Çukurova havalimanı inşaatı… Hayaller, gerçekler…

Bayram öncesi başlarında Ekonomi Bakan yardımcısı olduğu halde AK Partili bir heyet Kargılı’ da yapımı sürmekte olan havaalanı inşaatını yerinde inceledi…

Ardından orayı teftiş edenlerin ağzından medyaya yansıyan “inşaatın hızla sürdüğü, hatta hızlı tren bağlantısıyla çok yakında Mersin ve Adanalının 20 dakikada terminal binasına ulaşıp, dilediği yere uçacağı” müjdesini bile duyduk.

Bu kadar da değil.

O gezide bilgilenme onuruna erişen bazı isimler ise şantiyede gördüklerini “çatlasınız da patlasanız da, yapılmaz diye bağırıp durduğunuz hava limanından çok yakında kanatlanacaksınız” mealinde ifadelerle dile getirdiler.

Aslında aynı tepkileri “zamanında bitmez, oyunlara yetişmez” eleştirilerine karşı yeni stadyumun Akdeniz oyunları öncesinde nasıl bir mucizeyle tamamlandığını, yetkili, etkili kimi isimler aynı “çatlama, patlama” cümleleriyle ortaya koymuş, kısaca şom ağızlılara ağızlarının payını vermişti.

O şom! ağızlılardan biri olarak alındım mı? Hayır, niye alınayım ki?

Çünkü hayat bana bu ülkede iki tip insan olduğunu öğretti:

Birileri kaç paraya ve nasıl yapıldığına bakmaksızın, bel bağladıkları birilerinin gözüne girmek için “ne güzel olmuş” diye durmadan alkışlıyor. Benim gibi ayrık otları olarak görülen bir avuç insan da yapılanı alkışlamaktan çok işin başka yanlarına kafa yoruyor.

Azınlıkta kalan o ikinci cephedeki insanlardan biri olarak, o sorgulamanın nelere mal olduğunu yaşayarak ve bedeller ödeyerek öğrendim ama akıllanmadım, ne yaparsınız “can çıkıyor ama huy değişmiyor”…

O değişmeyen huy nedeniyle herkesi memnun edemeyeceğinizi, kamuoyu adına sorguladığınız için takdir edileceğinize çoğu zaman “ihanetle” bile damgalanacağınızı göze almanız gerekiyor.

“Hain” gibi hayli ağır ifadeyi boşu boşuna kullanmadım. 2004 seçimleri arifesinde Mersin’de yaşayan herkesi büyük borç altına sokacak arıtma tesisinin fahiş maliyeti karşısında Büyükşehir Belediyesine karşı neredeyse savaş ilan etmiş, şikâyetlerime kulak veren müfettişler sayesinde ihalenin seçim sonrasına ertelenmesine karınca kararınca omuz vermiştim.

Dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Özcan, ihale ile ilgili yazılarımın yer aldığı gazete manşetlerini seçim kampanyası boyunca televizyonlardan sallayıp beni “Mersin haini” olarak damgalamış ve halka şikâyet etmişti.

Ama aynı Özcan seçim sonrasında ortaya koyduğumuz veriler, dile getirdiğimiz gerçekler karşısında projenin revize edilerek maliyetin neredeyse yarı yarıya azaltılmasını sağlayan haliyle yeniden ihaleye çıkma iradesini ortaya koydu.

Kazanan kim mi oldu?

Elbette Mersin’ de yaşayan ve girdiği borç yükünü su faturası olarak uzun yıllar ödeyecek herkes…

Peki, arıtma tesisi bu hayli azalan maliyet bedelinden de daha ucuza yapılamaz mıydı?

Elbette yapılırdı. Özellikle yanlış yer seçiminin bugün değilse de gelecekte başımıza büyük sorunlar açması bir yana, açık deniz akıntılarına çok daha uygun olduğu bilimsel raporlarla ispatlanmış Çeşmeli açıklarına deniz deşarjı konusundaki uyarılar dikkate alınabilir, uzmanların alternatif önerilerine kulak verilebilirdi.

Böylece hem maliyetler bugünün çok altına inerdi hem de sadece kentin atıklarını Mezitli sınırına kadar temizleyen tesis yerine Erdemli’ ye kadar olan tüm sahil kurtarılır, mavi bayrak kalitesinde sahillerden çok daha geniş kesimler yararlanırdı.

Yapılanı küçümsüyor değilim. Bugün Mersin kent içindeki deniz dünya standartlarının üzerinde bir kaliteye sahip olmuşsa tamamlanan arıtma tesisi sayesinde olmuştur.

Bugün gönül rahatlığıyla ve alkış çavuşlarına inat daha yüksek sesle soruyorum: daha iyinin daha ucuza yapılmasını istemek, akılcı önerileri dile getirip farklı pencerelerden bakış açıları sağlamak neden ihanet olsun?

Stadyum konusundaki muhatap arıtma tesisinin aksine bu kez iktidar olunca “çatlasınız da patlasanız da tesisi yapacağız, zamanında bitireceğiz” diyenler değişti ama yeni stadyumun gerekliliğini, ondan da önemlisi kaça ve kim tarafından yapılacağını sorgulayan benim gibilerin “hain” damgası yemesinde ortaya konan senaryo değişmedi.

Kısaca alkış çavuşlarıyla, hain damgasını vuranlar yer değiştirdi ama benim gibi eleştirel gözle farklı şeyler söyleyenlerin kaderi değişmedi.

33 bin kişilik Türkiye’ nin en mükemmel stadyumunu 55 trilyona mal eden Kayseri örneği ortadayken Mersin’ de 25 bin kişilik stadyumun 61 trilyonla başlayan yapım macerasının 100 trilyonla sonuçlanmasının hesabını sormak yerine oklar benim gibi sorgulayanlara yöneltildi.

Tıpkı aynı alkış çavuşlarının “rüya gibi organizasyondu” tempoları yeri göğü inletirken 300 trilyonluk organizasyon bütçesini sorgulayan bir avuç ‘kelaynak’ ın taşa tutulması gibi…

İyi de faturaları kesenler farklı olsa da bedelini sonunda kim ödüyor?

Mevcut stadyumun TOKİ’ ye devredilmesinde nelerin verilip nelerin alındığını, kısaca işin maddi yönünü sorgulamayan bu kentte yaşayan bizler ödüyoruz ve bu kafayla daha uzun zaman ödemeye devam edeceğiz.

Keşke bugünlerde eski stadyum için ayağa kalkan Mersin kamuoyu ta 2008 yılında kaleme aldığım ve “Tevfik Sırrı Gür stadyumu kaç para eder?” sorusuna cevap aradığım günlerde konuya kafa yorsaydı. Sonuç hayli farklı olabilirdi. Ama Akdeniz oyunlarına ve tesislere öylesine misyon yüklenmiş, halkın gözü öylesine boyanmıştı ki o yazdıklarım buza işlenmiş gibi eriyip gitmişti. (https://abdullahayan.wordpress.com/2008/04/19/tevfik-sirri-gur-stadi-kac-para-ederkayseri-ve-mersin%E2%80%99in-yeni-stadyum-projeleri-2%E2%80%A6/ )

Merak eden 19 Nisan 2008 tarihindeki yazıma göz atabilir.

Yazının tarihi önemli… Yani, Akdeniz Oyunlarının gündeme oturmak şöyle dursun, kimsenin aklına bile gelmediği günlerde ben mevcut stadyumu bekleyen tehlikeye dikkat çekmişim. O nedenle kimse çıkıp aklın neredeydi diyemez. Ama benim bugünlerde uyanıp ayağa kalkan herkese sitem, stadyumu da TOKİ’ ye yem etmeye çalışanlara “bir durun” deme hakkım var.

Hem de yeni stadyumun tribünlerine çıkıp, amigoluk adına alkış çavuşluğuna devam edenlerden çok daha fazla…

Aslında Çukurova havalimanını teftişe gidenleri ve onların ağzıyla kamuoyunu “1,5 yıl sonra hızlı trenle 20 dakikada ulaşıp, dünyanın dört bir tarafına uçacağımız ülkenin ikinci büyük havalimanı” beklentisine sokanların yanılgılarını somut verilerle ortaya koyacak, bölgemizin kaderini değiştirecek hayati önemdeki projenin görünen yanında asıl konuşulması gereken perde arkasını yazacaktım.

Daha da önemlisi sözleşmenin “%20 öz kaynak, %80 kredinin sağlandığı yer tesliminden önce belgelenir” maddesi ortadayken bir yıl o kredi bulunmadığı için yer teslimini yapmayan Devlet Hava Meydanları İşletmesinin (DHMİ) nin nasıl olup ta kredi bulamayan Koçoğlu grubuna “öz kaynağınla başla, gerisi Allah kerim” anlamına gelecek adımına dikkat çekecektim.

Bir sonraki yazıda yapılıyor gibi görünen Havalimanı projesinin açmazlarını, başlangıçta imzalanan sözleşmeye aykırı biçimde havalimanı için şart koşulan krediyi bulamamasına rağmen yüklenici firmaya yer teslimiyle ilgili gerçekleri ve önümüzdeki günlerde yaşama ihtimalimiz hayli yüksek olumsuzlukları dile getireceğim.

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s