Demokrasi mi, coğrafya mı?Kuzey Güney Kore karşılaştırması… 

İlk iki yazıda Daron Acemoğlu ve James Robinson’ un Ulusların Düşüşü kitabındaki tezlerinden de yararlanarak ülkelerin gelişmesi ve refahında özgürlük, çok seslilik ve demokrasinin oynadığı role değinmiş, çeşitli örneklerle bir zamanlar oldukça kabul gören “ulusların gelişiminde coğrafya ve iklimin en büyük faktör olduğu” tezinin günümüzde pek te geçerli olmadığını anlatmaya çalışmıştım.

Kaldığımız yerden sürdürelim…

Acemoğlu-Robinson ikilisine göre dünyada ortaya çıkan eşitsizlik ve refahın dağıtılmasıyla iklim, coğrafyanın elle tutulur bağlantısı yoktur. Aksine aynı coğrafya ve iklime sahip sınır komşusu ülke ve hatta kentler arasında bile uçurumlar ortaya çıkıyor.

Uçurumu iklimin yansıması olan tarımsal verimlilikteki farklılıklarla da açıklamak artık pek mümkün değil.

Değil çünkü, 20. yüzyılda başlayıp günümüzde hızlanan sanayi teknolojilerinin dağılımının yarattığı eşitsizlik yanında, tarım ürünleri verimliliği dişe dokunur rol oynamıyor.

Peki, Max Weber’ in öne çıkardığı kültürel farklılıklar önemsenecek boyutta mı?

Acemoğlu-Robinson bu tezin çok ta sağlam temellere dayanmadığını Güney-Kuzey Kore karşılaştırmasıyla gösteriyor.

Her ne kadar bugün Güney ve Kuzey Kore arasında refah, zenginlik bir yana kültürel uçurum olsa da, iki ülkenin son 60 yıllık dönemine damgasını vuran ekonomik gelişmelerinde ve ayrışmalarında kültür sebep değil sonuçla ilgili bir faktördür.

1950′ deki ABD müdahalesiyle başlayan süreçte ikiye bölününceye kadar Kore; dil, inanç, etnisite, kültür bakımından dünyada eşine zor rastlanır homojenlikteydi.

Parçalanma sonrası ikiye ayrılan ulusun iki ülkesi apayrı ideolojilere sahip, birbirine zıt iki modele yönelmiş, bunun sonucu Güney Kore teknolojik gelişmenin rüzgarını da arkasına alarak dünyanın en hızlı gelişen ülkelerinden biri haline gelirken, Kuzey Kore yönetimi dünyadan izole ettiği ülke halkını yokluğa ve yoksulluğa mahkum etmiştir.

25 milyonluk Kuzey Kore’ nin 14 milyonluk iş gücü olmasına karşın yaratılan yıllık hasıla resmi döviz kuruyla 28 milyar, satın alma gücü paritesine göre 40 milyar dolardır. Hangi veriyi alırsanız alın ülke dünyanın en yoksulları arasındadır ve satın alma gücüne göre dahi kişi başı gelir 1700 dolar civarındadır.

Buna karşın 51 milyon nüfuslu Güney Kore satın alma gücü paritesine göre 2017’de 2 trilyon doları aşkın Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) yaratırken kişi başına düşen gelir 40 bin dolara ulaşmıştır.

Sadece bu kadar da değil…

Güney Kore bilişim, otomotiv, enerji sektörlerinde tüm dünyanın parmak ısırdığı gelişme kaydederken, ülkelerin refahının ölçülmesinde önemli rol oynayan sağlık, eğitim, ortalama yaşam, doğumda ölüm oranlarıyla da büyük fark atar.

Örneğin Kuzey Kore’ de ortalama ömür 70,7 yıl iken Güney’ de 82 dir.

Doğumda anne ölüm hızı Kuzey’ de yüz binde 82, Güney’ de 11, bebek ölüm oranı Kuzey’ de binde 22, Güney’ de3 tür.

60 yıl içinde aynı kültürel kodlara sahip halkın iki ülkeyle ayrışan kaderi ve bugün ortaya çıkan tabloyu Acemoğlu-Robinson gelmiş geçmiş tüm hipotezlerin dışına çıkarak yeni bir okumayla çözümlemeye çalışırken şu tezleri savunurlar:

Ülkelerin ekonomik başarıları kurumlara, ekonominin işleyişini belirleyen düzenleyici kurallara ve bireyi motive eden teşviklere göre farklılık gösterir.

Ekonomik ve siyasal kurumların tüm toplumu kapsaması ya da siyasi kurumların sömürücü davranışları gelişmeyi belirleyen önemli faktörlerdir.

Çoğulcu siyasi kurumlar ister istemez kapsayıcıdır, baskıcı yönetimler ise sömürücü.

Ekonomik ve siyasal kurumlar arasında güçlü bir bağ, sinerji vardır. Sömürücü siyasi kurumlarca yönetilen ülkelerde güç bir avuç elitin elinde yoğunlaşır, buna karşın gücü geniş biçimde dağıtan ‘kapsayıcı’ siyasal kurumlar, çoğunluğun kaynaklarına el koyan, gümrük duvarlarıyla halkı sömüren, iktidar sahiplerinin etrafına kümelenmiş bir avuç azınlık yararlansın diye piyasaların işleyişine baskıyla müdahale eden kurumları yok etmeyi hedefler.

Acemoğlu ve Robinson, modern dünyada sömürücü siyasal kurumların kapsayıcı kurumlara dönüşmesinin çıkış noktası olarak 1688 İngiliz Devrimi’ ni esas alırlar.

Ayrıştırıcı baskıcı kurumların yönetildiği ülkelerle, kapsayıcı çoğulcu ülkelerin durumu böyle de, yeni dünya düzeninin en önemli aktörü Çin’ i ve Çin’ in 1990′ larda başlayan soluksuz yükselişini hangi modellemelerle izah edecek, bu devasa ülkeyi nereye koyacağız derseniz?

Çin ve Hindistan ayrı bir makale konusu olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s