Tuz deposundan Taş Bina’ ya -50- (Menderes’ li demokrasi yılları)

Boyansin Ramazan öyküsüyle tek parti dönemini, o dönem Mersin’ ini, acıları yokluklarıyla harmanlayıp anlatırken, 2012′ de yayınlanan Baharı Yitirdiğim Bahçe kitabında bu kez Boyansin Ramazan’ ın oğlunu Menderes döneminin ikliminde çıkarır sahneye İlyas Halil…

Baskı döneminin sona ermesiyle, azınlıklar kendini biraz daha özgür hisseder. Konuşulan diller de daha yüksek perdeden sokaklara yansır.

İlyas Halil’ e kulak verelim:

“Menderes demokrasisi o yıllar ağzımızda horozşekeriydi. Mersin halkı hepten çocuk. Şekeri dişimizle kırar, sevinirdik. Sonra şekeri yalar mutlu olurduk. Demokrasi bizimdi. Hayatımızda bir alışkanlık olmuştu sanki.

Bahçeciler, Sebze Hali’ nin ortasında Arapça kavga etti. Dönüp bakan olmadı. Madam Mari, Giritli kasap Hüseyin’ e “Bana iki taşak sarar mısın?” dedi.

Orada bekleyenler kızmadığı gibi aldırmadı da.

Hüseyin “Buyur madam” diyerek iki koç yumurtasını sarıp uzattı.

Fransızca bilenler çarşıda pazarda yüksek sesle dedikodu yapıyordu. Gâvuru, Arap’ ı ve Giritlisi güzel Mersinin çocuklarıydı artık. Dillere ve dinlere sanki demokrasi gelmişti. Mersin giderek varlıklı bir kasaba olma yoluna girmişti. Altmış yıl önce yirmi bin kişinin yaşadığı kasabanın yollarında, şimdi bir milyon insanın yürümekte olduğunu kim düşünebilirdi?

Yalnızca Çingeneler hayatlarına çeki düzen vermeyi beceremedi; fırtınada batmış taş dolu kalyon gibi, denizin dibinde sabırla beklediler.

**

Eski dostum Boyansin Ramazan’ ın oğlu Yusuf’ un başarı dolu yaşamı zor şartlarda başladı. Çocukken Yusuf’ un büyüdüğü çardak, Rum kilisesine bitişikti. Caddeden pek görünmezdi. Bir gece yarısı çıkan yangın çardakları aydınlatınca, Çingeneler kasabanın dışında, Mersin tepesinin yamacına taşındı.

(…)

**

Menderes’ le enflasyon yılları yaşanıyordu. Fiyatlar alabildiğine artıyor, ekmek pahalılaşıyor, somun küçülüyordu. Çingenenin kursağına giren ekmek her gün biraz daha azalıyordu.

**

Kısa boylu ve sıska olan Yusuf her nasılsa yolunu bulmuş, bir terzide çırak olmuştu. Dikiş öğrenince genelev çıkmazının Soğuksu Caddesine bakan dükkânlarının birinde kalfa olunca, Mersin’ de terzilik yapan ilk Çingene sayıldı.

Yusuf Bitpazarı’ ndan eski bir iskarpinle, üstüne uygun bir takım buldu. Ucuz Ali’ den yeni bir gömlek. Böylelikle Yusuf Çingene olmayan yurttaşlara benzedi.

Kısa bir süre sonra usta bir terzi oldu Yusuf. Cebi ekmek parası görünce, yüzünden Çingene izleri de silindi sanki.

(…)

Adnan Menderes’ in başbakan olması Yusuf’ un hayatını değiştirmişti. Ara sıra onu Halkevi kitaplığında görürdüm. Kendini eğitecek kitap arıyordu herhalde.

**

İşte o yıllar tüketim malları rağbette idi ve satışlar artmıştı. Yusuf, Mersin’ den Kilis’  e gidecek trenin, Türk sınırından çıkıp Halep’ e uğradıktan sonra Kilis’ e devam ettiğini* öğrenince gözleri ışımıştı. Zengin Çingene olacağım, dedi.

Yusuf birikmiş 476 lirayı koynuna koydu. Kilis’ e gidiş dönüş biletini aldı. Yola çıktı. Halep’ te indi. Burada Avrupa’ dan, Amerika’ dan gelen eski giyim elbiselerini yok pahasına aldı. Mersin’ getirdiği bu eski elbiseleri ters yüz yapıp, aldığının beş katına sattı. Beş yıl içinde zengin oldu.

**

1960 askeri darbesi Menderes demokrasisini ortadan kaldırdı. Denebilir ki, hızlı kalkınma nedeniyle gelen enflasyon Demokrat Parti’ nin yıkımı oldu.

Yusuf’ un cebi dolup aklı da işe yatınca Amerika’ ya göç etti. Yeni gelişmekte olan hazır giyim işine başladı.

O ara ben de Kanada’ ya göçmüştüm. Birkaç kez Yusuf’ la haberleştim. İşinin iyi gittiğini, hatta zengin olduğunu yazdı bana.

**

(…)

“Yusuf,” dedim,”senin okul yıllarını yazmama izin verir misin? Şimdi başarılı bir iş adamı oldun. Öykünü senin ağzından yazmak isterim”

“Bilmem,” dedi. “Herhalde yazmasan daha iyi olur.”

**

Yusuf’ a verdiğim sözü tutamadığım için hoş görmesini dilerim.

Sesi hâlâ kulağımda.

“Çardağımızı annem babam uyurken yaktılar. Hani buradan çıkın, bu çöplüğü yakacağız deselerdi sevinirdik bile. Bitli yorganımızı alır giderdik. Eski yorgan bulmak kolay değildi. (…)

Çingene sevincimiz çöplükte, başkasının attıklarıydı. O yıllarda Çingene Yusuf’ un üzüntüsünü sana nasıl anlatabilirim?

Yaşlı amcam, “biz burunsuz, ağızsız, ayaksız doğan insanlarız” demişti. (…)

(…)**

* Türkiye ve Fransa arasında imzalanan 20 Ekim 1921 Ankara anlaşmasıyla Türkiye-Suriye sınırı boyunca uzanan demiryolu güzergahı da yeniden düzenlenir. Buna göre Anadolu’ yu kat eden tren Adana-Osmaniye’ ye uğrar, yöresel adıyla Gavur Dağlarını aşıp Fevzipaşa’ ya ulaşır. O tarihte Fevzipaşa’ dan Gaziantep’ e doğrudan tren ulaşımı yoktur. Demiryolu İslahiye yakınlarında Suriye sınırları içine girer. Meydan Ekbez (Akbez) istasyonundan Halep’ e ulaşır. Halep’ ten bu kez Oğuzeli civarındaki Çobanbey istasyonunda yeniden Türkiye topraklarına döner. Nusaybin’e kadar da Türk sınırları içinde kalır.

** İlyas Halil Baharı Yitirdiğim Bahçe kitabı (2015), Boyansin Ramazan’ın oğlu öyküsünden (20.9.2012)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s