CHP tarihi tercihi yapmak zorunda…

Haluk Koç: Aygün CHP Dersim ile yüzleşmeli dediğinde “disipline sevk edilmesini savunan partideki statüko cenahının temsilcisi.

Son numarası ise aylardır üzerinde konuşulan fazla şey kalmamış Oslo belgelerini yeni bir şeymiş gibi ortalığa dökerek aklınca Erdoğan ve AK Partiyi açığa düşürme düşüncesi…

Oysa CHP sözcülüğüne Koç’ u getirerek kafa karışıklığıyla bir kez daha hepimizi şaşırtan Kılıçdaroğlu aynı Oslo görüşmeleri hkkında bakın ne demişti:

“Eğer silah bıraktıracaksa Oslo görüşmeleri devam etmeli”

Bu sözler de aylar önce o görüşmeler birilerince afişe edildiğinde aynı Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilmişti:

“Terörü azaltmak için, kanı durdurmak için gerekirse herkesle görüşülür, her türlü politika üretilir”

Şimdi durup düşünmek, hatta ortaya çıkan tabloyu yaratıcıları üzerinden sorgulamak gerekmiyor mu?

CHP’ nin Kürt sorunu ve görüşmeler yoluyla akan kanın durması yolundaki politikalarını kimin görüşleri yansıtıyor?

Kılıçdaroğlu’na mı, Koç ve benzeri görüşteki siyasi aktörlere mi inanacağız?

Soru sanıldığından da önemli ve kritik.

Önemli çünkü, varılan konum gereği, %25’lere gelip tıkanan ve ötesine geçemediği için Tevfik Fikret’in ünlü şiirinde dile getirdiği gibi  “yükselmeyen düşer” ilkesince düşüşe geçen CHP ya mevcudu koruma adına yıllardır olduğu gibi Koç’ ların çizgisine dönecek veya Kılıçdaroğlu ile bir iki seçim kaybetme bahasına da olsa değişime yelken açacak.

Bu tarihi ve kader belirleyecek tercihlerle CHP son zamanlarda o kadar sıkça karşılaşıyor ki, uzunca süre böylesi ağır bir yükün taşınması gittikçe zor hale geliyor.

Düşünün Baykal döneminde gittikçe hantallaşan, klasik CHP anlayışıyla siyaset yapmayı hüner sayan tabanı, geleceği pamuk ipliğine bağlı Genelk Başkan ve çevresini dolduran beş benzemezle değiştirmeye çalışacaksınız.

Bu o kadar kolay mı?

Kolay olmadığının en basit örneği Kılıçdaroğlu’nun kimbilir belki iyi niyet, belki de sağ tabandan oy alma, sağ partilerden rol çalma adına gidip Menderes’ in mezarını ziyaret etmesi.

Medyamızda bu ziyaret fazla tartışılmadı.

Oysa CHP penceresinden çok derin anlamı, kimi sinir uçlarını hayli rahatsız eden bir tavır değişikliği bu.

1960 darbesini devrim diye yıllardır alkışlamış siyasetçilerin, o dönem tezgahlanan Kurucu Mecliste rol almış ‘Oktay Ekşi’ gillerin’ mevcut haliyle Meclis grubunda sıra sıra dizildikleri bir partiden söz ediyoruz.

Kendimden biliyorum. CHP’ yi bile geride gören, sorulduğunda sosyal demokrat ilerici çizgide olduğunu iddia eden kimi insanın oluşturduğu bir topluluğun davetlisiydim bir kaç yıl önce.

Konuşmacılardan biri 27 Mayıs devrimini yere göğe sığdıramayınca söz almış ve o devrim diye kutsanan hareketin ordu içindeki bir çete eliyle gerçekleşmiş darbe olduğunu, bu nedenle kendisini solda gören insanların beslenme kaynağı ne olursa olsun her darbeyi lanetlemesi gerektiğini, kaldı ki 27 Mayıs darbesinin yine eli kanlı çete eliyle seçilmiş siyaset adamlarını asacak kadar aşağılık işler yaptığını dile getirmiştim.

Ne mi oldu?

Demokrat geçinen o arkadaşlar davetli olarak çağırdıkları insanı dövmekten beter hale getirdiler o gün.

Kılıçdaroğlu’ nun Menderes ziyaret haberini okuyunca nedense geçmişte yaşadığım o anılar geldi gözlerimin önüne…

EKılıçdaroğlu seçildiği günden beri sorup duruyorum:

Ergenekon ve Silivri avukatlığına soyunan da Dersim acılarını dile getiren de aynı Genel Başkan.

Kürtlerin demokratik haklarını sonuna kadar savunan Sezgin Tanrıkulu ile ulusalcılığı bayraklaştıran Emine Tarhan, Haluk Koç, Süheyl Batum benzeri daha nice ismi aynı çatı altında toplamak.

Örnekleri uzatmak kolay da, artık Kılıçdaroğlu’ nun söylem olarak dile getirdiği “Yeni CHP’sinin” gerçekten karar vermesi gerekiyor.

Türkiye’ nin büyük çoğunluğu CHP’ nin yıllardır yerinde saydığı anlayıştan hayli farklı yolda ilerlerken ve CHP’ yi iktidara taşıyacak geniş kesimlerle kan uyuşmazlığı sürerken, bugün ortaya çıkan kafa karışıklığının aşılması daha da anlam kazanıyor.

Kısa zamanda CHP tarihi tercihi yapmak zorunda.

Ya batıdaki Sosyal Demokrat partilerin yaptığını örneğin Tony Blair ile değişimi yakalayan İngiliz İşçi Partisi gibi değişip dönüşecek.

Ya da tarihin tozlu raflarındaki yerini alıp, değerlendirmeyi zamana bırakacak…

Kararın gecikmeye, bekletilmeye, unutturulmaya tahammülü yok.

Dalga öylesine hızlı ki, karşı çıkanı yutma ihtimali sanılandan da yüksek…

Ne diyordu Nazım:

Sükun yok hareket var.

sükûn yok, hareket var

bugün yarına çıkar,

yarın bugünü yıkar

ve durmadan akar

akar, akar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s