Kim neden kazanır, kim neden kaybeder?

30 Mart akşamı sandıklar açılacak, bir başka ifadeyle “takke düşüp, kel görünecek”…

Bakmayın bugün herkesin seçimi kazandık diye zafer naraları atmasına. Ömrüm o havayı yayanların farklı versiyonlarını tanımakla geçti. O nedenle geçmişte yaptığım benzetmeyi yinelemekte mahzur yok:

İster, mindere çıkan pehlivanın daha güreş başlamadan seyircilere sanki rakip onlarmış gibi efelenmesi deyin,

İsterseniz mezarlıktan korkanların geçerken ıslık çalıp, kendi kendilerini cesaretlendirmesi deyin, çok fark etmiyor, sonuçta tüm tavırlar aynı kapıya çıkıyor…

Adayların hepsi daha önce aday adaylık yarışında gördüğümüz gibi önce kendi kendini inandırıyor ipi göğüsleyeceğine… Sonrası kolay, karşısındakine de o inancı zerk edeceğini sanıyor.

Eskiden karşıma geçip destan yazacağını söyleyenlere, gerçeği anlatırdım. Son zamanlarda bunun ne kadar beyhude çaba olduğuna öylesine tanık oldum ki, artık dil dökmek bile geçmiyor içimden. “Bırak bu kurduğu mutlu fanus içinde acı gerçekle yüzleşeceği güne kadar yaşasın” diyorum.

Hani hastanın gerçeği söyleyenden çok, turp gibisin diyen doktoru baş tacı etmesi hali vardır ya, durum biraz da onu andırınca, “hakikati söylemek sana mı kaldı, bırak böyle gitsin” diyecek hale gelmiş gibi hissediyorum kendimi.

Tam olarak başarıyor muyum? Çok zor, ne de olsa can çıksa da huy çıkmıyor…

30 Mart akşamı Türkiye’ de genel tablonun nasıl çıkacağıyla ilgili beklentim bir yana,  elbette tahminim var.

Hadi beklentimi de söyleyeyim: Türkiye’ nin özellikle istikrarının bozulmaması ama her şeyden önemlisi Kürtlerle başlayan barış macerasının başına bir şey gelmemesi için AK Parti %40′ ın altına düşmesin dileklerimden biri.

Bir başka dileğim ise 100 yıllık Cumhuriyetin son 50 senesinin yakın tanığı olarak tek adamlardan çektiğinin sona ermesi, demokratik bir sistemin oturması, tüm bireylerin haklarının korunduğu bir seçim sonucu çıkması gerektiğine inanıyorum.

Hiç bir kişi, parti hatta çoğunluğun başına buyruk yönetmeye kalkması yerine hukukun tüm kurum ve kurallarıyla işlemesi adına halkın AK Partiyi sandıkta uyarması için bu yerel seçimleri tarihi bir fırsat olarak görüyorum.

Nasıl olur bilmiyorum ama %40’ın altına düşmeyecek, üstüne de çıkmayacak bir sonuç herkese muhteşem bir ders olur diye düşünüyorum.

**

Gelelim Mersin’ e…

Bu kent benim olmazsa olmazım, kaderim, geçmişim de burada gömülü, geleceğim de bu kentte saklı.

Kim bu kentte taş üstüne taş koyarsa, sırtımda taşımak, çağırdığı her yere koşup karınca kararınca yardım etmek boynumun borcu.

Dedemin mezarı sınırın öbür yakasında, farklı topraklarda ama babaannemin, babamın, annemin mezarı bu şehirde…

Bu şehirde veya başka yerde nerede verirsem vereyim son nefesimden sonra benim de ebedi uykuya dalacağım yer onların yanında beni bekliyor.

Çocuklarım burada yaşıyor, büyük olasılıkla torunlarım da dünyanın neresinde ekmeklerini kazanırsa kazansın bu kente aidiyet duygusuyla bağlı olacaklar, bu sadece temenni değil. Samimi inancım bu yönde…

Bu nedenle söz konusu Mersin olduğunda kimse benden tarafsız olmamı beklemesin.

Bu konuda elbette önceliklerim, kaygılarım, korkularım var.

En önemli kaygım; Mersini zengin kılan çok renkli, çok sesli, çok dinli, çok dilli renk cümbüşünü anlamakta zorlananların; bu ahenksizliğin muhteşem orkestrasyonunu restore etmeye, enstrümanları bozuk sanıp akort etmeye kalkışması…

Böylesi çılgın projeler peşinde koşanlar bir yana hayal bile edenler sadece kenti germekle kalmaz, barış içinde yaşama iradesine de gem vurur…

Bu nedenle Büyükşehir’ in başına kim gelirse gelsin, “3 hilali, 6 oku, ampulü” falan kent burçlarında dalgalandırma gibi hayallere kapılmasın.

Zaten oluşacak Büyükşehir Meclisi de birilerinin sandığı gibi homojen olmayacağı, kentin kozmopolit yapısını yansıtacağı için, bu türden toplumsal mühendislik peşinde koşanlar şimdiden kendilerini parti ilkelerini hayata geçirecek figürler olarak görmekten vazgeçmeli, tüm kenti tüm renkleriyle kucaklayacak liderler olarak görmeli.

74 kişilik meclis tam bir Türkiye mozaiği olarak sandıktan çıkıp ete kemiğe bürünecek. Bugünden gördüğüm kadarıyla Büyükşehir Başkanı %32-34 arası oyla seçileceği ve diğer üç partinin de barajı aşıp Mecliste yer alacağı için Mersin bir koalisyonla yönetilmeye mecbur hatta mahkûm…

Seçim döneminde söylenen ne varsa, 30 mart akşamı unutulup, Mersin’ in ruhuna uygun yepyeni bir siyasi dil oluşturmak zorundayız.

Burada en büyük rol hepimizin gönlünden geçen aday olmasa da, en çok oyu aldığı için hepimizin Başkanı olmak gibi önemli misyonu yüklenmek zorunda kalacak olan Başkan…

Mersin’ in alt yapı, üst yapı sorunları, kenti ayağa kaldıracak en çılgınından en ahestesine projeleri, beklentiler, umutlar, ülkenin geleceği en parlak şehrinin beklentileri…

Hepsi bugün, yarın ama bir gün mutlaka hayata geçer, geçecektir…

Ama tümünün olmazsa olmazı bu kentin dışarıdan kaos gibi görünen dengesinin bozulmamasına, bir arada yaşama iradesinin ayakta kalmasına bağlı.

Gereklilik ve yeterlilik ilkesiyle özetlemeye çalışırsam kent mozaiğini bozmama, çeşitliliğine saygı duyma Mersinin olmazsa olmazı asgari gerekliliğidir. Bu yeterli mi? elbette değil, 21.yüzyılın değişen konjonktürünün en önemli vahasının vanasını barındıran bir kent sadece barışla, huzurla, çatışmamaya dayalı bir konseptle yetinmez, yetinmemeli…

Ama bunun havadan, sudan daha önemli olduğunu da unutmamalı…

**

Gelelim 30 Mart akşamı çıkacak tabloyu oturup sorgulayacaklara  seçimden önce kimin neden kaybettiğini, kimin nasıl olup ta kazandığını anlatacak özetin de özeti ip uçlarına…

Macit Özcan kazandı çünkü;

Hiç bir rakiple polemiğe girmedi, kendisine yöneltilen hiç bir eleştiriye cevap vermedi, hatta tartışmalara açık ortamlara bile girmekten özenle kaçındı. Hepsinden de önemlisi “barış ve huzur kenti” algısını yaptıklarının, yapacaklarının önüne çıkardı.

CHP Büyükşehir dahil adayların belli olmasının ardından eski hastalık hizip kavgalarını fazla öne çıkarmadı, tüm Milletvekilleri kavgalarını, beklentilerini öteleyip tam cephe sahaya indiler. Çok partili dönemden beri çok farklı cephelerde yer alsalar da Vekillerden ne küçük belde, mahalledeki sade partiliye kadar böylesine bir dayanışmaya ve Anamur’dan- Yenice’ye kadar tüm il genelinde tam saha prese ilk kez tanık oldum.

Macit Özcan neden kaybetti?

15 yıllık Başkanlığın tüm siyaset için kullandığım metalik yorgunluğu burada da ortaya çıktı. İnsanlar gördüğü diğer kentlerin yokluk içinde hayata geçirdiği projelere, son on yılda çağdaş, yaşanabilir onca kenti gıptayla seyredip bunca zenginliğe sahip Mersin’ de bunlar neden yok sorusu sandığa yansıdı.

Burhanettin Kocamaz neden kazandı?

Çok çalıştı, futbol deyimiyle sahada basmadık yer bırakmadı, enerjisinin son noktasına kadar efor sarf etti. Özcan’ dan bıkkınlık, 2011 seçimlerinde MHP’ den kaçan oyların önemli bir bölümünün yeniden kendisine dönmesini sağladı.

17 Aralık süreciyle ortaya çıkan tablo da Kocamaz’ a yaradı. 2009-2011 dönemleri arasında MHP’ den kaçan 8 puanlık oyun CHP’ ye gideni dönmese de, AKP’ ye gideni geri döndü.  Barış sürecinden rahatsızlık duyan özellikle de Mersin’ in kırsalıyla özdeşleşen milliyetçi kesimi bir kez daha MHP’ de kenetlendi.

Kocamaz neden kaybetti?

“Üç hilali taş binaya dikeceğiz” , “Mersin’e barış ve huzur getireceğiz” gibi söylemler, hiç bir partiye bağlı olmayan sessiz seçmen başta olmak üzere, “eyvah bu kentte bir barışımız var, o da mı elden gidecek algısının belli kesimler üzerinde etkili olmasına yol açtı. Aday olmak için ülkücü taban üzerinde etkili olan kimi söylem, bu kez seçilmek için MHP dışında kazanılması gereken diğer seçmen kitlesini tedirgin etti. Gerçi bunu gören Kocamaz son dönemde “Mersin’i birlikte yöneteceğiz, kimsenin yaşamına, içkisine karışmayacağız dedi ama bu hamle kendi eliyle yarattığı ilk algıyı yıkmaya yetmedi.

CHP’ nin Özcan etrafında kenetlenmesinin tam aksine MHP yerel teşkilatlarının Kocamaz’a yaklaşımları aynı sıcaklıkta olmadı. 2009 seçimlerini kazanmasa da, partisini il genelinde birinciliğe taşıyan ve örgütçülüğü tartışılmaz Mahmut Tat küstürülmekle kalmadı, deyim yerindeyse kapının dışına atıldı.

Oysa Tarsus adayı yapılarak elden gitmekte olan bir ilçe hem bugünden daha iyi bir adayla kazanılabilirdi hem de Tat’ ın performansı, enerjisi yok sayılacağına partinin başarısına eklemlenebilirdi.

Mustafa Sever neden kazandı?

Gençliği, enerjisi, iktidar partisinin adayı olmasına rağmen Özcan ve Kocamaz’ ın aksine çok sınırlı, mütevazi imkanlarla sürdürmeye çalıştığı kampanya seçmen nezdinde onun mazlum olarak algılanmasına yol açtı, mazlum ve mağdur algısının kitleler üzerindeki etkisini anlatmama gerek yok.

Sever’ in geçmişteki AK Parti Büyükşehir adaylarından ayıran en büyük şansı barış sürecinin muhafazakar Kürtler üzerindeki etkisi…

“İlçelerde BDP’ ye Büyükşehir’ de AK Parti adayına” formülü yüksek sesle dile getirilmese de, özellikle Akdeniz, Toroslar’ da epeyi karşılık buldu. 2009′ da AK Partiden uzak durup 2011’de sandığa koşan hayli ciddi oranda muhafazakar Kürt (Akdeniz ve Toroslar’ daki oyları 55 bin civarında) iki ilçede BDP’ li adaylara yönelirken Büyükşehir’de Sever’ in adını bilmese de AK Parti adayını tercih etti.

2004 ve 2009′ da “kaos dengesi bozulmasın, kent barışına halel gelmesin” diye Özcan’a kerhen oy vermek zorunda kalanların bir kısmı Sever’ in de Başkan seçilmesi halinde o dengeye halel gelmeyeceği, üstelik buna ilaveten hizmet alma konusunda üvey evlat muamelesi gören kentin, AK Parti adayını seçmesi halinde, iktidarın çok daha fazla kaynak ayıracağı, hizmetten daha çok yararlanacağı beklentisi de etkili oldu. Pragmatist yaklaşım Mersin’ in hiç bir partiye angaje olmamış kararsız seçmeninin karar aşamasında önemli rol oynadı.

Sever neden kaybetti?

Mersin 2011′ de birinci yaptığı AK Parti’ ye, gezi olaylarıyla başlayan süreçten itibaren tedirginlik duymaya başladı. Tıpkı İzmir başta olmak üzere kıyılara “yaşam tarzına müdahale korkusu” ile yansıyan sendrom Mersin’ de çok etkili oldu. Gezi olaylarının ardından homojenliğin yoğun olduğu bölgelerde kenetlenen ve adeta cepheyi andıran tabanın aksine, Mersin gibi kıyı kentlerinde dağılma yaşandı.

Bazı bölgelerdeki güçlenme, iş Mersin’e geldiğinde erozyona uğradı. Hele 17 Aralık sonrasındaki süreç ve AK Partinin de Sever’ in de en çok güvendiği Bakan Çağlayan’ ın sahaya çıkıp sonucu tek başına belirleme beklentisini de boşa çıkardı.

Mersin’ in büyük abilerinin pamuk ellerini ceplerine sokup, çok büyük bütçeli gümbür gümbür bir kampanya yürütme hayali de 17 Aralıkla kabusa döndü.

Mersin ölçeğinde bir Büyükşehir kampanyasının asgari bütçesi bile ancak genel merkezin devreye girmesiyle giderilmeye çalışıldı.

Çağlayan hakkındaki iddialar büyük kitlelere dönük geniş katılımlı toplantılar yerine farklı ilişkilerin, feodal yanı ağır basan kimi ilişkilerin devreye sokulmasına yol açtı. Bu ise o kesimler dışında kalan ana gövdeyi tedirgin etti.

Sever kampanyada öne çıkaracağı argümanları dile getirmede çok zayıf kaldı. “Ben Bakanlıkta çalışırken 110 bin Mersin’ linin işini yaptım” gibisinden sessiz seçmene hiç bir şey ifade etmeyen söylemler muhatap bulamadı, zaten karşılığı da yoktu.

İktidar partisini arkasına alan bir adayın Özcan ve Kocamaz’ dan farklı, en büyük avantajı “çılgın projelerle” tüm Mersini ayağa kaldıracak bir heyecan dalgası yaratma şansıydı.

Sever bunu değerlendirmek şöyle dursun, bu tip projelerden haberi olmayan kente gelmiş yabancı gibi dolaştı, durdu.

Mersin 2004′ te de, 2009′ da da yabancı gördüğü ve benimsemediği AK Partili adaylara oy vermemişti. Bu gerçek yok sayılarak yine kentin dışarıdan beyaz atlı prensle kazanılacağı sanıldı, Sever tercihinde ne temayül yoklamaları, ne de anketler rol oynadı. Adayın belirleneceği gün önlerine koyulan iki isim arasından ehven-i şer gördükleri Sever tercihini yapan o günlerin Bakanı Çağlayan ve il başkanı Salt’ ın seçimi Mersin’e AK Parti adayı olarak yansıdı.

Mersin’linin bugüne kadar dışarıdan dayatılan adaylara oy vermediği gerçeği göz ardı edildi.

Bir başka önemli nokta Mersin’ i zıplatacak hayal projelerdi.

Örneğin ‘Nitelikli Bölgeler’ kendisinin Bakan yardımcılığını yaptığı Ekonomi Bakanlığının ve Çağlayan’ ın yıllardır dile getirdiği, Mersin’ in kaderini kökten değiştirecek ve bölgesinin yıldızı haline getirecek, tüm kent dinamiklerini heyecandan ayağa fırlatacak projelerdi, ben bir kez bile dile getirdiğini duymadım. Oysa Sever etrafını saran bir kaç amatör yerine Google’ den Mersin’ i tarasa bu tip fikir aşamasında yaşama geçmeyi bekleyen projelerden esinlenebilirdi.

Çevresinde yer alan amatörlerin kulağına fısıldadığı “kavşak, kent meydanı, Müftü deresi” gibi çocukların bile dudak bükeceği “küçük projelerden” öte bir şey ortaya koyamadı.

Oysa tek başına “kontayner terminal liman projesi” bile projenin yaratacağı katma değeri, kentin kaderini nasıl değiştirip Mersin’ i orta milli gelir tuzağından kurtararak ülkenin en zengini konumuna getireceği beklentisine tüm kent dinamiklerini, ondan da öte seçmenin başını döndürecek önemdeydi.

TBMM’ den onaylanıp hayata geçmek için gün sayan ama yıllardır dile getiren Çağlayan’ın son zamanlarda ne hikmetse unuttuğu Türkiye’ nin en önemli iki yeni HUB Limanı projesinden birini çıkıp anlatmak, Başkan seçilirse bu projenin takipçisi ve her türlü kent olanağını buna hasredeceğini söylemek Sever’ in makus talihini değiştirebilirdi, yapmadı…

Mersin’ de AK Partinin kazanma ihtimali yüksek iki merkez ilçesinde, AK Partiyi 2011′ de birinci yapan muhafazakar Kürtler bu kez kendi ilçe adaylarına yönelince, o akışkanlık ta Sever’ in aleyhine oldu. 13 ilçenin içinde oyların neredeyse %75’ini barındıran Tarsus, Akdeniz, Toroslar, Yenişehir, Mezitli hatta Silifke’ de üçüncülüğe düşmüş bir partinin Büyükşehir’i kazanması neredeyse imkânsızdı…

Karşılaştığımız tablo budur, 30 marttan önce bunları yazarak risk aldığımı biliyorum. Ama ne yaparsınız can çıkmadıkça huy çıkmıyor, ısırsanız da dil durmuyor…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s