Mersin’ in sellerle imtihanı -5- (1936 afeti, karada denizde can pazarı)

Her yıl Mersin’ i vurmayı alışkanlık haline getiren aşırı yağmurlar, 1936′ da ziyareti biraz erkene alır.

1 Aralık salı günü yoğunlaşan bulutlar çarşamba günü şiddetli yağışla kenti yoklar.

Gece yarısına doğru afet şiddetlenen lodosla birleşince patlayan fırtına evlerin çatılarını uçurur, ağaçları söker.

Fırtına asıl etkisini denizde gösterir.

Yağmurun başladığı ilk gün gelmekte olan fırtınadan habersiz denize açılan balıkçı kayığı alabora olur, içindeki 8 kişi şans eseri sığındıkları mavnada geceyi geçirdikten sonra can kurtaran ekiplerince son anda kurtarılır. Ertesi sabah karaya çıkarılan kazazedeler, hamama götürülür ve ardından tedavi altına alınırlar.

Ancak fırtına ve yağmur dinecek gibi değildir. 3 Aralık günü Limanda bulunan Rus bandıralı İstiyamiski, Alman bandıralı Tinos ve Türk bayraklı Necat vapurları çareyi açığa kaçmakta bulur.

Cuma sabahı gelen Vatan vapuru demir atmaya fırsat bulmadan tehlikeyi sezip yeniden denize açılır.

Karadaki iskelelerden gemilere mal taşıyan liman şirketine ait tam 29 mavna ve şat karaya vurup kullanılmaz hale gelir. (şat ve ondan daha büyük mavna Mersin limanının hizmete girdiği 1960 yılına kadar, iskelelere yanaşamayan büyük gemilere karadan mal taşımakta kullanılan altı düz deniz araçlarıdır)

Denizi kaplayan sis dağıldığında felaketin boyutları daha iyi anlaşılır. Sahildeki balıkçı kayıklarıyla sandalların tamamı parçalanmıştır.

Kaçmaya fırsat bulamayan 60 tonluk Alanya’ lı Hasan’ a ait yelkenli dalgaların etkisiyle karaya fırlayıp büyük hasar görür.

6 Aralık Pazar günü yayınlanan Yeni Mersin gazetesi denizdeki son durumu şöyle özetleyecektir:

“Karaya vuranlar dışında kalan denizdeki vesaitten henüz malumat alınamamaktadır. Fırtına bütün şiddetiyle devam ediyor.

Şimdiye kadar insanca zayiat yoksa da, vapurlara aktarılmak üzere mavnalara yüklenmiş tüccar mallarının bir kısmı fırtınayla karaya fırlatılmıştır”

Dört gün soluksuz yağan yağmur ve fırtınadan kentin payına yine sel, yükselen derelerin mahalleleri basması gibi artık kader diye her yıl sineye çekilen dramatik tablolar düşer.

Dağlardan gelen suları denize ulaştıracak kanalizasyon ağızları kapandığından bütün sokaklar göle döner.

Yağmurun dinmemesi ve dağlarda şiddetini arttırması perşembe gününden itibaren Mersin’ i daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakır.

Korkunun kaynağı her zaman olduğu gibi kent ortasından denize ulaşan Eferenk (Müftü) deresinin taşma riskidir.

5 Aralık Cumartesi günü kötü haber Mersin’ e telefon uyarısıyla ulaşır.

Saat 16′ da dağdaki ormancılardan Valiliğe gelen telefonda Eferenk’ in azgın halde kente doğru akmaya başladığı bildirilmektedir.

Yetkililer ve halk hemen harekete geçer. Risk taşıyan mahallelerdeki evlerin öncelikle alt katları boşaltılır.

Beklenen olur. Gecenin ilerleyen saatlerinde özellikle Yeni Mahalle ve Müftü Köprüsü civarı sel sularıyla kaplanır.

Ve her kış yaşananlar, her yağmurun ardından çekilen çileler bir kez daha depreşir.

Beş gün süren felaketin daha ikinci gününde Yeni Mersin gazetesinin o günlerdeki başyazarı Rıza Atilâ köşesinde dile getirdiği sorunlar ve Belediyeye yönelttiği eleştirilerle hayli çarpıcı tespitlerde bulunur.

İşte kendi kaleminden Atilâ’ nın o afet vesilesiyle ortaya koyduğu gözlemleri:

“…

Yapmak vazifesi kime ait olursa olsun ortada yapılmadığı, bakılmadığı, benimsenmediği için şehir halkına ıstırap veren şehri gerileten, bir çok haller var. Belediye bunları üstüne almadığına göre başka bir teşkilata ait demektir.

Düne kadar bunlardan bir çoğu göze çarpmıyordu. Evelki gece başlayan ve halâ devam eden yağmur şehrin badanasını sildi, süpürdü; imar, inşa, tamirat ve daha benzeri neler varsa bünyelerini ortaya çıkardı.

Bu arada bazı esnafın insaf terazisi de kırıldı:

Kömür evelki gün iki buçuk kuruştu, dün sabah dört, öğleden sonra da beşe kadar fırladı. Sebze fiyatları iki mislini buldu. Şu şehirde halis süt acaba kimin midesine giriyor? Dün süt fiyatları da bir buçuk misline çıktı. Aşağı yukarı zaruri ihtiyaç hükmünde olan bütün maddeler böyledir ama tek vazifeli kimse çıkıp ta ne oluyoruz demedi ve demiyor.

(…) Hadi diyelim ki, bu ihtikar mevzuu ile alakalıdır, her yerde böyle oluyor. İyi de şu hali hangi tevil çevresine sığdıracağız:

Bir kaç aydan beri şehirde su borularının döşenmesi için sokaklar baştan başa yarıldı. Böyle olması zaruretti. İş biten yerlerde ham toprak açılan çukurlara dolduruldu, bir kaç araba kum dökülerek üzerinden silindir geçirme zahmeti ihtiyar edilmedi.

Yağmurdan önce tarlada gezer gibi yumuşak toprak yığınlarının üzerinden gidip gelmek mümkündü ama yağmurla beraber iş değişti. Şimdi her sokak pençe söken bir çamur deryası halinde bir çok sokaklara araba ve otomobillerin girmesine girdikten sonra da çıkmasına imkan yok.

Bilmem kaç bin metrelik meşhur yaya kaldırımlarının yapılış şekli metaneti ve bugünkü hali zaten malum. En büyük ve en iyi caddelerde şimdiye kadar göze çarpmayan çukurlar bir göl halinde. Çarşı içinde bile çamurdan çıkılmıyor. Çamura batmamak için hamal sırtında sokak geçmek bugün Mersinde çok tabii görülüyor.

Bütün bu manzaraların telkin ettiği sorgu ise şudur:

“Bu şehirde 300 bin lira bütçeli ve mevzuu Halk için çalışmak olan Belediyenin vazifesi nedir acaba?”

Rıza Atilâ’ nın merak ettiği sorunun cevabı elbette gelmez…

Ve yeni bir afete kadar o felaketi can kaybına uğramadan atlattığına sevinip normal yaşamına döner Mersin…

Ancak Adana o kadar şanslı değildir.

Adana’ da yaşanan ve yıllarca hafızalardan silinmeyen felaketi bir sonraki yazıda anlatayım…

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s