Emasya, Derin Mersin, 28 Şubatın yerel yüzü…

Kimi arkadaşlar Emasya protokolünden hareketle Mersin’in son yıllardaki dibe vuruşunun bir başka yanına, derin nedenlerine parmak basmaya çalışmaya başlamışlardı, yoklamaları çok sığdı bana göre…

Üstelik bunu yaparken de, Adliyenin bomba ihbarıyla boşaltılıp, oyların o dönemin Bakanlarından İstemihan Talay refakatinde yeniden sayıldığı ve 1999 Belediye seçimlerinin altın tepside DSP adayı Özcan’a sunulduğu halen perde arkasının aralanması şöyle dursun dokunulmasının bile zina kabul edildiği bir dönemi milat olarak almışlar.

Örneğin Mustafa Güler’ in bugüne kadar halının altına süpürülen, herkesin aslında çok detaylı vakıf olduğu ama bir avuç Don Kişot dışında konuşulmaya korkulan bu netameli konuyu ucundan, bucağından da olsa son zamanlarda ele alması elbette önemli.

Ama Mersin’in son 15 yılını yiyip bitiren, tüm dinamiklerinin törpülendiği, ülkenin en büyük zenginliklerine sahip olmasına rağmen, diri diri gömülerek, üzerinin toprakla örtüldüğü o netameli dönem çok daha ciddi biçimde ele alınmalı, sorgulanmalı diye düşünürüm hep…

Bunu yaparken de milat olarak kabul etmemiz gereken tarih yeni baştan araştırılmalı ve doğru dürüst belirlenmeli.

Bu nedenle Güler’ in ilan ettiği ve 1999 yerel seçimleriyle başlayan dönemi biraz daha geriye doğru işletmek, filmin geriye sarılması adına en azından 28 Şubat “post-darbesine”  doğru eskilere çekmek zorundayız.

Bana göre Mersin’le ilgili asıl düğmeye o günlerde basıldı.

Yaşananları önemi bakımından yeniden anımsamakta yarar var.

1992 yılında kurulan Mersin Üniversitesi ve başında yer alan Rektör Vural Ülkü’ ye yönelik operasyon, yıllar sonra adı Ergenekon iddianamesinde yer alacak YÖK Başkanı Kemal Gürüz tarafından 1997 yılında başlatıldı.

Hani televizyonların canlı bağlantılarla tüm ülkeye izlettikleri, Vural Ülkü’ nün ekranlarda göz yaşlarıyla naklettiği Gürüz’ e ait hakaret dolu inciler gelmekte olan dalganın işaret fişeği gibiydi:

“Sen insan mısın?, haysiyetsiz, şerefsiz!

Laiklik, demokrasi size mi kalmış bunlar sizin tekelinizde mi zannediyorsunuz?

Siz kim oluyorsunuz da bu konularda konuşuyorsunuz. Orada Rektör olarak bir gün bile kalacağınızı mı sanıyorsunuz? Devlet sizin hesabınızı görecektir. Sizde namus, ahlak utanma duygusu yok mu? Yöneticiliğin ne olduğundan haberiniz bile yok! Sizin üniversitenin ‘Ü’ sünden bile haberiniz yok. Sizden bütün bunların hesabı sorulacaktır. Bundan sonrasını göreceksiniz.”

Gürüz’ ün ilan ettiği savaş gecikmez.

Gerçekten de birikmiş hesap! kısa zamanda görülür.

Revir odasından yoksun Üniversiteye Tıp Fakültesi kurdurulur Ankara patentli operasyonla.

Olmayan Fakülteye de ihdas edilen kadrolarla 40 civarında öğretim elemanı alınır derhal.

Ve Rektörlük seçimlerine o çakma kadroların oy potansiyeliyle girilir.

Tüm derin çabalara rağmen sonuç değişmez. Çukurova Üniversitesinden transfer edilen emekli asker Uğur Oral ile Onur Bilge Kula’ nın çekiştiği seçimleri 81 oy farkla Kula hoca kazanır.

Ancak YÖK’ ün başında Kemal Gürüz vardır. Gürüz günler öncesinde “tek oy bile alsa Oral Rektör olacak” müjdesini çevresine yaymaktadır zaten.

Dediği olur. En yüksek oyu alan Bilge Kula tasnif dışı bırakılır, Çankaya’ ya Demirel’in huzuruna çıkarılan listede adı bile yoktur.

Kısa zamanda Cumhurbaşkanı Demirel, Uğur Oral’ ın Mersin Üniversitesine atanma kararnamesini imzalar. Ardından büyük temizlik başlatılır.

Onur Bilge Kula, Zafer Üskül, Türker Özsayar ve Ahmet Özer gibi öğretim üyelerinin uzaklaştırılmasıyla sonuçlanan süreç için düğmeye basılmıştır.

İlginçtir, adı geçenlerin tümü CHP’ ye yakın, solcu olmakla övünen ama bir başka solculuk maskesiyle dolaşan ulusalcı ekibe geçit vermeyecek demokrat özelliklere sahip isimlerdir.

O güne kadar, kentin tüm platformlarında boy gösteren ve her türlü tartışma, araştırmaya karınca kararınca katkı sunan demokratik vahanın Üniversite kanalı kapatılır.

Anadolu’ ya örnek olacak Üniversite-Kent ortaklığı bir daha kurulmamak üzere dinamitlenir.

Bir takım yerlerde hazırlanan ve Mersin’ de sahneye koyularak başarıyla yürütülen senaryoyu doğru dürüst okumadan bu kentin düştüğü derin uçurumu anlamak ve algılamak mümkün değildir.

O senaryonun başlangıcı da Mersin Üniversitesine 1997’ de Gürüz eliyle dikilip Oral tarafından giydirilen elbisedir.

Çorap söküğü gibi gelir gerisi:

-1999 yerel seçimleri, dönemin DSP’li Bakanı İstemihan Talay’ ın gözcülüğünde ve bomba ihbarı yapılarak boşaltılan Adliye’ de sonuçlanan Mersin Büyükşehir Belediye seçimleri…

-2001 yılında Akif Tığ’ ın kente gelişi, Emniyet Müdürü Turgay Pamuk’un, oğlunun işlediği incir çekirdeğini doldurmaz bir trafik vukuatının ardından (üstelik o kaza sanılan operasyon sırasında Pamuk’ un oğlunun yanında Akif Tığ’ ın sonradan MİT görevlisi olduğunu öğreneceğimiz oğlu vardı) görevden el çektirilmesi, yerine gönderilen Akın Küçükbarak’ ın Kürtlere yönelik akıllara seza uygulamaları, projeleri:

-Yolları işgal eden el arabacıları adı altında çoğu Kürt ekmeğini taştan çıkaran binlerce insanın tezgahlarına el koyulması…

-Serbest bölgeyi işlevsel anlamda tamamen bitiren operasyonlar, gizli açık uygulamalar…

-AK Partinin iktidara gelişinin ardından kurulan, kurdurulan ‘Kuvva’ cı, ulusalcı pek çok dernek…

-Bayrak provokasyonu ile sahneye koyulmaya çalışılan, o güne kadar tüm oyunlara rağmen barış içinde bir arada yaşama iradesini gösteren Kürt ve Türkleri çatıştırmaya yönelik senaryolar…

Yukarıda sıralananların hepsi başlı başına birer kilometre taşıydı Mersin adına…

Bu sürecin sonunda, ülkenin en önemli zenginliklerine, jeopolitik avantajına rağmen dibe vuran bir kent yaratıldı.

Türkiye’ nin en geri kalmışları dahil, başka hiçbir İl, 5 yıl içinde sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında Mersin’in yuvarlandığı derinliklere düşmedi.

Tam 7 basamak aşağıya, Türkiye onunculuğundan 17. Sıraya dibe vurma mucizesi gerçekleştirildi Ankara-Mersin ortak hattının operasyonuyla…

Güler’ in sorgulamaya başladığı Emasya adıyla özdeşleştirdiği Mersin senaryosunu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmak, tarihin derinliklerine gömmek zorundayız.

Önümüze çıkan tarih fırsatı değerlendirmenin ve Türkiye’ nin 21. Yüzyıldaki yükselmeye en önemli aday yıldızını hak ettiği yere taşımanın öncelikli ve olmazsa olmaz koşuludur bu…

Mersin’in aydınlık ve refah dolu geleceği, bir yerlerde yazılıp çizilen ve artık geçerliliğini yitirmiş senaryoların çöpe atılmasından, giydirilen deli gömleğinin yırtılıp atılmasından geçiyor**

**Bu yazı Mersin’in yükselişe geçtiği son dönemden önce 2009’ da kaleme alınmıştı. Ancak 28 şubat sürecinin sorgulandığı bugünlerde yeniden anımsanması ve sıcak gündeme taşınmasında yarar gördüğüm için bir kez daha yayınlanmasında yarar var diye düşünüyorum.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s