Nükleer atıkları nerede, nasıl saklayacağız?

Akkuyu’ da kurulacak nükleer santral ile ilgili temel sorun atıkların nasıl bertaraf edileceği sorusunda gelip düğümleniyor. Ne yazık ki, bu konuda önümüze getirilen somut bir çözüm önerisi yok. Önceleri atıkların Rusya’ ya götürüleceği gibisinden yuvarlak şeyler söyleniyordu. Yapımcı şirketin önümüze getirip koyduğu ÇED raporuna baktığımızda bundan çark edildiği, yok olması olanaksız, bertarafı şöyle dursun bir yerden başka yere nakliyesi için bile her partide ve en az yılda bir kez 100 milyon dolara yaklaşan faturayı gözden çıkarmanız gereken belalı bir işten söz etmek gerekiyor.

Fukişama ardından Almanya’ nın atık nakli, çevrecilerle, güvenlik güçleri arasındaki meydan savaşlarına sahne oldu, çoğunuz bu atıkların özel tasarlanmış vagonlarla taşınması sırasında demiryolu raylarına yatan bedenleri televizyon ekranlarında izlemiş olmalısınız.

E. Miessen*’ in yalancısıyım: Daha güvenli bir bölgeye taşınması için bin kilometrelik yol kat etmesi gereken atıkların yol güvenliği için görevlendirilen polis sayısı 17 bin. Bu kadar insanın çalıştırılması işgücü maliyetinin yüksek olduğu Almanya’ ya maliyeti ise 50 milyon Euro…  Her atık nakliyatı için harcanan 50 milyon Euro…

Bugün yüz binlerce gösterici ve on binlerle ifade edilen güvenlik gücünü harekete geçiren nükleer atıklar geçmişte nasıl saklanıyor, naklediliyordu derseniz, o kısım tüyler ürpertici:

Başlangıçta küçük bölümlere ayırıp, çaktırmadan denize dökmeyi denemişler. (Aslında yabancısı değiliz o yöntemlerin. Kromsan’ cılarımızın kulakları çınlasın. Yıllarca onlar da kanserojen Cr6 atıklarını yanı başında turizm vahası yaratmaya çalıştığımız sahillerdeki denize boca etmemişler miydi?)

Bir süre sonra uyanık işletmelerin denize atık döktüğü çıkmış ortaya. Tehlikenin farkına varanlar “atıklar avladığımız balıklarla soframıza geliyor” deyince yetkililer nazikçe uyarmışlar santralcileri “yapmayın, bari denize dökmeyin” diye…

Uyarı işe de yaramış. 40 yıldır denize dökmekten vazgeçen Almanlar atıklara yeni, uygun yer aramakla meşgul.

Gözden uzak olan gönülden de uzak olur misali denize dökme kesin çözümü! Hüsranla bitince bu kez binlerce yıl güvenli biçimde saklamanın mümkün olduğu yalanına kapılıp kullanılmayan tuz kuyularına yönelmişler. (Bakarsınız Akkuyu atıkları için de yakında birileri Soda Sanayinin ham maddesini sağlayarak boşalan derin, büyük mağaraları önerir mucize çözüm niyetine)

Neyse biz dönelim Almanlara, ne de olsa deneyimlerinden çıkaracağımız dersler var:

Test niyetine, tecrübe olsun diye tarihi tuz kuyularına gömülen nükleer atıklar birkaç yıl sonra yağan şiddetli yağmurlar sonrası kuyulara inmiş, yeryüzüne “her derde deva!” radyoaktif su olarak dönmüş. Almanya siyasetçileri bizim Çernobil dönemindeki Sanayi Bakanımızın çay içip “bana bir şey olmadı” benzeri gösteriye girişmemiş ama daha beteri olmuş…

Uzunca zaman saklanmış gerçekler, çevreye duyarlılık bugünkü seviyede olmayınca “susma hakkını” kullanmış yetkililer Almanya’ da…

Tartışmaları geçiştirip hem konuyu hem tuz depolarını kapatmışlar sessizce…

Denize dökme, tuz depolarına gömme formülleri tutmayınca, santralleri durduracak halleri yok ya, daha masraflı çözümler geliştirmiş, “bizden uzak olsun da, neresi olursa olsun” diye düşünüp Doğu Almanya sınırına yakın Garleben kasabasına trenle sevk etmeye başlamışlar.

Aslında mantık olarak yabancısı olmadığımız bir çözüm bu; çöplerimizi evden uzak, komşuya yakın yere çaktırmadan dökme alışkanlığından söz ediyorum.

Teknoloji mucizelerine imza atan Almanlar bu yöntem sayesinde yıllarca tek taşla birkaç kuş vurduklarını sanıp övünmüşlerdir de; atıklardan kurtulup, doğudaki Komünist akrabaları hasta etme uyanıklığı…

Uzun sürmemiş kestirme çözüm mutluluğu. 1990’ da Berlin duvarı sadece doğu Almanya üzerine yıkılmamış, yıllarca gözden en uzak yere doğulu komşunun burnunun dibine dökülen atıkları da ortaya çıkarmış, üstelik sınır Garloben ülkenin ortası konumuna da gelmiş bir anda.

Atıklar konusunda Almanya, İsviçre’ den çıkaracağımız epeyi dersler, ÇED için yöre halkının kapısını çalacaklara sormamız gereken epeyi soru var. Enerjimizi tribünlere yönelik söylemlerden, bu alana yönlendirip hukuki mücadeleye yoğunlaşmamız gerekiyor.

Umarım söylemek istediklerimden herkes payına düşen dersleri alır, aksi halde biz havanda su döverken birileri atı alıp Üsküdar’ ı geçer de “Basra harap olduktan sonra” uyanırız…

*Konu hakkında hayli etkileyici yazı kaleme alan Esen Miessen’ in yazdıklarına aşağıdaki linkten ulaşabilir merak edenler: www.esenmiessen.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s