Anadol ve Hyundai, Türkiye ve Güney Kore…

Bir önceki yazıda 1960’larda kişi başı 79 dolarlık geliriyle yoksulluğun diplerinde yaşamaya çalışan Koreli ile aynı yıl Kore’ nin 5 katı milli gelir yaratan Türkiye’ nin toplasanız 50 yıllık gelişim yolculuğundaki performanslarını o yıllar içindeki değişim verileri ışığında kaba hatlarıyla ele almaya çalışmıştım.

İki ülkenin en çarpıcı benzerliklerinden biri de aynı yıl başlayan ama zaman içinde izlenen rotaların yıllar içinde çok farklı yönlere sürüklediği otomobil üretme maceraları ve biri unutulan diğeri bugün tüm dünyanın nefesini tutarak izlediği iki markanın 1970’lerdeki hikâyesi…

1970’ ler demişken tam olarak 1967’ yi temel almak daha doğru.

Türkiye’ de Cumhuriyet dönemi girişimciliği denince akla gelen ilk isim olan Vehbi Koç’ un şirketi önce Ford motorunu taktığı Anadol ile başladı üretime…

Ardından 1967’ de İtalyan Fiat evliliği sonrası yollara sürdüğü Serçe, Şahin, Kartal modelleriyle Fiat’ ı Murat’ a çevirerek yerelleşmeye çalıştı.

Tofaş ortaklığı ve yerlilik anlamındaki en ciddi adımı da bu oldu. Sanayinin yüksek gümrük duvarları hatta çoğu üründe yerli üreticiyi koruma adına ithalatın yasaklandığı sanayicilerin altın çağıydı o yıllar.

Koç grubu DPT’ den araba üretim teşvikleriyle ilgili her türlü desteği aldığı 1967’ de tıpkı Koç gibi ülkeye getireceği Ford motor ve diğer parçaları monte edeceği atölyede üretim için gerekli son hazırlıklarını yapan Güney Kore’ li bir şirket sektöre ilk adımlarını atıyordu.

Kore dilinde modernite/çağdaşlık anlamına gelen Hyundai idi şirketin adı ve o güne kadar sebze, meyve, balıkçılık üretim ve ihracatı yapan Hyundai’ nin aklını çelen bir İngiliz’ in önerisiyle yola çıkılmıştır. İki montajcının dikkat çeken ortak kaderi üretim dünyasına aynı yıl gözlerini açmalarıyla sınırlı değildir. Çok önemli bir ortak yanları daha vardır; Kore ve Türkiye’ de ilk ürettikleri arabaların motoru aynı üreticiye ait dünyanın en büyüğü sayılan Ford’ dur.

Ama arada o günlerde kuyruğa girip karaborsadan araba almayı birinci hedef sayan Türkiye insanının görmediği (veya görmesinin engellendiği) çok ciddi bir fark vardır.

Türkiye’ de soldan sağa farklı siyasi görüşlere sahip olsalar da iktidar koltuğuna oturan iki Başbakanın (Demirel ve Ecevit) oluşturduğu hükümetler gümrük duvarlarının arkasına saklanan devlet himayesindeki sanayiyi koruma altına alırken siyasi farklılıkları unutmaktadır.

Oysa Güney Kore daha 1973’ te araba monte ederek piyasaya süren montajcı sanayicilerin karşısına “bu sığ suların ötesine geçin, okyanuslarda yüzmeye çalışın, ben de üzerime düşeni yapayım” önerisiyle çıkacak ve konjonktürün de etkisiyle derin sulara çıkmaya zorladığı şirketler, emekledikleri sektörde birkaç yıl sonunda dünya devleriyle yarışmaya kalkışacaktır.

Kore ilk teşvikleri hayata geçirmeye hazırlandığı 1973’te, Otomobil Sanayiinin Teşvikine yönelik planı devreye sokar ve o günlerde üretim yapan 4 otomobil firmasına, tüm parçalarını dışarıdan getirip monte ettikleri araba üretiminden vaz geçip, tümüyle ülkede tasarlanacak “Kore malı” ucuz ve küçük aile arabası geliştirmeleri için ayrıntılı planlar hazırlamalarını önerir.

Hükümet şirketlerin planlarının çerçevesini de çizmiştir: 1500 cc motor hacminden daha küçük ve yerli parça oranı en az %95’ e ulaşan, markasıyla da tamamen Kore malı bir araba…

Verilecek teşvike bağlanan şartlar bununla da sınırlı değildir. Halkın satın alma gücü nedeniyle üretilecek arabanın fiyatı 2 bin doların altında olacak ve teşvik alan şirketler üretecekleri arabaları en geç iki yıl içinde piyasaya sürecektir.

Hükümet, Kore’nin toplam üretim kapasitesinin 12.751 olduğu 1973’ te teşviklerden yararlanma koşulunun en ağır müeyyidesini sona saklamıştır.  Teşvik talebiyle gelen şirketlere üretim için tanınan iki yılın sonunda en az 50 bin araba üretme şartı…

Çıtanın yüksekliği konuyla ilgilenen herkesi şaşırtır ama asıl deprem Hyundai yönetiminin hükümetin yıllık 50 bin araba koşuluna karşı hem de “öz be öz Koreli” 80 bin araba üreteceği taahhüdüyle yaşanır.

Şaşkınlık şok edicidir çünkü hükümetin 50 bin hedefini yeterli bulduğu günlerde 80 bin arabayı iki yıl sonunda üreteceğim diye gelen Hyundai’ nin 1973 toplam üretimi 6 bini bulmamaktadır. Tam rakamı da vereyim; 5.426 otomobil…

Şirket yönetiminin hükümete sunduğu plan bu alandaki tüm oyuncuları şaşkına çevirir ama asıl krize tutulanlar Hyundai mühendisleridir. Çünkü o dönem tesislerde çalışan mühendisler, 1967 yılının olanaksızlıkları içinde ve basit bir atölyede monte ettikleri arabalar dışında otomotiv endüstrisi ve üretim konusunda en küçük bilgiye sahip değillerdir.

Ama uzak Asya’ nın iş ahlakı ve azmi yüksek insanları, verilen sözün tutulması adına gecelerini gündüzlerine katıp bir yandan şirketin yaşaması için gerekli olan montaj üretimini sürdürürken, bulabildikleri kıt kaynaklardan oto tasarımı ve üretimi ile ilgili her türlü bilgiyi hatmetmeye, özümsemeye çalışırlar. Hyundai yönetimi de boş durmaz. 5 ülkedeki 26 firmaya çeşitli teknolojileri transfer etmek için başvurulur. Tek firmaya bağlanmanın ileride sorunlar yaratacağının farkındadırlar. (Hyundai on yıl içinde 54 lisans anlaşmasıyla diğer Kore otomobil üreticilerini sollayacak, küreselliğe giden yolda önemli virajları dönecektir.)

Ama halen ortada milli arabanın olmazsa olmazı olan ve “nasıl bir araba?” sorusunun cevabını oluşturan tasarım konusunda ciddi darboğazlar vardır.

Bunu aşmak amacıyla 5 tasarım mühendisi bir yıllığına İtalya’ nın ünlü dizaynırı  “Italdesign” firmasına gövde çizimi ve stilleri öğrenmek için gönderildi.  O 5 mühendis gecelerini gündüzlerine katarak ve en küçük detayları bile göz ardı etmeden paylaşarak ileride dünyaya parmak ısırtacak Hyundai’nin model geliştirme ve tasarım bölümünün nüvesini oluştururlar.

Ve 1975’te, Kore’yi, Japonya’dan sona Asya’nın ikinci bağımsız üreticisi yapan Hyundai’nin yerli üretim adına, ilk orjinal modeli olan “Pony” piyasaya çıkar.

Bu arada şans ta yüzlerine güler. 8 silindirli ‘ağır abi’ arabalarla dünya piyasalarına hakim Amerikan arabalarının büyük patronlarının oyuncak niyetine dalga geçtiği o küçük arabalar zenginler kulübü dışındaki dünyanın en çok aranan araçları haline gelir.

1973 Arap-İsrail savaşına müdahil olan ve İsrail’ in yanında yer alan ABD’ ye karşı dünya petrolünün en büyük üreticileri Arapların tavrı sert oldu. Petrol üreticilerinin oluşturduğu OPEC’ in uygulamaya soktuğu ambargo sonucu petrolün varili bir anda 4 dolardan 12 dolara çıktı.

Ve sudan ucuz benzin içen Amerikan otomobil devleri iflasın eşiğine gelirken, yakıt koklayan Japon arabaları yanında mütevazı Korelilerin dönemi başlamıştır artık. (Merak edenler o günleri Icoca’nın anılarını yazdığı kitaptan okuyabilir)

petrol kriziyle gelen küçük araba talebi sayesinde Hyundai; Ortadoğu, Avrupa ve Asya’ nın mütevazi bütçeli tüketicilerine bir yıl içinde hedeflenenin de üstüne çıkarak 63 bin araba satar.

Türkiye’ de Koç yerli Anadol’ dan İtalyan Fiat’ a, OYAK Fransız Renault’ la saklandıkları gümrük duvarlarının arkasında yerli üreticiye diledikleri fiyattan araba okuturken Hyundai Kore’ nin teşvik sisteminin zorlamasıyla dünya firması olarak ortaya çıkar.

Bugün Hyundai ABD’ den Avusturalya’ ya, Yeni Zelanda’dan Meksika’ ya pek çok ülkede en çok satan lider marka.

Dünyanın dört bucağında 30’ a yakın fabrikada üretim yapan ve çatısı altında 104 bin insana istihdam sağlayan şirketin 2014’ te dünya yollarına çıkan araba sayısı 4 milyon 961 bin. Bu sayının içindeki Güney Kore payı ise sadece 683 bin.

2014 cirosu 84 milyar dolar olan ve Kore dilinde “modern, çağdaş”  anlamına gelen Hyundai’ nin Felsefesi 40 yıla sığdırılan nefes kesici yolculuğun özeti aslında…

Ve o felsefe şöyle özetlenmekte:

“Dâhice düşünme yoluyla yeni bir gelecek yaratarak insanlığın hayalini gerçekleştirmek ve sürekli yeni ufukları zorlamak”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s