Marka kent hayali kurmak, marka şehir olmak…

Hayır, bu yazıyı birilerinin on yılda bir “marka kent” sloganlarıyla kış uykusundan uyanması nedeniyle oturup yazmadım.

Eğer Bölge İstinaf Mahkemesi için favori Adana yerine sürpriz Gaziantep seçilmese aşağıdaki yazıyı arşivden indirmeye niyetim yoktu.

Bugünlerde sanki daha önce hiç konuşulmamış, tartışılmamış gibi, birilerince bir kez daha ısıtılıp gündeme getirilen artık çiğnene çiğnene sakız olma özelliğini bile çoktandır kaybetmiş şu ‘Marka Kent Mersin’ konusunu bile oturup yeniden yazmak çok anlamsız geliyordu.

Ama Bölgenin en büyük ili olması yanında Bölge İdare Mahkemelerini de bünyesinde taşıyan Adana yerine Gaziantep’ in bölgesel Yargıtay olarak tanımlanabilecek İstinaf Mahkemelerine ev sahipliği yapmak üzere seçilmesi 2005 yılında kaleme aldığım yazıyı düşürdü aklıma.

Mersin ve Adana’ nın neden marka kent olamadığını, Gaziantep’ in ise nasıl olup ta doğuştan marka şehir potansiyeli taşıdığını anlatması bakımından yararlı olacağına inandığım bir yazı bu…

**

2005 Aralık ayında kaleme alındığı ve aradan neredeyse 10 yıl geçtiği için yazıdaki kimi isimler ve olaylar okuyanı şaşırtmasın.

Bu şaşkınlığın bir yüzü, ama bir başka yüzünde de Mersin adına on yılda hiç bir şeyin değişmeme şaşkınlığı var ve bu çok daha dramatik…

Özellikle de kendilerine Mersin Platformu adını veren ama bu güne kadar ne iş yaptıklarını, Mersin adına hangi kazanıma katkı verdiklerini pek te anlamadığım oluşumun yapmaya hazırlandığı “Mersin Marka Günleri” diye çok ta afili bir sloganın keşfedildiği etkinliğe hazırlananlara yeterince dersler var içinde.

Bir kent ne sloganla marka şehir olabiliyor, ne de moda deyimle “dünya kenti” unvanına kavuşabiliyor.

Ve Mersin son üç yılda toplam üç bin marka başvurusuyla övünürken, Gaziantep’ in aynı zaman diliminde 9 bin’ i nasıl olup ta aştığını sorgulamadığı sürece marka kent rüyasını gerçeğe asla döndüremez.

Bunu özellikle lobi yoksulu Mersin penceresinden on yılı aşkın süredir sayısız yazıyla anlatmaya çalışıyorum ama demek ki, yeterince duyulmamış sesim.

O nedenle tozlu raflarda unutulmaya yüz tutan o yazımı bir kez daha ve duymayan kulakların işitmesi umuduyla yayınlayayım istedim:

Hiç bir yerine dokunmadığım yazıyı bir okuyun, sonrasında oturur Mersin’ in on yıl içinde bu marka şehir olma macerasının geldiği aşamayı konuşuruz nasılsa…

İşte 26.1.2006 tarihinde yayınlanan o yazı:

“Geçtiğimiz günlerde Brezilya gezisine çıkan Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül ile Brezilya Başkanı Lula arasında hayli ilgimi çeken bir diyalog gerçekleşti.

Önce o diyalogun da yer aldığı habere göz atalım:

“Brezilya’da incelemelerde bulunan, bir dizi anlaşmaya imza atan ve Başkan Lula ile bir araya gelen Dış İşleri Bakanı Abdullah gül temaslarının ardından açıklamalarda bulunuyor. Buna göre Irak’a yatırımlarını Ürdün üzerinden yapan Brezilya’nın, bundan sonra Gaziantep’e karargah kuracağını açıklıyor..

Brezilya’nın Irak’a yaptığı yatırımlar için Gaziantep’te büyük depolar kurmayı planladığı, malların taşınmasının da Türk şirketlerince yapılacağı belirtiliyor.”

Haberde bazı kurgu hataları var elbette..

Brezilya, en önemlisi Irak’a Ürdün üzerinden yatırım yapmıyor. Sadece Brezilya’da üretilen mallar Ürdün’ün Aqaba limanına indiriliyor. Oradan Irak’a sevk ediliyor..

Dış İşleri Bakanının açıklamalarından anladığımıza göre demek ki, bundan böyle Brezilya; Ürdün yerine Türkiye’yi ve özellikle de Gaziantep’i kendisine karargah olarak seçecek..

Peki, şimdi soluklanıp soralım:

Gaziantep’in limanı mı var?

Hayır..

Uluslararası çapta bir talebe yanıt verecek depo, antrepo kapasitesine mi sahip?

Hayır..

Transit ticaret, lojistik destek açısından Mersin’den farklı bazı özel avantajları mı var?

Hayır..

Nakliye filoları bakımından ülkenin en önemli merkezi mi?

Hayır..

Tüm yanıtların cevabı hayır olmasına rağmen nasıl oluyor da Gaziantep ön plana çıkıyor?

Ya da bir başka deyimle neden Gül’ün aklına Mersin değil de Gaziantep geliyor?

Gerçekten yukarıda sorduğumuz ve tümü “hayır” diye yanıtlanacak soruları Mersin’e adapte ettiğimizde “evet olarak yanıtlamamız mümkün…

Mersin, bölgenin en önemli ve kontayner taşımacılığı açısından en avantajlı limanına sahip..

Mersin dışında, bırakın Türkiye’yi tüm bölge ülkelerinde bir milyon ton ürünün depolanacağı ikinci bir kent yok..

Dış ticareti bilen, varlık sebebi bu sektöre dayalı, üstelik transit ticaret alanında da geçmişten bugüne Irak konusunda deneyim kazanmış tek merkez…

Türkiye’deki taşımacılık sektörünün önemli kısmını barındıran, ülkedeki tüm büyük taşımacılık şirketlerinin ya merkez üssü, ya da temsilciliklerinin yer aldığı, alt yapısı itibariyle de tek kelimeyle Brezilya yanında tüm dünyaya hizmet sunacak tek vaha Mersin…

Tüm bu gerçeklere rağmen nasıl oluyor da Dış İşleri Bakanı Gül, Brezilya yetkililerine Mersin değil de Gaziantep adını telaffuz ediyor.

Sorunun yanıtı çok basit..

Çünkü son yıllarda gösterdiği atakla sanayileşme ve ihracat konusunda mucize yazan Gaziantep, bu başarısını ülkenin “tek marka şehri” unvanını kazanarak pekiştirdi..

Palavradan biz “marka şehir olduk” veya “olacağız” diyerek,  “Marka Şehir” olunmuyor..

Gaziantep, başkalarına inat “Marka şehir” deyiminin içi boş, bilimsellikten uzak, her zaman duymaya alıştığımız klişe slogan olmadığını ortaya koydu.

Ve aksine projenin içini doldurarak, üstelik “marka şehir”i diğer tüm markaların lokomotifi yaparak, son bir yıl içinde inanılmaz yol kat etti.

Gaziantep 2005 yılında deyim yerindeyse marka ile yatıp, ‘marka’ ile kalktı.

Anadolu’da ilk kez marka sempozyumu düzenlendi.

Marka tescili sayısında aynı yıl bir rekora imza attı.

Tüm kent ağız birliği etmişçesine markaya yatırım yaptı, pek çok firma marka satın aldı, reklam ve tanıtıma daha fazla bütçeler ayrılmaya bunun sonucunda da doğal olarak, kısa sürede ektiklerini biçmeye başladılar…

Sonunda, “Marka Şehir” projesi Güney Afrika’da büyük ödülü Türkiye adına alırken, Gaziantep’in bu inanılmaz başarısını tüm dünyaya kabul ettirdi.

Bu başarıda Büyükşehir Belediyesi, Sanayi Odası, Ticaret Odası ve başta Sanko Holding gibi bir lider kuruluş olmak üzere kentin tüm dinamiklerinin katkısı vardı..

Kısacası, insanların önüne büyük ve herkesi heyecanlandıran hedef kondu.. Rahatlıkla ortak paydasında buluşulacak, etrafında tüm kesimlerin kenetleneceği bir büyük hedef..

Uzlaşılan ortak paydada bir araya gelindi..

Birlikte üretmenin, başarmanın tadına varıldı..

Birbirine rakip olan firmalar veya ayrı kulvarlarda yer alsalar da rakip gibi görünen kurumlar “takım ruhu” içerisinde ülkenin büyük gazetelerinde yayınlanan ortak ama güçlü ve çarpıcı ilanda yer aldılar..

2005 te Gaziantep kısaca her platformda “biz bir aileyiz, güçlüyüz, hedefimize doğru ilerliyoruz” diye haykırdı…

Bir dönüp bakın…

Ortak akılı ortak paydada birleştirerek komplekslerden arınmış, çekişmelerden uzak aktörlerin, bu sinerjiyi yarattığı günlerde, Mersin nelerle uğraşıyordu..

Tüm kurumları kavgalı, birbirlerinin eteğinden çeken, yükselme ve başarıya asla tahammül edemeyenlerin başrolde olduğu bir kent..

Ne Abdullah Gül’e ne başkasına kızmaya hakkımız yok..

Gaziantep güçlerini birleştirerek marka şehir olmayı başardı, biz sınıfta kaldık..

O nedenle kontayner taşımacılığı bakımından ülkenin iki büyük limanından birine sahip ve varlığını dış ticarete dayandıran Mersin’i değil, Gaziantep’i önerdi, Brezilya’ya Dış İşleri Bakanımız…

Suç onun değil.. Akıllarda ürünün kendisinden çok marka olarak adı öne çıkıyor günümüzde…

Yıllarca kâğıt mendile neden kâğıt mendil değil de selpak dendiğini bir düşünün…

O zaman Gül’ün neden muhataplarına aslında Mersin’ i tarif edip, Gaziantep dediğini daha iyi anlayacaksınız…”

21.1.2006, Mersin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s