CHP’ nin açmazı ve iktidar alternatifi olamama sorunu…

Son olarak İstanbul il başkanlığına seçilen Canan Kaftancıoğlu ve 3-4 Şubat tarihlerinde yapılacak kurultayda genel başkanlığa aday olacağını açıklayan Ümit Kocasakal üzerinden yaşanan tartışmalar bir kez daha ortaya koydu ki, CHP mevcut yapısıyla ne tam ulusalcı olabiliyor ne de duruşuyla sol kulvara girebiliyor.

Tablo son dönemle bağlantılı gibi görülse de aslında yeni bir şey de değil.

1960′ ların ortasında başlayan ve partiyi neredeyse bölünme noktasına getiren İnönü- Ecevit kavgasının da temelinde aynı farklı görüşler yatıyordu. Ve sonunda ulusalcılıkla sosyal demokrasi arasındaki gel gitler Türkiye’ ye özgü ‘ortanın solu’ kavramında uzlaştı. Böylece CHP sayesinde dünya siyaset literatürüne karınca kararınca inovatif bir katkıda da bulunuldu da denebilir.

Burada parantez açıp, biri dünyadan biri de yine bizden iki örneğe değinmek istiyorum.

Sonradan İngiltere’ de Tony Blair’ in ‘üçüncü yol’ u, 90′ larda da Deniz Baykal’ ın ‘Anadolu solu’ benzer siyasi yelpazede zoraki yer arayışlarıydı.

İngiltere hem ülke olarak hem de İşçi Partisi özelinde Blair döneminin bedelini çok ağır ödedi.

Irak savaşına ABD yanında bodoslama dalan Blair iktidarının ne sol terminolojide yeri vardı ne de mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin yanında ve özgürlükleri savunan sola verebileceği bir şey…

Sonuç tek kelimeyle hayal kırıklığı oldu. Bugün Blair Irak’ ta yaşanan kıyımın, milyonlarca masumun cesetleri üzerinde kurulacak bir mahkemede savaş suçlusu olarak yargılanmıyorsa, bu onun masumiyetini değil, dünyadaki haklının değil, güçlünün kazandığı acımasız dönemin sonucudur. Başka bir şey değil…

CHP’ ye dönecek olursak…

İsim aynı olsa da süreci doğru okumak için 80 darbesini kırılma noktası olarak almak gerekiyor. 1965-80 arası Ecevit’ in ezber bozan ve CHP’ yi sıkıştığı kalıplardan çıkarıp halkla bütünleştiren dönemi…

Ardından darbenin ardından, ideolojik hiçbir ağırlığı olmayan sırf sağa karşı ve üstelik darbecilerin onayıyla, merkezin solunda yer aldığı iddiasıyla kurulan Halkçı Parti…

Ve siyaset boşluk kaldırmaz kuralını teyit edercesine darbenin etkisinin de azalmasıyla sahneye çıkan Sosyal Demokrat Parti (SHP)…

SHP gerçekten sosyal demokrat çizgide yer almaya çalışan bir partiydi ve önce İnönü, sonrasında Karayalçın çevresinde yer alan kadroları, söylemleriyle sadece sol kulvarda değil, her kesimden milyonların umudu olmaya namzetti.

Unutulmasın ki, SHP’ nin o dönem tartışmaya açtığı “Kürt Raporu” gerisine düşen söylemlere sahip bir CHP var karşımızda bugün…

1989 seçimlerinde İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Gaziantep yanında Diyarbakır Belediye seçimlerini kazanan, Kürt oyları sayesinde tam iktidar olamasa da, iktidar ortağı olmuş SHP,o çizgisini sürdürebilse, ne Türkiye ‘kayıp yıllar’ olarak tanımladığım döneme mahkum olurdu ne de o acılarla dolu anılar yürek sızısı olarak yer ederdi hepimizin benliğinde.

Elbette her gelişme gibi sonuçta onu da siyasi tarih değerlendirecektir ama bana göre; Erdal İnönü’ nün liderliğindeki SHP’ nin en büyük hatası, tarihteki yerini almış olan CHP’ nin yeniden açılmasına ve özellikle de ateşi yükselen Kürt sorununun da katkısıyla, Baykal’ ın başına geçtiği geleneksel ulusalcı çizginin solda bir yerlere varmak isteyen SHP’ yi bir süre sonra yutmasına yol açılmasıdır.

Kürt sorunu, gelir adaletsizliği, bölgeler arası eşitsizlik gibi yakıcı sorunlar yanında daha fazla demokrasi ve dünya halklarının kardeşliğini savunan sosyalist enternasyonal çizgiye yakın SHP’ den, muhalefete razı olmanın ötesine bir türlü geçemeyen CHP’ ye…

Yıllardır kurultaylar partisi diye de tanımlanan yeni bir kurultayın eşiğindeki CHP’ de umut vaat eden iki gelişmeyi önemli buluyorum: ilk kez ezber bozan söylemleriyle İstanbul İl Başkanlığına seçilen Canan Kaftancıoğlu’ nun yarattığı etki ve bu yazı kaleme alınırken yetersiz söylem/eylemler nedeniyle daha önce Genel Başkan yardımcılığından istifa eden Selin Sayek Böke’ nin manifesto niteliğindeki çıkışı, dile getirdiği büyük davet çağrısı…

CHP bugünkü gidişiyle sıkışıp kaldığı hatta kıpırdamayacak halde tıkandığı %25 bandından kurtulup iktidara yol alabilir mi?

Türkiye’ nin kaderini etkileyecek ve bundan sonraki rejimi belirleyecek -en geç 2019′ da yapılması beklenen- Başkanlık (Cumhurbaşkanlığı) seçiminde mevcut gidişi tersine çevirip, çoğulculuğa kucak açan bir çoğunluğu yakalayacak bir aday profiliyle halkın karşısına çıkabilir mi?

Sorular bugünkü tablo ışığında yaşamsal öneme sahip…

Yanıtlarını aramayı sürdüreceğim…

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s