Anketler ve sandık gerçeği…

Seçimler öncesi anketlerle sandıktan çıkan sonuçlar her zaman uyuşmayabiliyor.

Son İsrail seçimleri bu gerçeği bir kez daha hem de tüm dünyayı şaşırtan biçimde ortaya koydu.

Tüm dünya tanımlamasını boşuna yapmıyorum.

Sandıktan çıkan tablo sadece araştırma şirketlerini değil, Obama yönetimini de ters köşeye yatırmış. Beyaz Saray’ ın hayal kırıklığını açık biçimde ortaya koyduğu tepki yeterince anlatıyor her şeyi…

Peki, seçim öncesi araştırmalar bir yana, oy kullananlarla sandık başında yapılan anketleri de yanıltan gerçek sonuçlardan uzaklaştıran neydi?

Sonuçlar irdelendiğinde aslında sorunun çok basit bir cevabı var:

Anket kuruluşları kent merkezlerinde nabız ölçtüler, yoksul bölgelere, kırsal kesime gitmeye gerek görmediler.

Oysa eğer zafer denirse Netenyahu’ nun Likud’ una oyların büyük kısmı bu anketörlerin ulaşmadığı yoksul kesimlerden, köylerden geldi.

Aslında dünya genelinde de anket şirketlerinin ilk yanılgısı değil bu, sonuncusu da olmayacak.

Bu konuda literatüre geçen en çarpıcı hikâye 1936 ABD Başkanlık seçimleri öncesindeki anketlere bağlı gelişmelerdir.

O güne kadar Amerika’da seçim tahminleri gazete ve dergilerin okuyucularına gönderdiği soru formlarının yanıtlanmasıyla ortaya çıkan sonuçlara dayanıyordu.

Bu alandaki en iddialı yayın organı “Literary Digest” isimli dergiydi.

Dergi 1936 seçimlerinden önce tam 10 milyon Amerikalıya “hangi adaya oy verecekleri” sorusunun yer aldığı anket formunu postaladı. (Fikir edinmeniz için ABD’ nin 1936 toplam nüfusunun 128 milyon olduğunu belirteyim)

Gönderilen 10 milyon formun 2 milyonu cevaplandırıldı ve dergi o cevaplar ışığında Cumhuriyetçi aday Alfred Landon’ un %54,5 oranında oy alarak seçimleri kazanacağı sonucunu açıkladı.

İlk kez o seçimlerde genç bir bilim adamı ortaya çıktı ve 2 milyon seçmenin eğilimini yansıtan Literary Digest dergisine karşı halkın ortalama temsilini ortaya koyacak bir kaç bin kişiyle yapılacak örnekleme yöntemli anketin daha sağlıklı sonuç vereceğini öne sürdü.

Genç adamın adı George Gallup idi ve 2 milyonluk dev araştırmaya karşı örnekleme yoluyla belirlediği ortalama 2 bin Amerikalıyla yaptığı ankete dayanarak seçimleri Demokrat Roosevelt’ in açık ara kazanacağını iddia etti.

Uzmanlar ve medya 2 milyon kişinin nabzını tutan saygın dergiye inat 2 bin kişiye giden esamisi okunmayan Gallup’ un bu hayli uçuk iddiasıyla dalgasını geçti ama sonuçlar inanılır gibi değildi:

Diegest’ in %54,5 beklediği Landon %36,5’ ta kalırken, Gallup’ un bile %54 alır dediği Roosevelt %60,8 ile Başkan seçildi.

Yılların anket kurdu derginin 2 milyon denekle gerçekleştirdiği anket %19 oranında sapma göstermiş, buna karşın Gallup’ un Roosevelt tahmini %6 sapmayla gerçek olmuştu.

Peki, nasıl olmuştu da 2 milyon seçmenle değil de 2 bin kişiyle yapılan anket sonuçlara daha yakın çıkmıştı?

Olan şuydu: Literary Digest 2 milyonu cevaplandırılan 10 milyon formu postayla göndereceği isimleri telefon rehberi ve ehliyet sahibi sürücüler arasından belirlemişti. O günlerde ise telefon ve araba sahibi olmak daha zengin ve seçkin zümrenin inhisarındaydı. Ve o zenginler kendilerinden alıp sosyal devlet adına fakir ve dar gelirlilere aktaran Demokrat Roosevelt yerine Cumhuriyetçi Landon’ u destekliyordu. Gallup ise yaş, eğitim, cinsiyet gibi özellikleri göz önüne alan ortalama bir Amerikalı seçmen profili çıkarmış ve o ortalamayı simgeleyenlere sahada doğrudan ulaşarak araştırmaları kökten değiştiren yöntemi insanlığa kazandırmıştı.

1936′ lardaki Gallup’ u gündeme getirme nedenim sadece İsrail sandık sonuçları değil. Bizde de ister yerel ister genel her seçim öncesinde ortalığa dökülen anketler çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor…

Kimisi internet sitesine koyduğu bir kaç isimden hangisinin daha fazla tıklandığına bakıp sonuca varıyor, kimisi dost meclisinde beş-on kişinin nabız tutarak…

AK Parti’ nin %49,9 oy aldığı 2011 seçimleri sonrasında epeyi mürekkep yalamış bir dostun yönelttiği soru bugün gibi aklımda: “Şimdi bu ülkede her iki kişiden birinin AKP’ ye oy verdiğine inanmamı mı bekliyorsun?”

Kendisini dünyanın merkezine koyup, herkesin o dar çevre gibi davrandığını sananların hayal kırıklığıdır bu.

Oysa her türlü araştırma ve elbette anket, eğer gerçekten sağlıklı sonuca ulaşmak gibi bir derdiniz varsa hayli ciddi bir o kadar da bilimsel verilerle hareket etmenizi gerektiren bir iş…

Ve iyi bir örnekleme sağlayabilirseniz bin kişiyle yüz milyonluk nüfusa sahip ülkenin nabzını neredeyse gerçek sonuçla örtüşen tahminle tutmanız mümkün.

Yeter ki, başta kendiniz olmak üzere kimseyi kandırmaya kalkmayın. Eninde sonunda yüzleşeceğiniz gerçeğe, sizin için ne kadar kabul edilmez olsa da, pembe yalanlardan daha fazla önem verin.

Güvenilir bir anketin olmazsa olmaz ilk ilkesi yöneldiğiniz deneklerin toplum kesimlerini ne ölçüde temsil ettiği konusudur. Temsiliyet, istatistiki olarak yanlı davranmadan seçmenlerin her kesimini toplumdaki gerçek oranları kadar araştırmada dikkate almak demektir. Dolayısıyla güvenilir anket, soru sorulan insanların sayısından ziyade örneklemin temsili doğruluğuna bağlıdır.

Örneği yıllardır sıkça tanık olduğum Mersinden vereyim:

Kürtlerin yoğun biçimde ikamet ettiği ulaşım imkânları sınırlı bölgelere çoğu anketör gitme zahmetine katlanmaz. Gidene de yılların korkularıyla gerçek cevabı veren pek çıkmaz. Bu nedenle bugünlerde göz attığım kimi Mersin anketlerinde HDP oylarının Türkiye geneline yakın hatta bazılarında daha da düşük çıkması gibi yanıltıcı sonuçlar da bundan. (saygın kabul edilen bazı kuruluşlar da aynı yanlışa düşüyor)

Oysa Mersin’ de son yıldır adı değişse de Kürtleri temsil ettiğini söyleyen partinin %10 oranında çekirdek oyu var.

Yine Mersin’ den bir başka örnek: Anketle ilgili saha çalışmasını Mersin merkezde yaparsanız farklı, il geneline yayarsanız çok daha farklı sonuç elde edersiniz. Örneğin Büyükşehir seçimleri 2009’ da olduğu gibi merkezde yer alan dört ilçede yapılsaydı Macit Özcan açık ara yeniden Belediye Başkanıydı. 2014’ te merkez yerine il geneli oy kullandığı için MHP’ li Kocamaz seçimi kazandı.

İster parti, ister bağımsız aday olsun bu kemikleşmiş oran pek değişmiyor. Saha araştırması yaptıklarını iddia eden araştırma şirketleri anket çalışmaları bir yana oturup o seçim sonuçlarının analizini yapsa, yukarıda değindiğim gerçeği görecekler. Ama bunu bile yapmadan Mersin merkezde kolay ulaştıkları bir caddede ölçtükleri nabızdan yola çıkarak sonuçlar elde ediyor ve bunları objektif anket sonucu olarak yayınlıyorlar.

Ülke genelindeki demografik yapı, eğitim, ekonomik durum ve daha pek çok faktörü göz önüne almadan yapılacak her saha çalışması sonucu ortaya çıkacak anket sipariş verenleri memnun edebilir ama asla gerçeği yansıtmaz.

“Oylarımız çatladı, patladı” diyenler ve onlara gaz verenlerle objektif verilere dayanarak işini yapmaya çalışanlar arasındaki temel fark ta bu…

Kampanya boyunca artık aşina olduğumuz, hatta kanıksadığımız; “silip, süpüreceğiz” iddiasını yineleyenlerle, sandıkların açılmasını müteakip arazi olanlara bu kez daha yakından bakın, 7 Haziran akşamı ne demek istediğimi daha kolay anlayacaksınız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s