Mersin’ in sellerle imtihanı -1- (Genel Bakış, Evliya Çelebi’ nin 70 akarsuyundan bugüne)

Genel Bakış

Mersin deniz ile Toroslar gibi hayli yüksek dağ silsilesi arasına sıkışmış dar ama bereketli bir arazi üzerine kurulu oldukça genç bir kenttir..

Yukarıdaki tek cümlelik tanım kurulduğu günden beri sellere maruz kalan Mersin’ in bu afetlere her yıl neden maruz kaldığını da özetler aslında.

Özellikle Aralık-Ocak aylarında Toroslar’ a yağan kar, yamaçlardan sahile doğru indikçe yağmura döner ve karların erimesi bir yana bu yağmurlar kısacık şeridi kat ederek denize ulaşmak ister.

Mersin toplasanız 150 yıllık genç bir kent ama Toroslar’ dan denize ulaşmak isteyen kar ve yağmur suları binlerce yılda edindikleri yataklarını tanıyor, her yıl o yataklarıyla buluşup denize kavuşuyor.

Mesafenin kısalığı nedeniyle özellikle kış mevsiminde bol yağış almasına rağmen Mersin merkezde büyük nehir/ırmak yoktur ama yukarıda dile getirdiğim çok sayıda dere, çay benzeri bugün çoğu kaybolsa da pek çok akarsu yatağı söz konusu…

Bölgede dağ ile deniz arasındaki mesafe o kadar kısadır ki, örneğin kentin doğusundaki Berdan çayı Anadolu coğrafyasıyla ünlenen büyük nehirler arasında değildir ama Türkiye’ nin debisi en yüksek ikinci nehri olmakla kalmaz, o kısacık mesafesi ile oranlandığında dünyanın boyuna göre en çok su taşıyan nehirlerinden biridir.

Bu özelliğiyle tarih boyunca getirdiği bereket yanında felaketlere de yol açar.

Tarih kitaplarına geçmiş en büyük afet büyük Roma İmparatoru Justinyen (M.S. 527-565) zamanında ırmağın taşması ve önüne çıkan ne varsa denize sürüklemesiyle yaşanan, Tarsus’ u yerle bir eden felakettir. Justinyen o felaketin ardından dönemin en önemli kentlerinden biri olan Tarsus’ un bir daha benzer afet yaşamaması için nehrin yatağını kentin ortası yerine etrafından geçecek şekilde değiştirilmesini sağlar.

Kent merkezini bugünkü Mezitli-Huzurkent arasındaki idari sınırlarıyla tarif etsek te, aslında Mersin merkezini doğusunda Deliçay, ortasında Eferenk (günümüzdeki Müftü deresi) batısındaki Mezitli dereleriyle de coğrafi açıdan doğal sınırlarla da tanımlamak mümkün.

1611-1682 yılları arasında yaşamış ve 1671’de 70 haneli Mersinoğlu köyünü de kapsayan bölgeyi ziyaret etmiş Evliya Çelebi, kaleme aldığı seyahatnamenin 9. kitabında sadece gözlemlerine değil, eşsiz değerdeki coğrafi bilgilere de yer verir.

Toplam 10 Ciltlik seyahatnamenin bu 9. cildinde Evliya Çelebi; Mut üzerinden Silifke’ ye ve oradan da Tarsus-Adana- Halep- Kudüs üzerinden Mekke-Medine’ ye kadar uzanan, Sina’ yı aşıp Kahire’yi içine alan ve iki yıl sürecek yolculuğunu tüm ayrıntılarıyla anlatır. 1935′ te Maarif Vekaleti tarafından yayınlanan seyahatnamenin Anadolu ve Suriye-Filistin-Mısır’ı kapsayan bu çok değerli kitabında Evliya Çelebi; Silifke’ den Tarsus’ a kadar süren yaklaşık 10 günlük izlenimlerini anlatırken akarsularla ilgili şaşılası detaylara sahip, bugüne kadar benzerine rastlanmayan bilgilerle tanıştırır okuru.

Özgün eserin Silifke-Tarsus bölümünde Silifke’ den başlayan Nur yaylası ile Adana civarındaki Ramazânoğlu yaylası arasındaki bölgeyi anlatırken altı konaklamada kat ettiğini anlatırken günümüzdeki Mersin’ i “Karye-i (köy) Mersinoğlu; yetmiş evlik bir Türkmân köyüdür” diye tek cümlede anar ve ertesi sabah leb-i derya ile 3 saat gittikten sonra yine “Nur yaylasından gelip bu mahalde deryâya mahlut olan (denize karışan) Nehr-i Mah Kulaç’ tan” söz eder.

Silifke-Tarsus arasındaki bu 6 duraklı yolculuğunda “Ashâb-ı Kehf dağlarından gelip deryaya mahlut olan (karışan*) Nehr-i Pambulis, Nehr-i Yumuk  ve Kal’a-i Tırmır’da mola verdiğini anlatır.

O Kitaptan yazı dizisi için derlediğim Evliya Çelebi gezisinin bölgemiz güzergahını bir kısmı bugün de aşina olduğumuz, bir kısmı ise unutulmuş; Göksu- Silifke- Tirsendi- Kuruçay- Takyenos- Nehr-i Al Ata (günümüzdeki Alata deresi)- Erdemoğlu (Erdemli)- Bolar Suyu- Hacıalâddinoğlu- Gerendiz suyu- Mersinoğlu- Mahkızlak suyu- Pambulis nehri-Mezidoğlu (Mezitli)- Yumuk suyu- Karaisaoğlu- Tırmır olarak anlatır.

Kendi anlatımıyla şöyle tanımlayacaktır iki yıl sürecek seyahatinin bu bölümünü:

“Ve Silifke’den altı konakda Tırmır kal‘asına gelince sağîr u kebîr yetmiş su ubûr etdik, ammâ bu tahrîr olunan nehr-i azîmlerdir. (Silifke’den altı mola ile Tırmır kalesine gelinceye kadar küçük/büyük 70 akarsudan atladık/geçtik ama yazdıklarım büyük nehirlerdir*)

70 akarsudan geçtiğini ancak bunlardan nehr-i azim olarak nitelendirdiklerini yazdığını söyleyen Evliya Çelebi’ nin seyahatnamesinde geçen nehirleri kendi ifadelerine sadık kalarak toparlamaya çalışayım:

Nehr-i Al Ata: Nûr yaylasından gelüp bu mahalde deryâya mahlût olur.

Nehr-i Bulur: Bu dahi Nûr yaylasından gelüp deryâya mahlût olur bir âb-ı hayâtdır. Anı dahi atlar ile ubûr edüp bu nehre karîb, Karye-i Hacı Alâeddînoğlu’ na vasıl oldum:

Nehr-i Gerendiz: Bir âb-ı nâbdır. Nûr yayla- ğından gelüp deryâya mahlût olur. Bu mahaller cümle leb-i deryâ ve topraklı yollardır. Mezkûr nehre karîb dâmen-i dağda bâğ u bâğçeli, Karye-i Mersinoğlu: Yetmiş evli bir Türkmân köyüdür.  Anda mihmân olup ale’s-sabâh yine şarka leb-i deryâ ile 3 sâ‘at gidüp, Nehr-i Mah Kulaç…

Nehr-i Mah Kulaç: Bu dahi Nûr yaylasından gelüp bu mahalde deryâya mahlût olur. Bu nehr-i azîm olmak ile iki göz cisr-i âlîden (yüksek köprü) ubûr edüp(geçip) bu cisir (köprü) kurbunda bir sivri tepe üzre bir vîrân küçük kal‘ası var. Mâ-tekaddem cisir başında bâc alınmak içün binâ olunmuşdur. Anı temâşâ edüp yine şarka 2 sâ‘at gidüp,

Nehr-i Pambulis: Ashâb-ı Kehf dağlarından gelüp deryâya mahlût olur. Bu dahi nehr-i azîm (büyük nehir) olmak ile bir göz cisr-i azîmden (büyük köprü) güzer edüp…

Karye-i Mezîdoğlu: Elli evli Türkmân köyüdür. Ve bir küçük kal‘acığı var. Andan yine şarka leb-i deryâ ile hâk-i pây yollar ile 2 sâ‘at gidüp, Nehr-i Yumuk’a varduk…

Nehr-i Yumuk: Bu dahi Ashâb-ı Kehf kûhlarından gelüp deryâya mahlût olur. Bu nehri at ile geçüp kurbunda, Karye-i Kara İsaoğlu (günümüzde şehir mezarlığı ile Çavak arasında kalan Toroslar ilçe sınırı içindeki Karaisalı köyü**)”

Yerini, yatağını, eski/yeni adını bugün kimselerin bilmediği, oysa üzerinden çok değil 345 yıl önce geçmekle kalmamış, hepsini doğdukları yer, geçtikleri yollardan köprülerine varıncaya kadar her şeyiyle anlatan Evliya Çelebi’ nin kalemiyle kendisine yer bulmuş, bugün çoğunu yok ettiğimiz, kalanları da ölüme mahkum ettiğimiz tam 70 akarsu…

*Parantez içindeki kelime karşılıkları tarafımdan yazıldı.

** Karaisalı olarak geçen köy bazı araştırmalarda Adana’ daki Karaisalı ile karıştırılıyor. Doğrusu Evliya Çelebi’ nin kitabında tarif ettiği Nehr-i Yumuk’ un (Yumuktepe yanında sonradan kuruyan ve 1950’lere kadar Soğuksu olarak anılan dere) doğusunda ve bugün de adını koruyan köydür ve yanlışlık Mersin’i bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s