Tuz deposundan Taş Bina’ ya -37- (1942 kışı, çöken kent ekonomisi)

Dünyanın neresine giderse gitsin Mersin sevda olur, serap olur, gölge olur, kuş misali izler Halil’ i…

Çocuklukta kaldığı sanılan nice sima gün olur, bambaşka diyarlarda canlanmakla kalmaz. Dramları, hüzünleriyle kaldığı yerden sürdürür hikâyeyi…

‘Asuri Yohanna’ öyküsü de bunlardan biri.

Bu kez Mersin’ deki mahallenin geçmiş zaman dehlizlerinde yitirilen çocukluk arkadaşı, yıllar sonra Brüksel’ de bir otel lobisinde ortaya çıkar. Ve yine o ikinci dünya savaşının acılı yokluk yıllarına, varlık vergisinin kambur niyetine azınlıkların sırtına yüklendiği günlere döner o çocuğun canlanan anılarıyla…

“ (…)

“Merhaba” dedi. “Beni tanıdın mı?”

Tereddüt ettiğimi görünce

“Mahallenin Asuri* çocuğu Yohanna’ yım dedi.

“Dost Yohanna’ yı bin yıl geçse yine tanırım” dedim. “Senin burada olacağına ihtimal vermedim. Mahallenin sevilen çocuğu idin. Necati’ yi zengin ettin. Bana bak, Necati’ nin dediğini hatırlıyorum. Fellahsın, toprak senin parçan. Nasıl unuturum, Necati’ yi sebze meyve tüccarı yaparak onu ütücü olmaktan kurtarmıştın. Son olarak senin Amerika’ da bir üniversitede hocalık yaptığını duyduk. Ara sıra Tannus’ a seni sorardım. Sonra izini kaybettim.”

(…)

***

Uzun zamandır görmediğim dostum anlatıyordu:

“Yıllar geçti. Hatırlarsın, Mersin’ de vali konağının arkasında, Kurtuluş Okulu’ na bitişik arsadaki eski bir evde kiracıydık. Birçok acı günlerimiz oldu. Piyasada işlerin kötü gittiği, paranın kıt olduğu yıllardı; paramız olduğu halde sıkıntı içinde kıvranırdık. O yıllar gecelerimiz karga kara, ışıksız tüneldi. Karabiber acılığında. Hep yağmur, hep rüzgâr vardı dışarıda. Bekçi düdükleri acı acı öterdi. Düdük sesini duyunca komşu Süryani ailesi ile aynı evde olmak isterdik. Sıkıntı bekçiydi sanki. Bekçilerin olduğu yerde bazen sabah olmaz sanırdık. İşlerin iyi gittiği yıllar mahalleli bize kardeş gibi davranırdı. Çocukluğum bu iki duygu arasında geçiyordu. Daha Asuri olduğumu bilmeyecek kadar saf ve cahildim.

***

(…)

…  Asurî gerçeğine uyandığım yıl. Soğuktu. Soğuk vurmuştu Mersin’ i. Futbol stadının** önündeki seyyar arabalarda yirmi portakal beş kuruşa*** satılıyordu. Mersin parasızlıktan inliyordu. Babam bir akşam eve erken geldi. Anneme “Miryam” dedi, bundan böyle evde elektriğe gerek yok. Akşamları gaz lambası yakmanı istiyorum. Yemek pişirince kokuların pencerelerden taşıp konu komşuyu rahatsız etmemesi gerek. Miryam güzelim üzülme. Şimdilik durum kötü. Bütün Nasranilerin başı belada. Yakında belanın ne olduğunu öğreniriz. Kokusu çıkar. Ekonomi kötü. Devletin kasası boş. Suçlusu biz olacağız.”

Babama şaşkın baktım. “Nasranîler kim?” **** dedim.

“Biziz” dedi.

(…)*****

* Asur’ luların kadim toprakları Mezopotamya’ da ortaya çıkan Hıristiyanlık mezheplerinden birine mensup olanlar olarak ve kimi dillerde Nasturi olarak ta tanımlanırlar. Bazı araştırmacılara göre Süryaniler, Asurîler, Keldaniler aslında Persler zamanından gelme ve Hıristiyanlıktan önce de inançlarına göre benzer tanımlarla adlandırılan bölge halklarıdır. Hıristiyanlığa geçişte farklı mezhepler gibi görülse de aynı kökten olduklarını savunan tezler ağırlıktadır. Bugün de yazı dizisini aşan farklı boyutlarıyla sürekli ele alınan, tartışılmakta olan konuyu bu alandaki uzmanlara bırakmanın doğru olacağına inanıyorum.

** Stadyum 1951’ de Müftü deresinin yanına taşınmadan önce Tevfik Sırrı Gür batısındaki (günümüzde kapalı otoparkın üstü) alandaydı. Stadyum seyirciler için oluşturulmuş tahta tribünlere sahipti.

*** Portakal uzun yıllar kiloyla değil, adetle alınıp satılırdı. Halil’ in öyküsünde sözünü ettiği dramatik fiyat düşüşü özellikle 1942’ de yerel gazete köşelerini haber ve makale olarak en fazla işgal eden konuların başında gelmekteydi. Örneğin 25 Ocak 1942 tarihli Yenimersin gazetesinin baş makalesi ’35 portakal 5 kuruşa’ başlığını taşıyor ve şöyle devam ediyordu:

“Mersin sokakları bir haftadır portakal sergisine döndü. Adam boyundaki yığınlar arasında kulakları tırmalayan şu sesler yükseliyor:

-35 portakal 5 kuruşa

Mersin ve civarının en mühim istihsal maddesi ve varidat kaynağı olan portakalın sokaklarda ayaklar altında olduğunu gördükçe yüreğimiz parçalanıyor. Fakat böyle ciddi meseleler karşısında hadiseleri değil, müessirlerini (etkilerini) ve neticelerini etüt etmek zorundayız.

… Gerçi hadisenin müessiri soğuklardır. Bunun neticesi ise Mersin’ in iflası, binlerce küçük büyük sermayedarın mahvolması, günlerce, aylarca, yıllarca sarf edilen emeklerin hiçe gitmesidir. (…)

(…)

**** Nasraniler; Mesih İsa memleketine göre Nasıra’ lı İsa olarak ta adlandırılır. Bu nedenle bazı yörelerde Hıristiyanlar Nasrani olarak ta anılırlar.

***** İlyas Halil, Plaza Dona Elvira kitabı (Ürün Yayınları 2009) Asuri Yohanna öyküsünden

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s