Tuz deposundan Taş Bina’ ya -57- (Çikolata renkli Miryam)

Gün gelir Halil, çocuklukta izini kaybettiği sevdalarla ergenlikte yeniden buluşmasını anlatır şiirsel diliyle..

(…)

Miryam, Dese teyzenin kızıydı. Annesiyle bize haftada bir çamaşıra gelirdi. Dese teyze iyi huylu ve güzelce bir kadındı. Adis Ababa adlı çok uzak bir kentten geldiği söylenirdi.

Miryam’ ı gördüğüm gün şaşırmıştım. Eli yüzü çikolata idi. Neresine baksam çikolata görüyordum. Onunla oynarsam elimin çikolataya bulaşacağına seviniyordum.

Miryam’ a çok baktığımı annemin görmesinden çekiniyordum. Çünkü çikolata seven aç gözlü bir çocuk gibi görünmek istemiyordum. Miryam, Noel sabahı içtiğim kakao kokuluydu. Küçücük burnu vardı.. Gözlerinin içi pırıl pırıldı.

(…)

**

Evimiz Lazkiye Mahallesi’ ne yakın olduğu kadar, çevresinde de sıra sıra dut ağaçları vardı. Okul öncesi o sevinçli günlerden bu yana yüz yıl geçmiştir herhalde. O günleri anımsadığım zaman, neden beceriksiz olduğumu, daha sonra da neden tılsımlı günlerimi bırakıp çocuk olmaktan vazgeçtiğimi bir türlü çözemiyordum.

Miryam’ ın yüzünden o yıllarımın tadını yeterince çıkaramamıştım. Daha sonra da ergenlik çağımın yürek çarpıntısının tadını…

Miryam ve ben, iki salak, gözlerimizi kapatacak, iki kör sırt sırta duracaktık.

Babam genç sayılabilir biriydi. Biraz göbekli. Sabah evden erken çıkar, eczaneden akşam geç vakit gelirdi. Üstü başı ilaç kokardı. Bana oyun öğretecek kadar fazla zamanı yoktu. Bütün gün hastaların ilacını hazırlardı. Boş olduğu günler, portakal suyundan şarap yapmanın yolunu arardı.

Annem uzun boylu esmer bir kadındı. Ev işleri bitince bana kitap okur, öykü anlatırdı. Boş zamanlarında çizgili defterine kısa cümleli yazılar karalardı. Şimdi o genç kadının söylediklerini çocuk kulağımda arıyorum.

(…)

**       

“Gel” dedi.

Gül fidanının önünde durdu. Gülü burnuma tuttu. “Neredesin?” dedi.

“Senin yanındayım. Gülün kokusundayım” dedim.

“Bu kokuyu bir daha duyduğun gün” dedi, “sırtında gül yaprağından kanatlarla tılsımlı bir ülkeye uçacaksın.”

**

(…)

1947 yılında bir haziran günü. Bizim bahçede yılın en güzel sabahı doğdu. Lisede öğrenciydim. O gün Dese teyzenin yerine kızı Miryam, bizim evde çamaşır yıkıyordu. Şalvarında, mintanında gül kokusu, güneş ışığı olmuş bahçeye yayılıyordu.

Miryam gömleğimi ve atletimi yıkıyordu.

Annemin, burnuma gülü sürdüğü gündeydim.. Miryam’ ın saçında, annemin kokla dediği koku. Miryam’ ın şalvarında, yaşamından hoşnut domatesler, mutlu çiçekler.

Her yerinden doğa fışkırıyordu.

Arıların neden bal yaptığı sorusunun karşılığını Miryam’ ın ak bacağında buldum. Miryam’ ın yüzüne bakınca içimde duygular uçuşuyordu. Su yüzünde bir yaz sabahı uçuşan sivrisineklerden çoktu.

Yıllar önce çikolata sandığım yüzünü bu kez tatmak istiyordum.

Mintandaki iki gül yaşımı hatırlattı bana.

O gün Miryam Mersin’ de gök yüzü.. Ben kanatlı bir kuş. Miryam’ ın mavisinde yüz yıl uçmayı becerecektim. Miryam çölde su, beni dolduruyordu.”*

*İlyas Halil’ in Baharı Bekleyen Bahçe (2015) kitabı, Yeşil Soğanımdı Miryam (2 Aralık 2005) öyküsü

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s