Adayları kim belirler? Yerel demokrasinin neresindeyiz?

(31.01.2019)

Adayları kim belirler? Yerel demokrasinin neresindeyiz?

Özellikle de CHP’ nin kazanma olasılığı yüksek Büyükşehir ve ilçe belediyelerine göstereceği adayları belirleme süreci hayli sancılı geçti…

‘Neden diğer partilerden çok CHP, süreci sıkıntılı geçirmekte?’ gibisinden bir soru akla gelebilir…

Onun nedeni, parti içi demokrasinin CHP’ de diğer partilere oranla daha fazla işlediği gibisinden tezlerle izah edilebilir..

Gerçekten öyle mi?

Eğer karşılaştırma AK Parti, MHP başta olmak üzere diğer partiler üzerinden yapılacaksa iddiada doğruluk payı da var.

Örneğin AK Parti bırakın aday belirleme sürecini, çok daha önce ülkenin en büyük iki metropolünün Büyükşehir Belediye Başkanlarına üstelik görev süreleri henüz dolmamışken ‘hadi bakalım kalkın oradan’ demedi mi?

İstanbul ve Ankara’ nın seçilmiş Belediye Başkanları ‘bizi halkımız hür iradesiyle beş yıllığına seçti, seçimle geldik, seçimle gideriz’ diyebildi mi?

AK Parti dediğime de bakmayın, partinin kendisinden çok tüm kararları tek başına veren bir Erdoğan iradesinden söz ediyoruz.

24 Haziran genel seçimlerine kadar sürdürdüğü Cumhur ittifakının yerel seçimlerde geçerli olmayacağını ‘sepeti koluna, herkes yoluna’ jargonuyla sona erdiğini söyleyen de, bir süre sonra anketler alarm verince yeniden MHP ile kader birliğine devam diyen de tek başına aynı irade…

AK Parti böyle de MHP farklı mı?

Orada da tek başına Bahçeli, dilediği yerde dilediği ismi aday göstermekte beis görmüyor.

Kamuoyu yoklamalarından, anketlerden geçtim, aday göstereceğiniz Belediye sınırlarındaki sivil toplum örgütlerinin, bu işlere aklı eren kimi insanların görüşüne başvuruldu mu?

Hayır…

Bırakın seçmenin ya da tabanın görüşlerini, yeniden kader birliği yapmaya karar verdiğiniz ittifak ortağınızın bile görüşlerine başvurmadan milyonlarca seçmene sahip kimi Belediyelerde adaylarınızı açıklayıveriyorsunuz…

Örnek mi?

Adana, Mersin…

2014 yerel seçimlerinde iki ilin Büyükşehir belediye başkanlığını kazanan MHP, 24 Haziran genel seçimlerinde iki ilde de 5. parti olarak çıkmasına karşın, Ankara ve İstanbul’ da AK Partiyi destekleme karşılığı ittifakın Adana ve Mersin Büyükşehir seçimlerine MHP çatısı altında gitmesini sağladı.

Ve şimdi ittifak partileri seçmenin yerel seçimler bağlamında Bahçeli’ nin işaret ettiği adaylara oy vermesini bekliyor…

Mersin’ de  24 Haziran günü AK Partiyi tercih eden 325 bin seçmen yerel seçim günü sandığa gidip pusulada üç hilalin altındaki adayı işaretleyecek, öyle mi?

Bunun adı siyasi mühendisliktir ve diğer mühendisliklerde geçerli aritmetik kuralların işlemediğini gösteren sayısız örnekle doludur geçmiş…

Örneğin Mersin’ de 16 yıldır AK Partiye oy vermiş muhafazakar Kürt seçmenin, aynı gönül rahatlığıyla bu kez MHP’ li adaya oy vermesine dayalı masa başında kurgulanmış bir proje var karşımızda…

Ekonomik kriz de cabası…

Ve Bahçeli MHP’ sinin tüm beklentisi bu projenin firesiz işleyeceği…

Ankara’ da masada tasarlanan hesabın sahada tutup tutmayacağını görmek için elbette 31 Mart akşamını beklemek lazım…

Ama bugünden görünen şu; bırakın seçmeni hatta parti tabanlarını, yerel anlamda hiçbir görüşün hesaba katılmadığı tek seçicilere dayalı bir sisteme sahibiz ve bu sistem katılımcı demokrasiye evrilmediği sürece de bu kaostan çıkış mümkün değil…

2010’dan bugüne küresel marka trendleri ve değişen paradigma…

(29.1.2019)

2010’dan bugüne küresel marka trendleri ve değişen paradigma…

Brand Finance’ in küresel markalar araştırması elbet ilk 20 markadan ibaret değil…

Pek çok veriden hareketle hazırlanan sıralama gerçekte en büyük 500 firmayı kapsıyor.

500 firma sıralaması son on yılda üretim, tüketim mekanizmalarının nasıl değiştiğini, hızlanan biçimde üretimden çok teknoloji ile birleşen pazarlama teknikleri ve inovatif modellerin öne çıkmaya başladığını ders niteliğinde ortaya koyacak netlikte…

Örneğin 2010 sıralamasında 20 milyar dolarlık marka değeriyle 19. lukta yer alan ABD’ li film yapımcısı Disney ve 22. sırada yer alan 18,7 milyar dolarlık Enterprise isimli yine ABD’ li araba kiralama şirketleri yer alırken 2019′ da yükselişe geçen ve gündelik hayatımızı şimdiden etkilemeye başlayan iki şirket dikkat çekiyor. Bunlardan biri Disney’ in yerini alan Netflix ve Enterprise’ i sollayıp tüm dünyada araba kiralama konseptini baştan aşağı değiştiren UBER isimli kuruluşlar…

Son bir yılda Netflix marka değerini %105 arttırıp 21,2 milyar dolara ulaşırken, 2018′ de yer aldığı 147′ likten bir yıl içinde 77. liğe sıçramış.. Performansına bakılırsa bir iki yıl içinde Netflix’ in ilk 20′ ye girmesi sürpriz sayılmamalı…

2018′ de 89. sırada yer alan Uber ise 20 basamak çıkarak 2019 ligine 69. luktan giriş yapıyor. Marka değeri de 16,6 milyar dolardan 22,5 milyar dolara çıkıyor.

İki şirketin yani Netflix’ in Disney ve Uber’ in Enterprise’ ten farkına gelince:

Netflix Disney gibi film üretmekten çok, başkalarının filmlerini dijital ortamda izlenmesini sağlayan bir şirket. Aslında bir dönem her köşe başında yer alan kaset kiralama şirketlerinden farksız, tek fark internet üzerinden akıllı telefonlar, tabletler ve hepsinden önemlisi smart olarak tanımlanan akıllı televizyonlar üzerinden evlere girmesi…

1997′ de DVD kiralamayla başlayan macera 2011′ den itibaren hızlanan ve kalitesi de artan internet sayesinde bugün bambaşka bir kulvara sıçramış bulunuyor.

Netflix öylesine gelişme potansiyeli taşıyor ki, bugüne kadar sinema salonlarında izleyici ile buluşan filmler artık salonlardan evlerdeki televizyon ekranlarına taşınmakta. Şirketin yıllar itibariyle abone sayılarındaki artış her şeyi özetliyor:

2011′ de 23 milyon olan abone sayısı, 2014′ te 57, 2016′ da 94, 2017′ de 118, 2018′ de 150 milyona ulaşmış bulunuyor.

Şirketin 2018 yılında belgesel, dizi ve film gibi finanse ettiği özgün yapımlara ayırdığı bütçe 8 milyar dolar iken 2019′ da sadece yapım bütçesinin 15 milyar doları bulması öngörülüyor.

Yapımların içinde Roma isimli filmin şimdiden 12 dalda Oscar adayı olduğunu da not edeyim.

Platformda Güney Kore’ den Türkiye’ ye, Brezilya’dan Meksika’ ya çok sayıda ülkeye ait dizi de yer alıyor. Netflix aboneliğinin olumlu tarafı internet bağlantısının olduğu her yerden bağlanıp dilediğiniz yapımı izleyebilmeniz…

Kısaca Afganistan’ da olmanızla Amerika’ da olmanız arasında fark yok. Aynı anda yayına giren bir yapımı izleyebiliyorsunuz. Şirket müşteri potansiyeli olan tüm ülkelerde ya o ülke dilinde dublaj yapıyor. Dublajın yapılmadığı hallerde ise çeşitli dillerde alt yazı seçeneğiniz var…

Elbette pek çok insan tek bir şirketin yakında milyarlarca eve girme olasılığının nasıl bir sosyal, kültürel ve hatta siyasal dayatma tehlikesini barındırdığını haklı olarak dile getirecektir.

Oturup bunları tartışmamız gerekiyor ama gelmekte olan dalganın önünde durmak ne ölçüde mümkün? Emin değilim…

Uber’ in durumu daha da çarpıcı:

Uber’ in kendisine ait tek arabası yok, başkalarının arabalarıyla yolcu taşıma işini yine internet üzerinden organize ediyor…

“Başkasının taşıyla başkasının kuşunu vurmak” derler ya, o hesap…

Şirket geliştirdiği ve akıllı telefonlara entegre ettiği yazılımla, sözleşme imzaladığı araba sahiplerine cep telefonu uygulamasıyla müşteri buluyor. Ve Uber bu aplikasyon sayesinde şimdiden ABD’ deki pek çok kentte bugüne kadar yolcu taşıma amacıyla caddeleri dolduran taksilerin pabucunu dama atmaya başladı.

Uygulama İstanbul’ da taksici şiddetiyle engellenmeye çalışılıyor ama eninde sonunda Uber ve benzeri modellemeler ayakta kalacak.

Ayakta kalacak çünkü gideceğiniz yere kadar sizi izleyen uygulamayla en kısa zamanda en ucuza gitmenizi sağlayan, bindiğiniz aracı ve sürücüyü otokontrol mekanizmalarıyla sürekli denetleyen, müşterinin kazık yemesini, kötü muamele görmesini engelleyen çağdaş yöntemler geçerli…

Özetle müşteri memnuniyetini ön planda  tutan bir yönetim anlayışı söz konusu ve sigara içen, daha fazla para almak için yanlış rotaya sapan sürücüyü cezalandıran, sözleşmesini feshetmeye varan yaptırımlar sayesinde müşteri bilmediği araçlar yerine artık uber uygulamasıyla taksi çağırmayı tercih ediyor.

Uber’ in bugün dünya üzerinde 65 ülkeye yayılan 3 milyonu aşkın sürücüyle sadece 2018′ de 75 milyon yolcu taşıdığını not etmek, taksi taşımacılığı konusunda önümüzdeki süreci anlatmaya yeter sanırım.

2010′ dan bugüne Dünyanın en değerli markaları…(ABD’den Çin’e kayan eksen) (25.1.2019)

2010′ dan bugüne Dünyanın en değerli markaları…(ABD’den Çin’e kayan eksen)

Önceki makalede Brand Finance şirketinin pek çok veriden hareketle geleneksel olarak her yıl yayınladığı dünyanın en değerli markaları araştırmasının sonuncusuyla ilgili ilgimi çeken kimi değerlendirmelere yer vermiş, makaleyi ” Eskiler, yeniler, kaybolmaya yüz tutanlar ve yeni dönemin yıldızları…” cümlesiyle noktalamıştım.

Kaldığım yerden devam edeyim ve son on yılda marka değerleri açısından küresel ligdeki değişimleri paylaşmaya çalışayım…

Öyle fazla gerilere gitmeye gerek yok…

2010 ve 2019′ un ilk yirmi markasına baktığımızda bile öylesine bir değişim yaşanmış ki, yüz yıl on yıla sığdırılmış hissine kapılıyor insan…

2010 yılında ilk yirmiye giren şirketlerin ancak altısı 2019 sıralamasına girebilmiş*…

Bunların arasında uzun yıllar dünya liderliğini elden bırakmayan ve 2010′ da da açık ara birinci olan Walmart bu kez on birincilikte yer bulabilmiş kendisine.

2010′ un onuncu sırasındaki Toyota ise bu kez on yedinciliğe gerilemiş…

2010 ve 2019′ un süper 20 ligine girebilen diğer 4 şirketin ortak yanı dördünün de ABD’ li ve bilişim, iletişim şirketleri olması.. Daha da önemlisi dördü de ya nüans farkıyla yerini korumuş ya da mobil telefon alanında ilerlemeyi hedef olarak seçen AT&T ve Verizon gibi hızlı yükselişler kaydetmiş…

Örneğin 2010 ligini 36 milyar dolarlık marka değeriyle ikinci olarak bitiren Google, 2019′ da 142,7 milyar dolarlık değerle üçüncü sırada.

2010’da 33,6 milyar dolar ile beşinci sırada yer alan Microsoft ise 119,6 milyar dolarla 2019′ un dördüncüsü…

2010′ dan 2019’a uzanan on yıllık yolculukta ilk 20′ nin 14′ ü küme düşmüş. İçlerinde yeniden dönen olur mu bilemem ama tarih sahnesinden çekilmeye başladıkları gerçeği ortada…

2010’un üçüncüsü Coca Cola, on sekizincisi McDonald’s, on altıncılıktaki bira markası Budweiser ve on yedinci sıradaki market zinciri Tesco artık yok…

2010′ da ilk yirminin içinde HSBC, Banc of America, Santander, Wells Fargo gibi dünyayı titreten dört banka varken 2019′ da bunların hiç biri ilk yirmiye girememiş.

Gelişmiş ülkelerde gözden düşen bankacılık 2019′ da Çin’ de yükselişe geçiyor.Yukarıdaki dörtlünün yerini sırasıyla ICBC, China Cons. Bank, China Cons. Bank, China Cons. Bank olmak üzere dört Çin bankasının alması gerçekten ilginç ve dikkate değer bir gelişme…

2010′ larda dünya bilişim sektörüne damgasını vuranlardan IBM, HP gibiler artık ilk 20′ deki ligde yer almazken, onların yerine Güney Kore’ li Samsung ve Çin’ li Huawei hayli iddalı giriş yapmış. 2018′ de 38 milyar dolarlık marka değeriyle 25. likte kendine yer bulan şirket 2019 liginin 12. sırasına 62,3 milyar dolarlık değerle giriş yapıyor.

2010 ve 2019′ un ilk yirmileri içinde en dikkat çeken performansa sahip şirketleri Samsung ve Huawei’ den ibaret değil. Asıl konuşulması gerekenler 2010′ un yirmincisi Apple ve o tarihte sıralamada bile yer almayan Amazon…

2010′ un lideri ve ABD’ nin en büyük marketler zincirine sahip Walmart tahtı e-alışveriş ile ünlenen ve 2010 sıralamasında ilk 20’de kendine yer bulamayan Amazon’a terk ederken, o yıl 20. sırada yer alan Apple artık Amazon’ un ardından en iddialı yükselişi gösteren ikinci şirket…

2010′ da 41,4 milyar dolar değere sahip Walmart bugün 67,9 milyar dolarlık marka değerine ulaşırken, 2010′ un 6 milyar dolarlık değere sahip kitap, cd satıcısı Amazon bugün 188 milyar dolarlık marka değeriyle dünyanın en büyük alışveriş sitesinin sahibi 21. yüzyılı sembolize eden sanal marketi…

2010′ da 20 milyar dolara (19,8) yaklaşan değerine sahip Apple ise 2019′ da 154 milyar dolara (153,6) milyar dolarlık değerle Amazon’ u zorlayan en ciddi şirket…

Ve ilginç olduğu kadar üzerinde durulması gereken bir başka bulgu:

2010′ da şirketlerin ülke dağılımı 16 ABD’ li, 2 İngiliz, 1 Japon ve 1 Hong Kong-İngiliz kırması (HSBC) olarak gerçekleşirken, 2019’da 9 şirketle Çin başı çekerken onu 8 şirketle ABD ve birer şirketle Almanya, Güney Kore ve Japonya takip ediyor.

Şirketlerin 2010- 2019 marka değerleri üzerinden performansını değerlendirirken gelmekte olan dalgayı yansıtması yanında üretimin değişen yapısını da yansıtacak bir iki örnekle noktalayayım diyorum ama bir sonraki makaleye bırakayım onu da….

  ülke 2010 değeri, yeri 2019 değeri, yeri
Walmart ABD 41,4 (1) 67,9 (11)
Google ABD 36 (2) 142,7 (3)
Coca Cola ABD 34,8 (3) 36,2 (38)
IBM ABD 33,7 (4) 33 (40)
Microsoft ABD 33,6 (5) 119,6 (4)
General Elec ABD 31,9 (6) 28,3 (51)
Vodafone İngilt. 29 (7) 21,3 (75)
HSBC Hong Kong 28,5 (8) 20,2 (82)
HP ABD 27,4 (9) – (186)
Toyota Japonya 27,3 (10) 52,3 (17)
AT&T ABD 26,6 (11) 87 (6)
Bank of Amer. ABD 26 (12) 36,7 (34)
Santander bank ABD/İsp. 25,6 (13) 17,5 (96)
Verizon ABD 23 (14) 71,2 (9)
Wells Fargo ABD 22 (15) 40 (30)
Budweiser ABD 21,3 (16) 7,1 (267)
TESCO İngilt. 20,6 (17) 9,9 (154)
McDonald’s ABD 20,2 (18) 31,5 (43)
Disney ABD 20 (19) 45,8 (25)
Apple ABD 19,8 (20) 153,6 (2)

Mersin’ in yaşadığı en büyük afet hangisi?… (19.1.2019)

Mersin’ in yaşadığı en büyük afet hangisi?…

15 Ocak 2019 akşamı Mersin son yılların en şiddetli fırtınasını yaşadı.

100 kilometreye yaklaşan hızıyla Akdeniz’den gelen ve yer yer 5 metreye ulaşan dalgalar kayalarla doldurulan kent içi sahil kreasyon alanını tahrip etti. Deniz kucağına bırakılan kayaları geri kustu. Rüzgarın şiddetinden liman sahası da etkilendi.  Üst üste koyulmuş boş kontaynerler kibrit kutusu gibi devrildi. Karaduvar yakınlarında aylardır bekletilen boş bir gemi de karaya vurdu…

Ürkütücü tabloyu görenler ‘Mersinin yaşadığı en büyük felaket’ olarak  yorumladılar.

Peki, kenti etkileyen bu son fırtına gerçekten de kentin yaşadığı en büyük doğal afet miydi? Elbette değil…

Aslında birkaç yıl önce kaleme aldığım ve yazı dizisi halinde yayınlanan ‘Mersin’ in sellerle imtihanı’ yazı dizisinde kentin son yüz yılına damgasını vuran doğal afetleri kronolojik biçimde anlatmaya çalışmıştım. Merak eden http://www.abdullahayan.wordpress.com adresinden yararlanabilir.

Mersin yağışların arttığı Kasım ayından başlayarak Şubat ortasına kadar her yıl sel tehdidiyle karşı karşıya kalan bir kent. Ama biri eskilerde, diğeri halen yaşayan tanıkları nedeniyle biraz daha yakın zamana ait iki felaket var ki, diğerlerinden farklı.. Bu ikisini yeniden özetlemeye çalışayım, hangisinin ‘Mersinin yaşadığı en büyük felaket’ olduğuna siz karar verin…

**

1 Aralık 1936 salı günü başlayan yağmur ve denizde şiddetlenen rüzgar bir süre sonra lodos fırtınasına dönüşür. Günlerce süren yağmur, Eferenk deresini besleyen suların kontrolden çıkmasıyla kentin üzerine kabus gibi gelir.

Denizde başlayan afet, beşinci gün Eferenk (Müftü) deresinin taşmasıyla kentte can pazarı yaşanmasına yol açar..

Karadaki iskelelerden gemilere mal taşıyan liman şirketine ait tam 29 mavna ve şat karaya vurup kullanılmaz hale gelir. (şat ve mavnalar limanın hizmete açıldığı 1960 yılına kadar, iskelelere yanaşamayan büyük gemilere karadan mal taşımakta kullanılan araçlar)

Denizi kaplayan sis dağıldığında felaketin boyutları daha iyi anlaşılır. Sahildeki balıkçı kayıklarıyla sandalların tamamı parçalanmış, açık denize açılmaya fırsat bulamayan 60 tonluk yelkenli dalgaların etkisiyle sahile vurmuştur.

6 Aralık Pazar günü yayınlanan Yeni Mersin gazetesi denizdeki son durumu şöyle özetleyecektir:

“Karaya vuranlar dışında kalan denizdeki vesaitten henüz malumat alınamamaktadır. Fırtına bütün şiddetiyle devam ediyor.

Şimdiye kadar insanca zayiat yoksa da, vapurlara aktarılmak üzere mavnalara yüklenmiş tüccar mallarının bir kısmı fırtınayla karaya fırlatılmıştır”

Ancak gazete baskıya girdikten sonra Cumartesi akşama doğru asıl korkulan haber Toroslar’ daki ormancılar tarafından yetkililere ulaştırılır.

Eferenk deresini besleyen sular eriyen karların da etkisiyle kontrolden çıkmış kente doğru azgın biçimde gelmektedir.

Risk taşıyan mahallelerdeki evlerin öncelikle alt katları boşaltılır.

Beklenen olur. Gecenin ilerleyen saatlerinde özellikle Yeni Mahalle ve Müftü Köprüsü civarı sel sularıyla kaplanır. Ve her kış yaşananlar, her yağmurun ardından çekilen çileler bir kez daha depreşir.

Beş gün süren felaketin daha ikinci gününde Yeni Mersin gazetesinin o günlerdeki başyazarı Rıza Atilâ köşesinde dile getirdiği sorunlar ve Belediyeye yönelttiği eleştirilerle hayli çarpıcı tespitlerde bulunur.

İşte kendi kaleminden Atilâ’ nın o afet vesilesiyle ortaya koyduğu gözlemleri:

“…

Yapmak vazifesi kime ait olursa olsun ortada yapılmadığı, bakılmadığı, benimsenmediği için şehir halkına ıstırap veren şehri gerileten, bir çok haller var. Belediye bunları üstüne almadığına göre başka bir teşkilata ait demektir.

Düne kadar bunlardan bir çoğu göze çarpmıyordu. Evelki gece başlayan ve halâ devam eden yağmur şehrin badanasını sildi, süpürdü; imar, inşa, tamirat ve daha benzeri neler varsa bünyelerini ortaya çıkardı.(…)”

Mersin bunları yaşarken henüz Seyhan nehrini kontrol eden baraj yapılmadığı için her yıl zaman zaman azgınlaşan nehrin koynundaki Adana o kadar şanslı değildir.

Kente hayat veren Seyhan bu kez kabus gibi çöker. 5 Aralık 1936 günü 400 metreyi bulan genişliğe ulaşarak Adana’ yı deyim yerindeyse yutar.. Asri Sinemada gelmekte olan kabustan habersiz film seyreden aileler, etrafa savrulan çocuklar..

Türksözü gazetesi o tabloyu şöyle özetleyecektir:

afetten 30 bin kişi etkilenmiş, 1500 ev yıkılmış, 5 milyon liralık maddi hasar meydana gelmiş olsa da can kaybı 39′ dur.”

7 Aralık 1936 günü Adana afetini konuşmak üzere toplanan Büyük Millet Meclisinde dönemin Sağlık Bakanı Refik Saydam’ ın verdiği bilgiye göre ise “40 kadar boğulan vardır”

O günlerde Adana- Mersin planlarını yapmakta olan ünlü kent mimarı Jansen Seyhan tehdidine karşı pek çok öneride bulunur.

Her zamanki gibi öneriler yetkililerin bir kulağından girip öbüründen çıkacak, bir sonraki felakete kadar konu kapanacaktır…

Yerel seçimlere doğru Mersin.. (Vahap Seçer’ li CHP’ nin durumu) 14.1.2019

Yerel seçimlere doğru Mersin.. (Vahap Seçer’ li CHP’ nin durumu) 14.1.2019

Yerel seçimlere 75 gün kala Mersin’ de, partilerin ortaklıkları, adayları ve stratejileri üç aşağı beş yukarı belli olduğuna göre, 31 Mart yerel seçimleriyle ilgili tahmin yapmak, olasılıkları değerlendirmek, bugün düne göre daha kolay.. (analizlerin henüz aday açıklamamış HDP’ yi dışarıda tutarak yapıldığını not etmekte yarar var)

Önceki makalede 24 Haziran seçimlerine ortak giren AK Parti-MHP’ nin Mersin özelinde benzer ittifakı MHP’ li aday Hamit Tuna ile sürdürmeleri ışığında ele almış ve genel seçimlerde bile zorlama düzenlemelerle hayata geçen ittifak denemesinin kendine özgü iklimi, dinamikleri nedeniyle yerel seçimlerde ortaya çıkacak güçlüklerine değinmiştim.

Önümüzdeki yaklaşık 11 haftalık süreçte asıl belirleyicinin de bu tip zoraki nikahların ötesinde ekonomik kriz ve krizin halkın mutfağına etkileriyle ortaya çıkacak tabandaki tepki olacağının da altını çizmeye çalıştım.

Pek çok tarafsız uzman, seçmenin 31 mart seçimini Erdoğan iktidarına uyarı yönünde kullanacağını ve AKP’ nin ‘teğet geçtiğini’ iddia ettiği 2009 seçimlerine benzer bir tabloyla karşılaşma olasılığının hayli yüksek olduğunu, AKP’ nin 8 puana varan oy kaybının bile mümkün olabileceğini iddia ederken, ekonomik durumun sandığa yansımayacağını sanmak, hayal görmekten farksızdır diye düşünüyorum.

Bu durumda Hamit Tuna’ nın AKP-MHP seçmeni dışında da olduğuna inandığım birleştirici rolü Büyükşehir Başkanı olmasına yeter mi?

Bunu belirleyecek faktörlerin en önemlisi, kendi inisiyatifi dışında kalan rakiplerinin neler yapacağı?

Soruya cevap ararken de CHP ve CHP’ nin Mersin adayı olarak açıkladığı Vahap Seçer’ in nasıl bir strateji çizeceğine bakmak gerekiyor.

CHP’ nin genel ve Mersin adayıyla birlikte bu kentin seçmen profiline dayalı yerele özel stratejisinde, özellikle de 24 Haziran seçim sonuçları ışığında HDP’ nin Mersin oyları çok önemli bir yer tutacak.

24 Haziran sandık sonuçları tablosunda HDP’ nin, İYİ Parti ile MHP’ yi  geride bırakarak, yüzde 17′ ye yaklaşan oy oranıyla AKP, CHP’nin ardından üçüncü parti olduğu gerçeği bu nedenle büyük önem taşıyor.

AKP-MHP ittifakının ortak adayı Hamit Tuna ittifakın asıl oy potansiyeli olan AK Parti seçmenini hem kazanmak hem de sandığa götürmek gibi iki sorunla uğraşırken, CHP adayı Vahap Seçer de HDP seçmeninin desteğini almak zorunda…

Yurt dışı oyların söz konusu olmayacağı 31 Mart seçimlerinde 24 Haziran sonuçlarını baz alırsak AK Parti ile CHP arasındaki Mersin il geneli oy farkı 9 bine düşüyor.*

Seçimleri kazanmak için MHP adayının AK Parti oylarını tümüyle alması gerekirken, CHP adayının 24 Hazirandan farklı olarak (İYİ Parti oylarının mevcut Büyükşehir Başkanı Kocamaz’ a gitmesi sürpriz olmayacağına göre), HDP tabanının desteği dışında fazla da seçeneği kalmıyor.

Akla en yakın olasılık, HDP’ nin Mersin’ de Büyükşehir adayı çıkarsa bile, merkez Akdeniz ilçesine razı olarak Büyükşehir’ de CHP ile birlikte adı koyulmayan bir yerel ittifak denemesine yeşil ışık yakması…

Bu açıdan HDP’ nin Mersin’ de Büyükşehir hamlesinden çok Akdeniz’ de göstereceği aday belirleyici olacak…

HDP, ileride yine kayyuma devredilme riskine rağmen radikal bir ismi mi, yoksa hizmete yönelik ve CHP seçmenin de sıcak bakacağı bir adayla mı yola çıkacak?

Bana göre,31 Mart seçimlerinin önemli belirleyicilerinden biri bu sorunun yanıtı olacak.

Ve bu sorunun cevabı için de çok fazla beklememiz gerekmeyecek…

* Yurt dışı ve gümrük oyları dışında 24 Haziran Mersin il geneli oy dağılımı:

AKP 308
CHP 299
HDP 187
İYİ P 153
MHP 142

 (Kaynak: Yüksek Seçim Kurulu resmi sonuçları)

Yerel seçimlere doğru Mersin… (AKP-MHP ittifakı, Tuna’ nın şansı)

10.1.2019

Yerel seçimlere doğru Mersin…  (AKP-MHP ittifakı, Tuna’ nın şansı)

20 yıldır seçimlerden önce tahminlerimi yazmakla kalmam, sonrasında da sonuçlar üzerinden ve verilere dayalı analizler yaparım.

İlk kez başıma geliyor ve ilk kez oturup bir şeyler yazmak gelmiyor içimden.

Ülkenin içinden geçmekte olduğu ve beni de derinden etkileyen ruh hali mi desem? Başka bir neden mi bilemiyorum ama ne kadar çabalarsam çabalayayım, bir türlü başaramıyorum..

Denemedim değil, ama daha ilk cümle içime sinmiyor ki, sonunu getireyim..

Zor, kolay neyse,  yine de bir şeyler anlatmaya çalışayım..

Yerel seçimler demişken bu makalede Mersin Büyükşehir Belediye seçimleriyle ilgili tahmin ve gözlemlerime yer vereceğim.

24 Haziran genel seçimleri yasal hale getirilen ittifaklarla ilginç bir deneyimdi, ondan da ilginç bir tabloyla gidiyoruz 31 Mart 2019 seçimlerine…

İlginç çünkü, yerel seçimlerde yasal olarak formüle edilmiş, çerçevesi çizilmiş ittifaklar yok ama tıpkı 24 Haziranda olduğu gibi iktidardaki AKP ile destekçisi MHP özellikle de Büyükşehir seçimlerine birlikte giriyorlar.

Birliktelik formülünü de şöyle geliştirdiler: 2014 Belediye seçimleri esas alınarak o gün hangisi hangi ilde kazandıysa bu seçime de o partinin göstereceği aday iki partinin ortak adayı gösterilecek.

Son beş yılda köprülerin altından epeyi suların aktığını gören AKP ve lideri Erdoğan, MHP lideri Bahçeli’ nin önerdiği formüle “sepeti koluna herkes yoluna” diyerek karşı çıktı…

Öyle ya; İstanbul, Ankara, İzmir için işler kolaydı. MHP’ nin hiçbir iddia taşımadığı bu üç ilde AKP’ yi desteklemesinden doğal bir şey yoktu. Ama sıra Adana, Mersin gibi 2014′ te MHP’ nin kazandığı iki ile gelince, AKP’ nin aday çıkarmayıp MHP adayına ram olmasının 24 haziran sonuçları ortadayken akılla bağdaşır yanı yoktu.

Gerçekten de 2014 seçimlerinde Adana ve Mersin Büyükşehir Belediye başkanlıklarını kazanan MHP, 24 Haziran 2018 genel seçimlerinde iki ilde de MHP birincilik bir yana AKP, CHP, HDP, İyi Parti’ nin ardından 5. liğe düşmüştü.

Ve tablo bu kadar aşikarken Bahçeli, Erdoğan’ dan iki ilde de MHP adaylarının desteklenmesini, AKP’ nin aday göstermemesini istiyordu.

Erdoğan şiddetle karşı çıktı öneriye ama gittikçe ağırlaşan ekonomik tablonun da etkisiyle sahadan gelmeye başlayan araştırma sonuçları bir süre sonra Cumhur ittifakının öyle kolay kolay dağılmasının pek te mümkün olmayacağını ortaya koydu.

Bahçeli bununla da kalmadı.

İttifak ortağının nasıl karşılayacağına aldırmadan önce Adana ardından Mersin Büyükşehir adaylarını açıklayıverdi.

Oysa ittifak mantığı gereği en azından kimin aday yapılacağı konusunda ortakların birbiriyle fikir teatisinde bulunmaları gerekirdi ama öyle olmadı.

Ve İstanbul, Ankara’ yı kaybetmeyi göze alamayan Erdoğan’ ın AKP’ si, Adana-Mersin’ i bir kalemde MHP’ ye bırakıverdi.

Sonuç mu?

Sonuç şu; 24 Haziran sonuçlarına göre Adana’ da 461 bin ve Mersin’ de 325 bin oy alarak birinci çıkan AKP, Adana’ da 156 bin ve Mersin’ de 145 bin oy alan MHP’ yi destekleyecek…

Ve kağıt üzerinde topladığınız vakit rahatlıkla ipi göğüsleyecek ittifakın ortak adayı Büyükşehir seçimlerini iki ilde de kazanıp koltuğa oturacak..

Formül tutar da böylesi hesaplara dayanan beklenti gerçekleşir mi?

Sorunun yanıtı artık klasikleşmiş siyasi ve sosyal olaylarla ilgili o ünlü deyimde saklı. O deyime göre de ‘siyasette iki kere iki dört etmez’…

Gerçekten de çok gerilere gitmeye gerek yok. Yakın tarih gösteriyor ki, iki kere iki, bazen beş hatta on beş, bazen de bir bile etmiyor.

Etmediği gibi, Mersin’ de MHP’ nin Adana’ dan farklı bir handikabı daha var. Adana’ da mevcut BŞ başkanını yeniden aday gösteren Bahçeli, Mersin’ de Kocamaz’ ı bir kalemde silip, yerine Toroslar belediye başkanı Hamit Tuna’ yı aday gösterdi.

Tuna şimdi bir yandan AKP oylarını toparlamaya çalışırken, partisince aday gösterilmemesi üzerine İyi Parti’ den seçime girecek olan Kocamaz’ ın kaçınılmaz olarak böleceği cephedeki hasarı en aza indirmek zorunda.

Tuna, Mersin’ de sevilen karşılığı da olan MHP adına bulunabilecek en uygun isim…

Ama bu özellikler AKP seçmenini firesiz sandığa götürür mü? Firesiz diyorum çünkü; Mersin oy dağılımına baktığımızda aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi AKP ile CHP arasında ciddi bir fark ta yok.

Bırakın MHP adayını firesiz desteklemeyi, kendi adaylarıyla girdiği 2004,2009 ve 2014 yerel seçim sonuçlarına bakıldığı vakit AKP Mersin seçmeni genel seçimlerde verdiği desteği, yerel seçimlerde aynı oranda vermiyor.

Özetin özeti; MHP adayı Tuna yerel seçimlerde Büyükşehir Başkanı seçilmek için birden çok sorunu göğüsleyip aşağıdaki sorulara olumlu cevap bulmak zorunda:

– Ekonomik krizle boğuşan ve AKP’ ye en azından uyarı verme olasılığı hayli fazla AKP seçmenini en yüksek katılım oranıyla sandığa götürebilecek mi?

– Kendi adayıyla girmediği seçimde AKP teşkilatı hangi motivasyonla sahaya inecek te ittifak ortağı için oy isteyecek? AKP seçmeni de sandığa gidip başka partinin adayına oy verecek?

– Mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kocamaz’ ın bölme riski de olan, üstelik tüm belediye imkanlarını sonuna kadar kullanacağı bu süreçte; Tuna, AKP bir yana, kendi oy tabanını diri tutup, firesiz biçimde sandığa götürebilecek mi?

%20′ ye yaklaşan ve seçimlerin kaderini etkilemesi kaçınılmaz HDP’ yi ihtimal dışı tutsak bile üç adayla girilecek Mersin Büyükşehir seçiminde ipi göğüslemek için %35-40 arası oranda oy gerekiyor ve MHP adayı Tuna yukarıdaki sorularda yer alan riskleri giderecek performans ile bu oranları yakalamalı…

İmkansız mı? Elbet değil ama çok zor…