Şu Türk Hava Kurumu ve kurban derileri mevzuu… -1-

Türk Hava Kurumu Mersin Şube Başkanı Akın Atilla’nın ihtimaldir yaklaşan kurban bayramı vesilesiyle olsa gerek kimi düşüncelerini, başında olduğu kurumun gelecekle ilgili projelerini dile getirdiği görüşleri yer aldı kimi yerel  gazetelerde…

Atilla demecinde gelecek yıl “ Mersin Üniversitesine bağlı ‘Hava Lojistiği Meslek Yüksekokulu’nun bir kampusunu önümüzdeki yıl Mersin’e açacağız” derken THK’ nun yakın zamanda uçak üreteceği müjdesini de veriyor ve ekliyor

“Mersinli hemşerilerim bu kadar güzel işler yapan bir kurumu kurban derilerini bağışlayarak desteklerse çok mutlu olurum. Çünkü bu işleri biz sadece kurban derisinden bize kalan yüzde 40’lık gelir ile yapıyoruz. Lütfen şapkamızı önümüze koyalım ve düşünelim. 87 yıllık geçmişe sahip ve bu ülke için böyle bir kurum varken bu derilerimizi başkalarına vererek neden çarçur edelim?”

THK’ nın 87 yıllık geçmişe sahip olduğu doğru da, ya diğer söyledikleri?

Atilla, THK’ ya darbe günlerinde baskıyla, zulümle toplanan deriler bile sanki yerinde kullanılmış ta, başkalarına bağışlananlar çarçur ediliyor havasında konuşuyor ama, söyledikleriyle gerçek tablonun ne ölçüde uyuştuğu hayli tartışmalı bir konu.

Örneğin 87 yıl iddiası kesinlikle doğru ve Mersin’in yazılı basını bunun 83 yılına tanıklık etmiş zaten.

5 mayıs 1929 tarihli Yeni Mersin gazetesi tepesinde sallanan “Bayramda keseceğiniz kurban derilerini Tayyare Cemiyetine veriniz. Dinin, vatanın muhafazası kuvvetli bulunmakla kabildir” başlığıyla çıkmış.

Sebebi var. O gün Mersin kurban bayramlarından birini idrak ediyor ve Tayyare Cemiyeti kutsal günde din gibi insanların en hassas noktalarına dokunarak deri üzerinden gelir derdinde.

O günlerden bugünlere…

Zekiye Olgaçay’ dan Akın Atilla’ya kimler gelip geçmedi ki…

Halkı ikna edecek argumanlar, enstrümanlar durmadan değişse de değişmeyen daha doğrusu göze kestirilen tek şey var: Vatandaşın kurban derisi.

Zekiye Olgaçay’ dan AkınAtilla’ ya derken dile kolay 1929-2012 yılları arasındaki yaklaşık 90 yıllık tarih söz konusu…

Özellikle toplumsal hafızadan yoksun Mersin’ in hiç bilmediği bir Zekiye hanım dönemi var ki, en azından tozlu arşivlerde unutulmaması adına, yazılması gerekir diye düşünüyorum.

Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak ikinci dünya savaşının en netameli günlerini ve sonrasını kapsayan nefes kesen zaman diliminde onun Mersin’de yaptıklarını yazmak bile, unutulması mukadder bir kadını gelecek nesillerin hatırlaması adına hayli önemli bir görev hatta borç… THK’ unu bu kentte var edip, yöneten Zekiye hanımın çalışmalarını, Mersin üzerindeki etkileri yazılsa rahatlıkla nefes kesen bir kitap çıkar. (Gerçekten de Mersin’in hafıza konusunda ciddi sorunu var. Daha önce ele aldığım Seyfi Alanya ve Cihan Pehlivanı Ahmet gibi, Müfide İlhan’ dan  Zekiye Olgaçay’a vuruyor bu kente özgü toplumsal alzheimer…)

Zekiye Olgaçay’ın Mersin üzerindeki yıllar süren güzelliğiyle mütenasip etkisini şu çarpıcı örnek bir nebze anlatır sanırım: Kentten her ayrılışı ve dönüşü daha doğrusu seyahati gazetelere haber olarak yer alan bir kadındı o. O günlerin zor şartlarında pahalı da olsa fotoğraf klişesi yapılmıştı. Gazeteler ellerindeki o muhteşem kadının fotoğrafını yayınlamak için her fırsatı değerlendiyorlardı.

1932 baharında Belediye Meclis üyesi Zekiye Halil adıyla Mersin’in üç temel sorununa (ekmek, su ve buz) çözüm bulunması ve kara borsayı eleştirmesiyle dikkatleri üzerine çeker. Belediye Meclisinde yaptığı konuşma ve verdiği önerge ile dikkatleri bir kez daha çeker.

Aynı yılın 30 Ağustos törenlerinde ise zaferi anlatan Tayyare Derneğini temsilen nutuk atarken görürüz filmlerden fırlamışçasına saçlarını savurarak konuşan kadını.

Keşke Akın Atilla’ nın başında olduğu Türk Hava Kurumu halktan deri parası adıyla da olsa, toplanan kaynakların az bir kısmıyla Zekiye hanımın adını ölümsüzleştirecek bir çaba içinde yer alsa.

1930’ larda ülkede eşi az rastlanır biçimde Mersin Belediye Meclisinde yer alan ve önergeleriyle yoksul halkın dertlerine derman olmaya çalışan bu kadının adı Mersin’deki bir cadde veya sokağa verilerek yaşatılsa…

Bir sonraki yazıda bilinmeyen Zekiye Halil’i (1936 yılında kanun çıkınca kendisine Olgaçay soyadını seçecektir.) ve tıpkı bugünlerde müjdesini duyduğumuz Havacılık Yüksek Okulu’ na benzer Mersin’de Türk Kuşu okulu girişimini anlatmaya devam edeceğim…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s