla kalmadılar, bel altı dövüştüğü iddiasıyla ABD’ yi Dünya Ticaret Örgütüne şikâyet ettiler.

Lastik ithalatına koyulan yüksek vergi nedeniyle kızgınlığı geçmeyen Çin bu önlemlerle de yetinmedi. ABD’ de kimsenin el sürmediği tavuk kanadı ve ayağı gibi para etmez ürünlere %45 ile %105 arasında değişen oranlarda gümrük vergisi koyma tehdidinde bulundu.

Çin’ e satılmazsa çöpe gidecek bir milyar dolarlık pazarın kapanacağı anlamına gelen hamleden en büyük zararı sonunda yine ABD üreticisi gördü,  bir yıl içinde Çin’ e yapılan ihracat %80 oranında düştü.

Anlayacağınız ülkeler arasında bildiğimiz klasik savaşların yerine etkileri yıllar sürecek ticaret savaşları almakta ve artık gümrük oranları başta olmak üzere benzeri zorlaştırıcı önlemlerle çok daha karmaşık olan bu savaşların üreticiden tüketiciye pek çok mağduru ortaya çıkmakta.

Aslında Çin ile ABD arasındaki lastik ve tavuk savaşının sonucunu tavukayağını anımsatarak özetledi bir uzman:

“Biz onların lastiklerini kestik ama onlar pençelerimizi kopardı”

(Bu tanım nedense 1571’ de İnebahtı hezimetinin ardından Sokullu’ nun o ünlü “Biz Kıbrıs’ı alarak kolunuzu kopardık, siz İnebahtı’ da sakalımızı kestiniz” cümlesini getirdi aklıma.)

ABD aslında yabancısı değil gümrük duvarları, oranları üzerinde oynanarak yaşanan savaşların, daha doğru ifadeyle büyük kitleleri derinden etkileyen trajedilerin.

Bunun için 1929 krizine gitmek ve yasayı hayata geçiren iki siyasetçinin soyadlarıyla anılan Smoot Hawley kanununun hayata geçmesinin ardından yaşananları anımsamak, anlatmak gerekiyor…

Ama yerimiz sınırlı. Onu da bir başka yazıda ele alalım, izninizle…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s