Yeni eşiğinde hayatın, yeni bir yıl…

“Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini kazanır” (Murathan Mungan)

Yaşlılık tanımı da pek çok kavram gibi değişti değişiyor.

İlk insanın ortalama ömrünün 18-20 yıl olduğunu söylüyor antropologlar…

Binlerce yıl süren tarım çağında radikal değişiklik olmadığı da biliniyor.

Oysa sanayi devrimiyle başlayan süreçte özellikle de 20. yüzyılda ciddi değişimler gözleniyor.

Örneğin 1900 lerin başında 33 olan ortalama ömür bugün 80′ lere -hatta Japonya örneğinde görüldüğü gibi 90’lara- yaklaşmış durumda.

Teknolojinin egemen olmaya başladığı son yıllarda doğa koşullarından çok daha fazla yararlanmaya başlayan insan oğlunun hayatta kalma süresini nerede sonlandıracağı konusunda ise söylemler farklı.

Kimi bilim insanlarına göre bu yüzyılın sonuna gelmeden limit olarak görülen 120 yılla tanışacak yeni nesiller.

Geleceğe ayna tutmaya çalışan kimi  varsayımlar, daha da ileri götürüyor tartışmayı. Örneğin  son yıllarda tüm dünyada büyük ilgi çeken ‘Homo Deus’ yazarı Noah Harari’ ye göre günümüz insanı ölümlülerin son jenerasyonu olabilir. Harari’ ye göre teknolojik gelişmeler başta genetik olmak üzere tıbbı öylesine etkileyecek ki, ‘homo sapiens’ türü insan, yerini ölümsüz ‘Homo Deus’ (Tanrı insana) bırakacak.

Ben ve yaşıtlarımın çocukluk ve gençlik döneminde en fazla tanık olduğumuz kalp krizi kaynaklı ölümler son 30 yılda, her gün biraz daha gelişen teknolojilerin desteklediği tıp sayesinde artık yerini kanser gibi daha komplike hastalıklara bırakmış görünüyor. 90′ larda bile hayli zor ve riskli olan bir tıkalı damarın açılması gibisinden operasyonlar bugün diş çektirmekten daha kolay ve risksiz…

İhmal ve başta sigara olmak üzere hastalıklara hatta ölüme davet çıkaran hatalı adımlar dışında kalp krizi yakın zamana göre artık önlenebilir bir sorun ama onun yerine çok daha karmaşık ve tüm gelişmelere rağmen halen kimi türleri tedavisi imkansız kanser gibi belalar var kapımızda.

Yine yüz yıl başında insanlığı tehdit eden en ciddi hastalıklardan biri olan bulaşıcı enfeksiyonlar, örneğin İspanyol gribi gibisinden salgınlar antibiyotikler sayesinde artık insanlığın en büyük kabusu olmaktan çıkmış durumda. (İspanyol gribi  1918-1920 yılları arasında 18 ay içinde yaklaşık 100 milyon insanın ölümüne yol açtı ki bu o dönem toplam dünya nüfusunun %5′ ine tekabül ediyordu)

Benim jenerasyonum görür mü bilemem ama organ yetmezliği de genetik gelişmelerle önümüzdeki 10-20 yıl içinde tarihe karışacak gibi duruyor. Vücudumuzun tüm organları kök hücre vs. yöntemlerle üretilip işlevini göremez hale gelen organın yerine nakledilebilecek.

Ya da, yüzyıl önce insanlığın hayatına girip her gün her yönüyle biraz daha etkileyen otomotiv dönemi ve dönemin nimetleri yanında başımıza sardığı trafik kazaları…

Gelişmeler yakın zamanda sürücüsüz araçlarla bu alanda da radikal nitelikte değişim yaşanacağını ve insan eliyle ortaya çıkan sorunların sona ereceğini göstermekte.

Ama tüm gelişmelere rağmen insanlığın önündeki meseleler sadece kanser, trafik kazaları ve benzeri belalardan ibaret değil. Örneğin yaşlanan beyin, demans ve alzheimer gibi çoğu zaman insana ölümü arar hale getiren hastalıklarla ilgili aşılacak çok yol var insanlığın önünde.

En azından ben ve yaşıtlarımın kabul etmesi gereken gerçek bu.

Peki yukarıda özetlemeye çalıştığım tablo ışığında yakın gelecek en azından ortalama ömür konusunda ne diyor diye merak ediyorsanız, -ki en temel ve doğal sorudur bu- sanırım 80′ lere merdiven dayamak eskilerin deyimiyle vaka-ı adiyeden sayılacak.

Cahit Sıtkı’ nın “yaş otuzbeş yolun yarısı eder” şiirine adını veren dizeyi bir zamanlar yaşam yasasının değişmez gerçeği sanırdım. Oysa şairin kendisinin 46 yıllık hayatı bile akıp giden hayatın gerçeği karşısında her türlü tasavvurun ne kadar havada kaldığını gösteriyor.

Kesin olan bir şey var; o da artık yolun yarısını kestirmenin güçleştiği bir çağda bilinmezlere yürüdüğümüz gerçeği…

Oturup geçmişe hasret dolu mısralar mırıldanmaktansa; her çağın, her yaşın güzelliğinin farkına varmak ve teknolojinin de katkısıyla hayatımızı etkileyen her türlü yeniliği izlemek hatta içinde olabilmek…

Yaşla gelen fiziki koşulların dayattığı sorunları aşmanın yolu, vücut yorulsa da, zihnin tüm gelişmeleri kavramaya çalışması, çağı yakalayacak dirilikte olmasında saklı…

Bir de çağın dayattığı hızlı yaşamanın, hızla tüketmenin aksine hayatı bir yerden sonra yavaşlatmanın, hızın yerine hazzı öne çıkaran bir anlayışın benliği sarma dönemi var ki, kendi adıma eşiğinden içeri adım attığım farklı bir deneyim bu…

Zaman zaman, o deneyimin ilginç bulduğum kesitlerini paylaşma gücünü bulacağım bir yıl olması dileğiyle…

Hoş geldin bilinmezlerin 2018′ i…

Hoş geldin, ilkini ıskalamış bir ömrün ikinci baharı…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s