Tuz deposundan Taş Bina’ ya -33- (Yokluk yıllarının varlık vergisi; Karaborsacı Nesim)

İlyas Halil, 2008′ deki Chagall Yıllarım kitabı ardından 2009′ da yine bir dönem Mersin’ ini anlatan öykülerinin yer aldığı ‘Plaza Dona Elvira’ ile buluşturur okuru…

Özellikle kitapta yer alan Karaborsacı Nesim öyküsünün bende bıraktığı etkisi, yeri çok farklı.

Tam da bu kitabın yayınlandığı günlerde Varlık Vergisinin Mersin yansımalarını, iş dünyası üzerindeki etkilerini, koyulan verginin hangi kesimlere nasıl salındığını araştırıyordum ve birden karşıma İlyas Halil’ in varlık vergisi dönemini öyküleştirerek kaleme aldığı bu öyküsü çıktı.

Öykünün bıraktığı etkiyi uzun zaman üzerimden atamadım.

Ben bu yazı dizisine uzunca öykünün sadece harp yılları Mersiniyle ilgili bölümlerini özetleyerek almaya çalışacağım.

Diğer öykülerinde olduğu gibi kitabını edinip, o zor yılların hüzünlü de olsa havasını ustanın kaleminden okuyun derim.

**

” (…) New York’ tan iktisatçı arkadaşım David Kahan telefon etti. Sempozyumda beni görmek istediğini söyledi. Türkiye’ de doğmuş iktisatçı Naum Bezler ile tanışmamı istiyordu. David’ i kırmak istemedim.

                ***

Ertesi günü Queen Elizabeth Oteli’ nde buluştuk. Naum Bezler’ i tanıdım. Adını bilmediğim bir Üniversitede öğretim üyesiydi. Naum’ un konuşması, jestleri nedense bana yaşadığım kasabayı anımsatıyordu. Kahveci dükkanından az önce çıkmış gibiydi. Üstü başı Akdeniz kokuyordu.

“Türkçe’ yi unutmadığından eminim” dedim.

“Evet” dedi, “az da olsa hâlâ konuşabiliyorum.”

“Türkiye’ den hangi yıl ayrıldın?” dedim.

“1948′ in sonunda” dedi. “İlkokulun birinci sınıfındaydım. İsrail’ e göç ettik. Çamaşır kazanının odun ateşinden kaçıp fokur fokur kaynayan suya atladık… Ama Hayfa’ da vapurdan indiğimiz gün Moşe Dayan’ la eşit vatandaştık.”

“Nerede yaşıyordunuz?” dedim.

“Güneyde 20 bin nüfuslu küçük bir kasaba idi” dedi, “bileceğini pek sanmıyorum.”

“Mersin miydi?” dedim.

“Evet” dedi, “nereden bildin?”

“İsrail’ e ilk göç”  dedim “İstanbul’ dan, İzmir’ den sonra Mersin’ den oldu. Mersin’ i iyi bilirim.”

                ***

… Naum’ u dinliyorum.

“Babam Selanik’ li fakir bir Yahudi idi. 1933 depresyonunda İstanbul’ dan Mersin’ e gelmiş. Bir süre Mersin’ de Arap kökenli manifaturacıların yanında tezgâhtar olarak çalışmış. Arapça ve Rumca öğrenmiş. 1936 yılında eşek sırtında manifatura satmaya başlamış. Mahalle mahalle dolaşarak patıska, pazen, entarilik, basma ve gömleklik bez satarmış. Dikiş bilen hanımlara da annemin Singer makinesini kiraya verirmiş. Öğrendiği Arapça ve Rumca, Bahçe ve Giritli mahallesinde müşteri tutmasına yardım etmişti. Üç yılda eli biraz para tutunca Soğuksu Caddesi’ nde anneme küçük bir terzi dükkânı açtı. Dikiş ve onarım işleri yapıyordu.

1940 yılında babam İstanbul’ dan iki eski dokuma makinesi satın aldı. Bunları onararak başörtüsü dokumaya başladı. (…)

“Naum” dedim. “1948 yılında göç etmekle büyük hata yaptınız. 1950′ de Bayar ve Menderes rejimi ile Türk ekonomisi hızla gelişmeye başlamıştı. Gitmeseydiniz, babanın iş bilgisi ile hem kendinize hem ülkeye faydanız olurdu.”

                ***

“Dediğin doğru” dedi Naum. “Devletin gayrimüslimlere uyguladığı politika bizi yıldırmıştı. Bu gerçeği 1942 yılında gördük. O yaz Musevi ‘persona non grata’ olmuştu. O yıl yahudi balık ise, denize girmesi yasak olacaktı. Kuş ise kanatlı olması kanuna aykırı idi. Köstebeğe benzeyen Yahudilerin toprakta yuva yapması yasaklanacaktı. O yıl Ankara Hükümeti Türkiyeyi iktisaden elli yıl geriletti. Mağara devrine götürdü.”

                ***

“Naum” dedim, “bu saçma fikri de nereden çıkardın? Yanlışını düzeltmek isterim. İsmet Paşa rejimi ile Türkiye’ de de demokrasi başlıyordu.”

“Haklı olabilirsin” dedi, “ama sayın Rüştü Saraçoğlu’ nun bundan hiç haberi yoktu.

(…)

1942 yılının son ayındaydık. Babamın ve annemin üzgün bir gecesini anımsarım. Babam her zamanki gibi yemeğe geç gelmişti. O gece babam Nesim’ le eşeği eve ıslak geldiler. Nesim yorgundu, üzgündü. Yemek odasındaki elektrik ampulü de ışıtmayacak kadar zayıftı.

Dışarıda yağmur. Düşen yağmur damlalarını duyacak kadar sokakta Yahudi sessizliği vardı.

Alman bomba uçaklarından, özellikle Yahudi olarak evimizin nerede olduğunu gizlemek istiyorduk. Pencere camlarımızı mavi çivitle boyamıştık.

Sonra bir satıcının sesi karanlığın içinde yankılandı.

“Yeni patlamış darı. Tası bir kuruş.”

Babam pencereden dışarı sarktı. Yaşlı bir adam. Sırtında çuvalı.

“Şalom” dedi.

“Şalom” dedi yaşlı adam.

“Baba” dedim, “satıcının Yahudi olduğunu nereden biliyorsun?”

“Naum” dedi, “bu yağmurda bu yaşta çalışmaktan yılmadığından… Bu mecidiyeyi bu adama verir misin?”

                ***

Sonra anneme döndü. “Miryam” dedi, “işler kötü. Hükümet dış düşmanı unuttu. Bizi buldu.

Anadolu’ da bir milyon genç asker. Tarlalar boş. Buğday eken yok. Suçlu Nesim Bezler. Ekmek pişiren azaldı. Ekmek kıt. Suçlu. Ekmeklerin hepsini Nesim ile eşeği yemiş…

Memleketi yıkanlar, Anadolu’ yu perişan edenler hep pis karaborsacı. Yahudi hep.

                ***

Annem “Ne oldu?” dedi.

Babam “Sevgili Miryam, beni zengin eden yalnız güzelliğin olmadı. Saraçoğlu Hükümetinin 1942 tarihli 4305 sayılı kanunu* da beni zengin etti. Sayın Şükrü Saraçoğlu Beyefendi, bana ‘Oğlum Nesim” dedi, “sen zengin oldun. Elindeki paranın bir kısmını senden Varlık Vergisi olarak alacağız. Hoş göresin. Bir iki yıla kadar yine seni yine zengin yaparız.’ İşte güzel Miryam. Kocanın ne kadar önemli insan olduğunu bilmeni isterim. Tek eşeği olan seyyar satıcıyım. On beş bin lira Varlık Vergisi ödeyeceğim. Daha düne kadar böyle bir rakamın olduğunu bile bilmiyordum.’

(…)

Bugün defterdar yardımcısını görmeye gittim. Makamına girdim. ‘Muhterem beyim’ dedim. “Adım Nesim Bezler. Bana takdir ettiğiniz 15.000 lira Varlık Vergisini ödemek için geldim. İşte iki yılda biriktirdiğim bütün para 1365,26 lira.

Borcumun kalanını 20 yılda ödeyeceğim. Yalnız lütfen bana eşeğimi bırakın. Yahudi’ yim ben, yeniden ayağa kalkmasını biliyorum.’

Muhterem defterdar yardımcısı güldü.

‘Oğul’ dedi, ‘sen dürüst bir insana benziyorsun. ‘Yirmi sene çalışmana gerek yok. Devletimiz cömert bir devlettir. Şu 15 lira 26 kuruşunu geri al. Senin borcun yanlış yazılmış. Yalnız 1350 lira olacaktı. Evine git rahat uyu. Bu ülkenin sevgili kulusun’.

Sonra vergi listesini çıkardı. Nesim Bezler’ in borcunun üstünü çizdi. 15 bin lira yerine 1350 yazdı.”

(…) **

*

** Plaza Dona Elvira (2009) kitabı Karaborsacı Nesim öyküsü

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s