Mersin’ e yapılacak Millet Bahçesi için öneriler… (31.10.2018)

Mersin’ e yapılacak Millet Bahçesi için öneriler…

“Tevfik Sırrı Gür stadını yıkmayın, mevcut haliyle koruyun” dedik, dinletemedik.

Bakmayın bugünkü dertlenmelerimize, aslında ucuz kurtulduk…

Ucuz kurtulduk çünkü; Millet Bahçesi önerisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme gelmese stadın yerinde şimdi yükselen gökdelenlerle de karşılaşabilirdik.

Stadyum yıkılmaya başlanınca önüne gidip gösteri yapmayı akıl edenler, keşke 10 yıl önce daha ortada fol yok yumurta yokken, o stadın başına gelecekleri haber veren, duyarlı insanları uyarmaya çalışan makalelere, seslere kulak verselerdi.

Çoğu insanın inanmakta güçlük çekeceğini biliyorum ama Tevfik Sırrı Gür stadının yapılacak yeni bir stat karşılığında sessiz sedasız TOKİ’ ye devredildiğine dair kaleme aldığım ilk makaleler 15 Nisan ve 19 Nisan 2008 tarihini taşıyor. (Meraklısı https://abdullahayan.wordpress.com/2008/04/19/kayseri-ve-mersin%E2%80%99in-yeni-stadyum-projeleri%E2%80%A6/ ve https://abdullahayan.wordpress.com/2008/04/19/tevfik-sirri-gur-stadi-kac-para-ederkayseri-ve-mersin%E2%80%99in-yeni-stadyum-projeleri-2%E2%80%A6/ linklerinden ulaşabilir)

O makalelerde stadyumun başına gelecekleri haber vermekle kalmamış, TOKİ’ ye devredilirken bedellendirmenin nasıl yapıldığını, Kayseri stadı karşılaştırmasıyla nasıl yapılması gerektiğini de ele almıştım.

Meraklısı o makalelere ulaşıp hem TSG stadı hakkında detaylı bilgilere ulaşabilir hem de orada yer vermeye çalıştığım önerilere göz atabilir.

Bu kadar da değil.

Stadyumun TOKİ’ ye devriyle ilgili gelişmeler, 2008’deki gizli kapaklı sözleşmelerin ötesine geçip 2013′ te imar değişikliği talebiyle Mersin kamuoyunun gündemine taşınınca aynı konuyu 2013′ te yürütme kurulunda yer aldığım Mersin Kent Konseyi gündemine taşımış, en azından TSG stadı ve çevresinin yeşil alan veya meydan olarak korunması amacıyla ortak deklarasyon yayınlanması için çaba göstermiştim. 16 Temmuz 2013 tarihli makalem TSG ve Antep Kamil Ocak statları temelinde iki kentin benzer soruna yaklaşımlarını ele alıp çözümler önermekteydi. (Meraklısı https://abdullahayan.wordpress.com/2013/07/16/kamil-ocak-stadinin-gelecegi-tsg-un-gelecegini-belirleyecek-13-7-2013-abdullah-ayan/ göz atabilir….)

Bunların hepsi geride kaldı.

Olan oldu. Türkiye’ nin deniz kenarında muhteşem konuma sahip üç stadyumundan birine sahip Mersin’ in o güzelim eseri bugünlerde gövdesine indirilen son darbelerle silinip gidiyor. (diğer iki stadyum Antalya ve İstanbul’ da Beşiktaş kulübüne devredilip restore edilen Dolmabahçe statları)

“Allah fakiri sevindireceği zaman, eşeğini kaybettirip geri buldururmuş” misali, TOKİ’ nin betona boğacağı projeden kurtulduğumuza sevinip, yapılacak millet bahçesiyle avunma tercihiyle karşı karşıya kaldığımıza göre, bari yapılacak olanın daha iyi, daha güzel, işlevsel olarak kente daha fazla katkı sunması adına bazı öneriler yapmakta yarar var diye düşünüyorum.

Biliyorum öncekilerin çoğu gibi bu yazdıklarım da buza çizgi misali eriyip gidecek ama olsun, gelecekte “bunlar yapılırken uyuyor muydunuz?” sitemlerine karşı, “hayır uyumuyorduk, şunları önerdik, şunları da yazdık” diyebilmek için de olsa, söylenmesi gerekenleri en azından kendi adıma yazayım istiyorum…

Örneğin Millet Bahçesi yapılacak olsa da, stadyum en azından tribünleri itibariyle korunabilir, kentte yapılacak her türlü sanatsal etkinliğin, konserlerin, gösterilerin sergilendiği bir açık hava merkezi olarak yeniden düzenlenebilirdi.

Sanırım o şansımız da yok artık…

Yok çünkü, Millet Bahçesi tasarlayanlar, Ankara’ da bizden habersiz ama bizim adımıza tasarlayıp, uygulayacaklar…

Stadyum yerine ortaya çıkacak bahçe ne menem bir proje olursa olsun, Müftü deresinden, Müftü Deresi doğusundaki OYAK’ ın üzerine oturduğu eski Kışla arazisinden ve iki alanın önünde uzanan Vakıf Tesisleri, Deniz Feneri ve doğusundaki Orduevi ile Çamlıbel Balıkçı barınağından ayrı düşünülmemeli, tümünü kapsayacak biçimde uygulanmalı…

Orduevi kentin batısında Martı Otel yanındaki sahilde yer alan Deniz Kuvvetleri ya da Jandarma dinlenme kamplarının olduğu alana veya Taşucu çıkışındaki askeri liman bölgesine taşınmalı.

Orduevi ile Müftü deresi arasında sahilin tel örgülerle kente kapatılması gibi anayasaya da aykırı mevcut durumdan kurtarılmalı…

Devlet Su İşleri ile ortaklaşa çalışmayla Müftü Deresi ıslah edilip projeye entegre edilirse, Mersin stadyum ile kaybettiğini fazlasıyla telafi edebilir.

Bu proje ileride Cumhuriyet meydanı ve balıkçı barınağının yerine yapılması düşünülen Kruvaze rıhtımıyla kente ve kentin sosyal, ekonomik gelişmesine zenginlik katmakla kalmaz, dibe vurmuş Çamlıbel bölgesini yeniden canlandırır, cazibe merkezi haline gelmesini sağlar.

Yıllardır can çekişen kent merkezini ayağa kaldırabilecek böylesi bir fırsatı kaçırmayalım, kaybı fırsata çevirelim derim…

Abdullah Ayan, Mersin

31 Ekim 2018

abdullahayan@gmail.com

TSG stadyumu ile ilgili daha önce kaleme alınıp yayınlanmış makaleler:

https://abdullahayan.wordpress.com/2008/04/19/kayseri-ve-mersin%E2%80%99in-yeni-stadyum-projeleri%E2%80%A6/

https://abdullahayan.wordpress.com/2008/04/19/tevfik-sirri-gur-stadi-kac-para-ederkayseri-ve-mersin%E2%80%99in-yeni-stadyum-projeleri-2%E2%80%A6/

https://abdullahayan.wordpress.com/2013/07/16/kamil-ocak-stadinin-gelecegi-tsg-un-gelecegini-belirleyecek-13-7-2013-abdullah-ayan/

https://abdullahayan.wordpress.com/2014/10/16/mersin-ve-yeni-stadyum-fiyaskosu/

Yerel seçimlere doğru çanlar kimin için çalıyor? (30.10.2018)

Yerel seçimlere doğru çanlar kimin için çalıyor?

24 Haziran seçimleri öncesi 22 Haziran’ da kaleme aldığım makale “Kim kaybediyor?” başlığını taşıyor ve içeriğinde soruya yanıt ararken sonuçlar ne olursa olsun kaybedenin Erdoğan olduğunu, olacağını gerekçeleriyle anlatmaya çalışıyordum.

Oysa sandıklar açıldığında yüzeysel olarak sonuçlarla yetinenler için tersi bir durum vardı.

Erdoğan ikinci tura kalmadan ilk turda Cumhurbaşkanı (sonradan bana başkan diyebilirsiniz ifadesiyle gerçek muradını ortaya koymuştu) seçilirken partisi de %42,5 oranında oyla 295 milletvekili çıkararak Mecliste çoğunluğu kıl payı kaçırsa da tartışılmaz en büyük parti konumunu sürdürmüştü.

Sonuçların zafer sarhoşluğu içinde dolaşanlara Erdoğan’ ın neden kaybettiğini o gün anlatmak zordu ama bugün ortaya çıkan tablo hem durumu daha belirgin biçimde ortaya koyuyor, hem de daha sakin biçimde tartışmayı gerekli kılıyor…

Seçimlerden sonra, kararların daha hızlı alınacağını, ekonomi başta olmak üzere her konuda daha etkin bir yönetim sergileneceği için işlerin kısa zamanda rayına girip, ülkenin şaha kalkacağını iddia eden Erdoğan için işler 24 Haziran sonrasında beklediği gibi gitmedi.

Aksine ülke Cumhuriyet tarihi boyunca eşine rastlanmayan bir krizle karşılaştı.

Cumhuriyet tarihi boyunca ifadesini durup dururken kullanmıyorum. Gerçekten de 1968′ den 2018’e 50 yıldır tanık olduğum hiçbir krize benzemiyor bu sefer ki…

Benzemiyor çünkü, sadece ekonomiyle sınırlı değil kriz…

Hukuk, dış ilişkiler, eğitim başta olmak üzere hangi alana dönüp bakarsanız bakın, birikmiş yapısal sorunların altında kalan bir ülkenin iniltilerini duyacaksınız.

Ve bunun temelinde özellikle son 8 yıldır iyi yönetilmeyen, bulduğu dış kredileri ve iç kaynakların yanlış alanlara cömertçe harcanmasına göz yuman bir Erdoğan iktidarının ekonomik tercihleri yatmakta…

Kısaca ülkenin yaşamakta olduğu tüm krizlerin temelinde siyasi bir kriz var.

Parlamenter rejimin yerini tek adamın aldığı; ve almakla kalmayıp, her konuda karar verdiği, yargının, medyanın, yasamanın, her türlü denetimden uzak tek kişide toplandığı  bu rejimle ülke tarihinin en büyük ekonomik krizinin altından nasıl kalkacak?

Palyatif ve günü kurtarmaya yönelik kimi önlemlerle, dar ve sabit gelirliyi vuran örneğin mutfaktaki yangın nasıl söndürülecek?

Doların çıldırmasına önlem olarak faizlerin yükselmesi sonucu batakçı dışında aklı başında hiç kimsenin banka kapısından içeri girmediği bugün, kim nasıl yatırım yapacak ta onca işsiz iş ve aş bulacak?

Tablo bu iken gidiliyor yerel seçime…

Ve ne ilginçtir, kriz Erdoğan’ dan çok muhalefeti abandone etmiş görünüyor…

AK Partinin bir zamanlar bazen doğrudan bazen de el altından medyaya sızdırdığı anketlerin yerinde şimdi yeller esiyor.

İşleri Erdoğan iktidarına medya üzerinden gerekli desteği vermek olmak yandaş yazar çizer takımı bile sus pus…

Konuşanlar ise AK Parti oy oranlarından çok kararsızların yükselen dalgasından söz ederek topu çevirmekte…

Bahçeli’ nin MHP’ si bile önlerine gelmekte olan ekonomik faturadan sıyrılmak için çeşitli manevralar sergilemekte, bir yandan Cumhur ittifakı sürüyor derken, bir yandan da yerel seçimlerde o ittifakın artık söz konusu olmayacağını deklare etmekte…

Oysa en iyi Bahçeli biliyor ki, Cumhur ittifakı 24 Haziran akşamı sona erdi ve bugün artık bambaşka bir iklimdeyiz…

Kamuoyuna yansımasına Erdoğan’ ın AKP’ si olanak vermese de, bir biçimde sızan araştırma sonuçlarına göre AK Parti 2002’de aldığı %34′ lere kadar inmiş bulunuyor…

İniyor da, oradan kaçan oylar nereye gidiyor derseniz, burada da ana muhalefetin krizi çıkıyor ortaya…

%52′ lik iktidar blokunun oyları konsolide olurken, örneğin CHP’ nin hanesine pek bir şey düşmüyor. AK Partiden kaçan oylar ağırlıklı olarak MHP’ ye kayıyor. Aynı araştırmalara göre bugün seçim olsa MHP %15′ lere yakın oy alacak…

Kısaca MHP’ nin 24 Haziran trendi yükselerek sürüyor.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmadan oturduğu yerde böylesine bir  oy kayışını sağlamak Türkiye siyasetine özgü…

Bugünkü araştırma sonuçlarına bakılırsa, iktidar üç seçmeninden birisini kaybetmiş ama ana muhalefet CHP’ de yıllardır kilitlendiği 23-25 bandından çıkamıyor…

AK Parti’ nin kaybettiği oyların aslan payını ortağı MHP alıyor, CHP ise elinde tuttuğu veya kazanma olasılığı yüksek belediyelerle ilgili kimlerin aday olacağı kavgalarından başını kaldırıp ta, dar gelirlinin, mutfaktaki yangına çare arayan geniş halk kesimlerine ne çare üretebiliyor, ne umut olabiliyor…

Türkiye yanarken İzmir’ i, Ankara’ nın Çankaya’sını, İstanbul’un Kadıköy’ünü Şişli’ sini, Mersin’i kazansanız ne olacak?

Demokratik ülkelerde sağ veya sol iktidar düşüşe geçtiğinde karşısındaki alternatif olmaya aday sağ veya sol muhalefet yükselir…

Eğer hem iktidar partisi hem ana muhalefet irtifa kaybediyorsa o ülkede ciddi kriz var demektir.

Yunanistan’ ın son on yılı bu duruma iyi bir örnektir ve ekonomi-politik açıdan ders olarak okutulacak niteliktedir…

Umarım geçmekte olduğumuz krizden çıkmak için halk olarak Yunanistan’ ın ödediği bedelleri ödemek zorunda kalmayız…

Sanayi çağıyla yükselen Ulus Devletler dönemi bilgi çağıyla sona mı erecek? (29.10.2018)

Sanayi çağıyla yükselen Ulus Devletler dönemi bilgi çağıyla sona mı erecek?

Bugün kapısına dayanan mültecileri sınırda durdurmak için tel örgülerin arkasına silahlı muhafızlar diken pek çok Avrupa ülkesi (örneğin Macaristan ve benzerleri) yoksul kaçakları! öldürmek amacıyla güvenlik elemanlarına vur emri veriyor ama aynı Macaristan (ve benzerleri) belli bir servete sahip her türlü yabancıyı kırmızı halılarla karşılamakta, vatandaşlık vermekte…

Sınırlarda artık iki tip görevli var: yoksulları vurmak için elde silah bekleyen muhafızlarla, para sahiplerini güllerle karşılayan pasaport vermeye amade memurlar..

Fransa’ nın çok kazanıyor diye kendisinden daha fazla vergi alacağını duyan ünlü aktör Gerard Depardieo beş yıl önce depreşen Rusya sevgisiyle o ülkenin vatandaşı olmakta beis görmedi. (geçtiğimiz günlerde aynı Depardieo Türkiye vatandaşı olmak istediğini açıklıyordu.)

Bugünkü ülkelere dayalı kurulu nizam artık çatırdamakta…

Gök kubbenin üstlerine yıkılacağını gören mevcut sistemin temel taşları önlem olarak küreselleşmenin önüne geçmeyi, gümrük duvarlarını yeniden inşa etmenin, yönettikleri ülkeleri güvenlik ve mali surlarla koruma altına almanın yollarını aramakta…

İroniye bakın ki, küreselleşmenin mucidi ABD bugün küreselleşmeye karşı…

Bir zamanlar küreselleşmeyi emperyalizmin yeni oyunu olarak gören Çin ise küreselleşmenin en büyük savunucusu…

Geldiğimiz sürece bakar mısınız?

ABD, Çin mallarına karşı ek vergiler koyarak, serbest ticaret anlaşmalarını ortadan kaldırmaya çalışırken, aynı serbest anlaşmalarını savunan ve aynı ABD’ yi fikir babası olduğu Dünya Ticaret Örgütü’ ne şikayet eden bir Çin var karşımızda…

Bu savaş barışla sonuçlanıp tüm dünyanın hükümran ülkeleri off shore adalarını yok etmeye kalkarlar mı?

Bunu yapmaları teorik olarak mümkün…

Ama pratikte böylesi bir önlem yeterli olur mu?

İşe yarar mı?

Burada da karşımıza yeni döneme damgasını vuran bilgi çağı ve o çağla ortaya çıkmaya başlayan digital para gibi enstrümanlar çıkmakta…

2. dünya savaşında zenginler menkul/gayrimenkul servetlerini külçe altına çevirip kapağı İsviçre’ ye attıklarında savaşan tarafların dokunmadığı bu cennette hayatlarını sürdürme imkanını buldular.

Ama altın bulundurmanın, taşımanın, İsviçre’ ye ulaştırmanın pek çok riski, karşılaşılan bedelleri vardı.

Oysa bugün cebinizde veya zihninizde taşıyabileceğiniz şifreyi dilediğiniz zaman ve mekanda para olarak harcayabileceğiniz Bitcoin ve benzeri çok sayıda uygulama artık altın ve dövizin yerini almakta…

Devlet otoritesine doğrudan bağlı ya da en azından onun gölgesinde hareket eden Merkez Bankaları tarafından üretilmeyen, bu nedenle de hiçbir devletin kontrolü altında bulunmayan sanal para dururken, her an gözetim altında bulunduğunuz, nereden bulduğunuzun hesabının merkezi devlet görevlilerince sorulduğu parayı kim ne yapsın?

Ortaya çıkan ve her gün farklı türevleriyle tanışmaya başladığımız digital enstrümanlar doğaldır ki, tam da bu hiçbir otoriteye bağlı olmamaları nedeniyle, devlet merkezli sistemin gözetimi altındaki kağıt paralara verecek en ağır hasarı…

‘şiddet tekelini elinde bulundurma’ yanında o şiddet tekelini bile ancak para basma gücüyle sürdüren ulus devletlerin asıl kontrol mekanizmasını kaybetmelerinin eli kulağında…

Örneğin bugün basma maliyeti neredeyse sıfır olan dolarlarla parasal anlamda dünyaya hükmeden ve kurduğu finans sistemi sayesinde küresel ekonomiyi kontrol eden ABD, yarın cebinde taşıdığı kağıt parçasındaki şifreyle dilediği varlığı alıp satabilen blockchain mantığından hareketle üretilen digital paralara karşı ne yapacak? (bugün dünya mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık %80′ i dolarla el değiştiriyor ve 100 dolarlık banknotun maliyeti yaklaşık 3 cent)

Sadece digital paralar mı tehdit ediyor ulus devletleri derseniz?

Onun kadar etkili bir başka etmen olan enerjiyi devlet ve devletin kontrol ettiği sistemin dışına çıkaran, farklı yenilenebilir enerji üretim modelleri sessiz sedasız boy vermekte…

Örneğin bir mahalle, kasaba, hatta küçük ölçekli ülkeleri kaplamaya başlayan güneş panelleri…

 Elektriğin hayatımıza girdiği ilk günden beri artan biçimde merkezi otoriteye ve o otorite ile ortak hareket eden enerji kartellerine mahkum eden eski tip elektrik üretim ve dağıtımını mikro ölçeklere indirgeyip yerelleştiren, özerk hale getiren güneş enerjisine dayalı yepyeni bir dönem bu…

O dönemin ayak seslerini duyuran en çarpıcı gelişme ise bugünlerde yoksul Porto Riko’ da yaşanmakta…

Porto Riko’ nun güneş enerjisiyle başlayan yeni yolculuğu bir sonraki makale konusu olsun…

Devletlerin para basarak güç sağlama dönemi de sona eriyor… (29.10.2018)

Devletlerin para basarak güç sağlama dönemi de sona eriyor…

Bugün kapısına dayanan mültecileri sınırda durdurmak için tel örgülerin arkasına silahlı muhafızlar diken pek çok Avrupa ülkesi (örneğin Macaristan ve benzerleri) yoksul kaçakları! öldürmek amacıyla güvenlik elemanlarına vur emri veriyor ama aynı Macaristan (ve benzerleri) belli bir servete sahip her türlü yabancıyı kırmızı halılarla karşılamakta, vatandaşlık vermekte…

Sınırlarda artık iki tip görevli var: yoksulları vurmak için elde silah bekleyen muhafızlarla, para sahiplerini güllerle karşılayan pasaport vermeye amade memurlar..

Fransa’ nın çok kazanıyor diye kendisinden daha fazla vergi alacağını duyan ünlü aktör Gerard Depardieo beş yıl önce depreşen Rusya sevgisiyle o ülkenin vatandaşı olmakta beis görmedi. (geçtiğimiz günlerde aynı Depardieo Türkiye vatandaşı olmak istediğini açıklıyordu.)

Bugünkü ülkelere dayalı kurulu nizam artık çatırdamakta…

Gök kubbenin üstlerine yıkılacağını gören mevcut sistemin temel taşları önlem olarak küreselleşmenin önüne geçmeyi, gümrük duvarlarını yeniden inşa etmenin, yönettikleri ülkeleri güvenlik ve mali surlarla koruma altına almanın yollarını aramakta…

İroniye bakın ki, küreselleşmenin mucidi ABD bugün küreselleşmeye karşı…

Bir zamanlar küreselleşmeyi emperyalizmin yeni oyunu olarak gören Çin ise küreselleşmenin en büyük savunucusu…

Geldiğimiz sürece bakar mısınız?

ABD, Çin mallarına karşı ek vergiler koyarak, serbest ticaret anlaşmalarını ortadan kaldırmaya çalışırken, aynı serbest anlaşmalarını savunan ve aynı ABD’ yi fikir babası olduğu Dünya Ticaret Örgütü’ ne şikayet eden bir Çin var karşımızda…

Bu savaş barışla sonuçlanıp tüm dünyanın hükümran ülkeleri off shore adalarını yok etmeye kalkarlar mı?

Bunu yapmaları teorik olarak mümkün…

Ama pratikte böylesi bir önlem yeterli olur mu?

İşe yarar mı?

Burada da karşımıza yeni döneme damgasını vuran bilgi çağı ve o çağla ortaya çıkmaya başlayan digital para gibi enstrümanlar çıkmakta…

2. dünya savaşında zenginler menkul/gayrimenkul servetlerini külçe altına çevirip kapağı İsviçre’ ye attıklarında savaşan tarafların dokunmadığı bu cennette hayatlarını sürdürme imkanını buldular.

Ama altın bulundurmanın, taşımanın, İsviçre’ ye ulaştırmanın pek çok riski, karşılaşılan bedelleri vardı.

Oysa bugün cebinizde veya zihninizde taşıyabileceğiniz şifreyi dilediğiniz zaman ve mekanda para olarak harcayabileceğiniz Blokchain olarak tanımlanan (Bitcoin ve onu takip eden pek çok uygulama) artık altın ve dövizin yerini almakta…

Ve bu henüz tanışmaya başladığımız digital enstrümanlar en ağır hasarı nereye verecek dersiniz?

‘şiddet tekelini elinde bulundurma’ yanında o şiddet tekelini bile ancak para basma gücüyle sürdüren ulus devletlerin asıl kontrol mekanizmasını kaybetmelerinin eli kulağında…

Örneğin bugün basma maliyeti neredeyse sıfır olan dolarlarla parasal anlamda dünyaya hükmeden ve kurduğu finans sistemi sayesinde küresel ekonomiyi kontrol eden ABD, yarın cebinde taşıdığı kağıt parçasındaki şifreyle dilediği varlığı alıp satabilen yeni sisteme karşı ne yapacak? (bugün dünya mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık %80′ i dolarla el değiştiriyor ve 100 dolarlık banknotun maliyeti yaklaşık 3 cent)

Sadece digital paralar mı tehdit ediyor ulus devletleri derseniz?

Onun kadar etkili bir başka etmen olan enerjiyi devlet ve devletin kontrol ettiği sistemin dışına çıkaran, farklı yenilenebilir enerji üretim modelleri sessiz sedasız boy vermekte…

Örneğin bir mahalle, kasaba, hatta küçük ölçekli ülkeleri kaplamaya başlayan güneş panelleri…

 Elektriğin hayatımıza girdiği ilk günden beri artan biçimde merkezi otoriteye ve o otorite ile ortak hareket eden enerji kartellerine mahkum eden eski tip elektrik üretim ve dağıtımını mikro ölçeklere indirgeyip yerelleştiren, özerk hale getiren güneş enerjisine dayalı yepyeni bir dönem bu…

O dönemin ayak seslerini duyuran en çarpıcı gelişme ise bugünlerde yoksul Porto Riko’ da yaşanmakta…

Porto Riko’ nun güneş enerjisiyle başlayan yeni yolculuğu bir sonraki makale konusu olsun…

AK Parti-MHP yerel ittifakı Mersin özelinde neden tıkandı? (25.10.2018)

AK Parti-MHP yerel ittifakı Mersin özelinde neden tıkandı?

Yerel seçimlere birlikte girilmeyeceği AK Parti- MHP’ nin tek karar vericileri pozisyonundaki liderlerince açıklanınca en çok merak edilen ve ortak cephe başta olmak üzere tüm siyasi kesimlerin merak ettikleri soru, 24 Haziran genel seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir araya geldikleri ‘Cumhur ittifakının’ akıbetinin ne olacağıydı?

Aslında Merak edilen bununla da sınırlı değildi.

Aylardır aynı sorunun cevabını ‘sürecek’ diye veren Bahçeli’ nin, bir yandan ittifaka övgüler dizerken, bir yandan da ittifak ortağına kulak vermediği sonradan anlaşılacak olan Adana ve Mersin Büyükşehir adaylarını nasıl olup ta kamuoyuyla üstelik isimleri de deklare ederek açıklamasıydı?

AK Parti, kapalı kapılar ardında 24 Haziran sonuçlarını ve o günden sonra da sürekli yaptırdığı anketleri masaya yatırdığında, oldu bittiye getirilen MHP hamlesinin güçlükleriyle yüzleşmekteydi.

O durum günden güne değişmek şöyle dursun, soru işaretlerini gidereceğine, AK Parti adına kaygıların daha da artmasına yol açmakta…

Adana’ da partisinin mevcut Büyükşehir Başkanı  Hüseyin Sözlü ile seçimlere gireceğini açıklayan Bahçeli, sıra Mersin’ e geldiğinde mevcut Büyükşehir Başkanı Kocamaz ile yollarının ayrıldığını söyleyip yeni aday olarak Toroslar Belediye Başkanı Tuna’ yı işaret etti.

Kocamaz’ ın sahneden inmek yerine, siyasete devam açıklaması MHP açısından durumu bugün daha da karmaşık hale getirmiş bulunuyor.

Aday ister Tuna, ister Kocamaz, ister bir başkası kim olursa olsun, 2014′ e göre köprülerin altından beklenenden de çok suların aktığı MHP cephesinde, Mersin yerel seçimlerinin ne kadar zor geçeceği yıllardır belliydi. Şimdi süreç daha da zor hale gelmiş bulunuyor.

Bu sadece Mersin Büyükşehir Belediyesi için de geçerli değil.

2014′ te Çamlıyayla, Tarsus, Toroslar, Erdemli, Mut, Gülnar, Bozyazı, Anamur ilçe belediyelerini alan MHP, 2018 genel seçimleri esas alındığında Mersinin hiçbir ilçesinde artık birinci parti bile değil…

Birinci parti olmak bir yana, Belediye Başkanını Büyükşehir adayı gösterdiği Toroslar ilçesinde MHP, AKP-CHP-HDP ardından dördüncülüğe, en iddialı olduğu ve 25 yıldır elinde tuttuğu Tarsus’ ta üçüncülüğe düşmüş durumda.

Tablo bu kadar netken, AK Parti özellikle Mersin’ i böylesine kan kaybetmiş MHP’ ye terk mi eder? Yoksa “zaten tabanda seçmen kendince ittifakı nasılsa yapar” düşüncesiyle ortalama Mersin seçmenini ikna edecek güçlü bir aday bulup yerel seçimlere onunla mı gider?

Yerel ittifakların oluşacağı ilçeler açısından tabloyu kestirmek kolay olsa da, iş Büyükşehir Belediye seçimlerine geldiğinde tahminlerde bulunmanın bile hayli zor olduğu, bilinmezlerle dolu bir sürece girdiğimizi itiraf etmeliyim.

Kafa karışıklığı sadece objektif gözlerle tabloyu değerlendirmeye çalışanlarla da sınırlı değil.

Mersin’ de 24 Haziran seçimleriyle birinci parti konumunu pekiştiren AK Parti’ nin iş yerel seçimlere geldiğinde somut atak şöyle dursun, aday adaylığı konusunda şu ana kadar sahaya sürecek dişe dokunur tek isim bulamaması ilginç olduğu kadar analize muhtaç bir durum…

Özetin özeti; AK Parti’ nin MHP ile girmeyi hesapladığı yerel seçimler bugün düne göre çok daha fazla bilinmezlerle dolu…

Bu cephedeki dağınıklık ve AK Parti’ nin üç seçimdir bir türlü kentin dokusuyla uyuşan aday bulamama sorunsalının şimdilik te olsa sürüyor olması 2019 yerel seçimleri hakkında somut analizleri imkansız kılıyor.

Ne yöne evrileceği kestirilemeyen bilinmezlerle dolu süreçte çoğu sorunun yanıtını almak için 31 Mart 2019 akşamını beklemek gerekebilir ki, bu 2004′ ten beri sonuçları daha adayların açıklandığı gün tahmin etmekte zorlanmadığımız Mersin adına son 15 yılın ilki olacak belki de…

AK Parti-MHP ittifakını Mersin düğümü bitirmeye aday (23.10.2018)

AK Parti-MHP ittifakını Mersin düğümü bitirmeye aday

Mersin’ de 24 Haziran genel seçimlerinden birinci çıkan ve kendisine en yakın olan CHP’ den 21 bin fazla oy alan AK Parti dururken neden ikinci parti CHP’ yi favori görüyoruz?

Bunun iki nedeni var…

Birincisi artık geleneksel hale gelen ve 2004 yerel seçimlerinden beri AK Parti’ nin Mersin’ e bakışından kaynaklı doğru aday bulamama ya da, Mersin’ i algılayamama anlayamama hali…

Gerçekten de 2004, 2009, 2014 yerel seçimlerinde iktidar partisi olma avantajını kullanamayan ve üç seçimde de üst üste aynı hataları yaparak kentin dokusuna uygun aday bulamayan, üstelik aldığı yenilgilerden dersler çıkarmayı dahi beceremeyen bir AK Parti gerçeği var karşımızda…

Ve neredeyse müzminleşmiş o ‘kazanabilme iddiası olan doğru adayı bulamamanın’ beslediği sorunlar artık “biz bu kenti alamayız” sendromuna yol açacak hale geldi.

O kadar ki, özellikle de 2009 ve 2014 adaylarını gören çoğu AK Partili, başta Erdoğan olmak üzere genel merkezdeki karar vericilerin Mersin Büyükşehir’i isteyip istemedikleri konusunu sorgulamaya başladı…

Kafa karışıklığına yol açan sorgulamada haksız da sayılmazlar.

Genel seçimlere kılı kırk yaran, tüm dengeleri gözeterek adaylar bulmaya çalışan iktidar, sıra Mersin’ e geldiğinde kazanma olasılığından çok, seçmenin oy vermekten kaçınacağı isimlerle yola çıkmakta beis görmedi…

Bu yapısal hale gelen kronik mesele yetmezmiş gibi yine AK Parti, önümüzdeki yerel seçimlere özgü, ‘pratik’ olduğu kadar, çözülmesi hayli zor bir başka sorunla karşı karşıya…

Ve çözülmeyen sorun gün geçtikçe iktidar partisinin Mersin özelindeki durumunu ağırlaştırmakta…

‘Pratikte Mersin’ e özgü’ olarak ortaya çıkan sorun son genel seçimde tarafların memnun kaldıklarını her fırsatta dile getirdikleri ‘Cumhur ittifakının’ yerel seçimlerde de sürmesini isteyen MHP Genel Başkanı Bahçeli’ nin hamleleri…

Örneğin, ‘ittifaka bağlılık’ tavrının sürdüğünü, o nedenle İstanbul ve Ankara’ da partisinin aday göstermeyip ‘Cumhur ittifakı’ ruhuna sadakatle AK Parti adayını destekleyeceğini açıklayan Bahçeli’ nin ani çıkışlarla Adana ve Mersin Büyükşehir’ de MHP adaylarını ilan edivermesi…

“Ver Adana Mersin’ i, al İstanbul Ankara’ yı” olarak basite indirgenip özetlenecek stratejik hamlenin iktidar cenahını artan biçimde zorlamaya başladığı özellikle AK Parti cenahında görülen huzursuzluk dolu ifadelere de yansımakta…

Başlarda ‘nasılsa çözülür, kervan yolda dizilir’ anlayışıyla hafife alınan Bahçeli’ ye özgü önerilerin yarattığı sıkıntının zamanla giderilmesi bir yana artarak sürdüğü AK Parti tepelerinden yükselen seslerden anlaşılıyor.

Örneğin iktidarın genel merkezdeki kurmaylarından Bülent Turan’ ın sözleri:

“MHP ile işbirliğini sürdürmenin zorlukları var. Çünkü bazı illerde yerel seçimlerde MHP ili almış ama genel seçimde 5. parti olmuş. (…) Dolayısıyla burada hangi partinin önde olacağı, hangi kriterin dikkate alınacağı gibi konular var. Halk siyasette hesabi işlere izin vermez. Masa başında iki parti anlaşıp ‘ortak aday’ çıkaracak dendiğinde iki partinin tüm seçmeni aynı adaya oy vermeyebilir. Aksine daha da olumsuz sonuç çıkabilir ve seçmenin kaçma ihtimali gündeme gelir. O nedenle masa başı hesaplar yerine toplumsal ilişki ve toplum vicdanı bu ittifakı sağlayacaktır.”

Turan, genelleştirse de, ‘MHP’ nin yerel seçimleri kazanıp son genel seçimde 5. parti durumuna düşmesi’ tanımına uyan tüm Türkiye’ de sadece iki il, Adana ve Mersin var…

Özellikle de Mersin iki partinin yerel seçime yönelik ittifak uzlaşmasının önündeki en ciddi engel olarak karşılarına çıkıyor ve yukarıda özetlenen AK Parti resmi görüşüne yansıdığı kadarıyla bir türlü de çözülemiyor.

Mersin özelinde yoğunlaşan sorunun önündeki engelleri ve ileride daha da büyüme istidadı gösteren gerilimi bir sonraki makalede ele alacağım…

22 Ekim 2018, Mersin

AK Parti-MHP yerel ittifakı Mersin özelinde tıkanıyor… (23.10.2018)

AK Parti-MHP yerel ittifakı Mersin özelinde tıkanıyor…

Gelin görün ki, Bahçeli’ nin ön hamle yaparak olası ittifak ortağına emri vaki yaptığı iki il de Adana ve Mersin…

Ve MHP açısından gözlerden uzak tutulmaması gereken çok önemli bir faktör de Mersin’ i Adana’ dan ayrıştıran özel durum…

Adana’ da partisinin mevcut Büyükşehir Başkanı  Hüseyin Sözlü ile seçimlere gireceğini açıklayan Bahçeli, sıra Mersin’ e geldiğinde mevcut Büyükşehir Başkanı Kocamaz ile yollarının ayrıldığını söyleyip yeni aday olarak Toroslar Belediye Başkanı Tuna’ yı işaret etti.

Kocamaz’ ın sahneden inmek yerine, siyasete devam açıklaması MHP açısından durumu daha da karmaşık hale getirmiş bulunuyor.

Aday ister Tuna, ister Kocamaz, ister bir başkası kim olursa olsun, 2014′ e göre köprülerin altından beklenenden de çok suların aktığı MHP adına Mersin yerel seçimlerinin ne kadar zor geçeceği yıllardır belliydi. Şimdi süreç daha da zor hale gelmiş bulunuyor.

Bu sadece Mersin Büyükşehir Belediyesi için de geçerli değil.

2014′ te Çamlıyayla, Tarsus, Toroslar, Erdemli, Mut, Gülnar, Bozyazı, Anamur ilçe belediyelerini alan MHP, 2018 genel seçimleri esas alındığında Mersinin hiçbir ilçesinde artık birinci parti bile değil…

O kadar ki, Belediye Başkanını Büyükşehir adayı gösterdiği Toroslar ilçesinde MHP, AKP-CHP-HDP ardından dördüncülüğe, en iddialı olduğu ve 25 yıldır elinde tuttuğu Tarsus’ ta üçüncülüğe düşmüş durumda.

Tablo bu kadar netken, AK Parti özellikle Mersin’ i böylesine kan kaybetmiş MHP’ ye terk mi eder? Yoksa “zaten tabanda seçmen kendince ittifakı nasılsa yapar” düşüncesiyle ortalama Mersin seçmenini ikna edecek güçlü bir aday bulup yerel seçimlere onunla mı gider?

Yerel ittifakların oluşacağı ilçeler açısından tabloyu kestirmek kolay olsa da, iş Büyükşehir Belediye seçimlerine geldiğinde tahminlerde bulunmanın bile hayli zor olduğu, bilinmezlerle dolu bir sürece girdiğimizi itiraf etmeliyim.

Bilinmezlerin yanıtını almak için 31 Mart 2019 akşamını bile beklemek gerekebilir ki, bu 2004′ ten beri sonuçları daha adayların açıklandığı gün tahmin etmekte zorlanmadığımız Mersin adına son yılların bir ilki olacak…

AK Parti-MHP ittifakı Mersin’ de düğümleniyor… (22.10.2018)

AK Parti-MHP ittifakı Mersin’ de düğümleniyor…

Mersin’ de 24 Haziran genel seçimlerinden birinci çıkan ve kendisine en yakın olan CHP’ den 21 bin fazla oy alan AK Parti dururken neden ikinci parti CHP’ yi favori görüyoruz?

Bunun iki nedeni var…

Birincisi artık geleneksel hale gelen ve 2004 yerel seçimlerinden beri AK Parti’ nin Mersin’ e bakışından kaynaklı doğru aday bulamama ya da, Mersin’ i algılayamama anlayamama hali…

Gerçekten de 2004, 2009, 2014 yerel seçimlerinde iktidar partisi olma avantajını kullanamayan ve üç seçimde de üst üste aynı hataları yaparak kentin dokusuna uygun aday bulamayan, üstelik aldığı yenilgilerden dersler çıkarmayı dahi beceremeyen bir AK Parti gerçeği var karşımızda…

Ve neredeyse müzminleşmiş o ‘kazanabilme iddiası olan doğru adayı bulamamanın’ beslediği sorunlar artık “biz bu kenti alamayız” sendromuna yol açacak hale geldi.

O kadar ki, özellikle de 2009 ve 2014 adaylarını gören çoğu AK Partili, başta Erdoğan olmak üzere genel merkezdeki karar vericilerin Mersin Büyükşehir’i isteyip istemedikleri konusunu sorgulamaya başladı…

Kafa karışıklığına yol açan sorgulamada haksız da sayılmazlar.

Genel seçimlere kılı kırk yaran, tüm dengeleri gözeterek adaylar bulmaya çalışan iktidar, sıra Mersin’ e geldiğinde kazanma olasılığından çok, seçmenin oy vermekten kaçınacağı isimlerle yola çıkmakta beis görmedi…

Bu yapısal hale gelen kronik mesele yetmezmiş gibi yine AK Parti, önümüzdeki yerel seçimlere özgü, ‘pratik’ olduğu kadar, çözülmesi hayli zor bir başka sorunla karşı karşıya…

Ve çözülmeyen sorun gün geçtikçe iktidar partisinin Mersin özelindeki durumunu ağırlaştırmakta…

‘Pratikte Mersin’ e özgü’ olarak ortaya çıkan sorun son genel seçimde tarafların memnun kaldıklarını her fırsatta dile getirdikleri ‘Cumhur ittifakının’ yerel seçimlerde de sürmesini isteyen MHP Genel Başkanı Bahçeli’ nin hamleleri…

Örneğin, ‘ittifaka bağlılık’ tavrının sürdüğünü, o nedenle İstanbul ve Ankara’ da partisinin aday göstermeyip ‘Cumhur ittifakı’ ruhuna sadakatle AK Parti adayını destekleyeceğini açıklayan Bahçeli’ nin ani çıkışlarla Adana ve Mersin Büyükşehir’ de MHP adaylarını ilan edivermesi…

“Ver Adana Mersin’ i, al İstanbul Ankara’ yı” olarak basite indirgenip özetlenecek stratejik hamlenin iktidar cenahını artan biçimde zorlamaya başladığı özellikle AK Parti cenahında görülen huzursuzluk dolu ifadelere de yansımakta…

Başlarda ‘nasılsa çözülür, kervan yolda dizilir’ anlayışıyla hafife alınan Bahçeli’ ye özgü önerilerin yarattığı sıkıntının zamanla giderilmesi bir yana artarak sürdüğü AK Parti tepelerinden yükselen seslerden anlaşılıyor.

Örneğin iktidarın genel merkezdeki kurmaylarından Bülent Turan’ ın sözleri:

“MHP ile işbirliğini sürdürmenin zorlukları var. Çünkü bazı illerde yerel seçimlerde MHP ili almış ama genel seçimde 5. parti olmuş. (…) Dolayısıyla burada hangi partinin önde olacağı, hangi kriterin dikkate alınacağı gibi konular var. Halk siyasette hesabi işlere izin vermez. Masa başında iki parti anlaşıp ‘ortak aday’ çıkaracak dendiğinde iki partinin tüm seçmeni aynı adaya oy vermeyebilir. Aksine daha da olumsuz sonuç çıkabilir ve seçmenin kaçma ihtimali gündeme gelir. O nedenle masa başı hesaplar yerine toplumsal ilişki ve toplum vicdanı bu ittifakı sağlayacaktır.”

Turan, genelleştirse de, ‘MHP’ nin yerel seçimleri kazanıp son genel seçimde 5. parti durumuna düşmesi’ tanımına uyan tüm Türkiye’ de sadece iki il, Adana ve Mersin var…

Özellikle de Mersin iki partinin yerel seçime yönelik ittifak uzlaşmasının önündeki en ciddi engel olarak karşılarına çıkıyor ve yukarıda özetlenen AK Parti resmi görüşüne yansıdığı kadarıyla bir türlü de çözülemiyor.

Mersin özelinde yoğunlaşan sorunun önündeki engelleri ve ileride daha da büyüme istidadı gösteren gerilimi bir sonraki makalede ele alacağım…

Mersin’ in bölgesel dengeleri, yerel ittifak denklemleri … (19.10.2018)

Mersin’ in bölgesel dengeleri, yerel ittifak denklemleri …

Zaman daraldıkça gerilim artıyor…

İşin ilginci ortada cepheler, farklı partiler arası gerginlik bir yana, alabildiğine sükunet var.

Ama iş aynı parti içinde yaşanmakta olan adaylık yarışına geldiğinde ortalık tek kelimeyle toz duman.

Bu alanda ilk sırayı tartışılmaz biçimde CHP alıyor. Hatta MHP’ nin mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kocamaz’ ı harcayıp yerine Toroslar Belediye Başkanı Tuna’ yı göstermesini saymazsak, CHP dışında hiçbir partinin ortaya çıkmış adayı yok… Aday olmayınca neyin kavgası yaşanacak ki?

CHP’ de erken başlayan ve gerilimlere yol açan adaylık çekişmelerinin de, özellikle isim netleştikten sonra yerini içeriden çok dışarıya yönelik çalışmalara bırakması beklenmeli…

Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile ilgili ittifak olasılıklarını ve her ittifak denkleminin getirip götürdüklerini önceki makalede kaba hatlarıyla da olsa ortaya koymaya çalışmıştım.

Aslında Büyükşehir’ i belirleyecek olan ilçeler ve ilçelerdeki ittifak arayışları…

Mersin demografik yapısı ve seçmen profili itibariyle başka hiçbir kente benzemeyen özelliklere sahip…

Bu nedenle başka seçim çevrelerinde belirlenen ortaklıklara benzer birlikteliklerle girilecek seçimler kağıt üzerinde yapılan hesaplardan çok daha farklı sonuçlara yol açabilir.

Kısaca siyasette “iki kere iki dört etmez” kuralı doğrudur ama siyasi literatüre girecek örnekleriyle Mersin’ in 70 yıllık seçim sonuçları baz alındığında çok daha geçerlidir…

Son zamanlarda unutulmaya yüz tuttu ama geçmiş seçimleri takip edenlerin hafızasında Mersin’ e özgü birinci ve ikinci bölgenin iki ayrı zıt kutuptan oluşan , sosyal siyasal ekonomik faktörlerin etkilediği farklılıkları yer etmiş durumda. Ve bu seçmen profili dün olduğu gibi bugün de geçerli.

Örneğin Mersin kent merkezinde yer alan 4 ilçe ile Tarsus’ un oy dağılımı ile batı Mersin olarak tanımlanan ve Erdemli’ den başlayıp Anamur’ a uzanan ikinci bölgenin oy dağılımı dün nasılsa bugün de öyle…

İster 2014 yerel seçimlerini ister son 24 Haziran sandık sonuçlarını esas alalım, gerçek değişmiyor. 2014 seçimleri Bütünşehir olarak adlandırdığımız il geneli yerine 2009′ da tanımlanan Büyükşehir sınırları içinde gerçekleştirilse Mersin Büyükşehir Belediyesi yine CHP’ nindi. Oysa öyle olmadı ve 2. bölgeden gelen oylarla MHP’ ye geçti.

24 Haziran 2018 seçimlerinde de milliyetçi-muhafazakar oyların partiler arası dağılımı değişse de tartışılmaz üstünlüğü sürdü. Örneğin 2014′ te MHP’ ye giden oylar bu kez MHP ile aynı hareketten kopan İyi parti arasında dağıldı.

Mersin’ in bu karmaşık yapısı irdelenmeden yapılacak her türlü ittifak girişimi hüsranla sonuçlanır.

Örneğin CHP Mersin Büyükşehir’ i alma konusunda en iddialı parti ama tek başına alacağı oylar ipi göğüslemesine yetmiyor. Kiminle ittifak yapabileceği konusunda da çok fazla seçeneğe sahip değil.

Seçimler Tarsus ve Mersin merkezden oluşan birinci bölgede yapılmış olsa işi kolaydı CHP’ lilerin.

HDP’ nin CHP’ den daha fazla oy aldığı Toroslar ve Akdeniz ilçe Belediye Başkanlığı seçimlerine iki partinin uzlaşacağı bir adayla girilir, Büyükşehir’ de de CHP desteklenirdi. Böylesi bir yerel ittifak Tarsus ve Yenişehir gibi HDP’ nin ciddi oyu olan ilçelerin CHP tarafından risksiz kazanılmasını sağlardı.

Oysa iş ikinci bölgeye geldiğinde CHP’ nin HDP’ ye değil, İyi Parti’ ye ihtiyacı var.

Aşağıdaki verilerden anlaşılacağı gibi İyi Parti desteğini alacak hatta çoğu ilçeyi İyi Parti adayına bırakacak CHP, Büyükşehir belediye şansını arttırmakla kalmaz, pek çok Belediyede karşı cepheyi zorlar.

Oy oranlarının da anlattığı gibi Mersin Büyükşehir Belediyesini kazanmaya CHP yakın gibi görünse de, kendileri açısından daha gidilecek daha çok yol, atılması gereken pek çok adım, gözetilmesi gereken  hassas denge var.

Adımların en önemlisi ve en zor hamlesi ise; birinci Bölgede HDP’ yi küstürmeyecek, ikinci bölgede İyi Parti’ yi yanına alacak Büyükşehir ve ilçe Belediye başkanlığına uygun isimler bulmak…

Çözümü hayli zor bir denklem bu…

AKP-MHP arasında Mersin üzerinden yaşanmakta olan gizli kavganın büyümesi ihtimaline dayalı bir zafere bel bağlanmıyorsa, gerçek bu…

Gerisi bizden çok Mersin’ i ciddi ciddi İyi Parti’ ye ve o partinin adayı olacağı anlaşılan Kocamaz’ a terk etme anlamına geliyor ki, o hesabın nerede şaşacağı sorusunun yanıtı şimdiden belli.

Umarım CHP genel merkezi tarafsız gözlerin gördüğünü görmek için 31 Mart 2019 akşamını beklemez…

 AKPCHPHDPİYİ PMHP
ÇAMLIYAYLA1.982852331.2171.681
TARSUS48.30351.84233.45027.46139.432
AKDENİZ39.17736.82653.4059.54011.375
TOROSLAR54.98633.64740.31620.45921.905
YENİŞEHİR31.11359.32633.77817.66811.672
MEZİTLİ26.52743.63118.30815.21411.416
ERDEMLİ36.94414.7783.54216.46115.898
SİLİFKE23.20622.8662.06019.83710.501
GÜLNAR5.8474.005923.2643.807
MUT16.19512.4484675.9534.862
AYDINCIK2.6101.875781.4671.167
BOZYAZI7.0263.0872514.6882.511
ANAMUR13.94312.9068739.5046.068

Mersin özelinde yerel ittifaklar… (16.10.2018)

Mersin özelinde yerel ittifaklar…

İşaret fişeğini Meral Akşener patlattığında henüz olası Mersin tablosu bu kadar net değildi.

Bir daha hatırlamakta yarar var: 30 Eylül günü Ankara’ nın nabzını iyi tutan deneyimli gazeteci Muharrem Sarıkaya ile gerçekleştirdiği söyleşide; “Kazanacaklarına kesin gözüyle baktığı il olup olmadığı, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük kentlerde nasıl bir yol haritası izleyecekleri” sorusuna şu yanıtı veriyordu:

“CHP ile ister iş birliği, ister tabanda birlik yöntemiyle olsun İstanbul, Ankara İzmir, bir ölçüde Eskişehir, Manisa, Aydın, Antalya, Adana, Mersin çok önemli. Bu şehirlerin tamamı referandumda ‘Hayır’ oyu verdi. Bunları alabilme imkanımız var…  Ama Manisa ve Mersin’i yüzde 100 biz alacağız.”

Akşener, neden onca il varken Manisa ve Mersin’ i dile getiriyor ve nasıl bu denli kesin ifadelerle ‘biz alacağız’ diyordu?

Öyle ya, İYİ Parti Mersin ve Manisa’ da bırakın birinciliği dişe dokunur bir başarı da elde edememişti.

Örneğin Mersin’ de AK Parti, CHP ve HDP’ nin ardından 154 bin oyla 4. parti olarak çıkmıştı. Kısacası öyle ili silip süpürecek, %100 kazanacak durumda değildi. İyi de durum bu iken ve 24 Haziranın üzerinden geçen 100 günde İyi Partiyi uçuracak cinsten mucizevi bir gelişme yaşanmamışken nerede saklıydı Akşener’i böyle konuşturan tablo?

Sanırım sorunun cevabı bu açıklamanın ardından özellikle de Mersin’ de kaynatılmaya başlanan “Kocamaz CHP adayı oluyor” kazanının içinde saklıydı…

Saklıydı çünkü; 24 Haziran 2018 seçimleri Türkiye genelinde ortaya çıkan tablonun verdiği derslerden çok Mersin adına üzerinde epeyi konuşulması, tartışılması gereken derslerle doluydu.

Örneğin Mersin sonuçlarına göre partileri iki gruba ayırmak gerekiyor; 325 bin oy alan AK Parti ile 304 bin oya sahip CHP ile onları sırasıyla takip eden HDP (193), İyi Parti (154) ve MHP (145)

Sıralama ve oy miktarları şu bakımdan önemli; CHP ve AK Parti olmadan kurulacak hiçbir ittifakın yerel seçimlerde Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanması söz konusu değil.

Ancak AK Parti ve CHP’ nin de yanlarına üç partiden en az birini almadan başarı şansı yok…

Bu durumda ihtimallerden yola çıkıp tahmin yürütmek biraz daha kolay:

AK Parti için akla en yakın formül 24 Haziran Cumhur ittifakını sürdürüp MHP ile Mersin’ de birlikte hareket etmek.

En akla yakın görünen bu formülün iş pratiğe geldiğinde ne kadar sorunlu olduğunu sanırım yeniden dillendirmeye gerek yok.

Üstelik Bahçeli’ nin elini çabuk tutup MHP adayını ilan etmesi sıkıntıyı daha da büyütmüş görünüyor.

MHP’ nin Toroslar Belediye Başkanı Hamit Tuna’ nın üstelik doğrudan Bahçeli tarafından aday olarak açıklanması AK Partiye fazla bir hareket alanı bırakmıyor. Erdoğan İstanbul ve Ankara hatırına ya 145 bin oya sahip MHP’ ye Mersin’ i bırakacak. Ya da yerelde ittifak tepede olmaz, yerelde ve gönüllerde olur deyip partisinin kendi adayıyla seçime girmesinin önünü açacak.

Gerçekten zor durum.

Zorluk sadece AKP-MHP birlikteliğinde değil, diğer cephede de CHP’ nin destek arayışları nedeniyle ortalık toz duman…

304 bin oya sahip CHP’ nin de özellikle iş Mersin’ e geldiğinde fazla seçeneği yok.

CHP Mersin Büyükşehir Belediyesini almak istiyorsa Ya HDP, ya da İyi Parti desteğini alması gerekiyor…

Mevcut siyaset iklimi o hale getirildi ki bugün HDP ile aynı karede fotoğraf vermenin bile kendince zorlukları var. “Kendini sosyal demokrat olarak tanımlayan bir parti nasıl olur da, böylesi bir etnisite tuzağına düşebilir?” soruları üzerinden elbet konu tartışılabilir ancak ortada bir gerçek var. Ve o gerçek nedeniyle CHP iş Mersin’ e geldiğinde HDP ile Erdoğan’ ın dillendirdiği “gönül ittifakı” türünden bir birliktelikle yetinmek zorunda  kalabilir.

O “gönül ittifakı” elbette karşılıksız bir ilişki değil. Örneğin CHP, HDP’ ye Akdeniz’ i hatta kazanma olasılığı zayıf Toroslar Belediye adaylıklarını bile (zayıf aday ve benzeri yöntemlerle) destek karşılığı bırakabilir.

CHP genel merkezini Mersin özelinde asıl zorlayan formüllerin ise CHP-İyi Parti  kombinasyonları olduğunu tahmin ediyorum.

Bana göre, Akşener’ in “Mersin’i alırız” iddiası da aynı temele dayanıyor.

Mevcut Mersin BŞ başkanı Kocamaz’ ın partisinden aday gösterilmemesiyle başlayan süreci, Kocamaz’ ın sahayı terk etmemesi ve bir biçimde bir başka partiden de yeniden seçilme şansını zorlayacağı biçiminde okumak gerekiyor.

“Anketler yaptırdım, %42 oy desteğim var” biçimindeki sözleriyle, son dönem sosyal medyaya yansıyan açıklamaları gösteriyor ki, Kocamaz arayışta.

MHP kapılarının kapandığı bugün akla, mantığa en yakın olasılık İyi Parti’ den aday olması. Aday olmaya olsun da, İyi Partinin Mersin oyları tek başına onu yeniden Büyükşehir Başkanlık koltuğuna oturtmaya yeter mi? Yetmiyor…

Kaldı ki, pek çok ankette İyi Partinin 24 Haziran sonrası oylarını arttırması bir yana kan kaybettiğini gösteriyor.

Tıpkı AKP’ nin İstanbul, Ankara hatırına Mersin’ i MHP’ ye bırakması gibi zorlama formüllerden çok daha beteri ve risklisi bugün İyi Parti tarafından CHP genel merkezine götürülmüş olabilir mi?

İstanbul, Ankara bir yana, İyi Parti’ nin potansiyel olarak belli oranda oya sahip olduğu bazı illerde CHP’ yi desteklemesi karşılığı Mersin Büyükşehir Belediyesinde kendi adayının desteklenmesini isteme olasılığından söz ediyorum.

Günlerdir Mersin özelinde tüm CHP’ lileri geren ve tedirgin eden mesele dönüp dolaşıp bu olasılığa dayanıyor. Genel Merkezin sanki açıklama yapma zorunluluğu varmış gibi sessizliği de ‘hayra yorulmazken’ işte bu senaryoya dayanıyor.

Kılıçdaroğlu ve yönetimi böylesine tabandan kopuk formüle evet der mi?

Daha iyi anlaşılması için daha açık ifadeyle sorayım:

CHP Genel merkezi başka yerlerde İyi Parti oylarını alayım derken Mersin’ i kaybetmeyi, o ünlü sözün tanımıyla Dimyat’ a pirince giderken evdeki bulgurdan olmayı göze almış olabilir mi?