Kamuoyu nükleer enerjiye hayır diyor…

Bir önceki yazıda Kürt sorununun çözüm sürecinde yeni ve demokratik bir anayasanın önemine değinmiş, sürecin iflas ettiği herkesçe malum oligarşik merkezi idare yerine, yerelleşmeyi öne çıkaran yeni bir anlayışla taçlandırılması gerektiğinin altını çizmiştim.

Yerelleşmenin neden önemli olduğu sorusuna da, nükleer santral örneğiyle cevap vermiştim.

Gerçekten de yerelde neleri yapıp yapmayacağımıza, yatırım önceliklerimize, hangi tesisleri hoş göreceğimize veya tam tersine “hayır” diyeceğimize, hangi iradenin karar vereceği tartışmalı bir konudur ama çok ta önemlidir.

Seçim sandığından çıkan halk iradesini küçümseyerek, “göbeğini kaşıyan adamın makarna, nohut rüşveti karşılığında verdiği oyla benim oyum nasıl eşit olur” sorusunu ortaya atan tepeden bakmacı tavırla “nükleer enerjinin gerekliliğini halka mı soracağız, halk ne anlar?” tavrı arasında bana göre fark yok.

Birine karşı çıkanların, diğerini savunuyor olması ironik ama bu benim değil onların çelişkisi…

Bana göre halk nasıl sandığa gidip, çok ta sağduyulu şekilde iradesini ortaya koyuyorsa, aynı sorumlulukla nükleer santralle simgeleştirmeye çalıştığım her konuda da tavrını belirlemeli.

Çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bir çevre bırakacağımız sorusu aslında nasıl bir gelecek devrettiğimiz sorusundan ayrı düşünülemez…

Ben ortaya çıkan Çernobil ve özellikle de Fukişama felaketlerinden sonra nükleer santrallere karşıyım ve yapılacak referandumda halkın beklentim doğrultusunda oy vermesini isterim ama, sandıktan çıkacak iradeye de saygı duyarım.

Nedense her konuda halkın yönelimleri merak edilir de, örneğin nükleer enerjiyle ilgili olası bir referandumda nasıl bir sonuçla karşılaşılacağı nedense pek araştırma konusu olmamıştır bugüne kadar.

1970′ li yıllardan beri tartışılıp durduğumuz, neredeyse siyasi yelpazenin her yanında yer alan tüm partilerin iktidara geldikleri veya ortak oldukları her hükümetin niyetlendiği böylesi bir stratejik adımla ilgili bugüne kadar halkın ne düşündüğüyle ilgili, bugüne kadar medyaya yansımış bir anket sonucunun, halk iradesini gösteren ipucunun ortaya çıkmaması ilginç değil mi?

Bizdeki durum böyle de dünyadaki bakış nasıl sorusuna cevap ararken BBC’ nin yaptığı küresel araştırma beni şaşırtmakla kalmadı, hayli düşündürdü…

İnanması zor ama hükümetlerin pek aklına gelmeyen soruya BBC gibi saygınlığıyla öne çıkmış bir kuruluş kafa yormuş, pek çok ülke halkının nükleer enerjiye bakışını ortaya koyan araştırma yaptırmış.

İngiliz Devlet kuruluşunun dünyanın önde gelen araştırma şirketlerinden GlobeScan şirketine yaptırdığı araştırma aralarında Türkiye’ nin de yer aldığı 23 ülkeyi kapsıyor ve Fukişama felaketinden hemen sonraki döneme denk geliyor.

23 ülkede düzenlenen ankete katılanların tümüne bakıldığında halkın sadece %22′ lik kısmı “nükleer enerjinin nispeten güvenli ve önemli bir kaynak olduğuna, bu nedenle daha fazla nükleer santral yapmak gerektiğine” katılıyor.

Türkiye’deki eğilim de bu genel tablodan farklı değil; halkın sadece %21’i nükleer santral yapılmasını destekliyor.

Buna karşılık Türklerin %41’i nükleer enerjinin tehlikeli olduğunu, tüm santrallerin en kısa sürede kapatılması gerektiğini düşünüyor.

Yüzde 32’lik bir kesim ise dünyada ve komşularda mevcut nükleer santrallerin işletilebileceği ancak yenilerinin yapılmaması gerektiği yönünde görüş belirtmiş…

Yani Türkiye’ nin %73’lük kahir ekseriyeti yeni nükleer santraller yapılmasına karşı. Diğer 22 ülke genelinde ise bu oran %69…

BBC’ nin GlobeScan’ a yaptırdığı ilk araştırma bu da değil. Fukişama felaketinden altı yıl önce nükleer santrallerin yer aldığı belli başlı ülke halklarına ne düşündükleri sorulmuştu. O nedenle geçen zaman içinde ve Japonya’ daki deprem/tsunami felaketinin ardından halk temayülündeki gelişmeleri de böylece görmek mümkün.

Örneğin Almanya’da nükleer enerjiye karşı olanların oranı 2005’te %73 oranında iken, şimdi %90. (Halkın neredeyse tamamının ortaya koyduğu görüşün de etkisiyle olsa gerek, Alman hükümeti mevcut tüm nükleer santralleri kapatmaya ve programı tümüyle rafa kaldırmaya karar verdi)

Nükleer santral karşıtlığı ülke enerjisinin %82′ sinin nükleerden sağlandığı Fransa’da %66’dan %83’e, Rusya’da da %61’den %83’e yükselmiş durumda.

Solun desteklediği Hollande’ ın başkanlığındaki yeni Hükümet te tepkileri görmüş olmalı ki, Fransa’ nın bugün kullandığı tüm enerjinin %80′ ini oluşturan nükleer payının 2025’te %50′ ye indirilmesini hedeflediklerini açıkladı.

Çernobil’ i hafızalardan silmeye çalışan ve unutturmanın ardından yatırımlara tavan yaptıran nükleer lobisi de havlu atmış durumda.

Geçtiğimiz yıllarda “alternatif Nobel” olarak bilinen Doğru Yaşam Ödülü’ ne layık görülen ve dünya nükleer enerji gelişim alanında dünyanın en saygın uzmanlarından Mycle Schneider’ in Dünya Nükleer Endüstri Raporunda yer alan görüşleri de araştırmayı tümüyle doğruluyor…

20 yıl önce dünyada tüketilen enerjinin %17’si nükleer kaynaklı iken bugün oran %11′ e gerilemiş durumda.

Schneider %11′ in de yıllar içinde azalacağını ve 2030 projeksiyonlarında %5′ e düşeceğini öngörüyor.

İyi de halk nükleere böyle karşıyken artan enerji talebi nereden, nasıl karşılanacak sorusuna gelince.

O konuda da hayli önemli gelişmeler var dünyada…

Bir sonraki yazıda sorulara cevap arayalım…

24 nisan 2013, Mersin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s