Arslanköy’ ün demokrasi destanı -1-

Arslanköy’ ün 1947 demokrasi mücadelesi aslında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda insanın hatırladığı 1936 zulmüyle filizlenmeye başlamıştı…

Mersin ve köylerinin; varlığını Halk Partisine dayandıran bürokrasi ile girdiği ölümüne demokrasi mücadelesi gerçekten yakın dönem dünya demokrasi mücadele tarihi içinde yer alacak kutsallıktadır.

Bu pek bilinmeyen, bilenlerin de 1960 darbesiyle konuşmaktan korktuğu demokrasi destanında nelerin yaşandığını iki yıldır araştıran beni asıl şaşırtan Arslanköy olaylarının başlangıçta isyan gibi nitelendirilip o yönde kamuoyu yaratılma gayreti, sonrasında da “unutmayı erdem sanan” kamuoyunun ve özellikle de basının girdiği bir yanıyla “zalimine âşık olup yüceltme” hâli, diğer yanıyla da herkesin girdiği ölümüne suskunluk tavrıdır.

Bu ölümcül suskunluğun kurumsallaştırılmasında ve her yana sirayet etmesinde Vali Tevfik Sırrı Gür’ün yüklendiği rol inkâr edilemez.

Gür’ ün pek bilinmeyen bir başka yanını da bu vesileyle hatırlatayım: Gür, 1930 Aralık ayı sonlarında meydana gelen Menemen olaylarını tahkike gönderilen mülkiye müfettişidir.

Ve 1931′ de soruşturmaya gittiği Menemen olayları hafızasına kazınmışken,  Arslanköy olaylarından başlangıçta “gerici, şeriatçı kalkışma” yaratma çabalarını geçmişte yaşadıklarıyla birlikte değerlendirmesi kendi açısından anlaşılır bir durumdur.

1947 Muhtarlık seçimlerinde yaşanan olayları başlangıçta “gerici isyan” şablonuna oturtma gayreti ni Arslanköy’ ün 1947 demokrasi mücadelesi aslında bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda insanın hatırladığı 1936 zulmüyle filizlenmeye başlamıştı…

Mersin ve köylerinin; varlığını Halk Partisine dayandıran bürokrasi ile girdiği ölümüne demokrasi mücadelesi gerçekten yakın dönem dünya demokrasi mücadele tarihi içinde yer alacak kutsallıktadır.

Bu pek bilinmeyen, bilenlerin de 1960 darbesiyle konuşmaktan korktuğu demokrasi destanında nelerin yaşandığını iki yıldır araştıran beni asıl şaşırtan Arslanköy olaylarının başlangıçta isyan gibi nitelendirilip o yönde kamuoyu yaratılma gayreti, sonrasında da “unutmayı erdem sanan” kamuoyunun ve özellikle de basının girdiği bir yanıyla “zalimine âşık olup yüceltme” hâli, diğer yanıyla da herkesin girdiği ölümüne suskunluk tavrıdır.

Bu ölümcül suskunluğun kurumsallaştırılmasında ve her yana sirayet etmesinde Vali Tevfik Sırrı Gür’ün yüklendiği rol inkâr edilemez.

Ezanın Türkçeleştirildiği, halen gerçek boyutlarıyla aydınlatılmamış Menemen olaylarının tüm ağırlığıyla mütedeyyin insanlar üzerindeki baskısının her yerde hissedildiği 1936 yılında Arslanköylülerin ‘affedilmesi’ hayli zor bir eyleme kalkıştığı pek bilinmez, hatta hatırlanmaz ama o eylemin devletin kimi kurumlarınca bir yerlere not edilmemiş olmasını düşünmek en hafif deyimiyle saf dillik olur…

1936 yılında toplu namaz kıldıkları gerekçesiyle 34 Arslanköy’ lü jandarma tarafından derdest edilir, Mersin’ e getirilip cezaevine koyulurlar. Beş ay sonunda çıkarıldıkları mahkemenin ilk celsesinde beraat ederler ama olayların gerek Arslanköy halkı, gerek Mersin yönetici eliti üzerindeki derin izlerini 1946 genel seçimi ve özellikle de 1947 muhtarlık seçimlerinde yaşanan olaylarda rahatlıkla görmek mümkün.

1936 olayları bugüne kadar yazılıp çizilmediği için pek bilinmez ama bu konuda Arslanköy’ ün sembol ismi ve Mersin’ in efsane doktoru Ahmet Arslan’ ın, Arife Ünüvar tarafından derlenen anılarından oluşan “İbret ve Şehadet” isimli kitapta, silinmeye yüz tutmuş 1936 olaylarına ışık tutacak kırıntı babından da olsa bilgiler vardır.

Ahmet Arslan’ ın o olayları unutmamasının asıl nedeninin altında “toplu namaz kıldırma eylemini gerçekleştiren failin!” babası olması yatar.

Babası zindana atıldığında Adana Lisesinde okumakta olan Arslan “1936 Arslanköy vakasını” şöyle anlatır:

“Adana’ da yatılı okurken bir arkadaşım babamın hapsedildiği haberini getirdi. Vakit kaybetmeden Mersin’e geldim ve hapishaneye koştum. (Hapishane bugünlerde restore edilmekte olan eski Valilik konağının arkasındaki Jandarma binasının olduğu yerdedir A.A.)

Haber doğruydu. Babamı demir kapının arkasında görünce tarif edilmez şaşkınlığımın ortasında ağlamaya başladım. Babam 33 kişi ile birlikte zincire vurulup Mersin’e getirilmiş ve tutuklanmıştı. Gerekçe ise “gece boyunca toplu namaz kılmaları ve ibadet etmeleri…”

Babam Allaha yürekten bağlı dindar bir adamdı. Ama çok çalışıp, gelecekte yeni varlıklara da sahip olmak isteyen bir yapısı vardı. O dönemlerde biri su, ikisi atlarla dönerek çalışan üç adet tahin ve susamdan yağ çıkaran tesisimiz vardı. Sonu beraatla da bitse babamın 4-5 aylık tutukluluk süresinde o tesislerimiz durdu ve bir daha da asla işletemedik. Babama gelince serbest kaldıktan bir kaç ay sonra kalp krizinden vefat etti ve bizi ortada bırakıp göçtü.

Olayın gerçek yüzünü merak edenler çıkabilir, anlatayım:

Babam Mersin’ deki tesislerimizi yaz tatili başlayınca durdurur, ailece serin Arslanköy’ e çıkardık. O yaz da aynı şey olmuştu. Köye geldiği gün adet olduğu üzere kendisine “hoş geldiniz” ziyaretine gelenlerle sohbete dalmış, sohbet uzayınca gece boyu devam ettirmek için toplu halde yatsı namazını bizim evde birlikte kılmışlar.

Sabahın erken saatlerine kadar babamın her zamanki huzur veren sohbeti aralıksız sürüyor. Bu sırada köyde bir grup dedikoducu insan toplanıyor ve hükümet aleyhinde ileri geri konuşmalar yapıldığı iddiasıyla Karakola gidip şikâyette bulunuyorlar.

Muhbirler Karakoldakilerle beraber kafa kafaya verip “bu bir ihtilal hazırlığı, isyan hareketidir” diye Vilayete intikal ettiriyorlar. 34 kişi toplanıp Mersin’e götürülüyor, tutuklanıp cezaevine koyuluyorlar. Sorgular, şahit ifadeleri derken 5 ay sonunda beraat edip köye dönüyorlar. Bir yandan kendilerini beraat ettiren hâkimlere minnet duyuyorlar ama uğradıkları zulüm, yaşadıkları zillet karşısında “keşke birinci dünya savaşında esir düştüğümüz Hindistan ve İskenderiye’den gelmeseydik” diye feryat ediyorlar.” (İbret ve Şahadet dr. Ahmet Arslan hatıraları 2009 Yayına hazırlayan Arife Ünüvar)

1946 da uç veren ve 1947 muhtarlık seçimleriyle demokrasiyi savunmayı “namus belledikleri sandığa sahip çıkma iradesiyle ortaya koyan kahraman Arslanköy kadınlarının verdiği destansı mücadelenin altında o 1936 olaylarıyla ortaya çıkan zulmün hayli önemli etkilerini, toplumsal bilinçte yer eden travmadan beter rolünü Ahmet Arslan’ ın anıları yeterince sergilemiyor mu?

Sisler arasında kaybolmaya yüz tutmuş Arslanköy’ ün 1936 toplu namaz kılma, toplu zindana atılma vukuatını (o günlerin moda deyimiyle gerici kalkışmasını) tarihe not düşme adına böylece anlattıktan sonra sıra geldi, 1946 ve özellikle de 1947 muhtarlık seçiminde aynı Arslanköylülerin başına gelenlere…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s