Mersin limanı değneksiz köy mü?

Mersin limanının özelleştirilmesini 30 yıldır her platformda savunsam da, 2007’ de işlemler tamamlanırken bazı kaygılarımı dile getirmiştim. İlke olarak özelleştirmeden yanaydım, çünkü, devlet eliyle yapılan işletmeciliğin özellikle de Türkiye gibi siyasetin ve adam kayırmacılığın ağırlığının yoğun olduğu bir ülkede şansının olmadığını yaşayarak görüyordum. Ekipman yönünden çağ dışı kalmış, vinçleri bile 1960 yapımı bir limanın amansız küresel rekabete ayak uydurması zaten mümkün değildi.

Bu nedenle çağdaş teknoloji getirecek ve ekipmanı yenileyecek, küresel deneyime de sahip bir işletmecinin limanın makus talihini değiştireceğine inanıyordum. -Pratikteki bazı hayal kırıklıklarına rağmen ilke olarak halen devletin işletmecilik yapmasına karşıyım-

2007 yılında limanın, yerli AKFEN ile bu alanda dünyanın en büyüklerinden sayılan Singapur’ lu PSA’ nın oluşturduğu ortak konsorsiyuma devredilmesine sevindim. Yılda 500 bin konteynere ev sahipliği yapan Mersin limanının özelleştirmenin ardından bugün yıllık 1 milyon konteyner elleçleme kapasitesine ulaşmış olması yapılan işin doğruluğunu ortaya koyuyor zaten. Türkiye dış ticareti her yıl biraz daha artacak, Mersin lojistik avantajının da katkısıyla, bu pastadan daha büyük pay alacak. Ancak özelleştirme aşamasında dile getirdiğimiz kaygılar bugün karabasan gerçekler olarak karşımıza çıkmakta. Bunun da tek nedeni var. Limanı devretse de, Devlet adına işlemleri denetleme, hizmet alan ihracat ve ithalatçıyı ödeyeceği ücretler konusunda adil ölçüde koruma görevini üstlenmiş olan T.C.Devlet Demiryollarının mukavele hükümlerini yeterince denetleyememesi –veya denetlememesi-

Kısaca hizmet tarifelerinin uygulanması, fiyatlarda yapılacak ayarlamalar T.C.D.D. nin onayından geçmek zorunda. Limanla ilgili tarife başta olmak üzere yapılacak her şey, TCDD ve limanı işletecek konsorsiyumun kurduğu MİP adlı şirket arasında imzalanan sözleşmeyle hüküm altına alınmış.

Bu nedenle son fiyat artışlarının ardından kamuoyuna yansıyan görüntünün aksine hizmet alanlar Devletin koruması altında. Yeter ki Devletin ilgili kurumları misyonlarını unutmasın.

Ama bir gerçek var. Bugün zamlar nedeniyle ağlayan kurumlar, hizmet alanlar adına yapmaları gereken kamusal denetimi tam olarak yerine getirememişler. Getirmek bir yana son tabloyla ortaya çıktı ki bu konuda Mersin olarak limandaki tekelleşme tehlikesine karşı örgütlü hazırlığımız yok.

Örneğin TCDD ile MİP arasında imzalanan ve limanın devredilmesinden işletilmesine, tarifelerde yapılacak artırımın nasıl yapılacağına, hatta gerekirse geri alınmasına kadar her türlü işlemin nasıl yapılacağı sözleşme ile hüküm altına alınmış. Gelin görün ki Deniz Ticaret Odasından, İhracatçı Birliklerine, MTSO’ dan MESİAD’ a tüm kurumlar, bıçak üyelerinin kemiğine dayanınca isyan ediyorlar ama Mersin’ de hiçbir kurumun elinde her gelişmede hakemliğine başvurulması gereken bu mukavelenin örneği yok.

Oysa Devlet sırrı değil bu ve gizlenmesi bir yana, hizmetlerden dolaylı ve doğrudan etkilenen herkesin en ince detayına kadar bilgilenmesi en doğal hakkı.

Liman idaresinden devlet adına halen en önemli yetkilere sahip, ortaya çıkacak her türlü aksaklığı çözmekle birinci dereceden sorumlu Mersin Valiliğinin sözleşmeden habersiz olması ve sözleşmedeki yaptırımlar konusunda duyarsız kalması mümkün mü?

Sorunun tartışılmayacak netlikte cevabı var elbette. Üstelik son günlerde seslendirilen şikâyetler sadece doğrudan hizmet alanları değil, istisnasız Mersin’ de yaşayan herkesi bir biçimde etkiliyor. “Mersin eşittir Liman” yüzyıldır deneyimlerle gerçekliği ispatlanmış bir formül. Gerçekten de Liman iyi çalışırsa tüm kesimler daha fazla iş yapıyor, daha çok kazanıyor, bu kentin refah düzeyi yükseliyor. Tersi durum ise bunalıma sokuyor Mersin’i…

Bu gerçeklerin ışığında ve yeni işletmecisine devrinin 3 yılında Mersin limanının son durumunu, yapılan son zamların yasal ve reel gerekçeleri olup olmadığını tartışmaya açmakta yarar var:

T.C.D.D ile MİP arasında imzalanan sözleşmeyle; tarife değişiklikleri, yapılacak zamlar, işleticinin vereceği hizmetler, iç ve dış denetimler gibi pek çok husus hükümlere bağlanmış durumda. Kısaca kimsenin kafasına estiği biçimde hareket etme olasılığı yok.

Örneğin sözleşmeye göre, 30.12.2006 tarihinde TCDD tarafından uygulanan her türlü hizmet tarifesi 3 yıl boyunca yeni işletici eliyle aynen uygulanacak. Ancak devir tarihinde –ki bu tarih 11.5.2007 dir- TCDD’ nin vermediği hizmetlerin işletici tarafından yapılmaya başlanması ve bu hizmetlerle ilgili tarifenin TCDD tarafından onaylanması kaydıyla işletici bu yeni tarifeyi uygulayabilir.

Yine sözleşme gereği MİP, fiyatlara dokunamayacağı 3 yılın ardından eğer tarifelerde bir fiyat artışı yapacaksa bu artışlarla ilgili haklı ve kabul edilir gerekçeleri ortaya koyarak, yeni tarifeyi TCDD’ ye sunmak ve Ulaştırma Bakanlığı onayından geçirmek zorunda.

Kısaca MİP mevcut tarifeye 3 yıl içinde zam yapamayacak, tarifede yer almayan bir hizmet vermeye başlamışsa da, onunla ilgili maliyet hesaplarını ortaya koyup üzerine makul bir kâr ekleyerek TCDD’ nin yetkili biriminden onaylatacak.

Daha da önemlisi, MİP’in verdiği hizmetlerin bir bölümünü de olsa, hiçbir şekilde üçüncü kişilere –deyim yerindeyse taşeronlara- devredemeyeceği, herkesin anlayacağı bir dille sözleşmede hüküm altına alınmış durumda.

Şimdi gelin tümüyle tanımlanmış, karşılıklı olarak imzalanmış, uyulmaması halinde mukavele feshine kadar gidebilecek hükümlerin geçen zaman içinde nasıl uygulandığına. Daha doğrusu taraflardan birinin neyi nasıl yaptığına:

MİP limanı devralır almaz, TCDD liman işletmesinin, 2004’ ten beri Mersin limanında ücretsiz olarak uyguladığı ISPS olarak adlandırılan Uluslararası güvenlik uygulamasını ücretli hale getiriyor. Dolu konteynerden 9, boş olandan 3 dolar tahsil etmeye başlıyor. Ne olup bittiğinden habersiz İhracat ve ithalatçı -kısaca müşteri diyelim- boynu kıldan ince biçimde istenen parayı ödemeye başlıyor. Sözleşmeye aykırılıktan kimsenin haberi yok ki, itiraz etsin. Konuyu bilen ve takip edenler var elbette.

Bu “bilenler”, ISPS ücretinin MİP tarafından tahsil edilmeye başlandığını görünce, sözleşmeye aykırı durumu bir raporla hem Ulaştırma Bakanına hem de Bakanlığın yetkili birimine iletiyorlar. Ücret uygulaması üç yıldır devam ettiğine göre Bakanlığın bu konuda ne yaptığına siz karar verin.

Yetmiyor, limanı devralan şirket o güne kadar ücretsiz olan konteynerlerin kilit çözme ücreti olarak tanımlanan bir hizmetten de konteyner başına 4 dolar tahsil etmeye başlıyor. Durum sözleşmeye aykırı ama yazılı, sözlü uyarılar burada da işe yaramıyor.

Gelelim en önemli ve mükellefin canını en çok acıtan uygulamaya: Konteyner doldurma boşaltma ücreti limanın devredildiği gün TCDD Liman işletmesince 85 dolar olarak tahsil ediliyordu. –Bu ücrete temel teşkil eden maliyet ise 20 lik konteyner için 30, 40 feetlik konteyner için 40 doları geçmiyordu- MİP limanı devralmasının ardından 3 yıl boyunca fiyat arttırmama kuralına rağmen 11.5.2007 tarihinde bu hizmetten 143 dolar almaya başladı.

Tüm bu uygulamalar sözleşmeye aykırı olmasına rağmen 3 yıl içinde hayata geçirildi.

Canı yanan bir grup mükellefin şikâyeti üzerine Başbakanlık Teftiş Kurulunun harekete geçtiği, yapılan zamları inceleyerek 2009 yılı sonunda bir rapor düzenlediği kapalı kapılar arkasında konuşuluyor ama raporda nelerin yer aldığı ve şu ana kadar somut bir adım atılmadığı da başka bir gerçek.

Ve en önemlisi 3 yıl boyunca yukarıdakiler dışında ana hizmet ücretlerine dokunamayan MİP, sözleşmede yer alan sürenin dolmasıyla hemen kolları sıvayıp, son günlerde müşterilerin isyanına yol açan zamları birbiri peşi sıra uygulamaya başlıyor.

Oysa sözleşme hükümleri sarih: Yapılacak zamların mutlaka haklı, anlaşılır ve kabul edilir gerekçeye dayandırılması şart. Yani zam yapacaksanız, 3 yıl içinde hangi girdinizin dolar bazında –dolar bazında çünkü bütün tahakkuklar dolar üzerinden TL kuruna çevrilerek hesaplanıyor- ne kadar arttığını ortaya koymak zorundasınız. Hiçbir girdide yapılan zammı haklı gösterecek oranda fiyat artışı olmamasına rağmen yeni oranları hayata geçirmeye kalkışmak elbette cesaret işi ama daha da önemlisi bu zamlı tarifenin TCDD tarafından onaylanıp onaylanmadığı sorusuna yanıt bulmak gerekiyor. Kaldı ki, bu soruya cevap araması gereken kurumlar var –en azından olmalı- Mersin’ de.

Hizmet alan mükelleften çok tahsil edilecek vergi nedeniyle Devletin yetkili kurumlarını ilgilendiren bir başka uygulamayı da bu vesileyle dile getirmekte yarar var: Devir sözleşmesine göre işletmeci kuruluş sunduğu hizmetleri MİP eliyle vermek zorunda. Oysa Mersin’ de herkes biliyor ki, bu hizmetlerin bir kısmı, kurulan taşeron şirketler eliyle yürütülüyor. Vergi tek şirket eliyle toplanacağına, taşeronlar eliyle dağıtılıyor. Bu biraz da teknik izaha muhtaç  konuyu ileride bütün boyutlarıyla ele almak kaydıyla son uyarılarımızı yapıp noktalayalım bu yazıyı…

MTSO- İhracatçı Birlikleri- Deniz Ticaret Odası gibi limandan hizmet alan üyelerin haklarını savunmakla yükümlü olan kurumlar başta olmak üzere hepimiz, son zamlarla ortaya çıkan oldu bittilerin bir daha yaşanmaması için üzerimize düşeni yapmak zorundayız.

Aksi takdirde Mersin limanını, dilimizden düşürmediğimiz, uluslar arası rekabete açık, doğu Akdeniz’ in en önemli terminal limanı yapma hedefimiz Kaf dağının ardındaki seraba döner.

Yıkım anlamına gelecek böylesi bir hayal kırıklığına dayanma gücümüz yok. Ortaya çıkan son durum ışığında Mersin dinamiklerinin “limanı izleme komitesi” oluşturup, sözleşmeye aykırı her durumla ilgili tüm yasal yolları arama ve gereğini yapma gibi bir tarihi sorumluluğu var. Çok geç kalmadan, bir an önce ve yapılanları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşarak…

 

Önemli Not: Yazıyı yayına hazırlarken, Özelleştirme İdaresi Başkanlığından, Mersin limanında verilmekte olan hizmet ücretlerini derinden etkileyecek, belki de limanın bundan sonraki kaderini belirleyecek önemde bir yanıt aldım. Yanıtta “İmtiyaz sözleşmesinin hizmet tarifelerini belirleyen 9. Maddesine” atıfta bulunulurken şu hususun altı hiçbir yoruma yer bırakmayacak biçimde çiziliyor:

“İşletici firmanın 11.05.2010 tarihine kadar geçen sürede limanda uygulayacağı tarifelerin, TCDD’nin 31.12.2006 itibariyle uyguladığı tarifelerden daha yüksek olmaması,”

“İşleticinin 11.05.2010 tarihinden sonra da, bir hizmet için, maliyetini ciddi biçimde aşacak şekilde “fahiş fiyat” uygulamasından kaçınması” sözleşmede belirlenen cezayı gerektirir. Bu hususların, işletme hakkı süresince TCDD tarafından denetlenmesi ve işleticinin söz konusu yükümlülüklere uymadığının tespiti halinde, yine TCDD tarafından sözleşmede belirlenen para cezalarının uygulanması, hükme bağlanmıştır.”

Verilen yanıtta para cezasının miktarı belirtilmemiş. Onu da ben söyleyeyim: Her yıl TÜFE oranında yeniden düzenlenecek olan meblağ 2007 yılı için gün başına 25 milyar olarak saptanmış. Yani Özelleştirme İdaresi Başkanlığı işi sağlam tutarken, gereğini TCDD’ nin emin ellerine bırakmış…

Tablo bu kadar net ise, MİP maliyeti 30/40 dolar olan ve TCDD tarafından devir anına kadar 85 dolar olarak uygulanan konteyner doldurma/boşaltma ücretini 11.5.2007’de 143 dolara, -son arttırımla 150 dolar- çıkararak sözleşmeye aykırı davranmış olmuyor mu? Davrandıysa TCDD neden o günden bugüne gereğini yapmadı, yapmıyor???…

Üzerinde duracağımız asıl soru budur, yanıtını alıncaya kadar iz sürmeye devam…

Mersin 8 Haziran 2013

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s