Son anketler ne anlatıyor?

Yerel seçimlerin erkene alınma projesiyle hareketlenen siyaset, o ihtimalin ortadan kalkmasıyla yerini durgunluğa bırakmıştı.

Ama kısa sürdü…

Son günlerde sadece yerel seçimler değil, barış sürecinin ete kemiğe bürünmesiyle iddia sahibi tüm partiler açısından farklı gelişmelerin yaşandığına tanık olmaktayız.

Süreci destekleyenlerin oranından, siyasi partilerin oy yüzdelerine kadar yapılan tüm araştırma sonuçları okumasını bilene yeterince ilginç mesajlar içermekte…

Bu mesajlar; yerel seçimler başta olmak üzere, önümüzdeki iki yıl içinde yapılacak Belediye, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerini doğrudan etkileyecek ciddiyette.

Türkiye aslında 2010 Anayasa referandumuyla o güne kadar ülkenin pek tanık olmadığı ciddi bir sınav yaşadı…

“Evet/hayır” cepheleri aslında; statükodan yana olanlarla, değişim isteyenlerden oluşan iki ayrı koalisyondu…

Bu koalisyon barış sürecinde de bazen açık, bazen de kimi partiler adına mahcup ifadelerle de olsa iki kesim açısından büyüyerek sürecek.

Örneğin 2010 referandumunda evet/hayır dışında üçüncü yolu deneyen ve Kürt kesiminin önemlice parçasını temsil eden BDP bu kez izleme konumundan farklı rol alacak ve etkin biçimde sahneye çıkacak.

Bu durum 2010 referandumunda 60-40 dengesine oturan ve AK Parti ile karşısındaki CHP-MHP bloğundan oluşan yapıyı, BDP’ nin de tarihi sorumluluğu gereği safını belirlemesi ve AK Parti ile birlikte hareket etmesi sonucunu doğuracak. BDP’ nin yeni konumu ister istemez, Türkiye’deki oligarşik hükümranlığın demokratik yapıya dönüşmesinde en önemli dinamiklerden biri olacak.

Bu süreçte herkesin merak ettiği sorulardan biri de ortaya çıkan bu yeni dengenin yerel seçimleri nasıl etkileyeceği?

Özellikle Büyükşehir seçimlerinde aday olmak isteyenler açısından CHP/MHP ve AK Parti BDP arasındaki geçirgenliğin ne yönde ve hangi oranda ortaya çıkacağı temel sorulardan biri.

Yapılan son araştırmalara bakılırsa, henüz BDP ve AK Parti arasında ciddi bir etkileşim görülmese de, MHP ve CHP arasında güçlü akışkanlık söz konusu.

Ve bu hareketin cüzi oranda da olsa CHP’den MHP’ ye geçiş yönünde olduğu yazılıp çiziliyor son zamanlarda.

Bu tespit ne derece doğru sorusuna cevap için, 2009 yerel ve 2011 genel seçimlerine bir göz atalım:

2009 yerel seçimlerinde il genel meclisi oylarını esas alırsak %16′ ya ulaşan MHP, 2010 referandumunun ardından %13′ e gerilemiş. Bugünkü anketlerde ise ulaştığı en yüksek oy oranı olarak gösterilen ve MHP CHP’ den oy alıyor diye iddia edilen günlerde MHP hanesinde gösterilen oy oranı %14…

CHP ise 2009’da ülke genelinde %23 olan oy oranını 2011′ de %26′ ya çıkarmasına rağmen bugün yeniden %23 bandına geri dönmüş…

Demek ki öyle sanıldığı gibi iki parti arasında birinden diğerine ciddi kayma falan yok. Olan şu: MHP kendisini koruyor…

CHP ise, Kılıçdaroğlu ile ilk günlerde başlayan heyecan dalgasını yitirmiş ve Baykal dönemindeki %20-23 bandına geri dönmüş.

Açılım süreci sağlıklı yürüdüğü ve silahların susmasıyla şehit cenazelerinin gelmeyeceğinin geniş kesimlerce daha iyi anlaşılmasıyla “red cephesinin” kendi içinde birbirine oy kaptırmasından çok, özellikle MHP’ den AK Partiye bir yönelim olacağı düşüncesindeyim.

Bunun pek çok nedeni var ama Türkiye’ deki seçmen siyasi söylemlerden çok, ekonomik durumdan ziyadesiyle etkileniyor.

Kanın durması zaten Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş performansa ulaşan Türkiye ekonomisini çok daha iyi noktalara taşıyacak.

AK Partinin bu alanda yakalama ihtimali çok yüksek başarı, sadece adı koyulmamış savaşın sona ermesinden kaynaklanmayacak. Dış konjonktür de hiç bir zaman bu kadar uygun olmamıştı. 2008 küresel krizinin ardından bugün gelinen noktada uluslararası piyasalar yok denecek kadar düşük faizli parayı koyacak yer arıyor.

Uluslararası kredi notu soluksuz yükselen, yatırım yapılabilir ülke seviyesine yaklaşan Türkiye, sıcak çatışmanın sona ermesiyle, sıcak para yerine doğrudan yatırım yapacak hayli büyük dış kaynağa kavuşacak.

Bu ise daha fazla istihdam, daha fazla ihracat, daha fazla büyüme ve hepsinin bir araya gelmesiyle milli gelirin arttığı, Güney doğudaki gerilimin de sona ermesiyle, ölü toprağı serpilmiş kentlerin yerini üreten, canlı kentlerin aldığı yeni bir dönem demek…

Umudunu yitirmemiş, aksine geleceğe olumlu bakan milyonları, eskilerde kalacak “şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganlarıyla buluşturma hedefinin başarıya ulaşma şansı olabilir mi?

Gençlerin ölmediği bir ülkede bölünme bir yana, refahın artmasıyla birlikteliğin güçlendiği ortaya çıktıkça o geçmiş argümanlar üzerinden siyaset yapanlar ya yeni bir yol tutturacak veya oturup AK Partinin ülkeyi bir zamanlar tanık olduğumuz ekonomik bataklığa sürüklemesini bekleyecek, hatta dua edecek…

Gelecekle ilgili büyük projeler ortaya koyamayanların, sadece iktidarı eleştirerek uzun yıllar siyaset sahnesinde kalmaları mümkün mü?

Aynı soru CHP için de geçerli ve CHP’ nin işi MHP’ den de zor. Barışa destek vererek hatta demokratikleşmeyi AK Partinin önüne geçme yarışına çevirme becerisi göstermeyen ve ulusalcılarla, partide iğreti gibi duran, her an kapıya konulma riski yüksek değişimden yana olan bir başka grubun çekişmesine sahne olan bir partinin orta ve uzun vadede geleceği olabilir mi?

Geleceğin Türkiyesi ve MHP ile CHP’ nin geleceği arasında böylesine dramatik bir bağ var…

Saflaşma ve partiler arasındaki oy kayması, barış sürecinin Mersin yerelindeki dengeleri nasıl etkileyeceği, son anketler ışığında Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimiyle ilgili değerlendirmeye gelince…

Bir sonraki yazıda da bunları ele alma umuduyla…

7 Mayıs 2013 Mersin

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s