İki Kore..  Güney küreselleşerek zenginleşiyor, Kuzey açlıkta…(haziran 2008)

Kim İl Sung…

Kuzey Kore’ nin kurtarıcısı, baş mimarı, ilahı, yüceler yücesi lideri, her şeyi…

Öleli 14 yıl oldu ama, iktidara gelişinin 60. yılı olan bugün de tabusal konumu aynı..

Dile kolay, 1948’ de Sovyetlerin desteğiyle başına geçtiği Kuzey Kore’ yi öldüğü 1994 yılında kadar tek başına, demir yumrukla yönetti…

Muzır düşmanları onun diktatör olduğunu iddia ettiler ama yandaşlarına göre Kore İşçi Partisi adına iktidarı elinde bulunduran liderdi o…

İşçi Partisinin ne kadar demokratik olduğu ölmeden önce tahtına –pardon yerine- oğlunun oturacağı hükmünü vermesinden belliydi..

Halktan geçtim, parti üst düzey yönetimine bile sorma gereği duymamıştı ulu önder. (Sorsa kim itiraz edebilir di ki?)

1991’ de ülke ekonomisini ayakta tutan, dış ticaret başta olmak üzere tüm alanların tek oyuncusu Sovyetler Birliği çökünce yüce Sung’ un ülkesi için de alarma zilleri çaldı ama kendisi çöküşü göremeden gitti.

Ölümünden sonra hergün artan biçimde Kuzey Kore “ah bir kalksa” diye anıt mezarının önünde dövünüyor ama, dünya alem biliyor ki, yumurtaların tümünü Sovyetler sepetine koyan o ünlü reçete tarihin çöplüğüne mahkum edilmişti…

Berlin duvarının yıkılmasının ardından dünyada başlayan değişimi okuyamayan hiç kimsenin sihirbaz bile olsa yapacağı fazla şey yoktu, kısaca…

Atanmışların hüküm sürdüğü dünya üzerindeki nesli bitmiş oligarşik yönetim her şeye rağmen hüküm sürüyor yine de..

Yüksek binaların komplekse kapıldığı büyüklükte Kim İl Sung anıtları başkentin dört yanı süslüyor.

Devletten beslenen bürokrasi her yere hakim ve hüküm sürdükleri her alanda tüm konuşmalar Sung’ un yüce adıyla başlayıp onunla bitiyor.

Kuzey Kore iki Kore gerçeğini de kabul etmiyor.

Yönetime göre iki Kore’ de yaşayan halkın tek temsilcisi var Kim İl Sung Sung’ un Kore’si…

Kuzey Kore’ nin adının başında yer alan sıfatlar da ilginç:

Sandık, seçim, muhalefet yok ama ülkenin adı ne gariptir ki:

“Kore Demokratik Cumhuriyeti”..

İzlenmeden, denetlenmeden nefes almak bile neredeyse olanaksız ama iktidarı elinde bulunduran ekibe göre ülke hem Demokratik hem de Cumhuriyet

**

Felaketler zinciri 90 larda başladı Kuzey Kore için…

Önce demirperde bloku çöktü, Sovyetler Birliği iflas etti ardından..

Derken 1994’ te ülkenin varlık sebebi kurtarıcısı Sung öldü..

Ölümüyle gelen şok yetmezmiş gibi bir dizi sel felaketine uğradı ülke..

Aşırı yağışlar can kaybı yanında zaten yetersiz olan tarım alanlarını yok etti.

Öldürücü darbe işte bu sellerin ardından 1994/97 yılları arasında yaşanan kıtlık ve bunun sonucundaki açlıkla geldi.

Yönetime göre 300 bin, Batılı tarafsız gözlemcilere göreyse 3 milyona yakın insanın can verdiği, ekonominin dibe vurduğu, yıllık kişi başı gelirin 200 dolarlara düştüğü yıllar..

Son günlerde yeniden ortaya çıkan ve Çin Halk cumhuriyetinden acil gıda yardım talep etmelerine yol açan açlık tehdidi sona ermiş değil…

Ama bir başka pencereden bakacak olursak halk yine de sağlıklı…

Boğaz tokluğuna razı oldukları için obezite gibi dertlerle uğraşmıyorlar..

Arabayla işe gidip gelme yalnızca yönetici elitin tekelinde…

Bisiklet bile lüks olunca milyonlarca çalışanın evden işe gitmesi için tek yol kalıyor:

Hergün yaklaşık 20/25 km’ yi yaya olarak kat etmek

Motorlu araç olmayışı, hava kirliliğini de önlüyor, trafik keşmekeşini de..

Olmayan tüketime rağmen artan petrol fiyatları ülkenin canını sıkıyor…

Oysa tamamı ithalata dayalı tüketimin tümünü toplasanız günlük 10 bin varil civarında…

-Can düşmanı Güney Kore’ nin günlük ithalatı 2,2 milyon varil-

Bir başka deyimle Güney Kore, kuzeyin 220 katı petrol tüketmesine rağmen umurunda değil.

Bunun da nedeni iki ülkenin küreselleşmeye bakış farkları ve dış ticarete yaklaşımları..

Kuzey kendimize yeteriz safsatalarıyla sınırlarını duvarlarla örerken, Güney alabildiğine dünyaya, yabancı sermayeye kucak açtı.

Küreselleşme sayesinde yalnızca Güney Kore değil, 1990 lara kadar dünyaya kapalı Çin başta olmak üzere pek çok Uzakdoğulu ülke mucizeler yarattı..

Emperyalizme karşı savaşan ve ABD’ yi dize getiren Vietnam bile yeni dünya düzenine ayak uydururken Kuzey Kore bizim ulusalcıların son yıllarda seslendirdikleri stratejiyle hareket etti.

‘Emperyalizmin ekonomik saldırılarını!’ sınırlarını kapatarak püskürteceğini sandı…

İster “Biz bize yeteriz, bizim bizden başka dostumuz yok” yanılgısı deyin…

İster statükoya dayalı politikaların çocukluk hastalığı…

Sonunda Güney Kore 2007 de 371 milyar dolarlık ihracatla dünyanın en büyük ekonomilerinden biri haline gelirken Kuzey’in yıllık ihracatı 1,5 milyar doların altına düştü..

İhracat sayesinde Güney Kore bugün dünyanın en büyük ekonomilerinden biri…

30 yıl öncesine kadar Türkiye ile aynı kategoride yer alan Güney Kore bugün kişi başına 25 bin dolarlık milli gelirle gelişmiş ülkeler arasına girmiş durumda…

Ve Kuzey Kore can çekişen ekonomisine rağmen bir yandan nükleer teknoloji tehdidi ile dünyayı korkutuyor, bir yandan da can düşmanı Güney Kore’ den beklediği desteği alamadığı için açlıkla baş etmek üzere Çin’ den gıda yardımı talep ediyor…

(Aslında gerçekleri halktan gizleyen iktidar sahipleri daha önceki yıllarda da, Birleşmiş Milletler Gıda teşkilatı ve şeytan diye taşladıkları ABD’ den de gıda yardımı almışlardı)

Halka verecek bir avuç pirinç yok ama ülke yöneticilerinin gururlandığı nükleer silahları var.

Tarım istihdam oranı Güney’de %7, Kuzey’ de %37…

Buna rağmen Güney tok, Kuzey ise açlığa karşı yardım bekliyor.

49 milyon nüfuslu Güney’ de 44 milyon cep telefonu var Kuzey’ de yasak..

Güneyde 40 milyon insan internet kullanıyor, Kuzey’de yasak…

Güneyde uydular aracılığıyla herkes binlerce TV kanalı izliyor, Kuzeyde çanak anten yasak..

Güneyde her bin kişiden üç yüzünün arabası var, Kuzey’de bin kişiden üçünün…

**

Geçen yıl bugün Tandoğan Meydanına toplanan Cumhuriyet sevdalısı yüz binlere prof. Sıfatlı birinin söylediği “Küreselleşme emperyalizmin yeni haçlı seferidir” cümlesi aklımdan çıkmıyor bir türlü.

Oysa Küreselleşme sayesinde Güney Kore, kuzeyin 250 katından fazla ihracat yapıp zenginleşiyor.

Kuzey ise Çin’den gelecek acil gıda yardımını bekliyor…

Laikliğin elden gideceği, küreselleşmenin bizi “ham yapacağı” korkusuyla yeri göğü inleten bizim statükocular hangi Kore modelini tercih ederlerdi acaba?..

Ulu önder Kim İl Sung’ un ulusal sınırlar içine kapanan statükocu Kuzey Kore’ sini mi?

Küresel arenanın yeni devi Güney Kore’ sini mi?

 

abdullahayan@gmail.com

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s