Mersin’ in sellerle imtihanı -10- (1968 felaketinin unutulmayan travması ve son söz)

1968 selinde Berdan ırmağına teslim olan Tarsus’ un durumu Mersin’ den de beterdir. Kentin dört yanını saran sel sularının ortasında bir adayı andırır Tarsus…

İlk etapta Mersin’ de 129, Tarsus’ ta 131 evin yıkıldığı tespit edilir.

O gün 170 bin dönüm neredeyse tamamı ekili, dikili bağ, bahçe durumundaki arazinin sular altında kaldığını açıklar yetkililer.

Çiftçinin zararı ise aynı günün parasıyla 210 milyon lirayı aşmıştır.

Mersin ve Tarsus’ ta meydana gelen afette resmi açıklamalara göre 21 kişi hayatını kaybeder ama rakamlar hayli çelişkilidir.

Örneğin Yeni Mersin ilk gün kaosunun etkisiyle 39 olarak verecektir ölenlerin sayısını.

Kaderin kötü tecellisine bakın ki; tam teczihat kuşanmadan ve gerekli önlemleri almadan kurtarılmayı bekleyenlerin imdadına koşan 8 kişilik bir ekip te hayatını kaybeder.

O felakette Mersin ve Tarsus’ ta kurtarılmayı bekleyen can derdindeki insanlara asıl büyük yardım İncirlik üssündeki Amerikalı askeri görevlilerinden gelir.

Havalanan bir ABD askeri uçağının sağladığı bilgiler doğrultusunda üsten kalkan 2 helikopter çok sayıda evlerinin damında mahsur kalmış yüze yakın insanı kurtarır.

Oysa aynı gün suların adaya çevirdiği ve ulaşımın imkansız olduğu Tarsus ile Mersin’e yardım için sevk edilen 6. Kolordu komutanlığına bağlı yardım ve kurtarma ekibi Tarsus’ taki suların yüksekliği nedeniyle kente giremez.

İmdat çığlıklarından biri de o dönem Karacailyas istihkam taburunda mahsur kalan er ve erbaştan gelir. Onların yardımına ise Mersin limanındaki Çıkarma filosuna bağlı Başaran gemisinin mürettebatı koşar. Gemi personelinden seçilen komando ekibi 46 askeri kurtarır.

Mersin kısa zamanda toparlanır ama deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmayan Tarsus’ ta tablo sanılandan da vahimdir.

Halkın feryadı karşısında Başbakan Demirel en kısa zamanda yaraların sarılacağı sözünü verir.

Verir vermesine de, Tarsus’ ta kurtarma ve yardım çalışmalarına nezaret eden Bakanların bulunduğu Hükümet Konağı yüreği yanık mağdurlarla sarılır. Göstericiler “nutuk değil, yardım istiyoruz” sloganlarıyla Bakan ve diğer yetkilileri istifaya davet eden tansiyonu hayli yüksek protesto gösterisiyle kenti inletir.

Bugün bile 1968 felaketine tanık olan Mersinlilerin hafızasında o tablodan geriye kentle ilişkisi Kopan Pozcu semti ve o dönem Türkiye futbolunun en dişli takımlarından sayılan Mersin İdmanyurdu’ nun Pozcu’ daki lokalden günlerce çıkamayışı kalmıştır.

Takımın başında teknik direktör olarak görev yapan Turgay Şeren ve kaptan Kadri Aytaç yaşadıkları o sel felaketini ve katıldığı kurtarma çalışmalarını anlatacaktır yıllarca…

Selin göbeğinde yer alan Müftü Deresi kıyısındaki stadyum sularla dolduğu ve tüm tesisat kullanılamaz hale geldiği için Mersin İdmanyurdu’ nun o hafta oynayacağı lig maçlarını erteler. (Not düşeyim o yıl MİY tarihinin en parlak dönemini yaşamakta, bugünkü süper lige tekabül eden milli ligin zirvelerini zorlayan futbol kulübüdür)

Erteleme spor müsabakalarıyla da sınırlı kalmaz.

Yerine vekili olarak Meclis üyesi Bahattin Çoğal’ ı bırakarak Mersin ile kardeş şehir olan Santa Fe kentinde yapılacak törene katılmak üzere Amerika’ ya gitmeye hazırlanan Belediye Başkanı Muhittin Uyar da gezisini iptal ettiğini hem bir telgrafla Türkiye’nin Los Angeles başkonsolosluğuna bildirir hem de basın bülteniyle kamuoyuna duyurur.

O selin en acı olaylarından biri de sel sularına kapılıp boğulan 300 baş civarında koyunun kimi kasaplarca kesilip halka satılması vakasıdır. İhbar üzerine Belediye zabıtası koyun keserken suç üstü yakaladığı zanlıları adalete teslim eder.

Ölüleri, sular altında kalan bahçeleri, harap olan kent merkezi, feryatları, acılarıyla Mersin o felaketin açtığı yaraları hızla sarar. Sarmakla da kalmaz, özellikle Müftü deresinin her selde kenti yer bir etmesini de unutur.

Ta ki, 2001 felaketine kadar.

1968′ de kent ortasındaki derenin yerle bir ettiği yatağı çevresine bir süre sonra korkuların ve yaşananların unutulmasıyla yeniden kondurulan evleri, bir kez daha ve yine Aralık ayının son günlerinde sel suları basıp apartmanların temellerini sarsıncaya, dere su yatağının civarına evler kondurmanın riskleri yeniden hatırlanıncaya kadar…

Peki ya sonra?

1959’dan ders çıkarılsa 1968’in yaşanmayacağı gibi, 1968 kulaklara küpe olsa 2001 yaşanır mıydı?

Tıpkı 2001’den ibret alınsa 2016 felaketinin tekerrür etmeyeceği gibi…

Şu son felaketten sonra etkili, yetkili herkesin ortak çözüm olarak önerdiği derelerin ıslahı konusunda iktidarından yerel yönetimlerine kadar söz sahibi olanların söylediklerine bakıyorum da, bir sonraki sele kadar -ağzımdan yel alsın- aynı filmin aynı senaryosunu izleme korkusundan başka şey gelmiyor aklıma…

Korkunun ecele faydası var mı? desem…

Tekerrür edip duran olaylardan tarihin bile sıkıldığını mı? söylesem…

Tam cevabını veremediğim yakıcı sorularla noktalayayım bu yazı dizisini, en büyük dileğim yeni felaketlerin yaşanmaması ve o felaketlerin benzer yazı dizilerine ilham vermemesi….

Abdullah Ayan

Mersin, 20 Şubat 2017

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s