Türkçe konuşamayanlara gerçekten hoşgörülü müydük? -3-

Günümüzde Mersin’ in çok renkliliğiyle övünür, üç dinin mezarlığına ölülerimizi gömmekle gururlanırız ya, bu övünç kaynağı “kozmopolitlik” azınlıklara karşı en kışkırtıcı yazıların konusuydu bir zamanlar. Örnek mi 30 Temmuz 19331 günü Yeni Mersin’ de yer alan makale şöyle sona eriyordu:

“Seneler geçti. Yeni inkılâplar, eserler meydana geldi, her şey değişti. Fakat Mersin’ in saf ve temiz alnına vurulan damga değişmedi: Kozmopolit Mersin…”

Bugün her vesileyle zenginlik hanesine yazdığımız kozmopolitlikle ilgili kışkırtıcı köşe yazıları sistematik biçimde bıkmadan, usanmadan sürdürülüyordu. Şu ifadeler de Mayıs 1935’ te Yeni Mersin’ de yer alan dönemin iktidarı Halk Fırkasını da işin içine katan yazıdan:

“Kozmopolitlik damgası Osmanlı tuğrasıyla bir günde silindi. Pıtraklı döküntüler kaldıysa onları da Mersinli altı okun ışığı altında tırnaklarıyla temizliyor.”

Halkın farklı diller konuşanlara yönelik nefret duygularını köpürten yazılar uzun yıllar sürdü. Aşağıdaki ibretlik makale 27 Temmuz 1937 günü yayınlandı:

“Türkçe konuşma üzerine;

Geçen gün bahçede oturuyordum. Yanımda iki bayan Fransızca konuşuyordu. Arkadaşıma ‘bunların lafları kulaklarımı tırmalıyor’ dedim. Biraz sonra bayanların Türk olduklarını anlayınca ‘yazık, yazık diye mırıldandım.

Öte tarafta Yahudi bir grupta aralarında Fransızca konuşuyordu. Fakat iki Türk bayanın Fransızcayı böyle umumi yerde çekinmeden hem de yüksek iş yapıyormuş gibi serbestçe konuşmaları beni çok müteessir etti.

Memleketimizde bilhassa İstanbul, İzmir, Mersin gibi ticaret merkezlerinde toplu halde yaşayan gayri Müslim veya Türk ırkından olmayan azınlık ve cemaatlere gelince bunların Türkçe konuşmaları için çok yazıldı, temennilerde bulunuldu. Türkçeden gayri konuşmak adeti bunların o kadar liflerine işlemiştir ki, zamanın eski zaman olmadığı, ancak bizlere uyarlarsa ekmek yiyebileceklerini anlamak istemiyorlar.”

Bu yazıdan üç gün sonra aynı gazetede yayınlanan bir başka makale artık “Türk Gençliğini Vazife Başına” çağıracak kadar provokasyon kokuyordu. Şöyle diyordu Enginsel imzasıyla gençliği göreve çağıran zat:

“…Türk Mersin’ de niçin Türkçe konuşulmaz? Mersin nüfusuna nazaran pek mahdut olan ekaliyetler senelerce bu topraklarda yaşamış, hâlâ da yaşayan bu vatandaşlar Türkçe konuşmak için kendilerine ne yapılmasını bekliyorlar acaba?

…Görüyoruz ki yazılar saygı ve utanma hissini kaybeden kimselere bir tesir icra etmiyor. Fatih devrinden beri bunlara gösterdiğimiz sükut artık kafi değil mi? Asırlarca bu topraklarda yaşayan, nimetlerinden istifade eden bu sözde vatandaşların Türk lisanına karşı gösterdikleri kayıtsızlığı hâlâ afla mı karşılayacağız?

…On dört seneden beri içimizdeki bu ufak sivilceleri söküp atamadık. Bunu yapmamak aczimize delalet etmez. Sadece müsamaha gösterdiğimizi ifade eder. Karşımızdaki insanlar katiyen müsamahaya layık değil. Onlar Türklüğü benimsemiş olsa on dört seneden beri bu kadar gayrete, ihtara rağmen hiç olmazsa kendilerinde bir saygı hissi uyanır ve umumi yerlerde olsun Türkçe konuşma lüzumunu duyarlardı.

Bu nankör insanlara karşı daha fazla susmak onların hareketlerine tahammül etmek mukaddes Türk varlığı aleyhine işlenmiş bir cürümdür.

Türk Gençliği bu cürmü işleme! Haydi vazife başına. Dumlupınar’ da yatan binlerce Mehmetçiğin ruhu bu kötü sesten azap duyuyor. Ona azap verme. “

Develi ne derse desin dönem “Türkçeden gayri dil konuşanı sivilce gibi görüp, sökülüp atılması için gençliği göreve çağıran” bir dönemdi. Bugün zenginlik olarak kabullendiğimiz, tek suçu ana dilini konuşmak olan insanlarımızı cürüm işlemiş göstererek durumdan zaten vazife çıkarmakta çok mahir yetkililere gammazlamak.

Böyle bir gerçek tablo vardı karşımızda ve söylenenler kısa zaman sonra Varlık Vergisi uygulamalarıyla kimi insanların hayatını karartacak yolun kilometre taşlarını döşemekteydi zaten.

O nedenle Şinasi Develi tarihçilerin tüm gerçekleriyle ortaya çıkarması gereken bir dönemi aklama gayretine girişebilir. Ama iş İlyas Halil’ in anılarını, duygularını ifade etmeye çalıştığı sanal kahramanlı öyküden yola çıkıp, kendine özgü koşulları olan bir dönemi, acıları, iyi kötü yanlarıyla olduğu gibi yansıtma yerine aklama derdine dönüşünce başka bir yana savruluyor konu…

Yakın tarihe ışık tutmanın kimi gerçekleri ters yüz etmekten çok daha önemli olduğuna inanıyorum.

Yazıyı da bu inançla kaleme aldım zaten…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s