Eski Mersin nasıl kurtulur, Çamlıbel nasıl canlanır?

İki sorunun cevabı bir dosta yazdığım mektupta saklı, bu mektubu paylaşmak istiyorum…

Sevgili dostum;

Unutmuş olamazsın, geçen yıl bu günlerde Atatürk Caddesinin en prestijli mağazalarından birinde düzenlenen hayli renkli toplantıya davet edişin aklımdan çıkmıyor.

Çamlıbel ve Atatürk caddesini kurtarma projesi diye tanımlanabilecek bir çalışmanın en heyecanlı bölümünde beni de aramış ve toplantıya katılmamı istemiştin.

O seni saran heyecan dalgasına kapılmış, koşar adım gelmiştim o gün oraya…

Ve zor beğenen benim gibileri bile cezbeden sunumun ardından sıra bana geldiğinde anlatmaya çalıştım ki, o arkadaşların kurtarmaya çalıştığı bölge aslında Mersin’ in en zengin, en değerli, en kolay kazanılacak, yeniden canlandırılacak alanıdır.

Daha da önemlisi projeyi gerçekleştirmek te öyle sanıldığı gibi zor değildir.

Ve yine anımsayacaktır o günün konukları, aslında bugün oradaki işletmelerin iliğini kurutan FORUM AVM’ den canlandırılmasını istedikleri ve nasıl yapılacağına ilişkin projelendirdikleri bölgenin “eksiği yok, aksine fazlası vardır” tezimi dilimin döndüğünce anlatmaya çalışmıştım.

Deniz kıyısına yanaştırılacak ve ‘otopark- restoran’ olarak kullanılacak arabalı vapurun otopark sorununu farklı bir konseptte büyük oranda çözmesiyle, Atatürk Caddesinden Çamlıbel’ e uzanan bölgenin canlandırılması ve kısa zamanda eskisinden çok daha yüksek aktiviteye kavuşması mümkün olacaktı bana göre…

Devam edeyim izninle;

Şimdiki balıkçı barınağı ile lunapark’ ın yer aldığı kıyı kesimi rahatlıkla kruvaziye gemilerinin yanaşacağı konuma getirilebilir.

Tüm bunlardan çok daha önemlisi Cumhuriyet meydanından denize kadar uzanan alanı ortadan kesen cadde trafiğinin Valilik önünde deniz altına indirilmesi ve orduevi önünde yeniden yeryüzüne çıkmasını sağlayacak toplasan 500 metreyi bulmaz ama tüm bölgenin çehresini, kaderini değiştirecek bir yer altı geçidi…

Tüm bunlara ilaveten Ordu evi bulunduğu yerden daha güzel sahile sahip bir kıyı bölgesine taşınması ve mevcut Orduevi ile arkasında yer alan lojmanların bulunduğu alanın 5 yıldızlı şehir otelleriyle donatılacak turizm alanına dönüştürülmesi.

Kısaca Kongre merkezi dediğimiz yerden başlayan ve Müftü deresi sınırında sona erecek, denizle kenti buluşturan, halkı sahille barıştıran yepyeni ve farklı bir konsept…

Bunun da en önemli ayağını kruvaziye turizmi oluşturacak. Kruvaze gemilerinin yanaşmasına uygun biçimde düzenlenmiş şimdilerin balıkçı barınağı olarak tanımlanan rıhtımına gemileri yanaşırken, o geminin rıhtımında nefeslerini kesecek güzellikteki karlı Toroslardan sahile doğru süzülen narin Mersin’ i hayranlıkla seyredenler…

Kendilerini etkileyen –gün gelir büyüleyecek konuma da getirilir- görüntüsüyle sıcacık bir Akdeniz kentini denizden selamlamanın keyfi…

(Kimse bana mevcut limanın bir rıhtımının bu işe hazırlandığını söylemesin. Yüke ve insana hitap eden tarzlar çok farklı. Zaten Mersin’ in ardından İzmir limanını özelleştirmeye hazırlanan ÖİB sırf bu kaygıyla İzmir’ de kruvaziyer turizmi için tasarladığı bölümü mevcut limandan ayırıp belirlediği yeni sınırlarla, yeniden düzenliyor bu günlerde.)

Çok mu zor kimisinin çılgınlıkla nitelendireceği bu projeyi hayata geçirmek?

Veya farklı biçimde sorayım: Mersin’in çehresini değiştirecek böylesi bir çılgın projeyi ete kemiğe büründürmek için ne bekliyoruz?

Kaynak desen kaynağı kendi içinde yaratacak bir proje bu…

Doğallık desen, ilave hiç bir şey yapmamıza gerek yok, Mersin o bölgesi itibariyle zaten hazır.

Katolik kilisesiyle Gümrük meydanı arasında kalan bölgenin rehabilitesi ve eski Mersin evlerinin ve benzer yapıların butik otellere, konaklama, ağırlama tesislerine dönüşmesini sağlayacak projeye entegre edilmesi…

Eski Gaziantep dezavantajlarına rağmen kurtuldu ve başardı bunu…

İzmir’in kruvaze turizmi, aslında tarihi Kemeraltı dokusunun ve ölmekte olan ticari bölgenin kurtuluşuna bağlıdır bugün geldiği yeri…

Çamlıbel ve çevresinin veya daha geniş perspektifle bakarsak Katolik kilisesi-İstasyon kesitinden, Müftü deresine uzanan bölgenin İzmir Kemeraltı’ ndan eksiği mi var?

Tam aksine fazlamız var ve üstelik Arap baharı olarak nitelendirdiğimiz süreç eninde sonunda Mersin’ i doğu Akdenizin en güvenli ve önemli destinasyon noktası haline getiriyor, getirmekte, daha da hızlanacak bir süreç bu…

İzmir’in Kapadokya’ sı, Uzuncaburç’ u (OLBA),   Eloza Sebaste’ si yok ama Mersin’ in bu hazinelerine ilaveten Saint Paul ve Tarsus hazineleri yanında bu yakın çevre zenginlikleri de var…

Ne beklediğimizi, ilk adımı atmakta bizi neyin engellediğini anlamıyorum.

Sahi taş bina karşısındaki o prestijli mağazanın toplantı salonunda bize o güzelim projeyi sunanlara ne oldu, nereye gitti o insanlar?

Benden, senden çok onları ilgilendiren daha da önemlisi kurtaracak o çalışmayı ne oldu da rafa kaldırdılar?

Aylardır bu sorulara yanıt bulmaya çalıştım….

Mantıklı bir yanıt bulamayınca da umutları, hayal kırıklıkları, cevapsız sorularıyla o süreci yeniden paylaşmak, dertleşmek istedim sadece…

Anlattıklarımın ötesinde ne diyebilirim ki?

Dokuz boğumdan oluşurmuş gırtlak ve aklı erenler kelimelerin boğaza düğümlendiği o an sekizini yutsan bile birini haykır derler boğulmamak için…

Bu şehirde bazen dokuzunu da yut diyorlar adama ve benim gibi susmayı istese de becermeyen birine, ölüm acısı gibi koyuyor böylesi nasihatler…

Tam da o anlatmakta aciz kaldığım günlerden geçmekteyim…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s