Mersin’ deki Askeri Kışlanın Oyak arazisine dönüşüm öyküsü (26.9.2019)

Mersin’ deki Askeri Kışlanın Oyak arazisine dönüşüm öyküsü

Bir önceki makalede yıkılan Tevfik Sırrı Gür stadının Millet Bahçesi yapılması ile ilgili süreci anlatırken, iptal edilen ihalenin aslında Mersin adına altın fırsat yarattığını, stadın doğusundaki Müftü Deresi ile Askeri Kışla alanının ekleneceği bir projenin kent adına çok önemli bir cazibe merkezi doğuracağını vurgulamaya çalıştım.

23 Eylül 2019 günü yapılan ihale şartnamesinin detaylarına bakıldığında 120 bin m2 büyüklüğe çıkarılan revize edilmiş ‘Bahçe’ nin her ne kadar 46.500 m2′ ye sahip eskisine oranla ihtiyaca cevap verecek olsa da, Oyak’ ın bünyesinde bulundurduğu Kışla arazisini içermemesi nedeniyle eksik ve bir ayağı topal proje olduğuna dikkat çektim.

Makale sonrasında Erdoğan iktidarına yakın kaynaklar Kışla arazisinin Millet Bahçesine eklenmesi amacıyla Oyak’ ın çalışmalara başladığını, en kısa zamanda konunun çözüleceğini söylediler.

Bu olumlu gelişmeyi, ihtiyati iyimserlikle paylaşayım istedim.

Gelelim Kışla arazisinin geçmişine ve yıllar önce birinci derece doğal sit alanı ilan edilen bölgenin nasıl olup ta Oyak bünyesine geçtiğine dair bilgilere..

Bu konuda 2013′ te yayınlanan makalemi yeniden paylaşmanın kamuoyu hafızasını canlandırmaya katkısı olacağını düşünüyorum. Umarım yanılmıyorumdur…

**

1935’te şehir planını yapmak üzere Mersin’e gelen Jansen, günümüzdeki askeri lojmanlar ve bir kısmı yine halka kapalı yeşil alan olarak değerlendirilen o günlerin Kışlasına bakıp yetkilileri uyarır, deniz kenarına askeri müessese iskânının tehlikeli sonuçlarına dikkat çeker.

Şöyle der o günlerde ileri görüşlü Jansen:

“ŞEHRİN GÜNEYBATISINDA MERSİN NEHRİNİN (MÜFTÜ DERESİ) YANINDAKİ KIŞLA BURADAN GÖÇÜRÜLEREK ŞEHRİN DIŞINDA UYGUN YERE YERLEŞTİRİLMELİDİR. DÜŞMANIN EN FAZLA TAARRUZ HEDEFİ OLAN BÖYLE ASKERİ BİR MÜESSESİNİN İSKÂN MINTIKASI YANINDA BULUNUŞU CAİZ DEĞİLDİR.”

Savaş tamtamları daha çalmadan, 1935’te Kışlayı kent dışına taşımayı öneren Jansen, Müftü Deresine kadar uzanan bölgeyi dinlenme, eğlence, kısaca günümüzdeki tanımıyla turizm bölgesi olarak tasarlamıştı.

1941’e kadar 23.piyade alayına ev sahipliği yapan, o tarihte birlik Trakya bölgesine kaydırılırken, güvenlik nedeniyle Mersin’e nakledilen Heybeliada’daki Deniz Harp okuluna kucak açan Çamlıbel’deki askeri kışlanın bir bölümü askeri lojmanlara ayrıldı. Stadyuma doğru olan ağaçlıklı alan ise ne zaman ve nasıl olduysa OYAK’a geçti. OYAK 29 bin 402 m2 lik bu araziyi 1993’ten beri satışa çıkarıp durur. (Bir ara MTSO almak istedi ama olmadı. Bildiğim son ihaleye ise Aralık 2011’de çıkıldı. O ihalenin sonuçlanmaması da sürpriz olmaz.)

Nakkaş ailesince Mısır asıllı iş adamından bin altın liraya alınan ve büyükçe bölümü 1904 yılında Kışla yapılmak üzere o günlerdeki Mersin Mutasarrıflığına devredilen bölgeyi ve yüz yıllık macerasını ele almak gerektiğine bugün her zamankinden daha çok inanıyorum.

(…)

Arazi yukarıda da değindiğim gibi Levanten Nakkaş ailesine ait ve Mersin’ e geldiklerinde Mısırlı bir arap Hıristiyan’dan bin altın liraya satın aldıkları ipek böcekçiliği yapılan çiftlik.

Sonra ne oluyorsa oluyor,  Mutasarrıf Nazım bey’ in devreye girmesiyle Kışla binası yapılmak üzere el değiştiriyor. Mersin Kışlası başta 23. Piyade Alayına ev sahipliği yapıyor. İkinci dünya savaşında İstanbul güvenlik açısından riskli hale gelince 23. Piyade Alayı Trakya’ ya kaydırılır. Mersin Kışlasına ise Heybeliada’ daki Deniz Harp Okulu nakledilir. Harp Okulu savaş bitimine kadar öğrencilerini burada eğitecektir.

Kışla binasının yer aldığı arazinin kente kazandırılması için ilk çalışmalar savaştan çok önce, 1935 yılında Kent planını yapmak üzere Mersin’ e gelen şehircilik uzmanı Jansen tarafından başlatılır.

Jansen o günlerde sahilde yer alan arazi üzerinde otel ve eğlence merkezlerinin de yar aldığı bir sağlık kompleksi önermekte…

1935 tarihli Jansen planının o bölümünde hayal ettiği dinlenme, eğlenme bölgesini ne de güzel anlatır:

” KIŞLANIN MEVCUT BULUNDUĞU ŞİMDİKİ SAHA İSE DENİZ VE NEHİR KENARI İLE PLAJA YAKINLIĞI DA GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURULARAK BİR OTELİN DE İÇİNDE YER ALDIĞI BÜYÜK SALONLARIN BULUNDUĞU BİR KURHAUS İÇİN ÇOK MÜSAİT BİR YERDİR. KURHAUSUN ETRAFINDA TARAÇALI TESİSAT, SANDAL KÖPRÜSÜ, MUSİKİ PAVYONU, GÜL BAHÇESİ VE TENİS MEYDANLIĞI MEVCUT OLACAKTIR. BURAYI ZENGİN AĞAÇ GRUPLARININ GÖLGESİ SARACAKTIR.

 

AHALİNİN GEZİNTİSİNE HİZMET EDİCİ SAHİL PROMENATINI, KURHAUSUN ETRAFINA VE BURADAN DA DENİZ FENERİNİN BATISIYLA YENİDEN DENİZE KADAR UZATILMASINA İMKÂN VERİLMİŞTİR. BU SURETLE KURHAUS’ TAKİ MİSAFİRLER TAM SÜKÛNET İÇİNDE YAŞAYACAKLARDIR.”

Ne yazık ki Jansen’ ın diğer önerileri gibi planın bu bölümüne de kimse itibar etmez.

Oysa o günlerde öneri hayat bulsa, Mersin bölge bir yana doğu Akdeniz’ in en önemli turizm ve sağlık merkezi haline gelecektir.

**

Sonrasında yaşananları, 1960 yılında darbeden birkaç ay önce Mersin’ e gelen dönemin Başbakanı Menderes’ in araziyi turizme açmak ve denize nazır otel projesini de bir sonraki bölümde anlatayım…

 

 

Kışla arazisini kapsamayan Millet Bahçesi.. Ayağı eksik proje.. (24.9.2019)

Kışla arazisini kapsamayan Millet Bahçesi.. Ayağı eksik proje..

Tevfik Sırrı Gür stadının yıkılmasına yol açan gelişmeleri yeniden anlatacak değilim.

Deniz kenarındaki konumuyla Anadolu’ nun en güzel statlarından birine sahip olan Mersin’ in kuş uçmaz kervan geçmez dağ başında yeni bir stada ihtiyacı var mıydı, gibisinden bir soruyu da oturup bu saatten sonra tartışmanın anlamı var mı? Sanmıyorum…

Olan oldu, birkaç hafta içinde kapalısından açığına tüm tribünleri yerle bir edildi, ışıklandırma sistemi söküldü, geriye çamur deryasından ibaret bir tarla kaldı.

Aslında buna da sevinmemiz gerekiyordu.

Gerekiyordu çünkü, yeni stadyum yapılırken Beden Terbiyesi ile TOKİ kapalı kapılar ardında anlaşmış, TOKİ, TSG stat arazisine karşı yeni stadın yapımını üstlenmişti.

Ve üzerine geçirdiği arazide on yıldır denize nazır alışveriş merkezleri ile lüks konutlar yapmak üzere projeler geliştirip duruyordu.

Bu nedenle, AKP iktidarı ve lideri Erdoğan’ ın 2018 seçim vaatleri arasında Millet Bahçelerini dile getirmesiyle Mersin’in başına talih kuşu konduğunu söylemekte beis yok..

Sonuçta her an beton saldırısına maruz kalacak bir alanın, eksikleri gedikleri olsa da insanımızın nefes alacağı yeşil bir vahaya dönüştürülmesi projesiydi bu…

Ve madem ki, stadyumu koruyamamış, kent olarak sahip çıkamamıştık, en azından gerçekleştirileceği söylenen projenin en iyi şekilde yapılması yönünde çaba gösterebilirdik.

Bu konuda mütevazi olmayacağım.

Stadyum alanını kapsayan 46.500 metrekare büyüklüğündeki Millet Bahçesi projesi ihaleye çıkarılırken de, ihale bir süre sonra, ülkenin yaşadığı krizin de etkisiyle iptal edilirken de, Müftü deresini ve doğusundaki Oyak’ ın mülkiyetine geçmiş Kışla Arazisini ve önündeki denize uzanan sahili kapsamayan bir Millet Bahçesinin ihtiyaca cevap vermeyeceğini defalarca yazıp durdum.

Aslında bu düşüncemi TSG stadının TOKİ’ ye devrinin sessiz sedasız gerçekleştiği 2009′ dan beri makalelerle paylaşıp duruyorum.

Şubat 2019′ da yapılması gereken ihalenin bir süre sonra iptal edildiği ortaya çıkınca Mayıs başında kaleme aldığım makalede, iptalin aslında şans olduğunu ve Mersin’ in ayağına gelen altın fırsatı değerlendirmesi gerektiğini dile getirdim. (Merak eden son makaleye buradan erişebilir.https://abdullahayan.wordpress.com/2019/05/09/mersin-in-ayagina-gelen-altin-firsat-millet-bahcesi-yapiminin-durdurulmasi-9-5-2019/)

İhalenin iptali ardından MESİAD önerdiğim kapsama alanını da içeren yeni bir projeyle kamuoyunun önüne çıktı. İktidar yetkilileriyle de paylaştı.

Bu arada AKP iktidarının yerel seçimlerde ilk kez Mersin merkezde Akdeniz Belediyesini kazanmış olması, Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Gültak’ ın Müftü Deresini kapsaması yanında denizle de buluşan Millet Bahçesi fikrine  sahip çıkması ve bürokratik mahfillerde gösterdiği çabalar o fırsatın değerlendirilmesinin önünü açtı.

29 Ağustos 2019 tarihinde duyurulan yeni ‘Mersin Millet Bahçesi ve Sosyal Donatılar’ ihalesi, şubat ayında askıya çıkarılıp iptal edilen eski ihaleden farklı olarak çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

23 Eylülde tekliflerin toplandığı yeni ihaleye konu olan proje 120 bin metrekareden (tam olarak 119.658 m2) oluşuyor.

46.500 metrekarelik alana sahip eski alandan hayli büyük ve bu anlamda Mersin, hayal edilenin ötesinde çok önemli bir yaşam alanına, cazibe merkezine kavuşacak..

Tamam da, bu yeterli mi?

Değil elbet..

Müftü Deresi aksını esas alan kreasyon çalışması, batısındaki TSG stat arazisi gibi doğusundaki 30 dönümlük Kışla arazisini ve Orduevi ile eski Vakıf Tesislerinin bulunduğu tüm sahili kapsamadığı sürece eksik bir proje, yarım kalacak rüyadır…

İyi de projeye o hayalin gerçekleşeceği Kışla arazisi neden bir türlü eklemlenmiyor?

Kışla arazisi dediğimiz kamuya ait bir alan nasıl oldu da Oyak’ ın tapulu malı haline geldi?

15 yıldır yanıt arayıp durduğum ‘Kışla Arazisi gerçekte kimin?’ sorusuna ışık tutacak eski bir makaleyi yeniden paylaşmanın ve kamuoyunu bilgilendirmenin tam zamanıdır diye düşünüyorum.

Bir sonraki makale eski yazılardan derlenen Kışla Arazisinin geçmişine yolculuk olsun…

 

 

 

 

 

Taşucu’ nda tersaneciler mi, çevreciler mi kazanacak? (19.9.2019)

Taşucu’ nda tersaneciler mi, çevreciler mi kazanacak?

Son günlerde ÇED sürecinin tamamlanmasıyla Taşucu’ na tersane adı altında çevre felaketine yol açması kaçınılmaz gemi söküm tesisi kondurma hayali kuranların amaçlarına bir adım daha yaklaştığı sır değil.

Taşucu cennetine göz dikenlerin bu ilk hamlesi değil, büyük ihtimalle rantın büyüklüğünü keşfedenlerin kapanması imkansız iştahı nedeniyle son da olmayacak..

Geçmişte bu kentin çevreye ve doğaya duyarlı insanlarının çabası sonunda katliam girişimleri püskürtülmüştü. O mücadele umarım bundan sonraki hukuki girişimlere ışık tutar…

Bu açıdan 2005′ te yaşananları yansıtması bakımından kaleme aldığım “Taşucu tersanesi, turizme indirilecek darbe” makalesini yeniden yayınlamanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Unutan hafızaları canlandırması umuduyla…

**

Taşucu tersanesi, turizme indirilecek darbe..

Tersane kurulacak olursa kimlerin hakim, kimlerin göstermelik oyuncu olacağını zaman gösterecek

Yorum kamuoyunun.

Gelelim tersaneyi almak isteyen grubun açıklamasında beni ‘bilgisizlik ya da kasıtlı hareketle‘ suçladığı ve hedef tahtasına oturttuğu tersanenin kirlilik yaratacağı iddiamın yalanlamasına…

Taşucu’ na tersane kondurmak isteyen girişime göre “Tersane kirlilik yaratmaz. Aksine tersane olan Tuzla’da denize girilmektedir. Üstelik tersane ile kaynakçı, tornacı, boyacı, elektrik ve elektronikçi gibi sayısız alanda yan

sanayi gelişip istihdam yaratılacaktır.”

Acaba gerçek böyle mi, Taşucu tersanesi Mersin’in dertlerine derman olacak mı?

Türkiye’de ilk tersane 1872 de Haliç’te kurulmasına rağmen modernizasyon ve nitel gelişme anlamında gelişme kaydetmedi.

Haliç’in dört yandan kanına girilirken, tersaneler de kirlilik konusunda üzerlerine düşeni fazlasıyla yaptılar.

Galata köprüsünün yeniden yapılması, haliç’ in temizlenmesi çalışmaları sırasında gemi yapımcıları Anadolu yakasına göç etmeye başladılar.

Kartaldan başlayıp neredeyse Eskihisar iskelesine kadar ulaşan bir havzada, özellikle de Tuzla’da yoğunlaşan tam 32 tane büyük, 40 tane de küçük orta boy tersane kuruldu.

Tuzla’daki işçileri içinde barındıran LİMTER-İŞ sendikasına göre; Bu tersanelerde çalışan 10 bine yakın insanın ancak bin tanesi sigortalı. Geri kalanı gündelikçi denilen ve hiçbir güvencesi olmayan insanlardan oluşuyor.

On bin insanın büyük çoğunluğu ışığa gözlerini kısarak bakıyor, ellerinde yüzlerinde yanık lekeleri taşıyorlar. Kaynak ısısıyla ortaya çıkan gazlar, boya ve yağlar kanserojen özellikleri dışında deride tahribat yapıyor.

Aynı maddelerin, kazınan boyaların, kimyasalların karıştığı suların temizliğini, tersanelerin kirlilik yaratıp yaratmadığını, benden ve tersane uzmanı Mersin Ortak Girişiminden çok, çevre mühendislerinin bilmesi gerekmez mi?

Yazdıklarımızdan sonra Mersin Çevre Mühendisleri Odası ve çevrecilerin tepkilerini bekleyip göreceğiz.

Denize girildiği söylenen Tuzla’nın adı Türkiye ve dünyada 1993 yılında söküm için getirilen United States gemisindeki asbestli plakaların medya tarafından tespiti ile duyuldu. Dünya sağlık örgütü tarafından çevre ve insana verdiği giderilmez zararlardan dolayı yasaklanan asbestin medya tarafından ortaya çıkarılması ile oluşan tepkiler sonucunda gemi ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

İstanbul’un göbeğinde çevreye ve insana bu kadar zarar veren tersanelerin şirin gösterilmesi, Taşucu’ nda her türlü kişi ve kurum denetiminden uzakta faaliyet göstermesi benden çok duyarlı kurumların görevi.

Kirlilikten doğrudan etkilenecek Taşucu halkını temsil eden belediyenin girişim grubunun içinde yer alması ise ürkütücü.

Tuzlada meydana gelen yangınların ürkütücü görüntüleri hafızalardayken İtfaiye teşkilatı olup olmadığını bilmediğim taşucu Belediyesi umarım ne yaptığını biliyordur.

Aliağa tersanesi ve orda yaşanan çevre katliamı başka bir yazı konusudur.

Bugünkü yazımızı Tuzla ilgili çarpıcı bir rapordan alıntı yaparak bitireceğiz:

Yapılan iş gereği sürekli toz, petrol atıkları ve kimyasal maddelerle ortaya çıkar. Zararlı tozlar solunduğundan akciğer rahatsızlıkları, verem ve bronşit gibi hastalıklar görülmektedir.

Onarım için çekilen gemilerin büyük bölümü nemli ve havasızdır. İşçiler bu gemiler içinde çalışmaktadır. Çalışma alanı olan gemilerin içinde havalandırma tertibatı yoktur. Gemiler zehirli maddelerden ve atıklarından arındırılmadan onarıma çekilmektedir. Özel tersanelerde duş sistemi olmadığından işçiler zehirli maddeleri evlerine kadar götürmektedirler. Böylece tehlikeyle karşılaşan sadece işçi değil , ailesi de olmaktadır.

Törpüleme ve rende sonucu yayılan diner tozlarının yarattığı rahatsızlıklar da işçiler arasında görülmektedir. Boya da çalışan işçiler de kimyasal ve petrol atıkları ile iç içe yaşamaktadırlar. Bir başka örnek, tamir yapılacak gemide, işlemler başlamadan önce kaynaklarda delik olup olmadığını anlamak için çekilen filmdir. Çekim yapılan yerin 300 metre uzağında durmak şarttır, ama gerçek şu ki bu işlem esnasında işçiler çalışmaya devam etmektedir. Ve film çekimi sırasında yayılan radyasyondan etkilenmektedirler.

Asbest kimyasal madde kullanımı ise en korkunç örnektir. İşçiler bu öldürücü madde ile birlikte iç içe çalışmaktadır. Asbest işçilerin çalışma alanında hiçbir koruyucu önlem almaksızın bulunmaktadır. Bu durum ilgili meslek kuruluşları tarafından da tespit edilmiştir.

Gemi bozma yöntemleri ve onarım tekniklerinde kuralsız, rasgele ve ilkel yöntemler kullanılır. Bu da bedenen yıpranma ve meslek hastalıkları ortaya çıkarmaktadır. Yine eklem, kas ve bel ağrıları en çok görülen rahatsızlıklardandır.

İşte size İstanbul’daki bir tersanenin tablosu.

Abdullah Ayan

Mersin, 5.11.2005

 

 

Taşucu tersaneye mi, çevreci turizme mi kucak açacak? (17.9.2019)

Taşucu tersaneye mi, çevreci turizme mi kucak açacak?

Soru önemli, çünkü yıllar önce savuşturduğumuzu sandığımız katliam tehlikesi yeniden ve tüm aktörleri, ekipmanlarıyla canlanıp yeni atağa kalkmış görünüyor.

Son günlerde yeni Mersin BŞ başkanı Seçer’ e kutlama ziyareti yapanların arasında Taşucu’ na tersane kazandırma lobisinin değişmez isimlerini görünce, ister istemez yıllar öncesi canlandı hafızamda…

Simalar yaşlanmış ama projeler ve projeleri hayata geçirme hayalleri capcanlı..

O her kapıyı açan sihirli sözcük te değişmemiş, aynı kişiler ve aynı dillerde ‘istihdam yaratacağız” sloganı..

İşsizlikten kırılan ülkede istihdam söz konusu olunca akan sular duruyor ya, ona güveniyorlar..

Haksız da sayılmazlar, çimento tesisi kuracak olan da istihdam yaratacağız diyor, kömür yakan termik santralleri konduranlar da…

İstihdam zorlandıkları her kapıyı açan sihirli maymuncuk adeta..

Ve meydanı boş bulunca durmadan sallıyor, binlerce işsize iş sağlayacak yatırım vaatlerini havuç niyetine uzatıp duruyorlar..

Aslında ilk denemeleri değil bu, belli ki son da olmayacak…

Üstelik Mayıs 2019′ da tamamlandığı söylenen ÇED sürecinin ardından bu kez istihdam havucuna, tersanenin milli güvenliğe olan katkısı, ulusal zorunluluğu gibi argümanları da eklemişler.  Yemeğin kendisi zehriyle ölüm saçsa da, süsledikleri sofra hayli zengin anlayacağınız.

Nereden nereye diyeceğim de zihin dünyam beni ta 2000′ lerin başına götürmekte…

Henüz Taşucu’ nun Silifke’ ye bağlanmadığı kendisine özgü belediyeye sahip olduğu yıllar ve duyarlı bir Belediye Başkanıyla Taşucu sevdalısı Arslan Eyce gayretleriyle katıldığım etkinlikler..

Ve sonrası…

Yine anımsıyorum, 2005 yılında yine Taşucu tersanesi özelleştirme adı altında birilerinin iştahını kabartınca bir kez daha kamuoyunu bilgilendirme adına birkaç makale kaleme aldığım ve yayınlanan o makaleler nedeniyle  birilerinin oklarına hedef olduğum yıllar…

Ben tersanenin yaratacağı çevre kirliliğine Tuzla ve Aliağa somut örnekleri üzerinden dikkat çekmeye çalışıyordum, bir an önce Taşucu Tersanesine kavuşmak isteyenler de, Tuzla’ nın kirlenmediğini aksine yüzülecek hale gelen temiz denizinden dem vuruyorlardı..

Henüz Tuzla o insanları insanlıktan çıkaran vahşi ölümlerle pek tanışmamıştı ya da, kamuoyuna yeterince yansımıyordu yaşanan çevre katliamı… (Oysa Tuzla’ daki işçi kıyımı bir süre sonra o hale gelecekti ki, 2008 yılında bıçak kemiğe dayanacak ve TBMM Araştırma Komisyonu kurulmasına karar verecekti. Komisyon Tuzla’ daki tabloyu ortaya koyarken acı gerçeği dönemin Başbakanı Erdoğan açıklıyordu. Erdoğan işçi ölümleri ardından kamuoyunu bilgilendirirken Tuzla’ daki 47 tersaneden sadece birkaç tanesinin ruhsatı olduğunu, çoğu tersanenin ruhsatsız faaliyet gösterdiğini söyleyecekti.)

O nedenle Kasım 2005′ te kaleme aldığım ve başta Taşucu olmak üzere bölgenin korunmasına yönelik makalem ardından tersaneyi almak isteyen çeşitli gruplardan Mersin Ortak Girişimi bir açıklamayla beni yalanladı. çevresel tehdit konusunda yazdıklarımı çürütmeye çalışırken şöyle diyorlardı:

“Tersane kirlilik yaratmaz. Aksine tersane olan Tuzla’da denize girilmektedir. Üstelik tersane ile kaynakçı, tornacı, boyacı, elektrik ve elektronikçi gibi sayısız alanda yan sanayi gelişip istihdam yaratılacaktır.”

O tarihte henüz Akkuyu Nükleer Santral gündemde değildi ve o nedenle bu açıklamadan yıllar sonra dönemin Mersin Milletvekili ve Devlet Bakanı Tüzmen ‘in “nükleer santral tehdit yaratmaz, ben Güney Kore’ de nükleer santralin yanında denize girdim” sözlerini duymamış, nükleer santrali soğutan temiz deniz suları kavramıyla tanışmamıştık daha…

Kısaca kabul etmeli ve haklarını da vermeliyim; çevresel tehdide konu olacak tesislerin yanında temiz denize girme iddiasının patenti de Tüzmen’ den önce, o ünlü Mersin Girişim Grubuna aittir..

Gelelim 2005′ teki Taşucu’ na tersane kazandırma çabası içinde olanlarla giriştiğim ve bugünlerde ortaya çıkan tabloyla yeniden canlanması kaçınılmaz tartışmanın ilk dönemine..

O tartışmayı en iyi anlatacak metin 2005 tartışmalarında kaleme aldığım metinlerdir..

Neler mi yazmıştım Kasım 2005′ te?

Noktası, virgülüne dokunmadan yayınlayayım da, o dönem sanal ortama taşıyamadığım o makaleye bu kez erişmek isteyen herkes ulaşabilsin…

Bir sonraki makale olduğu gibi o Kasım 2005 tarihli makale olsun..

 

 

Raylı sistemde bir nal tamam geriye ‘üç nal, bir at’ bulmamız kaldı.. (13.9.2019)

Raylı sistemde bir nal tamam geriye ‘üç nal, bir at’ bulmamız kaldı..

Mersin Büyükşehir başkanlığı koltuğuna oturalı 5 ayı aşkın zaman geçmesine karşın Seçer geçmiş dönemle ilgili son günlere kadar yutkundu, durdu.

Muhalif, muvafık yükselen ‘Kocamaz dönemiyle ilgili hesap sorma’ taleplerini göğüslerken ‘devr-i sabık yaratma gayretinde olmayacağını’ da sürekli yineledi.

Ancak son günlerde Kocamaz’ ın özellikle raylı sistem konusunda sosyal medyada yaptığı paylaşımlar ve tv kanalına yaptığı açıklamalar belli ki Seçer cephesinde bardağı taşırma noktasına getirmiş..

Büyükşehir Meclisinin Eylül ayı olağan toplantısının son bölümünde eleştiri ve dilekleri yanıtlarken kullandığı kimi ifadeler, Kocamaz ile Seçer arasında yerel seçimlerden önce ilan edilen ateşkesin sona ermekte olduğunu göstermesi bakımından yeterince işaretlerle doluydu..

Örneğin asfalt konusunda dile getirdiği “geçmiş dönemde çok asfalt çalışması yapılmış ama daha bunların borcu ödenmeden aynı asfaltı yeniden yapmak zorunda kalıyoruz. Yapılan asfalt yol bir iki yılda bozulur mu?”  şikayetler…(kamuoyuna pek yansımayan bir detayı anımsatayım: Bu dökülen asfalt için belediye bütçesi yetersiz kalınca Kocamaz seçimlere 9 ay kala Meclisten yeniden borçlanma yetkisi almış, aldığı 240 milyon borçlanma yetkisiyle İller Bankası ve Ticari Bankalardan 240 milyon lira kredi kullanma yoluna gitmişti.. A.A)

Aşağıda da yine Seçer’ in yapılan üst geçitlerle ilgili ilginç bilgiler:

“Yerel seçimlere günler kala, şubat ayında iki üst geçit ihalesi yapılmış. Hayli pahalı bulduğum için iptal edeyim dedim, firma ihtarname çekti. Mahkemelik olmaktansa zorunlu olarak yapmalarına onay verdim. Ama üstlenici firmayı da ‘parayı geç alırsınız’ diye uyardım. 11 milyon liraya üst geçit mi olur? Üstelik efektif te değil. İnsanımız üst geçidi kullanmıyor.”

Seçer’ in tüm soğukkanlılığına rağmen, deyim yerindeyse dudaklarını ısırarak Kocamaz’ a yönelttiği oklar bununla da sınırlı kalmadı.

Belli ki, eski Başkanın sosyal medyada yer alan; “metro olarak belirlenen raylı sistem projesi bizim dönemimizde hazırlanıp Ulaştırma Bakanlığından onay almıştı. (…) Aldığım hayırlı habere göre hazırlanan metro projemiz yatırım programına alınmış bulunuyor. (…)

Bu dakikadan itibaren Mersin Büyükşehir Belediyesine düşen görev her şeyiyle yatırıma hazır hale getirdiğimiz ve yatırım programına da alınan metro projesinin bu dönem sonuna kadar hayata geçirilmesidir. (…)” paylaşımı sabır taşını çatlatmış…

Gerçekten de konuya vakıf olmayan azımsanmayacak sayıda insanın, “ulaştırma bakanlığı projeyi onaylamış, Cumhurbaşkanı da 2019 yatırım programına almış, daha ne duruyorsun hadi sen de işi bitir” noktasına gelmesine yol açan ve “ben zaten her şeyi hazırlamıştım. Artık son vuruşu yapıver” algısını güçlendiren bu paylaşım üzerine çıkıp gerçekleri tüm çıplaklığıyla paylaşmak gerekiyordu. Seçer de bunu yaptı. Üstelik gergin üslupla.

Seçer öncelikle projenin hazırlanma sürecini anlatırken bedeliyle ilgili ince dokundurmalarda bulundu. Aşağıdaki sözler olduğu gibi kendisinin: “Bizden önceki yönetim bir müşavirlik firması ile anlaşmış. projeyi ihale etmiş. 8 milyon 200 bin lira ve artı KDV. Geçmiş yönetim bu bedelin 2 milyon 200 bin lirasını ödemiş. Kalan 6 milyonu da benim yönetimim ödeyecek.”

Özetlersem; Belediyenin kasasından KDV dahil 9,6 milyon lira çıkacak ve bunun 7 milyonluk kısmı zaten borç batağında devredilen belediyenin yeni başkana hediye olarak bırakılmış..

Seçer, gün geçtikçe bulduğu geçmiş dönemden kaynaklı ağır tablo yetmezmiş gibi, ‘devr-i sabık yaratmayacağım’ dediği Kocamaz’ ın “borç yiğidin kamçısı, ben aday olup seçilsem borç borç diye ağlayacak mıydım?” salvo atışları sonrası belli ki, ipleri koparma noktasına getirmiş.

Metro! ile ilgili Kocamaz’ ın; “raylı sistemde her şey tamam, iş ihaleye kalmış, ben onun da kredisini bulmuştum. Ancak aday olamayınca kredi verecek olanlar kredileri buzdolabına koydular” sözlerinin de birikimiyle, 4 saati aşkın süre devam eden ve dikkatlerin iyice dağıldığı Büyükşehir Meclisinin kapanışında öylesine açıklamalarda bulundu ki, bundan böyle Seçer-Kocamaz ilişkilerinin eskisi gibi sürdürülmesi hayli zor.

Gelelim Elvan’ ın ‘2019 yatırım programına alındı’ müjdesi! ardından Kocamaz’ ın, ‘ne duruyorsun helva yapsana’ tadında  ve Seçer’ e vermeye çalıştığı ‘hadi bakalım her şey hazır ettik,  şu metroyu tamamlayıver’ gazına!

Projenin yatırım programına alınması sembolik anlamda bir şey ifade eder ama hepsi o kadardır.

Seçer’ in haklı olarak ifade ettiği ve benim yıllardır dile getirdiğim kaynak sorunu eskisinden çok daha ağır biçimde karşımızda durmaktadır.

Proje hangi yöntemle ihale edilecektir?

Hazine kaynaklı kredi, belediyenin borçlanması, ya da YİD ‘Yap işlet devret’ modellerinin her birinin kendine göre farklı sıkıntıları, açmazları var..

İktidar gittikçe ağırlaşan krizin ardından önemli gördüğü ve Erdoğan’a ileride seçim kazandırma potansiyeli olan projeleri bile askıya almışken muhalif Mersin BŞ belediyesinin dış kredi için hazine garantisi talebine onay vermez.* (İstanbul Havalimanı, Avrasya Tüneli , Üçüncü Boğaz Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu, Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu, Çanakkale-Malkara Otoyolu, Ankara-Niğde Otoyoluna toplamda 15,4 milyar dolar garanti verildi ve artık hazinede barut bitmiş durumda.)

Belediye mevcut borçlarını ödemekte bile zorlanır ve Seçer, Meclisten borçlanma yetkisi alamazken belediyenin bir yıllık toplam bütçesine eşit bir yatırım için muhalefetin hâkim olduğu  Meclis yaklaşık 500 milyon dolarlık borçlanmaya ‘olur’ der mi? (Dese bile o borcun hangi şartlarda ve hangi faizlerle bulunacağı ayrı ve teknik bir konudur)

Geriye kalıyor YİD modeli..

2030 yılında bile saatte 18 bin yolcu taşıyacağı var sayılan (ki 2023 itibariyle gerçekçi tahminler yolcu sayısının 10 bin/saat’ i bulmasının güç olduğunu, çünkü yapılan projeksiyonlarda pik saat dediğimiz yolcu trafiğinin en yoğun olduğu periyotlarda bile 12 bin yolcu olarak hesaplandığını gösteriyor) bir yatırıma gelip para koyacak üstleniciye nasıl bir rant vaat edeceğiz ki, getirip para koysun?

Kaba taslak hesapla 500 milyon dolar koyacak yatırımcı %10 faizle yetinmez ve  10 yıllık gelirle parasını amorti edeceği Bankacılık sektörüne heveslenmezken, hangi şartlarla gelip Mersin metrosuna kaynak ayıracak veya  yapımını üstlenecek?

Bu soruların yanıtı zor gibi görünse de, aslında basit yöntemle ortaya çıkacak tabloyu kestirmek zor değil.

Bunun için bir soru önem kazanıyor, o soruyu sorarak noktalayayım:

Basit hesapla gidersek %10 faiz ve on yıllık amortisman demek, 50 milyonu faiz gelirinden olmak üzere her yıl 100 milyon dolarlık bir gelirin garanti edilmesidir ki, o 100 milyon doları karşılamak için kaç Mersin’ li çıkacak ta, metromsu raylı sistemimizin vagonlarına kurulacak?

Yer altından geçeceği bölgenin denizden kazanılmış bataklık olması, oraya girecek üstlenicinin nelerle karşılaşacağı, yatırımın belirlenen sürede tamamlanmaması halinde Seçer’ e önümüzdeki seçimi kazandırması şöyle dursun, hayalleriyle birlikte yutacağı gerçeği mi dediniz?

Yatırım modeli netleşsin, o konuları da ileride konuşur, tartışırız nasılsa..

 

 

 

 

Vaatler ve gerçekler.. Bir Havalimanı hikayesi -4- (10.9.2019)

Vaatler ve gerçekler.. Bir Havalimanı hikayesi -4-

Havalimanının yapılacağı bölgedeki 150 dönüm nar bahçesinin ürünü iki kez ihaleye çıkarılmasına rağmen alıcı çıkmaz, Havaalanının kötü kaderi nar bahçesini de etkilemiştir. Ürün dalında çürür ama siyasi iktidar umut dağıtmayı sürdürmekte kararlıdır.

1 Nisan 2018 günü Cumhurbaşkanı Erdoğan proje ile ilgili gelişmeleri özetler:

“Çukurova Havalimanı maalesef talihsizlikler nedeniyle gecikti. Baktık başka türlü olmuyor, en sonunda bu işi doğrudan kamu yatırımı olarak hayata geçirmeye karar verdik. İlk etapta yıllık 15 milyon yolcu kapasiteli olacak. gerekirse ileride 30 milyona çıkartılabilecek. Bu havalimanının alt yapı işleri temmuzda bitiyor. Üst yapı ihalesi de yakında yapılıyor. Hedefimiz en kısa zamanda burayı hizmete açmak.”

16 Nisan 2018 Elvan’ dan bir açıklama daha ve yeni takvim:

“Havaalanı yapım çalışmaları hızla ilerliyor. Hedefimiz en azından 2019 ilk çeyreğinde havalimanını vatandaşımızın hizmetine sunmak”

Takvim verecek kadar iddialı açıklama yapan Elvan’ a kimse çıkıp “üst yapı ihalesi ne oldu? kesinleşti mi? sorusunu yöneltmeyince, vaatlere bulanmış hayaller bir süre sonra tadından yenmez masallara dönüşür.

Nihayet kesin ve teknik anlamda cılız da kalsa doyurucu bilgiyi 8 Mayıs 2018 günü dönemin Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan veriyor:

“2019 başına kadar alt yapıyı tamamen bitirmiş olacağız. Terminal binası dahil üst yapı ihalesini yaptık. 229 bin m2 terminalden söz ediyoruz. Dün itibariyle sözleşmeyi imzaladık. Önümüzdeki pazartesi yer teslimini yapacak ve işe başlayacağız. Kısa süre içinde çok hızlanacak. Bir sene içinde bitirip 2019′ da Çukurova Havalimanını hizmet verir hale getirmiş olacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ ın “şimdilik 15 milyon kapasiteli olacak, ileride gerekirse 30 milyon yolcu kapasitesine göre büyütülür” dediği havalimanı konusunda Elvan verdiği tüm demeçlerde 30 milyon yolcu rakamını zikreder ama bölge insanı artık ülkenin en büyük 2. havalimanı iddiasından ve  büyüklükten çok havalimanından uçakların ne zaman havalanacağı konusuyla ilgilenmektedir.

Ve siyasetçilerin gel gitleri yanında en gerçekçi ve doğruluğuna inanılması gereken bilgiyi DHMİ genel müdürü verir. Funda Ocak “alt yapının %40′ ının tamamlandığını üst yapı yer tesliminin ise 7 mayıs 2018 günü yapıldığını” açıklar.

Derken üst yapı bir yana tamamlandı denilen alt yapıda bile zorunlu duraklamalar yaşandığı  ve üstlenici firmanın sıkıntıda olduğu ortaya çıkar bir süre sonra…

İşçilerin aylardır maaş alamadıkları, bunun da hak edişlerini zamanında alamayan üstlenici Bayburt grubundan kaynaklı olduğu haberleri yer alır medyada..

Aslında işin temelinde girilen ekonomik krizle birlikte projeye ayrılan kaynakların yetersizliği ve bu proje dışında da resmi kurumlardan başka işler almış olan üstlenicinin hak ediş ödemelerinde karşılaştığı sıkıntılar yatmaktadır..

Konu hakkında Lütfi Elvan 25 Ekim 2018 günü açıklama yapma gereği duyar:

“Havalimanı ile ilgili altyapı çalışmaları bitti şu an üst yapı çalışmalarına başladılar. Ancak yüklenici firma bugünlerde işi biraz yavaşlattı. Bunun bizde farkındayız. Şu anda firma ile görüşme halindeyiz. Mesele hem Cumhurbaşkanımızın hem bakanımızın bilgisi dahilinde. Önümüzdeki günlerde biraz daha hızlandırıp, Çukurova’nın bu havalimanına kavuşmasını sağlayacağız. Kurdaki artışları gerekçe göstererek bir miktar yavaşlama eğilimi olduğu bildirildi. Geçen hafta Ulaştırma Bakanımız şirket sahibi ile bir görüştürme gerçekleştirdi”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ dan eski ve yeni Ulaştırma Bakanlarına kadar herkes bir termin planı, takvim verir ama gerçeği yine Funda Ocak açıklayacaktır:

“357 milyon Euroluk yatırım maliyetinde revizyona gittik, küçülttük. Altyapı, üstyapı olarak iki ayrı ihaleye çıktık. Altyapı ihalesinin toplam tutarı 285 milyon TL’dir ve şu an itibarıyla çalışmalar yürümekte ancak çok yavaş yürümektedir. Altyapının bitim tarihi Mart 2019’dur ve fiziki gerçekleşmesi şu an itibarıyla yüzde 40’tır. Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz yürütmek için ancak fiyat artışları, döviz bazındaki yükselmeler nedeniyle müteahhidi çok fazla zorlasak da netice alamıyoruz. Altyapıda yüzde 40’da tıkandık. Üstyapı da 899 milyon TL’ye ihale edildi. Yer teslimi yapıldı. Mayıs ayından beri hala herhangi bir ivme kazanamadık. Büyük bir ihtimalle bu proje feshe gidecektir. Çalışmalarımız ve takibimizi devam ettiriyoruz.”

Proje feshe gider mi? Bu konuda kamuoyuna yansıyan bir haber olmadığına göre gerçeği ancak yine bürokratların resmi açıklamalarından öğreneceğiz.

Tabii bu arada siyasiler de boş durmuyor…

Örneğin yerel seçim çalışmaları nedeniyle Mersin’ e gelen ve yeni ünvanı TBMM Plan Bütçe Komisyon Başkanlığı olan Elvan umut saçmaya devam eder..

Örneğin 27 Aralık 2018 tarihli müjdesi inanılır gibi değil:

“İnşallah hedefimiz mart ayı sonuna bitiremezsek bile nisan ayında Çukurova Bölgesel Havalimanı’nın alt yapısını bitireceğiz ve oraya uçağı indireceğiz”

1 Nisan tarihini şaka niyetine okumaya çalışır insanlar..

O nedenle de kimisi 1 Nisan şakasıdır der, kimisi de “1 Nisan demiş ama hangi yılın 1 Nisanı olduğunu belirtmemiş” diyerek geçiştirir..

Gerçek olan tek şey ise, ‘vaatler ve gerçekler’ başlığıyla sürdürdüğümüz zamanda yolculuk öyküsünün binbir gece masallarını kıskandırmaya başlayan son halidir..

Umarım 2023′ te havaalanı bitirilir de, bir daha oturup proje hakkında yeni makaleler yazmak zorunda kalmam.

Çünkü toparladığım vakit on yılda kalınca kitabı dolduracak Havalimanı hikayesini kaldığı yerden bir kez daha yazacak mecalim yok gerçekten…

Vaatler ve gerçekler.. Bir Çukurova Havalimanı hikâyesi -3- (5.9.2019)

Vaatler ve gerçekler.. Bir Çukurova Havalimanı hikâyesi  -3-

Bir önceki makaleyi şöyle noktalamıştım:

” DHMİ Genel Müdürlüğünün Çukurova Bölgesel Havalimanı konulu ihale ilanı resmi gazetede yayınlanır. Buna göre 16 Mayıs günü gerçekleştirilecek ihaleyle tesisin alt yapısının 550 takvim gününde tamamlanması öngörülmektedir.

İşler rayına girmiş gibi görünür ve ihale günü iple çekilirken ne mi olur?”

Kaldığım yerden sürdüreyim 2016′ da işlerin rayına girer gibi göründüğü öyküyü…

**

YİD yöntemli ve üstleniciyi sonunda batıran ilk ihaleye karşı, bu kez yapılan alt yapı ihalesine 19 ayrı ortak girişim grubu teklif verir.

Toplanan tekliflerin değerlendirilmesi sonunda alt yapı işini kimin yapacağı 10 gün içinde belli olacak denir ama o süreç te aylar alır ve nihayet 2016 Ağustos sonunda ihale sürecinin tamamlandığı ancak bir firmanın itiraz ettiği bu nedenle de ihalenin resmi sonucunun 10-15 gün gecikmeyle açıklanacağını bizzat Elvan duyurur.

Ancak bazı Milletvekillerinin sorularını yanıtlayan DHMİ genel müdürü Funda Ocak “kazanan bir firma vardı ancak Kamu İhale Kurumu o firmanın iş bitirmesini sıkıntılı gördü, başka bir firmayla ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”  diye özetler son durumu. Bu arada Ocak, iki yıllık yapım süresi ön görüldüğünü ve Havalimanının 2019 başında hayata geçirmeyi hedeflediklerini de ekler sözlerine.

Sonunda medyaya yansıyan haberlere göre Hazaryol-Budakyol konsorsiyumunun teklifinin onaylandığı duyurulur ancak bir süre sonra 2 yıl içinde tamamlanması kaydıyla ihaleyi alan konsorsiyum ortağı Hazaryol isimli şirketin aslında Bayburt grubuyla aynı adreste olduğu anlaşılır.

Alt yapı yapım işi bir biçimde kaldığı yerden devam edecektir ama terminal ve apronları kapsayan üst yapı ile ilgili takvimin nasıl işleyeceği soruları orta yerde dururken bu konudaki açıklamayı yine Elvan yapar. 19 Şubat 2017 günü yaptığı konuşmada “üst yapı ihalesine bir hafta içinde çıkıyoruz. Hedefimiz 2018′ de havaalanını hizmete açmak” diyerek yüreklere su serper.
Gerçekten de 7 Mart 2017 tarihli resmi gazetede yer alan ilanla 23 Marta kadar tekliflerin toplanacağı üst yapı işinin 550 gün içinde tamamlanması ön görülür.

Tarih 26 Mart 2017..

Bir kez daha temel atma töreni ve platformda Elvan..

Havaalanı açılış tarihi olarak 29 Ekim 2018 günü diye tarih bile verir. 29 Ekim güvencesi referandum kampanyası çerçevesinde Mersin’e gelen Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da yinelenir.

23 Mart 2017′ de toplanacak denen üst yapı teklifleriyle ilgili takvim bir kez daha değişir. Bu kez belirlenen tarih 4 Ekim 2017′ dir..

Alt yapı, üst yapı derken, en ilginç ilanlardan biri 23 Ekim 2017 günü DHMİ Genel Müdürlüğünce yayınlanır. İlanla Havaalanı bölgesinde yer alan 200 dönümlük yetişmiş nar bahçesindeki narların açık arttırmayla satılacağı duyurulmaktadır..

Çileklerin uçacağı günlerden havalimanının nar bahçesi olarak değerlendirildiği günlere…

Nereden nereye demeyin.

Ama hikaye burada da bitmez elbet..

Narlar alacak müşteri bekleyedursun, 5 Ekim 2017 tarihinde üst yapı ihalesinin iptal edildiği haberleri yayılır.

Konu hakkında yöneltilen soruları Elvan 15 Ocak 2018 günü yanıtlar:

“Proje epeyi gecikti. Geçen yıl ihalemizi yaptık, işe başladık. Bu sene çok hızlı ilerleyecek. Üst yapıyla da ilgili tarih vereyim: Şubatın ilk haftasında ihaleye çıkılacak”

2 Mart 2018 günü yeni takvimi açıklar Elvan: “Alt yapı çalışmaları sürüyor. Üst yapı için ihale ardından Haziran sonu gibi yer teslimini yaparız.”

Ve 30 Mart 2018 günü üst yapı ihalesinin 2. turda sonuçlandığı ve işi TAV- Tepe ortaklığının aldığı öğrenilir.

Sonrası mı?

Yılan hikayesinin sonraki bölümünde…

 

 

Vaatler ve gerçekler.. Bir Çukurova Havalimanı hikâyesi -2- (3.9.2019)

Vaatler ve gerçekler.. Bir Çukurova Havalimanı hikâyesi  -2-

22 ayda bitirileceği müjdelerle duyurulan Çukurova Bölgesel havalimanını üstlenen yapımcının trajik iflasıyla sonuçlanan öyküsünü ve sözleşmenin emrettiği işi yapmaya yetecek kredi bulamadığını görmesine rağmen yer teslimi yaparak projenin ateşe atılma sürecini önceki makalede ele almıştım.

Kaldığımız yerden devam edeyim…

Bırakıp giden yalnızca üstlenici değildi.

Projenin takipçisi dönemin en etkili isimlerinden Ekonomi Bakanı ve Mersin Milletvekili Zafer Çağlayan da 2015 seçimlerinde artık sahneden çekilmekteydi…

7 Haziran 2015 seçimlerinde AK Parti yıldız isimlerden vaz geçip Mersin birinci sırayı eski il başkanı Mustafa Muhammet Gültak’a bıraksa da, ardından gelen 1 kasım 2015 seçimlerinde bu kez lokomotif isim olarak birinci sıraya eski Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan’ ı yerleştirdi.

Aslında Elvan başta Çukurova Havalimanı ve konteyner hub limanı olmak üzere Mersin’ in bekleyen tüm önemli projeleri ulaştırma alanında olduğu için heyecan duyulması gereken ve kent adına bulunabilecek en çarpıcı isimdi.

Elvan o güne kadar pek tanımadığı Mersin’ e, adaylığının kesinleşmesiyle hızlı bir giriş yaptı.

Seçimlerden hemen önce kentin her köşesini kaplayan billboardlarda, Çukurova Havalimanı lokomotif proje olarak göz kırparken, lokomotif aday “geçmişte yanlış yöntemle düzenlenen ihale gözden geçirilerek yeniden yapılacak bu kez 20 yıllık işletme süresi çerçevesinde teklifler alınacak” diyordu.

Gerçekten de 19 Ekim 2015 tarihli resmi gazetede yayınlanan ilan, 15 Ocak 2016 günü yapılacak havalimanı ihalesiyle ilgiliydi.

Elvan’ ın seçim söylemleri ve resmi ilan üzerine kaleme aldığım ‘Çukurova Havalimanının Seyir Defteri’ ** başlıklı makalede “umarım bu kez ciddi talipliler yarışır, yarışanlar arasında en iyi olan kazanır ve artık yılan hikâyesine dönen bu proje mutlu sonla tamamlanır. Mersin’ in STK’ ları konunun takipçisi olmalı, hem ihalenin ertelenmemesi hem de gerçekten yapılabilirlik kapasitesi olan ehil ellere verilmesi açısından takip çok önemli.” demişim.

Derken 1 kasım 2015 seçimleri yapılır, Elvan Mersin’ den Milletvekili seçilip Ankara’ nın yolunu tutar ama daha ihale günü gelmeden 14.12.2015 günü Resmi gazetede bir ilan yayınlanır. İlana göre 29.1.2016 günü yapılacak Çukurova Bölgesel Havalimanı ile ilgili YİD modelli ihale görülen lüzum üzerine ileri bir tarihe ertelenir. O tarihte paylaştığım erteleme haberine gelen yorumlardan bir kaçı yaşadıklarımızı gayet iyi özetliyordu:

“Bu gidişle İstanbul 3. havalimanı bitecek ama biz hala havalimanı ihale haberleri okuyor olacağız.”

“Antalya’ ya 3. havalimanı yapılırken, inşaatına çoktan başlanmış Çukurova havalimanını es geçmek ‘siz bu işi unutun demektir”

Elvan artık Başbakan yardımcılığına terfi etmiştir ancak havalimanı projesiyle ilgili dişe dokunur gelişme yaşanmaz. Derken 10 Şubat 2016 tarihinde dönemin DHMİ genel müdürü ‘havalimanının devlet bütçesiyle yapılmasına karar verildiğini, projeyi iki etap halinde ihaleye çıkaracaklarını’ açıklar.

Genel Müdürün değişen proje yöntemi yanında değişmeyen vaat takvimi de ortaya çıkar.. Buna göre yeni talipliye yer tesliminin gerçekleştirilmesi ardından tesisin iki yıl içinde tamamlanması öngörülmektedir.

Bu arada ülke seçimden seçime sürüklenmekte her seçim öncesi de Elvan durmadan havaalanının hizmete açılması müjdeleri vermek zorunda kalmaktadır.

Müjdeleri destekleyecek adımlar da atılır Ankara’ da…

Gerçekten de Elvan, 1 Mart 2016 günü, Yüksek Planlama Kurulundan projeyle ilgili gerekli kararın çıktığını, iki hafta içinde ihaleye çıkılacağı yatırım için gerekli kaynağın tümünün Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Bakanlığı bütçesinden karşılanacağını açıklar.

4 yıl gecikmenin ardından başlayan yeni süreç, iktidara yakın medyada ‘Çukurova’ ya jet hızıyla onay’ manşetiyle yer alacaktır.

Tarih 9 Nisan 2016..

DHMİ Genel Müdürlüğünün Çukurova Bölgesel Havalimanı konulu ihale ilanı resmi gazetede yayınlanır. Buna göre 16 Mayıs günü gerçekleştirilecek ihaleyle tesisin alt yapısının 550 takvim gününde tamamlanması öngörülmektedir.

İşler rayına girmiş gibi görünür ve ihale günü iple çekilirken ne mi olur?

Gelişmeleri yazacağım ama bir sonraki makalede..

**https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/08/cukurova-havalimaninin-seyir-defteri-1/

https://abdullahayan.wordpress.com/2015/12/08/cukurova-havalimaninin-seyir-defteri-2/