Akkuyu’ da nükleer atıklar konusu nasıl çözülecek?

Sloganlarla konuşmayı, tartışır gibi yaptığımızı sanıp kavga etmeyi tercih ediyoruz.

Oysa eleştiri dediğiniz inandırıcı olduğu, ete kemiğe büründüğü sürece kamuoyunda yankı bulur. Biz öyle yapmıyoruz.

Güncel bir kaç örnek var önümüzde ve bu örnekler olaylara yaklaşımımızın ne yazık ki çok ta sağlıklı olmadığını ortaya koyuyor.

Örneğin Nükleer santral ve özelde Mersin’ i hayati önemde ilgilendiren Akkuyu yer seçimi…

Öncelikle Akkuyu ve çevresindeki kırka yakın yerleşimde yaşayanlar olmak üzere tüm Mersin’ in izlemesi gereken bir konuyu kendilerini Nükleer karşıtı platform olarak adlandırılan belli sayıda insana emanet etmiş bulunmaktayız.

Oysa karşı çıkacaksak ta, destekleyeceksek te konu yalnızca NKP’ nin değil, doğrudan dolaylı etkilenecek herkesin, hepimizin sorunu…

Bu temel gerçeği ortaya koymak ta yetmiyor…

Nükleer santrale neden karşı çıktığımızı, bu karşı çıkışı hangi hukuki süreçlerle destekleyip, dört başı mamur biçimde engelleyeceğimizi, haklarımızın ne olduğunu da bilmemiz, daha önemlisi insanlara bu haklarını anımsatma yanında neyi nasıl yapacaklarını da anlatmamız gerekiyor.

Geçtiğimiz aylarda Akkuyu Nükleer Santrali konusunu anlatıp bizi ikna etmeye gelen yatırımcı firma yetkilileriyle girdiğimiz tartışmaları, onların iknadan uzak söylemleri karşısında şahsen kendi adıma duyduğum kaygıları ve cevaplandırılması gereken soruları kaleme aldığım yazılarım sanırım konuya ilgi duyan hafızalarda duruyor.

Yine de özetleyeyim:

-Atık sorunu nasıl çözülecek?

-ÇED süreci nasıl işleyecek ve bu aşamada doğrudan etkilenmesi kaçınılmaz yöre halkı Nükleer Santrale karşı çıkarsa ne olacak?

-Soğutma suyu ve Rusya’ dan getirilecek ekipman konusunda lojistik bakımdan dezavantajlı Akkuyu israrı neden?

Son soruda Ruslara haksızlık yaptığımı, yatırım yerinin belirlenmesinde onların seçme şansı olmadığını, konunun geçmiştekilerden günümüzdekine iktidarların tercihi ile ilgili olduğunu itiraf etmeliyim.

Bu saptamadan sonra gelelim doğrudan yatırımcının yanıtlaması gereken atık ve ÇED süreci ile ilgili soruların yanıtlarına. Daha doğrusu son günlerdeki çok önemli gelişmelere…

Hangi STK’ lerin, derneklerin, odaların, kurum ve kuruluşların haberi var bilmiyorum ama Akkuyu ÇED süreciyle ilgili orta boy kitabı andıran “ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ BAŞVURU DOSYASI “ Çevre ve Şehircilik Bakanlığı internet sitesine koyuldu. Bir başka ifadeyle halkın bilgisine sunuldu. Bundan sonrası biraz da yukarıda sıralamaya çalıştığım kurumların konuyu halka nasıl anlatacaklarına ve Nükleer Santral konusunda fikir sahibi olmasını arzu ettiğimiz yöre halkının ne diyeceğine bağlı…

Gelişmiş ülkelere imrenirken sıkça dile getirdiğimiz yöresel bir referandum ve o referandum sonunda sandıktan çıkacak iradeyle de doğrudan alakalı bir süreçten geçeceğiz.

105 sayfadan oluşan ve ekleriyle birilikte neredeyse kitap halini alan ÇED raporu en geniş boyutuyla çeşitli toplantılarda tartışılmalı, yöre halkı eksiği fazlasıyla konu hakkında sandığa gitmeden bilgilendirilmeli. Hepsinden de önemlisi yapılacak oylama şaibelerden uzak, baskısız koşullarda tarafsız biçimde yapılmalı.

Nükleer santral konusundaki ÇED hazırlık çalışmasını tümüyle okudum. Halen atıklar konusuna açıklık getirilmiş değil. Aşağıya olduğu gibi taşıdığım ifadeler çok muğlâk ve atık bertarafını izah etmekten hayli uzak:

Örneğin “Kullanılmış nükleer yakıt, reaktör binasında, reaktörün yanındaki kullanılmış yakıt havuzunda kalır. Havuzda, yakıt bileşenlerinin atık ısısı alınır. Kullanılmış yakıt havuzunda, kullanılmış yakıtın 10 yıl süreyle depolanması için yer bulundurulur.” Deniyor denmesine de, 10 yıl süreyle tehlikeli statüsündeki atıkların insanları etkilemeden hangi koşullarda ve nasıl depolanacağı konusunda bir açıklık yok.

Konu çok önemli ama iş bununla da bitmiyor…

“Paket atık su arıtma tesisinden kaynaklanacak arıtma çamuru en yakın katı atık düzenli depolama sahasına götürülerek bertaraf edilecektir.” Dense de, çamurun bölgede bugün ve yakın gelecekte olma ihtimali pek te bulunmayan hangi düzenli depolama sahasına taşınacağı konusu yukarıda örneklemeye çalıştığım biçimiyle yuvarlatılacak cinsten değil.

Şu bölüm daha da önemli ve çözüm konusuna getirdiği açıklamayla çok daha vahim:

“Tehlikeli atıklar, atık yağlar, bitkisel atık yağlar ve atık piller sahada belirlenen alanlarda geçici olarak depolanacaktır. Bu atıklar, toplama lisansına sahip firmalarca toplanarak lisanslı geri kazanım ve bertaraf tesislerine götürülecektir.”

Bırakın yakın bölgeyi Türkiye’ de bugünkü haliyle İzmit’ teki İZEYDAŞ kuruluşu dışında tehlikeli atıkları bertaraf edecek tek bir tesis bile yok. Kaldı ki İzeydaş mevcut kapasitesiyle bu türden atığı bertaraf edebilir mi? İlk kez karşılaşacağı nükleer atıkları konusunda yeterince deneyime sahip mi? Sorularına keşke olumlu anlamda yanıt verebilsek…

Yıllardır kafaları karıştıran ve bundan sonra da en fazla yoğunlaşmamız gereken nükleer atık konusunun ÇED hazırlık dosyasıyla nasıl da geçiştirildiği, zamana ve dolayısıyla da hafızaların unutkanlığına emanet edildiği ortaya çıkıyor.

Yüklenici firmanın itirafnamesinden yola çıkarak özetleyeyim isterseniz: Bir zamanlar Rusya’ya gerisin geri iade edeceğimizi iddia ettiğimiz atıkları olmayan bertaraf tesislerinde yok edeceğimiz hayaline kapıldığımız “kendimize özgü, dünyada eşi benzeri olmayan bir nükleer tesis rüyasıyla yanıp tutuşuyoruz”

Tanrım serencamımızı hayreylesin…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s