Arslanköy’ ün demokrasi mücadelesi… -13-

Öğleden sonraki celsede de ifadelerin alınması devam eder.

Aynı minval üzere çoğu zanlı olay mahallinde bulunmadıklarını ifade ederken, kadınlar da ısrarla komutana nasıl yalvardıklarını anlatıp dururlar.

Arslanköy olaylarının kahramanı kadınlar daha önce Mersin Savcılık sorgusunda Muhtarla ilgili iddialarını Konya Ağır Ceza Mahkemesinde de yinelediler. İlk gününden itibaren Arslanköy olaylarına geniş yer veren ve sorgu ifadelerini yayınlayan Akyokuş gazetesine göre kadınlar jandarma komutanına bu muhtarın seçilmemesi için yalvarmışlardır. Şikâyetler iki noktada toplanmaktadır:

Başta Zeynep Türkmen, Elife Dağdur ve Ayşe Çelik olmak üzere kadınlar Muhtar Tahir Şahin’in ırz düşmanı olduğu iddiasını ve 8 yıldır halka yapmadığını bırakmayan bu adamın seçilmemesi jandarma komutanına yalvardıklarını ilk sorguda olduğu gibi Mahkeme sorgusunda da yinelemişlerdir. (Doç. Dr. Ömer Akdağ Aslanköy olayları adını verdiği tez çalışmasında Akyokuş gazetesinin 17 Mayıs 1947 nüshasına dayandırdığı bu iddialara yer vermiştir. Irz düşmanı ifadesi Akdağ’ ın doktora çalışmasından alınmıştır)

Söz alan avukatlardan biri: “Hayatta en müessir günlerimden birini yaşıyorum. Bu çocuklar en masum günlerini hapishane köşelerinde yaşıyorlar. Türk şefkat ve karakteri buna müsait değildir” sözleriyle heyeti düşüncelere sevk eder.

Jandarma Komutanı: “Biz kimseye kurşun sıkmadık, onlar bizi taşla yaraladılar” iddiasını tekrarlar.

Taşla yaralanma iddiası ilk günden beri iddia makamı ve devlet adına görev yaptığını söyleyen jandarmanın en ciddi argümanıdır.

Her fırsatta bu taş atma iddiasının sürdürüldüğünü gören avukatlardan biri, Mahkeme Reisinden iddia sahiplerine bir soru tevdi etmek için izin ister.

Reis buyurun deyince de tüm davaya damgasını vuran ayrıntıyı ortaya serer:

Avukat; “yüzbaşı ve arkadaşları durmadan taşla yaralandıklarını söylüyorlar. O gün Arslanköyde yarım metre kar vardı, acaba jandarmayı yaralayan o taşları köylüler nereden buldu?”

Soru o ana kadar mahkemenin üzerine kâbus gibi çöken ağır havayı dağıtır, dinleyici ve sanıkların gülüşmesine yol açar.

Bir başka avukat jandarmanın silah kullanmadık iddiasına karşı “olay yerinde sandığın bulunduğu evin kapısının sağ ve sol kanatları üzerinde mermi izlerine tesadüf edildiği yazılıdır, jandarma silah kullanmadıysa o mermi izleri orada nasıl oluştu?” diye sorar.

Duruşmada hazır bulunan bazı şahitlerin ifadeleri de alınır. Şahitler köylülerin ellerinde silah görmediklerini, jandarma komutanı ve yanındakileri kimlerin yaraladığını bilmediklerini, halkın isyan değil mukavemette bulunduğu yönünde beyanda bulunurlar.

Söz sırası ülkenin dört yanından koşup gelmiş avukatlarındır.

Avukatların tümü Aslanköy Olaylarının bir isyan olmadığı iddiasını dile getirirler. (Bu husus çok önemlidir zira; Mersin’deki ilk soruşturma sonunda Savcı Şinasi Devrim tutukluların devletin görevlilerine mukavemet suçundan değil TCK’nın ilgili maddesi gereğince “devlete isyan” suçundan idam cezası talebiyle yargılanmalarını istemiş bu talep Mersin Sorgu hakimince de onaylanmıştır.

Ancak dönemin Ceza Muhakemeleri usul kanunu gereğince iddianamede ceza vasfının idam olması için sorgu hakiminin kararının ceza hakimi tarafından da onaylanması gerekmektedir.

Mersin Ceza hakimi bu kararı onaylamak istememiş, bunun üzerine araya giren ceza işleri müdürü kararı imzalamasını istemiştir. Hakim de“bila zaruret tasdik kılındı” ibaresi düşerek kerhen de olsa kararı onaylamak zorunda kalmıştır. Kısaca Mersin’ den Konya’ya sevk edilirken 20’si kadın 47 kişi aslında rüyalarına giren darağacı korkusuyla yola çıkmışlardır)

Bu nedenle sanıklardan tanıklara ve elbette savunma avukatlarına kadar herkes isyan suçlamasını red ederek, en azından ipten alınmalarını sağlayacak mukavemet suçlamasına razı olmayı hedeflemektedir.

İlk duruşmada Adana Barosuna kayıtlı Avukat Abdulkadir Kemali söz alarak şunları söyler:

“Hayatımda bir gün yoktur ki heyecansız geçmiş olsun. Fakat bu duruşmadaki heyecanım hepsini aştı. Sanıklardan birinin heyetinize söylediği şu söze dikkat çekerim; ‘Biz Fransız işgalinde ve hatta köyümüzde silah sesi işitmedik’. Zaten bu ‘biz asi değiliz’ sözü yeterince anlatmaktadır her şeyi. Bu gün şu parmaklıklar arasında bulunan insanların dün bir devlet kurmak için düşmanlara ilk silah atanlar olduğu düşünürse bunlara nasıl isyancı suçunu yükleyeceğiz? Ortada bir isyan vardır. Amma bu isyan şu parmaklıklar arasındaki insanların isyanı değildir. Sizleri ruhen olsun Aslanköyü’ne davet ediyorum. Bu gün bu köyde anasız, babasız kalmış çocuklar ağlıyor. Hadisenin mürettibi yüzbaşı da kimsede silah bulunmadığını söylüyor. Silahsız isyan olamaz. Sanıkların bu sebepten hürriyete kavuşturulmasını dilerim”

Avukatlar aralarında yaptıkları istişare sonunda şu genel kanaati paylaşır heyetle:

‘Hakikat şudur ki, hapishane parmaklıkları arasında bulunan şu insanların, bu devletin teşekkülü için dağlarda, ovalarda canlarını verip, kanlarını akıttıktan sonra burada asilik suçu ile yargılanmaları ne hazindir, hakiki suçlular herhalde şu demir parmaklıklar arasında oturanlar değildir.’

Heyet kısa mütalaadan sonra tahliye taleplerinin değerlendirilmesi için duruşmayı ertesi güne bıraktığını açıklar.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s