Tuz deposundan Taş Bina’ ya -39- (177. sokağın göçmenleri)

İlyas Halil Mersinin bir dönemine ayna tuttuğu anılarında yalnızca savaş yıllarını, yokluğun yoksulluğu ya da sanatçı dostlarıyla birlikte soludukları kısacık rönesans  dönemini anlatmakla kalmaz.

Küçücük bir kasabaya sığınan ve sığan çok dilli, çok dinli olduğu kadar çok renkli kesimleri acıları yanında sevdalarıyla da tanıtır bizlere…

Kendi tabiriyle ‘Çingeneler’ , Ermeniler, Asuriler, Süryaniler, Fellahlar yanında mübadeleyle Mersine gelen Giritliler de kimi öykülerinin kahramanlarıdır.

“Ninemin 177. Sokağa tutkusu hâla dünmüş gibi belleğimde. 177. Sokak, ağzında mırıldandığı bir gençlik aşkıydı sanki.Söylemekten, anlatmaktan usanmazdı. Mahallenin güzünü sever, kışına çamuruna göğüs gererdi.

Bu sokakta komşularımla sevinci paylaştım; acıyı tattım, acıya uyandım dediğinde, iki karış bir çocuktum o sıralar.

Her beş on yılda bir, ya benim ya da sokağın tekeri kırılır yolda kalırdık diye iç geçirirdi.

Ne demek istediğini anlamıyordum.

(…)

(…) Türk-Yunan savaşının bitmesinden bir iki yıl sonra* 177′ ye göç başladı, hicran başladı. O günlerde kent kalabalık bir tren istasyonuna benzerdi. Sokaklar, yurdundan sürülmüş, evinden atılmış insanlarla dolup taşıyordu. Atılanlar ağızdan kerpetenle çekilmiş dişti.

Gelenler sırtında küfe kömür taşıyarak gelmişti sanki. Yüzleri kara, gözleri üzüntüden kapkara.

Her gün yelkenli dolusu insanlar Gümrük iskelesine** çıkıyordu. Tren dolusu yolcular istasyona boşaltılıyordu. Yaban giysili, yabanca konuşan insanlardı. Fısıltılı bir sesle, yerleşmelerine yardım edecek iskân memurunu arıyorlardı.

Mahalle o günler sessiz bir savaşta yara almış insanlarla dolup taşıyordu. Kimisi topal. İyi görmeyeni, az duyanı vardı aralarında. Yüzleri sararmış. Gözleri umutsuzdu. Fersizdi. Karanlıktı. Neden geldiklerini, nereye geldiklerini bilmiyorlardı. Düşünmek te istemiyorlardı.

Ev arayanların çoğu Giritli idi. Mübadeleye (değişime bir çeşit takasa) uğrayan Rumların boşalttığı evleri arıyorlardı.

*

Giritlilerin yaşadığı evler çoğunlukla Yanık Mektep’ e*** bakardı. Evlerinden bir susmuşluk, bir sessizlik taşardı sokağa. Aralarında kendi dillerini konuşur, bizi görünce susar evlerine kapanırlardı.

Bir kaç kez Giritli çocuklarla oyun oynamak istedim. Katılmayıp evlerine kaçtılar. Top oyunumuzu yarı karanlık kapı aralığından seyrettiler. Yalnız Sarı Hüseyin ve abisi Şaşı Mahmut oyunumuza katılırdı.

*

Kuzeye doğru evler çardaklaşır, bahçeler yeşile coşar, dil Arapçaya dönerdi. Burası Bahçeciler Mahallesiydi.

O yıllar mahallemiz dört ayrı mevsimden uçup gelmiş, kuş dolu bir ağaçtı. Dallarda ayrı dilde ülkelerini ağlar. Bahar arar. Güze üzülür. Yazın gelmediğini öterdi kuşlar.

Nüzhetiye Mahallesi. Zencefil, ıtır, kuru nane satan attar dükkanını andırırdı. Karışıktık. Renkliydik. Ayrı mevsimlerden devşirilmiş insanlardık. Üşüyünce birbirine yakın.

*

Bize bitişik bahçede, bir göz çardakta, Giritli dul bir kadın, kızı Nadide ile yaşardı. Kızı benim yaşlardaydı. Kapı bir komşu büyümüştük. Aynı bahçede yuva yapmış iki tavşandık sanki.

Nadide’ yi uzaktan görsem de, kim olduğunu hemen bilirdim. Dilini konuşamadığım için uzak dururdum. Yazları bahçede çapa sallar, maydanoz eker, nane sulardı. Annesinin pazara götüreceği sebzelerin toplanmasına yardım ederdi.

İlk okula başladığım yıl Nadide’ nin aynı okulda olduğunu fark ettim. Benden bir yıl ilerideydi. Yıllar ilk günden kanat takıp uçup gitti.

(…) “****

 

* Kurtuluş savaşının ardından 30 Ocak 1923 tarihinde Lozan anlaşması çerçevesinde Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan protokolle Yunan ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme imzalanır. Varılan mutabakata göre Türkiye ve Yunanistan ülkelerindeki azınlık sayılan yurttaşları din esasına göre değiştirmeyi kararlaştırır. Mübadele ile 1,2 milyon Ortodoks Hıristiyan Rum Yunanistan’a 500 bin Müslüman Türk ise Yunanistan’dan Türkiye’ ye göç etmek zorunda bırakılır. Özellikle Mersin’ e Girit’ ten yoğun bir nüfus akımı yaşanır. Aslında bu Girit’ lilerin ilk seferi de değildir. Rumlarla Türklerin çatışmalara başlaması 1850′ lere kadar dayanır. Baskıdan kaçanlar Anadolu’ nun muhtelif yerlerine yerleştirilirken Padişah gelenlere arazi, bağ, bahçe, ev ‘ihsan’ eder. Mersin’ deki İhsaniye Mahallesi adını buradan almaktadır. Konuya ilgi duyanlar Fahriye Emgilli’ nin Türk- Yunan Mübadelesinin Mersin’ in Sosyo-Ekonomik yapısına Etkileri kitabından yararlanabilirler.

** Gümrük İskelesi: Günümüzdeki Mersin Oteli ile Ulu Cami arasında kalan ve Ziraat Bankası (bir dönem Gümrük Binası) önünden denize uzanan ve kente gelen tüm yolcuların karaya ayak bastığı iskele

*** Yanık Mektep şimdi ki Özgür Çocuk Parkı olarak anılan yerde 1909 yılında tedrisata başlayan Mersin İdadisi. 1925 yılında bilinmeyen bir nedenle yanınca bulunduğu yer o günden sonra Yanık Mektep olarak anılmaya başlanır.

**** İlyas Halil, Ebel’ in duası kitabı (2011) Giritli komşu kızı öyküsünden

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s