Küresel kahveci Starbucks Çin’ de…

Küresel kahveci Starbucks Çin’ de…

Çin’ de meydana gelen gelişmeyi okuyunca aklıma yıllar önce tiyatro oyununa ilham veren mahalle bakkalı ile Market kavgası geldi.

‘Kahraman Bakkal, Markete karşı’ oyunu nasıl bitiyordu bilmiyorum ama o mücadelenin son perdesinin tartışılmaz biçimde marketlerin zaferiyle kapandığını biliyoruz.

Öyle olmasa bakkalların tükendiği günümüzde sayıları on binleri aşan üç dört market zincirinin artık tüm mahalleleri istila etmesine, köşe başlarını tutmasına tanık olabilir miydik?

Belediye tanzim satış çadırlarında ucuz soğan, patates satılmasıyla başlayan ve bugün bakliyat ürünlerinin de aynı çadırlarda tüketiciye arzıyla sürdürülen ‘enflasyonu en azından birkaç kalemde kontrol altına alma çabalarının market zincirlerine etkisine gelince…

Bu alandaki gelişmelerin nasıl sonuçlanacağını ve marketlerin akıbetinin ne olacağını zaman gösterecek…

Anlatacağım mevzu zaten bu değil, çok uzaklarda Çin’ de yaşanan ve küresel markalara karşı yerel bir girişimin inovatif yöntemleri de devreye sokarak yazdığı bir başarı hikayesi…

Anlatacaklarımdan herkesin kendi payına çıkaracağı dersler var ama asıl derdim; yerli girişimcilere, yeni iş alanları arayanlara ilham vereceğine inandığım öyküyle ilgili detayları paylaşmak…

**

ABD’ li Starbucks bugün hazır kahve alanında dünyanın tartışılmaz biçimde en büyüğü ama aslında sanıldığı kadar köklü bir geçmişi yok. Kahve satılan ilk dükkanın küresel zincire dönüşmesinin tümü 30 yıla sığan bir öykü ve bugün 65 ülkede 21 bini aşkın mağazaya sahip.

Şirketin asıl çarpıcı özelliği büyümede gösterdiği akıllara durgunluk veren performans..

Marka değerlerine göre dünya şirketlerinin her yıl sıralamasını yayınlayan Brandfinance 2019 ölçümlerine göre Starbucks son bir yılda bile %21 değer kazanıp 32 milyar dolardan 39,2 milyar dolara ulaşmış..

Oysa aynı Starbucks 2010 yılında 5 milyar dolarlık değerle Brandfinance liginin 163. sırasında yer almaktaydı.

Starbucks’ ın son on yılda dünya çapında böylesine agresif büyümesine yol açan en önemli pazar ise Çin…

Şirket 2019’a girerken 3684 mağazayla devasa Çin pazarının %80′ ine sahip ve sektörün tartışılmaz en büyüğü konumunda gibi duruyor…

Euromonitor’ e göre yaklaşık 3,4 milyar dolarlık Çin hazır kahve pazarında 2,7 milyar dolar ciroya ulaşan Starbucks son bir yılda açtığı yeni 560 kafe sayesinde kârını ikiye katladı ve 2019′ da yeni 600 mağaza daha açmayı planlıyor.

Bir zamanlar hangi üründe stok dağları oluşsa kurtuluşu Çin’ de gören biz eski jenerasyonun boşa çıkan hayallerinin aslında gerçekleşmesinin öyle imkansız olmadığını da gösteren bir tablo bu…

Kısaca, her Çin’ li bir portakal yese diye başlayan ve her Çin’ li bir avuç fındık yese diye sürüp giden muhabbetin bir başka versiyonu, ‘her Çin’ li bir kahve içse’ beklentisinin gerçeğe dönmesiyle inanılmaz cirolara yol açmış…

Performans mükemmel, kazanç beklenenin de hayli üstünde, kısaca her şey güllük gülistanlık görünüyor..

Görünüyor diyorum çünkü, zirvelerdeki Starbucks’ ın tahtı en azından Çin’ de sallanmaya başladı.

‘Hazır kahve sektörünün haksız şekilde tekelleştirilmesine meydan okuyan bir yerli girişim bugünlerde Starbucks’ a üstelik kendi pazarlama stratejisine benzer yöntemle kafa tutmakta…

Üstelik küresel güce karşı yerel ‘gerilla savaşı’ ilan ettiğini açıklayarak…

İyi de pazarda kendine pay kapmak isteyen bir şirket, tekel de olsa bir başkasıyla girdiği yarışa neden ‘gerilla savaşı’ adını verir?

Ve ‘savaşta’ hangi yöntemleri kullanarak ciddi anlamda üstünlük sağlamaya başlar?

Soruların cevabı ve küresel deve meydan okuyan Luckin Coffee’ nin öyküsü bir sonraki makalede…

Mersin uyutulurken, Gaziantep raylı sistemi nasıl hayata geçirdi?

Mersin uyutulurken, Gaziantep raylı sistemi nasıl hayata geçirdi?

2004 yerel seçimlerinde Gaziantep bir dönemi kapatıyor ve yeni bir devrin kapılarını aralıyordu.

1989′ dan beri Gaziantep’ i yöneten Celal Doğan 3 döneme sığdırdığı 15 yıllık Başkanlığa veda edecek, yerini AK Parti adayı Asım Güzelbey’ e bırakacaktı.

Asım Güzelbey, Doğan’ ın bıraktığı yerden aldığı bayrağı daha da yukarılara taşıma gayretiyle işe koyulacak, eski Antep diye tanımlanan ve çökme noktasına gelmiş tarihi bölgeyi canlandırmaya, bu amaçla AB fonlarını azami ölçüde kullanarak Belediye bütçesine ihtiyaç duymadan camileri, konakları, hanları, hamamlarıyla eski bölgeyi ayağa kaldırırken, bir yandan da kentin en ciddi sorunu olmaya başlayan ve her gün içinden çıkılmaz hal alan toplu taşımacılığa el atacaktı.

Güzelbey, iktidar mensubu belediye başkanlığı olanaklarına başvurmadan ve ulaşma şansı olduğu halde hazine garantili kredi arayışlarına da girmeden Belediye olanaklarıyla kısa zamanda ve bir sonraki seçimden önce hayata geçirmeyi hedeflediği raylı sistem için işe koyulur.

İlk hedef ana arter olarak kabul edilen ve Burç kavşağındaki Üniversite kampusu ile kentin merkezi kabul edilen Gar Meydanı (meydan geçmişin Fuar alanı ve stadyumun da yer aldığı bölgeyi de kapsıyordu) arasındaki yaklaşık 10 km’ lik güzergahı birbirine bağlamaktır.

2006′ da hazırlanan Ulaşım Master Planı çerçevesinde proje kısa zamanda hazırlandı, ihale aşamasına getirilir.

2008 yılında ilk raylar döşenmeye başlandı. Bu arada 2009 yerel seçimlerini kazanıp bir kez daha Büyükşehir Başkanlığına seçilen Güzelbey raylı sistemde kullanılacak vagonlar farklı bir yönteme başvurur.

Mevcut tramvay sistemini yenileme kararı alan Almanya’ daki Frankfurt Belediyesinin mevcut vagonları emekliye ayırdığını öğrenince soluğu Frankfurt’ ta alır. Kısa bir pazarlıktan sonra vagonları koyacak yer bulamayan Alman belediyesini de sıkıntıdan kurtarır ve sembolik bir bedel karşılığı (yaklaşık bir milyon dolara) 17 Vagonu alıp Gaziantep’ e getirtir. (Detayları merak edenler bu konuda 2010 yılında kaleme aldığım makaleye göz atabilir.  https://abdullahayan.wordpress.com/2014/02/08/adana-596-milyon-dolara-bitiremedi-antep-36-milyona-tamamladi-iki-rayli-sistem-iki-oykutemmuz-2010/ )

Vagonlar elden geçirilip, yenilenirken bir taşla iki kuş vurulur. Kurulan atölyede genç teknisyenler yeniledikleri vagonlar sayesinde pratik olarak kendini geliştirip, bu alanda meslek sahibi olurlar.

Bu arada elektrifikasyon, zemin hazırlama ve ray döşemeden oluşan üç aşamalı yapım işi üç ayrı kuruluşa ihale edilir.

Sonuç?..

2 yıl gibi kısa sürede Gaziantep, 36 milyon dolar civarında bir bütçeyle 10 kilometrelik raylı sisteme kavuşur.

Süreç bununla da bitmez.

2011′ de 5,5 km’ lik ek güzergah bir yıl gibi kısa sürede tamamlanıp hizmete açılır.

2013′ te kentin yeni cazibe merkezlerinden İbrahimli bölgesi de yine 5,5 km’ lik eklentiyle raylı sisteme dahil edilir.

Başlangıçta günlük 134 seferde 14 bin yolcu taşıyan sistem kısa zamanda günlük 522 sefere çıkarılırken taşınan yolcu sayısı da 75 bine ulaşır.

Bugünlerde ise Ulaştırma Bakanlığı koordinasyonunda kent içi taşıma sisteminin Başpınar’ daki Organize Sanayi Bölgelerine bağlanması ve entegrasyonu çalışmaları ilerlemekte.

Mersin, 2009′ da ısrarla dile getirip önerdiğim Gaziantep modelini geçen on yıl içinde benimseyip yola koyulsa, sadece billboard ihalesinden elde ettiği gelirle Mezitli-Liman arasında raylı sistemi tamamlayıp kentin en büyük sorunu halini alan toplu taşıma sistemini çözmüş olurdu.

2010 yılında kaleme aldığım makalenin sonundaki cümlelerle noktalayayım:

“13,5 km lik güzergaha 596 milyon doları gömerek, 14 yıldır raylı sistemi bir türlü tamamlayamayan –bu gidişle tamamlanacağı meçhule kadar kentin kullanılamaz bölgesi haline gelen- Adana…

36 milyon dolarlık bütçeyle, 11 km lik raylı sistemini 2 yıldan kısa sürede tamamlayarak hizmete sokmanın heyecanındaki Gaziantep…

Bir yandan 596 milyon dolarlık yüksek faizli borcu nedeniyle her gün 115 bin dolar faiz yükü artan Adana ( %7 faizle borçlanan Adana’ nın bugün yıllık faiz yükü 42 milyon dolar civarında)

Hazine garantileri bir yana, iç ve dış tüm kredi önerilerini elinin tersiyle iten ve kendi bütçe imkanlarıyla kısa sürede raylı sistemi halkın hizmetine sunan Gaziantep…

İki örnek ve iki farklı kent vizyonu…

Ve her yıl 3 trilyon kazanmasına karşılık aynı otobüs işletmesine 16 trilyon zararı karşılamak zorunda kalan Mersin’in yanı başındaki iki şehir ve iki uç model…

Eğer Gaziantep modelinden gerekli dersleri çıkarsa, beş yıllık otobüs işletmesi zararıyla halkın tüm gereksinimlerini karşılayacak raylı sisteme kavuşabilir Mersin…

Yeter ki, sağlıklı adımlar atılsın…

Yeter ki, anlattığımız Adana ve Gaziantep deneyimlerinden gerekli dersler çıkarılsın…”

Yerel seçimler, Mersin’ deki kaos ve olası sonuçları…

Yerel seçimler, Mersin’ deki kaos ve olası sonuçları…

Yüksek Seçim Kurulunun yayınladığı tebliğ ve açıkladığı takvime göre; 31 Martta yapılacak yerel seçimlere girecek partilerin il başkanları 19 Şubat günü saat 17′ ye kadar Büyükşehir adaylarını İl Seçim Kuruluna vermekle yükümlü..

‘Herkes gider Mersin’e, Mersin gider tersine’ tekerlemesi bir kere daha gerçek oldu ve seçimlere hazırlanan üç iddialı isimden biri olan üstelik şu an Büyükşehir Belediye Başkanlığını da sürdüren Burhanettin Kocamaz’ ı aday gösterecek İyi Parti’ de şok bir gelişme yaşandı.

Aday ismini ve dosyasını il seçim kuruluna saat 17′ ye kadar vermesi gereken il başkanı Kocamaz dosyasını iddialara göre 17.26′ da sundu ve dananın kuyruğu koptu.

Ortaya çıkan durumla ilgili hukuki tartışmaların yanında siyaset arenasına düşen iddiaların bini bir para…

Kimisine göre Ankara’ da partinin kurulduğu günden beri sürmekte olan Meral Akşener- Koray Aydın kavgasının Mersin’ e yansıyan yeni bir versiyonunu izlemekteyiz.

Kimisine göre il başkanının ‘gaflet, delalet ve hatta ihaneti’ söz konusu…

İyi Parti Genel Başkanlığı imzasıyla yayınlanan açıklamasına bakılırsa ‘Kocamaz’ ın adaylık evrakının ‘saat 17’ den sonra seçim kuruluna götürülmesi, ‘ihmal veya sorumsuzluk değil, partiye yönelik ‘dahili operasyondur’

Söz konusu ‘dahili operasyon’ kimler eliyle yapılmıştır?’ sorusunun yanıtını olaylar çok taze olduğu için şimdilik yanıtlamak zor…

Partisinin bu iddiasına karşı Kocamaz olayın ortaya çıkmasının ardından yaptığı konuşmada Cumhur İttifakının ortak adayı MHP’li Hamit Tuna’ yı da kapsayan iddialarda bulunmakla kalmadı, İyi Parti il başkanını doğrudan suçlayıcı ifadeler kullandı.

İyi Parti il başkanının son gün aday dosyasını vermesi gereken saate kadar il seçim kuruluna vermemesi, en hafif deyimle ‘anlaşılması güç bir ihmali’ yansıtıyorsa, partinin adayı Kocamaz gibi 40 yıllık siyasetçiliği yanında 25 yıllık belediye başkanlığı tecrübesi olan birinin başvuru sürecini kendi kontrolü dışında birine bırakmış olması da izahı hayli güç, geride pek çok soru işareti bırakacak türden…

19 Şubat akşamı yaşanan şoktan bir gün sonra MHP lideri Devlet Bahçeli’ nin gazetecilere verdiği sabah kahvaltısında konu hakkında gelen sorulara verdiği yumuşak ve ince mesajlarla dolu yanıt ta hayli ilginç.. Şöyle diyor Bahçeli:

” (…)Kocamaz bey uzun yıllar MHP’nin Tarsus ve büyükşehir belediye başkanlığını yapmış olan bir arkadaşımızdır. Hem siyasi tecrübesi vardır hem de belediyecilik anlayışında yüksek bir tecrübeye sahiptir. Seçimlerin ne şekilde olması gerektiği konusunu bilenlerden birisidir. Böyle bir durumda Mersin’de Kocamaz Bey’in saat 17.25 itibariyle isminin verilmemesi hali düşündürücüdür. Bunu kim düşünmelidir? Burhanettin Bey düşünmelidir. Bunu kim düşünmelidir, İYİ Parti genel merkezi düşünmelidir. Burada gerçekten bir ihmal mi vardır veya bir art niyet mi vardır veya Zillet İttifakının farklı bir boyutu mu vardır? Bunları hep beraber göreceğiz. “

Olan oldu, geçen geçti, bundan sonra süreç nasıl işler sorularının yanıtlarına gelince…

Ortaya çıkan tablonun ardından, sosyal medya başta olmak üzere çeşitli mecralarda sayısız senaryoyu bir yana bırakıp, durumu daha sağlıklı pencereden değerlendirmek gerekirse, akla yakın olasılıkları şöyle sıralamak mümkün:

– Kocamaz ve İyi Parti YSK nezdinde itirazda bulunur ve itirazın sonucunu bekler, kısaca kaderine razı olur.

– İtiraza fazla bel bağlanmaz, bir başka partiyle anlaşır, o parti adayını istifa ettirir veya geri çeker, yerine de Kocamaz’ ı aday gösterir.

Sizler bu makaleyi okuduğunuzda muhtemelen iki öngörü yanında daha pek çok olasılığın da yer aldığı senaryolardan hangisinin hayata geçtiğini görmüş olacaksınız…

Bir başka merak konusu da ‘Kocamaz’ ın İyi Parti’ den adaylık ihtimalinin ortadan kalkması halinde Mersin Büyükşehir seçimlerini nasıl etkileneceği?’ sorusunun yanıtı…

Mersin’ de HDP’ nin yasal süreç içinde Büyükşehir adayı göstermemesiyle yarışın Cumhur İttifakı adayı Hamit Tuna, CHP adayı Vahap Seçer ve İyi Parti adayı arasında geçeceği bekleniyordu. Kocamaz’ ın adaylığının en azından İyi Parti açısından riske girmesi üçlü yarışın bundan sonra iki aday arasında geçeceği anlamına da güçlendirir.

Kocamaz’ ın aday olamama (başka partiden de aday olsa dün itibariyle kaybettiği rüzgarı yakalaması çok güç diye düşünüyorum) durumu Tuna- Seçer ikilisinden hangisine mi yarar?

Düne kadar MHP ile temsil edilen milliyetçi kesimde yer alan biri, 31 mart günü sandığa gittiğinde İyi Parti ile CHP ittifak yapmış, mührü altıok’ a mı basayım der, üç hilale mi?

Sorunun akla yakın cevabı belli…

Bu nedenle ve özellikle de Mersin ikinci bölgede ağırlıklı oyu olan muhafazakar ve milliyetçiler Tuna’ yı destekler.

Düğümü ise birinci bölgede özellikle de Tarsus, Toroslar, Akdeniz’ de yer alan ve bugüne kadar AK Parti’ ye, Erdoğan’ a oy veren HDP dışındaki muhafazakar Kürt seçmen çözer…

Üç adaylı seçimde ipi göğüslemek için 400-420 bin oy gerekiyordu, iki adaylı seçimde çıta biraz daha yükselecek.

Ve asla göz ardı edilmeyecek bir başka faktörü anımsatarak o faktöre dayalı soruyla bitireyim:

Ekonomik krizin de etkisiyle zaten hayal kırıklığı yaşayan ve bugüne kadar çoğunlukla Erdoğan’ lı AK Partiye oy veren seçmenin son günlerde gittikçe hissedilmeye başladığımız sandığa olan ilgisizliği 31 Mart günü katılımı ne derece etkiler?

Bakarsınız 350- 400 bin civarında oy bile katılımın düşüklüğü nedeniyle Büyükşehir seçimlerini kazanmaya yetebilir…

Yaşayıp göreceğiz…

Mersin’ in kent içi ulaşım modeli arayışları, Gaziantep’in raylı sistem başarısı…

Mersin’ in kent içi ulaşım modeli arayışları, Gaziantep’in raylı sistem başarısı…

Mersin bir yerel seçime daha hazırlanıyor ve meydanlara çıkan farklı partileri temsil eden üç adayın üçü de seçmenden gelen büyük talep doğrultusunda zorunlu seçim kampanyalarında toplu taşıma ile ilgili projelere yer vermek zorunda hissediyorlar kendilerini…

Kimisi hafif raylı sistemi yeniden gündeme getirirken, kimisi bol keseden metro vaadinde bulunuyor, bir başka aday ise sorunu metrobus ile çözeceğini söylüyor.

Ortaya bugün çıktı sanılan tartışmalar aslında yeni de değil.

Mersinin raylı sistemle tanışmasının üzerinden neredeyse 100 yıl geçti.

Bu tarihi yolculuk bir yana kentin son 20 yıllık yakın dönem belediyeciliği de toplu taşıma hakkındaki projelere kafa patlatmakla geçti.

Kısaca seçmen seçimlerden önce dile getirilen hayallerle, seçim sonrası yüzleştiği gerçekler arasında yaşanan ‘gel-git’ lerin yorgunu…

1999 yılında Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Macit Özcan’ ın 2004 seçimlerine yeniden aday olarak hazırlanırken en büyük projesi kenti raylı sisteme kavuşturma vaadi idi.

Bu amaçla 2003 yılında İstiklal Caddesi üzerindeki Özel İdare İşhanı önüne sanki toplu taşıma ile ilgili tüm sorunlar çözülmüş, proje kabul görmüş gibi hayali güzergahın duraklarından birine Mer-Ay adını verdiği ulaşım ağının tabelalarından birini diktirmişti.

2004 bir yana, 2009 seçimlerini de kazandı Özcan ama o tabelalardaki proje bir türlü gerçekleşmedi.

Özcan her seçim arifesinde muhalefet partisine mensup olduğu için Ankara’ da başvurduğu yetkililerin raylı sistem yatırımı için gerekli kredilerin sağlanmasına yardımcı olmadığını, o nedenle projenin gerçekleşmesi konusunda önüne engeller çıkarıldığını söyleyecekti.

Peki gerçek durum böyle miydi?

Evet doğrudur, DPT ve Ulaştırma Bakanlığı nüfusu ve yolcu kapasitesi bakımından Mersin’ in metro bir yana raylı sistem ile tramvay arasında tercihin hangi sistemle yapılması gerektiği konusunda tereddüt yaşamaktaydı.

Ve Mersin’ in durmadan revize edilen Ulaşım Master Planlarında en yüksek yolcu sayısına ulaşılan zaman dilimlerinde bile saatlik yolcu sayısı bir türlü 7-8 bin civarını aşamıyordu. (2012 master planında bile doruk kesit olarak tanımlanan saatlerdeki yolcu sayısı 2015 için 7684/saat olarak belirlenmişti)

Ve bu durumda raylı sistem projeleri, Hükümetin belirlediği  7 bin yolcu/saat için (tramvay), 10 bin yolcu/saat için (hafif raylı sistem) ve 15 bin yolcu/saat için (metro) sistem kriterlerine gelip çarpıyordu.

O günlerde Özcan, Ankara engellemesini muhalif partiden başkan olmasına bağlıyor ve buna örnek olarak Mersin boyutlarındaki Gaziantep’ in hayata geçirmekte olduğu toplu taşıma sistemini veriyordu.

Ancak Gaziantep’ in hayata geçirdiği projeye bakıldığında dile getirilen iddiaların gerçeği pek te yansıtmadığı görülecekti.

Gerçekten Mersin’ in raylı sistem projesine geçit vermeyen merkezi Hükümet, iş AK Partiye mensup başkanca yönetilen Gaziantep’ e gelince projeye onay mı vermiş daha da önemlisi kredi musluklarını mı açmıştı?

Burada, 20 yıldır havanda su döven Mersin’ e karşın, Gaziantep’ in kısa zamanda 22 km’ lik tramvay projesini ne kadarlık yatırım bütçesi ve hangi kaynaklarla karşıladığı soruları önem kazanıyor.

Ve o soruların ders çıkarma niyeti olanlara, hayli çarpıcı gelecek yanıtları var.

Daha önce de kaleme aldığım Gaziantep’ in raylı sistemi hayata geçirme öyküsünü yeniden ve bugünün değişen koşulları ışığında ele alacağım ama sonraki makalede…

Kışla arazisi ve Müftü Deresini kapsamayan Millet Bahçesi topal projedir…

Kışla arazisi ve Müftü Deresini kapsamayan Millet Bahçesi topal projedir…

Önceki makalede yapılacak yerel seçimlerde AK Parti-MHP’ nin ortak adayı Tuna’ nın ‘en büyük hayalim’ dediği Müftü Deresi projesine değinmiş, 1935 Şehir Planında bu alana özel önem veren Jansen’ in önerilerini paylaşmıştım.

Aslında genç bir kent olan yeni Mersin’ in varlığını borçlu olduğu liman ile birlikte düşünüldüğünde diğer adıyla Eferenk deresinin ayrı bir yeri ve anlamı var.

Daha 1890′ larda Osmanlı Nafia Nazırı (bayındırlık bakanı) Hallaçyan’ ın sınırlarını belirlediği liman projesi Deliçay ile Müftü deresi arası arasında kalan çok geniş bir alanı kapsamaktaydı.

Düşünülen limanın batı yakasında kalan Müftü Deresi ve özellikle de yanındaki Kışla arazisi o nedenle yüz yıldır hep cazibe merkezi oldu.

Oldu olmasına da hak ettiği noktaya geldi mi?

Kurumaya yüz tutmuş Alleben deresiyle ilgili Gaziantep’ in ve Porsuk çayını kentin nefes borusu ve en önemli yaşam alanı haline getiren Eskişehir’ in yarattığı vahalara baktıkça sorunun tek yanıtı hayal kırıklığı…

Hayal kırıklığı çünkü, denize hasret iki çorak Anadolu kenti derelerle yokluğu varlığa çevirirken, Mersin gibi bir deniz kenti tabiatın kendisine bahşettiği olağanüstü sahile sırtını dönmüş, Orduevi ve çevresinin halka kapatılmasıyla sonuçlanan Anayasaya aykırı biçimde kıyının işgaline sessiz kalmış…

Bu nedenle şimdiden tarihe not düşeyim…

Sizler bu makaleyi okurken muhtemelen ihalesi sonuçlanacak (19 Şubat 2019 günü yapılacağı açıklanan) ve Tevfik Sırrı Gür stadının yıkıldığı alanda yapımına başlanacak Millet Bahçesi de Vakıf Tesisleri, Kışla arazisi ve orduevi batısında tel örgülerle çevrilen sahili kapsamadığı sürece anlamsız bir güdük projedir.

Aslında söz konusu bölgeye duyulan ilgi Jansen planıyla da sınırlı değil. Önceki makalenin sonunda vurgulamaya çalıştığım gibi bu konuda asıl somut adımları Menderes atacak ve 1960 Ocak başında ziyaret ettiği Mersin’ e müjdesini vermekle kalmayıp, iki bakanı görevlendirerek ete kemiğe büründürecektir.

2013′ te yayınlanan ‘Menderes’ in Mersin ziyaretleri’ yazı dizisinin o bölümünden paylaşayım:

“5 Ocak 1960 günü Mersin’e gelen ve 2 gün incelemelerde bulunan Menderes’ in ayrıldığı gün verdiği direktif doğrultusunda Roma ve Venedik Üniversiteleri hocalarından aynı zamanda İstanbul Planlama Müşavirliği görevini de sürdüren Prof. Piccinato yanında İstanbul İmar ve Planlama Müdürü ve İller Bankasından yetkililerle Mersin’e gelir. Belediye Başkanının rehberliğinde çeşitli semtlerde yapılan incelemeler sonunda heyet gözlemlerini rapora döker.

12 Ocak günü bu kez Ankara İmar Müdürü ve Fen işleri Müdürlerinin aralarında bulunduğu geniş heyet, Mersin’ de Karayolları Genel Müdürlüğünden yetkililerle bir araya gelip kentin başta yol sorunları olmak üzere yapılacakları yerinde görüp, Ankara’ ya döner.

Menderes bununla da kalmaz, daha kentten ayrılmadan İller Bankası münhasıran kentin imar işlerinde kullanılmak üzere 2 milyon lirayı Belediye hesabına aktarır.

Başbakan yardımcısı Medeni Berk bir kaç kez Belediye başkanı arar ve Menderes’ in şehrin imarı, açılacak yollar, bulvarlar konusundaki önerileriyle ilgili gelişmeler hakkında bilgi alır.

O günlerde Mersin’ in en önemli gündem maddeleri hastane caddesi kavşağında son bulan İstiklal Caddesini Lisenin önüne kadar uzatacak ve hayli dar Atatürk Caddesini genişletecek projeleri hayata geçirmektir.

Ama çılgın proje Kışlanın bulunduğu alanda otel yapılmasıdır. Bu amaçla Milli Savunma Bakanı ve yanındaki heyet kente gelip gerekli incelemeleri yapar. Arsa tahsisi ile ilgili işlemler başlatılır.

Örneğin Vakıflar Umum Müdürlüğü kışlanın bulunduğu arazi üzerinde 120 odalı turistik otel yapmak üzere kollarını sıvar. (Menderes’ in hayali İstanbul Hilton’ un bir benzerinin Mersin’ e kazandırılmasıdır)”

***

Sonrasını hepimiz biliyoruz.

Gelen askeri darbe ve ardından idam edilen Menderes ile birlikte kaybolup giden Mersin’ in çılgın projesi…

Nasıl gerçekleştiği halen tam olarak anlaşılmasa da, Vakıflar İdaresiyle Müdafaa Vekaletinin uhdesinde olan Kışla arazisi, darbenin ardından 1961′ de kurulan Ordu Yardımlaşma Kurumu OYAK’ ın üzerine geçirilir.

AK Parti- MHP ortak adayı Hamit Tuna veya bir başkası, kim kazanırsa kazansın Millet Bahçesi projesini Müftü Deresi, Vakıf Tesisleri, Kışla Arazisi, Orduevi ve Çamlıbel balıkçı barınağını da kapsayacak bütüncül bir proje olarak ele almalı ve çökme noktasına gelmiş kent merkezini ayağa kaldıracak çılgın projeyi hayata geçirmelidir.

Çehresini değiştireceğine inandığım Mersin’ in yüz yıllık hayalidir bu ve umarım kısa zamanda gerçekleşir…

Geçmişten günümüze Müftü Deresi projeleri… (1935 Jansen Planındaki öneriler)

Geçmişten günümüze Müftü Deresi projeleri… (1935 Jansen Planındaki öneriler)

Mersin bir yerel seçime daha hazırlanıyor..

Anketlerde şimdilik birbirlerine çok fazla üstünlük sağlamadıkları görülen üç aday sahada boy göstermekte…

Seçmendeki kanıksamışlık duygusu da gösteriyor ki, adayların verdiği mesajlar, kitleleri ayağa kaldırmak şöyle dursun, parmaklarını kıpırdatmaya yetmiyor…

Bir tarafın ‘gönüllü belediyeciliğine’ karşı tarafın ‘mutlu belediyeciliği’…

İkisi de soyut ve gündelik hayata dokunmaktan uzak, afaki söylemler…

Onca kuru ve monoton slogana karşı şu ana kadar dişe dokunur tek vaat, adaylardan Hamit Tuna’ nın ‘en büyük projem’ diye tanımladığı Müftü deresi düzenlemesi…

Yıllardır konu üzerine ben ve başkaları o kadar çok şey yazılıp çizdi ki, tekrara düşmeme adına bu makalede projeyle ilgili biraz daha gerilere gitmek, Mersin’ in ilk şehir planını yapan ünlü mimar Jansen’ in 1935′ te dile getirdiği önerilere değinmek istiyorum.

Dile getireceğim görüşler, sadece geçmişten bugüne neler kaybettiğimizi ortaya koymakla kalmayacak. Bugünlerde ihale aşamasına gelen ve Tevfik Sırrı Gür stadının yerine tasarlanan Millet Bahçesinin, Müftü Deresi ve yanındaki Kışla arazisini kapsamadığı sürece neden güdük kalacağını göstermesi bakımından da önemli…

Aşağıda olduğu gibi yer vereceğim Jansen Planının 1935′ te hazırlandığını, o günlerde henüz limanın ve Atatürk parkıyla başlayan sahil düzenlemesi bir yana, bugün İnönü Bulvarı olarak anılan yolun mevcut olmadığını, günümüzdeki Mersin Oteli- Taş Bina- Cumhuriyet Meydanı- Kışla olarak uzanan alanların deniz sahilinde yer aldığını akılda tutmak gerekiyor.

Tuna veya bir başkasının Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda, gerçekten kent merkezinin canlandırılmasına da büyük katkısı olacağına inandığım projeyi geniş anlamda ele alması ve o haliyle hayata geçirerek kente tarihi katkı sunması umuduyla…

**

1935 Jansen Planında yer alan ve Müftü Deresini de kapsayan bölgeyle ilgili öneri ve tasarımlara virgülüne dokunmadan aşağıda yer veriyorum:

“Deniz sahilindeki şehirlerin en mühim yeşil sahasını sahil promenatı (gezinti yeri a.a.)teşkil eder. Mersin’de düşünülen promenat 30 metre genişliğindeki bir sahadan meydana gelecektir. Şehirdeki yapılar şimdiki sahile kadar uzandığından işbu promenatın elde edilmesi için sahil toprakla doldurulmalıdır.

Mersin sahili sığ olduğundan bu işlem hiçbir zorluk taşımayacaktır. Bilhassa ki liman inşa olunduğu zaman buradan elde edilen topraklar söz konusu promenat inşasında dahi kullanılabilir. Sahil promenatı tam deniz sahilinde bulunan parkın da (1935′ lerde şimdiki Taş Bina yanında ve arkasında yer alan Belediyeye ait Millet Bahçesinden söz edilmekte A.A) etkisiyle canlanacaktır. Bu nedenle bir an önce tamamlanmalıdır.

Mesela buranın bir çok yerlerinde kürek ve kürek kayıklarına mahsus küçük iskeleler projelendirilmiştir. Şimdi ki Gümrük iskelesi (Mersin otelinin önü A.A) dahi şu maksada hizmet etmelidir. Köprü başındaki gümrük evi bu amaçla pavyona çevrilmiştir.

Yeni Cami (daha sonra yıkılıp yerine günümüzdeki Ulu Cami yapılacaktır A.A.) taraçalarıyla muhat (kuşatılmış)  bulunacaktır. Promenat liman civarında en azı 20 metre genişliğinde ağaçlarla donatılmış olarak liman caddesinin deniz tarafı yanından geçecektir. Limanın batı köşesinde liman promenadı ile irtibatta bulunan bir bahçe ile bir lokantayı havi otel projelendirilmiştir. Promenat plajdan (Müftü deresinin doğu yakası a.a.) başlar ve sanayi mıntıkasının sonuna kadar devam eder. Yeşil saha bilhassa sanayi mıntıkası önünde geniş surette yapılacaktır ki, fabrikaların denize açılan taraftaki manzarası yeşillikle kapanmış olacaktır.

Nispeten az masrafı olan sahil promenatı şehrin değerini son derece yükseltir. Şehirle deniz arasında kuvvetli bir ilişki kurarak, Mersine kaydettiğimiz veçhile halis bir kurort (sayfiye, tatil şehri) mahiyet ve kıymetini bahşedecektir.

Sahil promenatındaki tesisatın yapılması plan tatbiki işinin en mühim ve acil görevlerinden biridir.

B-Plaj:

Mersinin bugünkü plajı deniz fenerinin güneybatısında yer almaktadır. Kumlu sahile sahip olan bu yer Akdeniz sahillerinde mevcut Türkiye plajlarının en mükemmeli olabilir. Taşıdığı ehemmiyete göre donatılmalıdır.

Burası için icap eden tesisat, deniz sathından 2,5 metre yukarıda bulunan beton ve pergoladan oluşan bir plaj promenatından ibarettir. Bu promenatın arkasında ise müteaddit elbise değişme pavyonları (soyunma kabinleri) projelendirilmiştir. Promenatın alt tarafından oturmak için plaja götüren taraçalar yapılacaktır. Plaj ve promenat da getirildiği yerde taraçalı bir kahvehane mevcuttur. Ve bunun da otomobiller ve arabalar için bekleme yerleri vardır. Sahil boyunca uzanan büyük bir saha oyun ve istirahat çimeni olarak projelenmiştir. Burası ağaç gruplarıyla çerçevelenmelidir. Burada müteaddit yaz evleri dahi yapılıp bütün bir sezon boyunca kiraya verilebilir.

C-Kışla sahasında kurhaus parkı:

Şehrin güneybatısında Mersin nehrinin (Müftü deresi) yanındaki kışla buradan göçürülerek şehrin dışında uygun yere yerleştirilmelidir. Düşmanın en fazla taarruz hedefi olan böyle askeri bir müessesinin iskân mıntıkası yanında bulunuşu caiz değildir.

Kışlanın mevcut bulunduğu şimdiki saha ise deniz ve nehir kenarı ile plaja yakınlığı da göz önünde bulundurularak bir otelin de içinde yer aldığı büyük salonların bulunduğu bir kurhaus için çok müsait bir yerdir. Kurhausun etrafında taraçalı tesisat, sandal köprüsü, musiki pavyonu, gül bahçesi ve tenis meydanlığı mevcut olacaktır. Burayı zengin ağaç gruplarının gölgesi saracaktır.

Ahalinin gezintisine hizmet edici sahil promenatını, kurhausun etrafına ve buradan da deniz fenerinin batısıyla yeniden denize kadar uzatılmasına imkan verilmiştir. Bu suretle Kurhaustaki misafirler tam sükunet içinde yaşayacaklardır.”

Mersin’ in cazibe merkezi bölgeye olan ilgi Jansen ile sınırlı değil.

Jansen’ den 25 yıl sonra Ocak 1960′ ta Mersin’ i ziyaret eden dönemin Başbakanı ve iktidardaki Demokrat Parti lideri Menderes’ in, Cumhuriyet Meydanı ile Müftü Deresi arasında kalan ve Kışla arazisini de kapsayan bölgeyle ilgili yaptırdığı bir başka çalışmaya da sonraki makalede yer vereceğim.

Seçim var, heyecan yok…

Seçim var, heyecan yok…

Yerel seçimlere şunun şurasında 50 gün kaldı.

Normal koşullarda meydanların gürlemesi lazım ama ortalığa çıkmış adayların tüm çabasına rağmen vatandaşın kılı kıpırdamıyor…

Ne cephelerden birinin iddia ettiği ‘beka’ sorununa inanıyor, ne de öbür tarafın ‘martın sonu bahar’ söylemine itibar ediyor…

Mutfağı yakan krizin yarattığı ruh halinin etkisi de var ama bunun da ötesine geçen toplumsal uyuşukluk söz konusu…

Gelenin gideni aratmayacağına dair de elle tutulur, gözle görülür bir değişim rüzgarının esmemesiyle insanları gittikçe etkisi altına alan umutsuzluğu gözlemek için uzman olmak gerekmiyor, sokaklara kulak verin hissedeceksiniz.

Adayların geleneksel kampanya eylemleri ile söylemleri arasında fark olmayınca, siyaset iklimi bir türlü istenen havayı getirmiyor.

Siyaset sınıfı yeni anlamında hiçbir şey sunamıyor seçmene…

Mahalle kahvelerini dolaşmak, sokak sokak el sıkmak, aynı yüzlerin açıp kapattığı seçim büroları, önceden belirlenmiş sorulara artık herkesin ezberlediği yanıtların verildiği televizyon programları vs…

Eylemler klasik te söylemler farklı mı?

Siz hiç ‘beni seçin, 5 yıl boyunca bir daha yüzümü zor görürsünüz!’ diyen bir adaya rastladınız mı?

Hayır…

Aksine, bizim vergilerimizle toplanan paralarla maaşları ödenen güvenlik elemanlarından örülü duvarların arkasında boy gösterenler bile seçim yüzü suyu hürmetine şimdilik seçmene ‘cep telefonu uzaklığında’…

Ve tüm adaylar, söz birliği etmişçesine ‘birlikte yöneteceğiz’ martavallarıyla ortalığı inletmekte…

Oysa birlikte kent yönetme iddiası boş bir slogan değildir.

Söylemin içi doldurulmadığı ve atılacak adımların yol haritası olarak belirlendiği bir manifestoya dönüşmediği sürece toplum nezdinde ne inandırıcılığı var ne de karşılığı…

‘Birlikte yöneteceğiz’ de bizi yani halkı nasıl katacaksınız yönetim mekanizmasına?

20 yıldır Kent Konseylerini yakından izlerim, zaman zaman da aktif olarak içlerinde yer aldım.

Bir iki istisna dışında ülke genelindeki konseylerin kurumsal olarak temsil ettikleri hemşehrileri adına çıkıp ta, Belediye Başkanlarını eleştirdiklerine, yanlışa yanlış deme iradesini sergileyebildiklerine  tanık olmadım.

Siz kent sakinlerine ‘park mı, kaldırım mı istersiniz?’ diye soran bir başkana rastladınız mı?

Ben rastlamadım…

Tıpkı bazı istisnalar dışında hiçbir Kent Konseyinin Belediye Başkanına ‘o işi yanlış yapıyorsun, yapma’ dediğini duymadığım gibi…

Gördüğüm şey, en basit örnekle, her gelenin kendisinden öncekilerin yaptığı kaldırımı söküp yeniden yapmasıdır.

İyi de önemli konularda görüş ortaya koymasından geçtim, vatandaşın artık izlemekten bıktığı bu geleneksel kaynakları rant uğruna çarçur etme senaryolarına en azından kent konseylerinin karşı çıkması gerekmez mi?

Gerekir gerekmesine de, kent konseyleri AB sürecine uyum amacıyla tepeden kurgulanmış ısmarlama kurum kimliklerinden öteye geçemedikleri için hiçbir zaman Halk Meclisleri konumuna gelemediler, bu gidişle de gelemeyecekler…

Uzun sözü kısası; hangi görüşten kim kazanırsa kazansın, mevcut siyasi yapılarla bir şeylerin değişmeyeceğinin seçmen farkında…

Farkında olduğu için de, siyaset sınıfı piyasayı ne kadar kızıştırırsa kızıştırsın, halk bir türlü havaya girmiyor…

‘Çabalama kaptan ben gidemem’ halleri ağır basmakta ve güzergahını ezberlediğimiz bu tren bir türlü istim tutmuyor…

Yerel seçimler.. Akdeniz’ de kim ne yapar?

Yerel seçimler.. Akdeniz’ de kim ne yapar?

Mersin’ in merkez ilçelerinden Akdeniz kentin başta ticaret olmak üzere pek çok alanda omurgası ve en önemli beldesi…

Önemli çünkü, liman ve serbest bölge gibi ekonomik anlamda kentin lokomotifleri başta olmak üzere ticaret ve lojistik Akdeniz’ de yer almakta.

Bankacılıktan bölgenin doğusunda yer alan irili ufaklı tüm sanayi kuruluşlarına, taşımacılık şirketlerine ve ülkenin alanında en büyük kapasitelerine sahip depolama alanları da burada…

Akdeniz ekonomik açıdan önemli olduğu kadar siyasi görünümüyle de hayli ilginç…

Özellikle 1980′ lerden başlayarak önce serbest şehir beklentisi ardından doğu ve güneydoğu’ da artan şiddet nedeniyle yoğun göç alan, göçün de etkisiyle 1999 seçimlerinden başlayarak siyasi denklemde Kürt nüfusun öne çıktığı, bu nedenle de DTP, BDP, HDP gibi farklı partilerle yarışa girse de, aynı çizgide yer alan bu siyasi hareketlerin hamlelerinin seçimin kaderini belirlediği bir Belde Akdeniz…

Mersin’ in Büyükşehir statüsünü kazandığı 1994 yerel seçimlerini saymazsak ( 1994-99 döneminde ANAP’ lı Muzaffer Şahin ilk belediye başkanıydı) Akdeniz’ e damgasını vuran Fazıl Türk ismi öne çıkıyor…

1999 seçimlerine HADEP adayı olarak giren M. Fazıl Türk Akdeniz Belediye Başkanı seçilirken, 2004′ te SHP çatısı altında girilen seçimde kent dışından Kemal Peköz’ ü aday gösterince ipi CHP adayı Kenan Yücesoy göğüsledi.

Sonrasındaki iki seçimde de yeniden Fazıl Türk’ ü Akdeniz Belediye Başkanı olarak görüyoruz.

2009′ da DTP ve 2014′ te BDP adayı olarak girdiği seçimleri kazanan Türk, Belediyeye 2016 aralık ayında kayyum atanmasının ardından veda etmekle kalmadı, ardından tutuklandı ve yargılanması halen tutuklu olarak devam etmekte…

Akdeniz’ de HADEP, DTP, BDP gibi farklı partilerle de girilse 1999′ dan başlayarak bu çizgiyi zorlayan tek parti CHP oldu…

Öyle ki, 2009′ da Kenan Yücesoy’ un aday gösterilmesine tepki olarak seçimlere DSP listesinden giren Kenan Yıldırım’ ın aldığı 6.579 oy CHP’ ye gitmiş olsa bambaşka bir sonuç çıkabilirdi.

2014 seçimlerinde ise durum daha dramatik bir hal aldı. İtirazların ardından günler süren sayım sonucu Fazıl Türk 44,643 oy ile başkan olurken, rakibi CHP adayı Necdet Tamamoğulları seçimleri 316 oyla kaybedecekti…

2019 yerel seçimleri Mersin Büyükşehir yanında Akdeniz’ de de bambaşka bir iklimde cereyan edecek.

Büyükşehir’ de aday göstermeyip MHP’ yi destekleme kararı alan AK Parti, Akdeniz’ de 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde Mersin’den 1. sıra Milletvekili olarak seçilen Mustafa Muhammet Gültak’ ı aday gösterecek.

Aslında Gültak, Akdeniz değil Toroslar’ dan aday olmak için başvurdu ve tüm beklentisi bu yönde idi.

Ancak tıpkı Büyükşehir gibi Toroslar’ ı da MHP’ ye bırakan AK Parti Gültak’ ı Akdeniz’ e kaydırdı. Zaten parti olarak girdiği tüm seçimlerde Akdeniz’ de zorlanan iktidar, başarısız kayyum belediyeciliğinin ardından bu kez ilçedeki muhafazakar Kürt tabanının beklentilerine cevap veremeyecek bir isimle kazanabilir mi?

Objektif olarak değerlendirildiğinde zor…

24 Haziran genel seçimlerine baktığımızda kendilerini Cumhur İttifakı olarak adlandıran AK Parti ve MHP’ nin Akdeniz oyları toplamı 50 bin civarında.

Buna karşın aynı seçimde tek başına HDP’ nin aldığı oy 53.405…

Üstelik Büyükşehir’ de CHP’ yi destekleyeceğini açıklayan platformun en önemli ayağını HDP oluşturuyor ve Büyükşehir desteğine karşın CHP’ nin de düşük profilli adayla Akdeniz’ de HDP’ yi desteklemesi sürpriz olmayacak.

Unutulmamalı ki, CHP’ nin 24 Haziran’ da Akdeniz oyları 37 bin civarında ve buradan gelebilecek destekle HDP adayı rahatlıkla Başkan seçilebilir…

Burada tabloyu belirleyecek en önemli faktörlerden biri HDP adayının profili olacak. Ilımlı bir isim; sadece CHP’ den değil, bugüne kadar AK Partiye oy vermiş muhafazakar Kürt seçmenden de oy alabilir…

CHP, Akdeniz’ de vereceği desteğe karşın eğer HDP’ den Büyükşehir yanında Tarsus ve Toroslar’ da destek alabilirse, Büyükşehir statüsüne geçildiğinden beri bu iki ilçede ilk kez Belediye Başkanlıklarını kazanabilir…

Nasıl olabileceğini veriler eşliğinde paylaşayım ama bir sonraki yazıda…

  1999 2004 2009 2014 24.6.18 MV
CHP 15.119 25.763 37.185 44.327 36.826
DSP 14.040   6.579    
MHP 12.315 10.280 25.932 20.809 11.375
AK PARTİ 18.980 26.631 36.592 39.177
HADEP,SHP,HDP 18.981 23.892 41.159 44.623 53.405

(YSK resmi verilerinden yararlanıldı)

Not: Makale 4 Şubat 2019 tarihinde kaleme alınmıştır..