Ana terminal limandan 470 metrelik rıhtıma savrulan proje… (29.11.2019)

Ana terminal limandan 470 metrelik rıhtıma savrulan proje…

Önceki makalede yatırım programları ısrarla Konteyner Ana Terminal Liman projesinden söz ederken, dönemin Ekonomi Bakanı ve Mersin Milletvekili Zafer Çağlayan’ ın kente vaat ettiği projelerdeki söylem değişikliğine değinmiştim.

Sadece Çağlayan’ ın söylemi değildi değişen…

Mersin’ i de içine alan Doğu Akdeniz’ deki ülkeleri doğrudan ve dolaylı etkileyen büyük depremler de yaşanmaya başladı 2011′ den itibaren…

Tunus’ la başlayan Arap baharı bir süre sonra Mısır halkını meydanlara döküyor, Suriye’ de ise etkileri on yıllar sürecek ve aradan geçen onca yıla rağmen bugün de bölgeyi patlamaya hazır bomba gerginliğinde tutan gelişmelere yol açıyordu.

2009′ da Konteyner Terminal Liman projesinde düğmeye basılacağı günü beklemeye başlayan Mersin, kısa süre sonra o müjdeyi veren ve takvim açıklamaya hazırlanan siyasetçilerin başta da Çağlayan’ ın makas değiştirdiğini, “mevcut liman neyinize yetmiyor, gerekirse kapasiteyi de biz arttırırız” diyen mevcut liman işletmecisi MİP’ in patronu Akın ile aynı çizgiye kaydığını izlemeye başladığını ibretle izleyecekti.

Siyasetçi eskiyi unutup yeni vaatlere, vaatleri besleyen söylemlere yelken açsa da, devletin stratejik aklı henüz ana liman projesinden vazgeçmiş değildi.

Geçilmediği bölgede yukarıda değindiğim tüm sıcak gelişmeler yaşanırken 11 Ekim 2011 tarihinde Bakanlar Kurulunca yayınlanan 2012 yılı yatırım programının uygulanması ve koordinasyonuyla izlenmesine dair karar metninde görülecekti.

Söz konusu karar metninde bir önceki programda hedeflenen Mersin Konteyner Limanıyla ilgili fizibilite ve teknik dokümanlarının tamamlandığı bilgisi çok net ifadelerle vurgulanırken, Mersin ile aynı gün tasarlanıp projelendirilen ‘Çandarlı Ana Terminal limanını’ mendirek inşaatı işinin 2011 yılında ihale edildiği bilgisi yer alır.

Son yıllardaki tüm programlarda yer alan ‘Ortadoğu’ nun giriş kapısı’ tanımı 2012 programda yer alırken Mersin Konteyner Limanına atfedilen önem aşağıdaki cümlelerle resmi metne adeta kazınır..

Şöyle denir 2012 programında:

“Türk limanlarının AB deniz otoyolları ana aksları üzerinde yer alması yönündeki çalışmalara devam edilecektir. Bu kapsamda, ‘Ortadoğu’ nun Giriş Kapısı’ olarak tasarlanan Mersin Konteyner Limanı projesinin hayata geçirilmesi yönünde gerekli adımlar atılacaktır. “(sayfa 126)

Doğu Akdeniz’de eşine az rastlanır Suriye eksenli  yangın sürerken 4 Ekim 2012 günü 2013 yılına ait Yatırım Programı Bakanlar Kurulunca kabul edilerek yayınlanır.

Program metninde Türkiye’ nin transit ülke konumuna getirilmesi hedefinin altı çizilirken bu hedef doğrultusunda daha önce yer seçimi yapılmış, sürecin belli aşamalarından da geçmiş olan Ana Limanlarla ilgili gelişmeler şöyle anlatılacaktır:

“Artan ticaretin kesintisiz ve etkin şekilde akışını sağlayacak ve Türkiye’ nin transit ülke konumuna gelmesini kolaylaştıracak büyük ölçekli ana limanların oluşturulmasına yönelik Kıyı Yapıları Master Planı ile Filyos ve Mersin Konteyner Limanlarına ilişkin teknik dökümanlar tamamlanmıştır.

Çandarlı Limanının kamu kaynaklarıyla gerçekleştirilen mendirek inşaatı işine 2012 yılında devam edilmiştir.”

Tıpkı Mersin Ana Konteyner Liman projesi gibi aynı gün düğmeye basılan Çandarlı limanının önemli dönemeçlerinden mendirek inşaatı  tamamlanmaya yüz tutarken, aynı süreçlerden geçmesi gereken ve Mersin’ in kaderini değiştirecek projeyle ilgili kent düzeyinde sorgulayacak bir iradenin ortaya çıkmaması ilginç değil mi?

Kamuoyu bir yana kentin ekonomi alanında söz sahibi kurumları başta olmak üzere Mersin’ deki hiçbir inisiyatifin iş Ana Terminal Projesine geldiğinde  ölü sessizliğine bürünmesi, ilginç olmanın da ötesinde derin analizleri gerektirecek kadar önemli ve anlamlı diye düşünüyorum…

Özellikle de, kente sahip çıkacak ve dönemin iktidarını en azından yaşamsal önemi tartışılmaz bu projede zorlayacak bir lobinin, iradenin ortaya çıkmaması, meydanı tümüyle mevcut liman işletmecisine bırakması manidar değil mi?

Sorunun cevabıyla ilgili ip uçlarını 2012 ve sonrasındaki yatırım programlarında aramayı sürdüreceğim..

 

Yatırım programları ve kaybolan Mersin konteyner liman projesi.. (2) (26.11.2019)

 

Yatırım programları ve kaybolan Mersin konteyner liman projesi.. (2)

Önceki makalede 2009 ÇED dosyası tamamlanan ve o döneme özgü dış ticaretteki dinamizmin de etkisiyle yabancı yatırımcıların ilgisini çeken Mersin Konteyner Ana Liman projesinin o yıllardaki yıllık yatırım programlarında hangi önemli vurgularla yer aldığını resmi belgeler ışığında anlatmaya çalıştım.

Gerçekten de Türkiye’ nin özellikle de Mersin odaklı çevre ülkelerle sürdürdüğü ticaretin zirve yaptığı yıllar.

Suriye ve Mısır başta olmak üzere Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleriyle vizelerin kalktığı, Suriye’ ye pasaportsuz nüfus cüzdanıyla gidip gelmenin eşiğine gelinmesi..

O kadar ki, Cumhuriyetin 100. yılı olan 2023 için Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) 500 milyar dolar ihracat hedefini, sektöre bazlı gelişmeler ve yıllık ön görülen artışlar ışığında yol haritası olarak kamuoyuna duyurup deklare edecek öz güven içindeydi…

Türkiye gibi neredeyse tüm girdileri dışarıdan almak zorunda kalan ve tükettiği çoğu ürünü başka ülkelerden sağlayan bir ülke için 500 milyar dolarlık ihracat en azından 750 milyar ithalat demekti.

Anadolu’ nun dünyaya açılan kapısı, Ortadoğu ve Kafkasya başta olmak üzere tüm çevre ülkelerin transit merkezi olarak tüm ileriye dönük projeksiyonlar artık Mersin odaklı idi.

Odaklanma vurgusu sözde de kalmayacak, Yıllık Yatırım Programlarında ete kemiğe bürünecekti o yıllar..

2009 yılı Yatırım Programında, ÇED dosyası tamamlanan Mersin Ana Limanıyla ilgili sürecin artık teknik dokümanları hazırlama aşamasına geçmesi gerektiğine dair ifadelerin yer alması işte bu iç ve dış konjonktürün ışığında gerçekleşti.

Kısaca ‘zamanın ruhu’ bu projeyi ülkenin ‘olmazsa olmazı’ kılıyordu…

Gerçekten de 12 Ekim 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2011 yılı Yatırım Programında Mersin iki projeyle yer alacaktı..

Akkuyu’ da yapılacak nükleer santral yapımının resmiyet kazandığı bilgisi ve Mersin Konteyner Ana Limanıyla ilgili kesin ifadeler yer alır:

“Artan ticaretin kesintisiz ve etkin şekilde akışını sağlayacak ve Türkiye’ nin transit ülke konumuna gelmesini kolaylaştıracak büyük ölçekli ana limanların oluşturulması hedefine yönelik yürütülmekte olan Kıyı Yapıları Master Planı ile Çandarlı, Filyos ve Mersin Konteyner Limanlarına ilişkin fizibilite ve teknik dokümanlar büyük ölçüde tamamlanmıştır.”

O kadarla da kalmaz Mersin Ana Konteyner Limanına yapılan atıf..

Aşağıdaki cümleler de 12 Ekim 2010 tarihinde yayınlanan 2011 yılı Yatırım Programı metninden alınma:

Artan trafiğe çözüm üretecek büyük limanların oluşturulması için 2011 yılında Ege Bölgesinde Çandarlı limanının yapımına geçilecek, Türk limanlarının AB deniz otoyolları ana aksları üzerinde yer alması yönündeki çalışmalara devam edilecektir. Bu kapsamda “Ortadoğu’nun Giriş Kapısı” olarak tasarlanan Mersin Konteyner Limanı projesinin hayata geçirilmesi için gerekli adımlar atılacaktır.”

Devletin resmi deklarasyonu anlamına da gelen program ve programdaki ifadeler, metinden de anlaşılacağı gibi hiçbir kafa karışıklığına, yoruma yer bırakmayacak kadar açık ve anlaşılır biçimde yer almaktaydı.

Üstelik program metninden , 2009′ da ÇED dosyası tamamlanan Konteyner Ana Limanın 2010′ da teknik dokümanlarının da hazırlandığını öğreniyorduk..

Bu olumlu gelişmeler yaşanırken özellikle Mersin’ in rantını yiyen anlayış kendine yeni bir müttefik bulmakta gecikmedi.

2007′ de özelleştirilen mevcut Mersin limanını alan grup tek başına yediği pastanın paylaşılması riskini kısa zamanda fark etti.

Ve geçen zaman hepimize, o grubun lobi gücünün tüm Mersin dinamiklerinden daha etkin olduğunu gösterecek ve benim bir atasözünden esinlendiğim “Mersin uyur, rant uyumaz” ilkesi bir kez daha işlemeye başlayacaktı.

O kadar ki, 2009′ da dönemin Dış Ticaretten sorumlu bakanı ve Mersin Milletvekili Kürşat Tüzmen’ in dilinden düşürmediği proje, bir süre sonra aynı Bakanlık  koltuğuna oturan ve kaderin garip tecellisi kendisi de Tüzmen gibi aday gösterildiği Mersin’ den Milletvekili seçilen Zafer Çağlayan’ ın kente vaat ettiği projeler arasında bir süre sonra gerilere düşmeye başladı.

Çağlayan Mersin Milletvekili ve Dış Ticaretten sorumlu Bakan olduğu ilk günler Ana Terminal Liman tanımını dillendirirken, çok değil aylar içinde mevcut limanın uzatılacak rıhtımını dev yatırım olarak kente müjdeliyordu.

Gelişmeler, sadece limanla ilgili büyük hedefleri törpülemekle kalmadı. Suriye’ de başlayan karışıklıklar iç savaşa doğru evrilirken, Mursi döneminde Mısır ile başlayan balayı ve o ülke üzerinden tüm Afrika’ ya yönelen ihracat tökezlemeye başladı.

Tam Çağlayan’ ın Ana Konteyner Limanı yerine mevcut limanda 450 metre uzatılacak rıhtım projesini öne çıkardığı 2013 ortasında AK Parti iktidarının doğal müttefiki Mursi devrildi.

Suriye üzerinden Ortadoğu’ ya ve zengin petrol ülkelerine ulaşım imkanı savaşla ortadan kalkarken, Mısır alternatifi de Mursi’ nin gidişiyle ortadan kalkıyor, ülke ihracat ve dış ticareti büyük 2023 hedeflerini unutup mevcudu koruma derdine düşüyordu.

Yıllık yatırım programları ışığında izini sürdüğüm Mersin Ana Konteyner Limanı projesinin başına gelenleri anlatmayı sürdüreceğim..

 

 

 

 

 

AK Parti döneminde Mersin’ in gelir gider tablosu.. Projelerin başına gelenler.. (25.11.2019)

AK Parti döneminde Mersin’ in gelir gider tablosu.. Projelerin başına gelenler..

İktidarların ülke kaynaklarını hizmete dönüştürürken, kısıtlı kaynakları akılcı projelere yoğunlaştırmaları ve bunu yaparken  adil biçimde dağıtmaları, yatırımların halka geri dönüşü ve refah açısından büyük önem taşıyor.

Yatırım tercihlerinde kendilerine oy veren kentleri rantabl olmasa bile kimi projelerle ödüllendirirken muhalif gördükleri kentlerin kaynaklardan mahrum bırakılarak cezalandırılması gelişmiş ülkeler açısından abesle iştigal gibi görünür ama Türkiye vb. ülkeler açısından yadırganacak yanı olmadığını her gün yaşayarak tanık olmak mümkün..

Siyaseten cezalandırma yöntemine aslında Mersin yabancı değil..

Tek parti döneminin son yıllarında Demokrat Partiye oy verdi diye liman projesinin bir türlü hayata geçirilmediği bugün bile efsane niyetine anlatıldığı bir kentten söz ediyoruz.

Ta Osmanlı döneminde Abdülhamit talimatıyla 1900′ lerin başında projelendirilen ve Akdeniz’ in en büyüğü olarak tasarlanan Deliçay-Eferenk (Müftü deresi) arasına yapılacak liman araya savaşın girmesiyle kesintiye uğrar ama sonrasında kurulan genç Cumhuriyet hükümetlerinin özellikle de 1940’lardaki tek parti iktidarının her yıl ‘yapıldı, yapılıyor’ vaatleri, 1946′ da Demokrat Partiye en büyük desteği veren Mersin’ in cezalandırılmasını da sağlar.

Cezalandırma 1950′ de DP’ nin iktidar olmasıyla ödüllendirmeye dönecek, tam 50 yıl liman projesi bir türlü hayata geçmeyen kent, dönemine göre rekor sayılacak 9 yıl gibi bir sürede gerek derinlik, gerek rıhtım uzunlukları gerekse de yer aldığı alan itibariyle ülkenin ve doğu Akdeniz’ in en büyük limanına kavuşacaktır.

Kısaca Mersin bu kez de AK Parti iktidarına seçimlerde yeterince destek vermeyen bir il olarak kamuya sağladığı kaynakların karşılığını tam olarak alamamış bir kent görünümünde ve bu kanaat geniş kesimlerde kabul görmekte..

Kanaat öylesine yaygın ki, kentin olmazsa olmaz projeleri her yıl biraz uzaklara ötelenirken , cennetten farksız Büyükeceli’ ye nükleer santral, Tisan adasına balık çiftlikleri, Yeşilovacık’ a çimento fabrikası, termik santral ve son olarak serbest bölge/liman genişleme sahasıyla  konteyner liman olarak tasarlanan bölgeyi karaya bağlayacak alana kondurulması düşünülen petrokimya özel bölgesinin Mersini kuşatmasıyla, çevreyi tehdit etme potansiyeli taşıyan yatırımların kente reva görüldüğü algısı her gün biraz daha güçleniyor.

Kanaat ve algının ötesinde somut veriler de benzer tabloya işaret ediyor.

Yazı dizisinin bu ilk bölümünün ekinde son beş yıla ait Maliye Hazine Bakanlığı verilerinden yola çıkarak bazı illerin gelir/gider tablolarını ve gelirlerin giderleri karşılama oranlarını bulacaksınız. Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya ve Mersin’ in merkezi idareye aktardığı gelirler ve karşılığında aldıkları..

Tek başına bu tablo* bile yeterince şeyler anlatıyor. Tümü Mersin ile benzer orta büyüklüklere sahip, tümü Mersin’ den farklı olarak sanayide öne çıkmış ve yine Mersin’ den farklı olarak 2002’den beri yapılan tüm yerel, genel seçimlerde ve referandumlarda AK Partiye destek vermiş illerle Mersin’ in gelir/gider tablolarını Maliye Hazine Bakanlığı verilerinden yola çıkarak özetlemeye çalıştım.

Son yayınlanan 2019 ilk 9 ayına ait gelir tablosunun en çarpıcı yanı; Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya dörtlüsünün tümünün merkezi idareye aktardığı toplam kaynak 12 milyar TL iken tek başına Mersin’ in aktardığı gelir 11 milyar 135 milyon..

Aldığı 100 liraya karşı 168 lirayı merkezi idare emrine veren Mersin…

Verilerle de sınırlı değil araştırma…

Yazı dizisiyle kanaat ve algılar yerine gerçekleri, resmi veriler ve belgeler ışığında ortaya koymak, böylece üzerine ölü toprağı serpilmiş kent dinamiklerinin ayağa kalkmasını, en azından gecikmiş/geciktirilmiş projelerin başına gelenleri ortaya koyarak yeni bir durum değerlendirilmesine katkıda bulunmayı umuyorum..

Yazı dizisini iki proje temelinde  ele almaya çalıştım.

Bunlardan biri 2009′ da ÇED süreci tamamlanan, on yıl boyunca yayınlanan tüm yatırım programlarında ülkenin stratejik açıdan da olmazsa olmaz gördüğü Konteyner Terminal limanı ve Çukurova Bölgesel Havalimanı projeleri…

İki projenin de son on yıllık yatırım programlarında geçirdiği evreleri, biri elimizden kayıp giderken, diğerinin de kendisinden yıllar sonra gündeme gelen benzer yatırımların bile nasıl gerisine düşürüldüğünü, ilginin ötesinde ibretle okuyacağınızı düşünüyorum…

Seçilmiş illerin yıllar itibariyle merkezi yönetim bütçesi gelir gider karşılaştırması

  2014 2015 2016 2017 2018 2019(9 ay)
Denizli 1.521/1.976 1.816/2.214 2.110/2.615 2.503/2.889 3.205/3.474 2.680/3.059
G.Antep 1.686/2.828 2.371/3.365 3.004/3.984 3.022/4.802 3.865/6.274 2.640/5.431
Kayseri 2.233/3.586 2.632/4.059 3.000/4.663 3.148/5.213 3.815/6.596 2.909/5.690
Konya 2.965/5.219 3.469/6.120 4.133/7.250 4.398/8.010 5.432/9.155 3.965/7.161
Mersin 7.456/4.047 7.890/4.863 8.255/5.436 11.160/6.751 13.833/8.198 11.135/6.935

-Rakamlar milyon TL

– Kaynak: Maliye ve Hazine Bakanlığı Bütçe Bülteni

Seçilmiş illerde yıllar itibariyle gelirlerin giderleri karşılama oranları:

  2014 2015 2016 2017 2018 2019 (9 ay)
Denizli %77 %82 %80,7 %86,6 %92 %87,6
G. Antep %59,6 %70 %75,4 %62,9 %61,6 %48,6
Kayseri %62 %64,8 %64,3 %60,4 %57,8 %51
Konya %56,8 %56,7 %57 %54,9 %59,3 %55,4
Mersin %184 %162 %151,8 %165,3 %168,7 %160,6

 

Kaynak: Maliye ve Hazine Bakanlığı Bütçe Bülteni

Yatırım programları ve kaybolan Mersin konteyner liman projesi.. (1) (19.11.2019)

Yatırım programları ve kaybolan Mersin konteyner liman projesi.. (1)

Yazı dizisinin ilk bölümünde merkezi idareye aktardıkları yanında yeterince hizmet alamayan Mersin’ in, ödül şöyle dursun, reva görülen nükleer santral, balık çiftlikleri, termik santral/çimento tesisleri ve son olarak kentin kalbine saplanmaya hazırlanan petrokimya tesisleriyle cezalandırılmakta olduğu algısının bu kentte yaşayan büyük çoğunluğa artık kanaat olarak yerleşmekte olduğuna dikkat çektim.

Algılar bir yana kanaatleri pekiştirecek somut gelişmelere tanık olduğumuz ilginç bir dönemden geçiyoruz.

Bu yazı dizisinde iki projeyi esas alıp, bu projelerin son on yıla ait yatırım programlarında nereden nereye evirildiklerini, evirilmek şöyle dursun biri uyutulurken, diğerinin nasıl buharlaştırıldığını resmi belgeler ışığında ve o belgelerden alıntılarla ortaya koymaya çalışacağım.

İhmal edilmişlik çarpıcı slogan gibi görünse de, gelişmelere bakıldığında günümüz Mersinini bundan daha iyi anlatacak tanım zor bulunur diye düşünüyorum.

İktidara ve iktidarın sözcülerine bakacak olursanız, hizmete sokulan şehir hastanesinden hareketle sağlıkta yaptıkları devrimlere, eğitimde derslik sayılarına, tarımsal desteklerden sulama kanallarına pek çok alanda gerçekleştirilen yatırımlardan, rakamlardan oluşan pembe tablolardan yola çıkarak Mersin’ i nasıl uçurduklarını dinlemek mümkün.

Oysa siyasetçilerin seçim meydanlarında verdikleri vaatler veya hayata geçireceklerini dile getirdikleri rüya projelerle gerçekler genellikle birbirinden epeyi farklı yerlerde durmakta..

Bu nedenle de “Söz uçar, yazı kalır” tespiti günümüzde yazılı ve görsel medyadan çok, ülkeyi yönetenler ve özellikle de siyasetçiler için yeterince çarpıcı örneklerle dolu..

AK Parti’ nin Mersin’ e bakışını, kentten toplanan kaynaklarla, iş yatırımlara ve projelere geldiğinde geri dönüşlerden daha iyi ne anlatabilir?

Mersin’ in makus talihini değiştirecek, jeostratejik konumunun sağladığı potansiyel zenginliğini hayata geçirip, kente yansıtacak projelerin durumunu, vaatler ve gerçekler ışığında yeniden masaya yatırmanın zamanıdır diye düşünüyorum.

Mersin’ in ihmal edilmişliğine en çarpıcı örneklerden biri hatta en başta geleni, kenti girdiği çöküntüden çekip çıkaracak, ülke gerisine düşmüş kişi başı milli geliri ikiye katlayacak konteyner terminal liman projesinin tüm yatırım programlarında en ciddi ifadelerle yer alırken, on yılın sonunda Mersin’ den nasıl sökülüp alındığı…

Bir başka örnek; kent bir yana Çukurova bölgesine farklı dinamizm kazandıracak, çekim alanı yapacak olan Çukurova Bölgesel Havalimanı projesi..

Çukurova Havalimanını başka bir makaleye bırakıp Mersin’ in ülke ortalamasının da gerisine düşmüş kişi başı milli gelirini iki katına çıkarma potansiyeli taşıyan Konteyner Terminal Liman projesinin yıllar içinde geçirdiği evreleri ele almakta yarar var diye düşünüyorum.

Bunu yaparken yıllar içinde verilen sözlerden, yapılan vaatlerden çok, “söz uçar, yazı kalır” ilkesinden hareketle referans olarak T.B.M.M’ de kabul edilerek resmi gazetede yayınlanan yıllık Yatırım Programlarından yararlandım. Kısaca aşağıda kronolojik olarak yer verdiğim bilgiler devleti yöneten iradenin hazırladığı metinlerden derlenmiştir. Ve gerçeği, sadece gerçeği yansıtmaktadır.

Yıl 2008…

13.10.2008 tarihinde Bakanlar Kurulunca 2009 programının uygulanması, koordinasyonu ve izlenmesine dair karar yürürlüğe girer.

Mevcut Mersin limanının özelleştirilmesiyle elde edilen kaynak sayesinde KİT sermaye transferlerinin 466 milyon lira fazla verdiği bilgisi yanında asıl can alıcı ve kentin geleceğine damgasını vurması beklenen şu ifade yer alır:

“Çandarlı ve Mersin konteyner limanlarının hizmet ihaleleri (fizibilite, ÇED, ihale dokümanlarının hazırlanması) tamamlanacaktır.”

Devletin resmi yol haritasını yansıtan ve ülkenin dış ticaretini, transit taşımacılık alanındaki gücünü ortaya çıkaracak iki büyük konteyner tereddüde yer bırakmayacak ifade Ekim 2018 de metne girerek ölümsüzleşir.

**

2010 yılı Programının uygulanması ve izlenmesine dair karar 12 Ekim 2009 tarihinde Bakanlar Kurulunca kabul edilerek yürürlüğe girer.

Bu metinde artık Mersin Konteyner Limanı ve limanın stratejik önemi biraz daha detaylı biçimde ele alınmakta, ete kemiğe bürünmektedir. İşte o ifadeler:

“Artan trafiğe çözüm üretecek büyük limanların oluşturulması için, Ege’ de Çandarlı, Karadeniz’ de Filyos ve Akdeniz’ de Mersin konteyner limanlarına ilişkin fizibilite ve diğer teknik dokümanların hazırlanmasına yönelik çalışmalar başlamıştır. (sayfa 122)

Artan ticaretin kesintisiz ve etkin bir şekilde akışını sağlayacak ve Türkiye’ nin transit ülke konumuna gelmesini kolaylaştıracak büyük ölçekli ana limanlar oluşturulacaktır. Bu amaçla hazırlanmakta olan Kıyı Yapıları Master Planı ile Çandarlı, Filyos ve Mersin Konteyner Limanlarına ilişkin fizibilite ve teknik dokümanlar tamamlanacaktır.”

Ege’ de Çandarlı ve Akdeniz’ de Mersin Konteyner limanlarına bu kez Karadeniz’ de Filyos eklenir ama ülkenin transit ülke konumuna gelmesinde bu Ana Limanların oynayacağı rol iyice pekiştirilir, ÇED sürecinin ötesinde teknik dokümanların 2010 yılında tamamlanması öngörülür.

Resmi belgelere göre; 2009 yılında ÇED (çevresel etki değerlendirme) dosyası ikmal edilen ve süreç Mersin dinamiklerince önemi doğrultusunda izlense, Ortadoğu yanında Doğu Akdeniz’ in en önemli lojistik merkezi, Anadolu’ nun dünyaya açılan kapısı konumuna gelecek kentin heba ettiği fırsatı, o altın fırsatın yıllar içinde avuçlardan kayıp giden öyküsünü, belgeler ışığında anlatmayı sürdüreceğim…

Abdullah Ayan

Mersin, 18 Kasım 2019

abdullahayan@gmail.com

 

Aratos’ un mezarı, Mersin’ in önüne gelen tarihi şans.. (15.11.2019)

Aratos’ un mezarı, Mersin’ in önüne gelen tarihi şans..

Bir önceki makalede; bilim insanı, düşünür ve hepsinden önemlisi bin beş yüz yıl denizcilere şiirleriyle pusula görevi yapmış Gökbilimci Aratos’ u anlatmaya çalışmıştım.

Aratos döneminin diğer bilim insanlarından farklı olarak, eserleri Latinceye çevrilerek ölümsüzleşen, bugün bile gök bilim alanında çizimlerine ve şiirsel anlatımlarına başvurulan tüm takımyıldızlarını günümüze şaşılacak doğrulukta yansıtan biri.

O kadar ki, NASA ayda keşfettiği en büyük kratere onun adını verir.

Öykünün Mersin’ i ilgilendiren yanına gelince..

Yaşadığı dönemde tüm insanlar gibi doğduğu yerle anılır ve Aratos Soli’ lidir..

Günümüzde Mezitli’ ye ve Roma döneminde Pompeipolis’ e ev sahipliği yapan topraklar üzerinde, adını güneşten alan kentlidir Aratos..

Son yıllara kadar mezarının Makedonya’ daki Pella antik kentinde olduğu tahmin ediliyordu. Ancak son gelişmeler ve Pompeipolis’ te yapılan kazılar bambaşka ufuklar açtı.

Bugün Soli’ de doğan ve Tarsus, Makedonya, Antakya, İskenderiye gibi yaşadığı döneme damgasını vurmuş kentlerde yaşayan Aratos’ un sonunda ölüme yatmak üzere doğduğu topraklara döndüğü ve mezarının Pompeipolis harabelerinde yer aldığı çok güçlü bir ihtimal..

Pompeipolis kazılarına yıllardır başkanlık yapan Prof. Remzi Yağcı’ ya göre, son iki yıllık çalışmalar artık mezarına gelip dayanmış bulunuyor.

Kazılar mezar alanına yaklaştığında, araştırma ekibinin karşısına özel mülkiyetli arazi sorunu çıkıyor ve gerekli kamulaştırmalar yapılamadığı için mezar yeri olarak belirlenen alana girilemiyordu.

‘Bu nasıl olur?’ sorusunu duyar gibiyim.

Mersin’ i tüm dünya gündemine oturtacak, arkeolojik zenginlik adına kaderini değiştirip, ilgi odağı haline getirecek altın fırsatı yaratacak keşif böylesine akla, mantığa ziyan bir gerekçeyle her yıl bir sonraki döneme ertelenip duruyordu.

Ancak son bir ayda bana bu makaleyi yazdıracak çok önemli bir gelişme yaşandı.

Konuyu seçildiği günden beri ısrarla takip eden, tüm kapıları zorlayan Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan sonunda mezarın olduğu tahmin edilen arazinin sahibini ikna etti.

Arkeoloji ekibinin istediği alan yasal işlemler hızla tamamlanıp Mezitli Belediyesi uhdesine geçecek.

Hızlanan keşif heyecanı bununla da kalmıyor.

Ege Üniversitesi bünyesinde öğretim üyesi olan ve sadece yaz döneminde gelip 1-2 aylık çalışmalar yapan Yağcı ve ekibinin yerine büyük olasılıkla Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümünden bir ekip üstlenecek bundan sonraki kazıları..

Durum öyle olunca çalışmalar tüm yıla yayılabilecek ve Aratos’ un mezarı beklenenden daha kısa dönemde gün yüzüne çıkarılacak.

‘Dünya mirası’ bir keşfin eşiğinde Mersin…

Ancak bunun için devletin bugüne kadar ‘dostlar alışverişte görsün’ niyetine ayırdığı yıllık ödeneğin dışında dişe dokunur kaynak gerekiyor.

Büyükşehir Belediyesinin başını çekeceği bir oluşum yıllardır kentin kaymağını yiyip, çevresini kirletirken Mersin’ e tek kuruşluk desteği çok gören onca sanayi kuruluşu, şirket, holding..

Hem dünya çapında tanıtımlarına inanılmaz katkı yapacak bir keşfe sponsor olacaklar hem de Mersin’ e olan borçlarının bir kısmını böylesi kutsal sayılacak bir projeye katkı yaparak ödeyecekler..

Burada tüm kent dinamiklerine büyük rol düşüyor.

Oluşturulacak araştırma havuzuna öncülük etmek ve katkı için tüm kapıları zorlamak..

Unutmayalım, ortaya çıkarılacak Aratos mezarı, sadece arkeolojik anlamda değil, tarihe yolculuk adına da Mersin’ e inanılmaz katkıda bulunacak..

Yıllar önce Aratos’ u anlatmaya çalıştığım makale ‘Ayda adı var, Mersin’ de varlığı bilinmiyor'(*), (**) başlığını taşıyordu..

Yakında, çok yakında ortaya çıkacak mezarıyla birlikte tüm dünyanın ilgisi sayesinde her Mersinlinin Aratos adını hafızasına kazıyacağı günlerin eşiğindeyiz…

Hadi bakalım son adımı atmaya, Aratos’ u keşif yolculuğuna…

* https://abdullahayan.wordpress.com/2009/09/28/aratos%e2%80%a6-ayda-adi-var-mersin%e2%80%99-de-varligi-bilinmiyor%e2%80%a6/

**https://abdullahayan.wordpress.com/2011/01/25/aratos%E2%80%A6-ayda-adi-var-mersin%E2%80%99-de-varligi-bilinmiyor%E2%80%A6-2/

Aratos’ u mezarıyla yeniden keşfetmenin önemi… (12.11.2019)

Aratos’ u mezarıyla yeniden keşfetmenin önemi…

Soli’ li Aratos, insanlığın Antik çağlardan günümüze uzanan yolculuğunda önemli isimlerden, kilometre taşlarından biri.

Hem sanatçı hem bilim adamı kişiliğiyle keşifler tarihine damgasını vuran kişilik..

Örneğin pusulanın icadına kadar gemiciler onun yıldızlarla ilgili şiirlerini ezberleyerek yönlerini, yollarını bulmaya çalışmış asırlar boyu…

Yazdığı Phainomena (Gök Olayları) kitabı, gök bilimcilerin bugün de en önemli başucu eserlerinin başında gelir.

Döneminin çoğu bilim insanından ve gök bilimle uğraşan düşünürlerden farkı, kitabının Roma’ lı bilgin, devlet adamı ve filozof Cicero tarafından Latinceye çevrilerek günümüze kadar gelmesidir.

Aratos kitabında 48 takım yıldızının tamamını listelemiş,  tek tek çizimlerine yer vermiş ve hepsinden önemlisi yıldız hareketlerini şiir diliyle tanımlayarak, denizlere açılan gemicilerin yollarını bulmalarını sağlamıştır.

1154 mısradan meydana gelen üç bölümlük kitabının ilk bölümünde takım yıldızlarını, ikinci bölümde gök kubbedeki daireleri ve birlikte doğup batan yıldızların zamanları üzerinde durur. Son bölümde ise gök olaylarına bakarak hava tahmini yapmaya çalışır. Bir başka ifadeyle meteorolojik bilgileri verir.

Phainomena adlı eserinde yer alan Ejderha takım yıldızını gösteren  çizimi binlerce yıl geçmesine ve onca gelişmiş teknolojiye rağmen şaşırtıcı biçimde bugünkü görüntülerle birebir örtüşür. Bununla da kalmaz. Ejderha ve benzeri 48 takım yıldızını altılı ölçüyle anlattığı tüm şiirlerdeki mısralar günümüzdeki gök haritalarını anlatacak kadar gerçekçidir.

Aratos, Cicero’ dan başlayarak tüm bilim insanlarına ilham vermiş, Cicero, Caesar Germanicus, Avienus tarafından farklı versiyonlarla Latinceye çevrilip yayınlanmıştır.

Rönesansa giden aydınlanmacı dönemde de Aratos’ un eseri önemli yer tutar.

1515′ te rönesansın ünlü sanatçısı Albrecht Dürer yaptığı Phainomena çevirisinde Aratos’ u takım yıldızları eşliğinde resmeder.

1600 yılında bu kez Hollandalı düşünür ve doğal hukuk öğretisinin kurucusu Hugo Grotius Phainomena’ nın Caesar Germanicus’ a ait çevirisini temel alarak yeniden yayınlar. Grotius’ un günümüze kadar varlığını sürdüren kitaptaki Aratos’ a ait Kova Takım Yıldızı da inanılmaz kadar gerçektir.

Aratos, öyle bir hatta birkaç makaleye sığdırılacak boyutta bir isim değil. O nedenle kişiliğini, bilim insanı ve düşünür özelliklerini, sanatını konunun uzmanlarına bırakıp bu kenti ilgilendiren yanına bakmakta yarar var.

Geçmişte tüm ünlü kişilerin doğduğu yer referans yapılarak anıldığı gibi Aratos ta doğduğu yerle anılır.

Ve aynı dönemde yaşayan Sikyonlu (antik Yunan kenti) Aratos nasıl doğduğu yerle anılıyorsa gök bilimci ve düşünür Aratos ta Soli’ lidir..

Yani Roma döneminde Pompeipolis’ e ve günümüzde Mezitli’ ye ev sahipliği yapan kentlidir, kısaca Mersinliler bilmese de tarih boyunca gelmiş geçmiş onca medeniyetten geriye kalan en ünlü hemşehrimizdir..

Aratos, Soli ‘ de dönemin ünlü asker ve politikacısı Athenodorus’ un oğlu olarak dünyaya gelir. İlk öğrenimini Tarsus’ ta tamamlar. 20 yaşlarında Atina’ ya gider. Stoa felsefe mektebine katılır. Büyük İskender’ in büyük büyük babası Makedonya kralı Antigonus Gonatas ile aynı sıralarda okur ve Stoa felsefesiyle aydınlanır.

Antakya’ dan İskenderiye’ ye kadar kralların davetlisi olarak saraylarda çok önemli çalışmalara imza atar. Örneğin Seleucus kralı Antiachus dönemi Antakya’ da Homeros’ un İlyada ve Odysseia eserlerinin yeni baskılarını hazırlar.

Ölümüne gelince..

İşte burada farklı iddialar çıkıyordu ortaya..

Örneğin son dönemdeki Soli-Pompeipolis kazılarına kadar kesin olmamakla birlikte hayatının son günlerinde Makedonya’ ya döndüğü ve M.Ö. 245 yılında Pella kentinde öldüğü yönündeydi.

Oysa Remzi Yağcı başkanlığındaki ekibin yıllardır sürdürdüğü Soli-Pompeipolis arkeolojik çalışmalarında elde ettiği bulgular Aratos’ un ‘ölüme yatmak’ üzere Ata topraklarına geri döndüğü ve mezarının Soli harabeleri altında yer aldığı bilgilerini güçlendiriyor.

O kadar ki, 2017 yılında Remzi Yağcı hocanın dile getirmeye başladığı tez, 2019 kazılarıyla daha da ete kemiğe bürünmeye başladı.

Kazıların son günü yapılan etkinlikte Remzi Hoca, yıllardır Aratos konusuna ilgi duyan benim gibi insanların nefesini kesecek türden bir bilgiyi paylaşacaktı…

Remzi Yağcı’ ya göre artık Aratos’ un mezarına metrelerle ifade edilecek mesafedeydik ve biraz daha çaba gösterilirse yakında ulaşacaktık.

Ancak ortada çok ciddi bir engel çıkıyordu karşımıza…

O engelin ne olduğunu ve aşılması halinde bulunacak Aratos mezarıyla ortaya çıkacak keşfin Mezitli ya da Mersin değil, Anadolu uygarlık tarihi bakımından önemini, Soli- Pompeipolis harabelerinin tüm dünyanın nasıl ilgi odağı haline geleceğini de anlatacağım.

Ama bir sonraki makalede..

 

 

 

 

Tekfen’ in Petrokimya tesisi kaç kişilik istihdam yaratacak? (8.11.2019)

Tekfen’ in Petrokimya tesisi kaç kişilik istihdam yaratacak?

Tekfen’ e bağlı Toros Tarım’ ın (Mersin’ in başına bela Azot Gübre’ nin de sahibi) petrokimya tesisi kurmaya hazırlandığı liman genişleme sahasında yer alan Serbest Bölgeye komşu arazi ile ilgili günlerdir yazıp çizmeye, gelmekte olan tehlikeyi haber vermeye çalışıyorum.

Duyan var mı?

Çevreye duyarlı kurumlardan, Mühendis Mimar odalarından, sivil toplum örgütlerinden herhangi bir tepki geldi mi?

Karaduvar’ ın çevreye duyarlı ve petrol kirliliğinden yeterince muzdarip bir avuç mağdurundan başkasını pek duymadım. Umarım çıkmıştır, çıkmadıysa da bundan sonra ve hepimizin dikkatini çekecek gürlükte çıkmasını dileyelim.

Eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz’ ın çocuklarına ait şirketten devraldığı teşvik belgesiyle Tekfen’ e bağlı Toros Tarım’ a devlet bu yatırım için hangi destekleri verecek te, yatırım gerçekleşecek sorusuna yanıt olacak bilgileri daha önceki makalelerden birinde değinmeye çalıştım.

Ama bu verilen teşvikler öyle geçiştirilecek cinsten değil. Bir kez daha ve daha geniş kapsamlı ele almakta yarar var..

27.11.2018 tarihli resmi gazetede yayınlanan 26.11.2018 tarih ve 385 sayılı Cumhurbaşkanı kararına ek karara göre Mersin’ de gerçekleştirilecek polipropilen tesisi KDV’ den, Gümrük vergisinden muaf..

Tahakkuk edecek kurumlar vergisinin %100′ ü yani tamamı vergiden indirilecek.

Çalıştırılacak personelin sigorta primi işveren desteği hiçbir azami tavan sınırlaması olmaksızın on yıl boyunca devlet tarafından karşılanacak. Gelir vergisi stopajı da yine on yıl boyunca desteklenecek.

Şirketin yatırım için kullanacağı banka kredilerine on yıl boyunca ödenecek faizin 350 milyonu devlet tarafından karşılanacak.

Tesis işletmeye geçtikten sonra on yıl boyunca kullanacağı enerjinin yarısı (40 milyon liraya kadar olan kısmıyla sınırlı) yine devletçe desteklenecek.

Tesiste çalıştırılacak her nitelikli personele asgari ücretin brüt tutarının 20 katını geçmemek üzere 5 yıl boyunca ödenecek ücretlerin 1 milyon 200 bin lirasını devlet verecek.

Böylesi teşvik olduktan sonra kim yatırım yapmaz ki? Dediğinizi duyar gibiyim.

Üstelik Mersin ardından Cezayir petrol şirketi Sonatrach ile Rönesans Holding’ in Ceyhan’ da kurmak üzere benzer teşvik belgesini aldığı yatırımdan sonra yerli üretimi koruma amacıyla gümrük duvarları koyulacağını da söylemek için kahin olmaya gerek yok..

Peki, iktidar gittikçe azalan ve karşılayamadığı ödemeleri karşılamak için borçlanma yolunu seçmek zorunda kaldığı devlet kaynaklarını alabildiğine cömert biçimde bu yatırımlara hasrederken neleri hedefliyor?

İki temel hedef var; petrokimya ürünleri gibi ithalatta en büyük payı alan ve dış ticaret açığının önemli kaynağı sayılan bir sektörün ülke içinde üretim yapmaya başlamasıyla açığın en azından petrokimya sektöründe azalması bekleniyor.

Asıl büyük beklenti; yatırımdan etkilenecek yöre halkı başta olmak üzere Mersin kamuoyuna yönelik ‘havuç’ olma özelliğiyle de hepimizi ilgilendiriyor.

Teşvik belgesine bağlanan taahhüde göre Mersin polipropilen tesisinde nitelikli eleman kadrosu dışında bin kişilik istihdam bekleniyor..

Devlet ve devlet adına bürokrasi bu teşvik belgesine bağlanan yatırımın, kent adına en ciddi beklenti olan istihdama katkısının gerçekleşip gerçekleşmediğini izleyecek mi? Örneğin tesiste bin yerine 800 istihdam yaratılırsa bunun nasıl bir yaptırımı olacak?

Bürokrasi elbette takip eder, sonuçta Devletin en büyük amaçlarından biri belki de ilki gittikçe yoğunlaşan işsizliğe çare bulmaksa, o soruna merhem olacak yatırımların gerçekten beklentileri karşılamasını izlemekten daha doğal ne olabilir? Diye düşünüyorsanız, daha ilk günden kafaları karıştıracak bir detayı paylaşarak bugünlük noktalayayım makaleyi…

Bir yandan resmi gazetede yayınlanan ve teşvik belgesine bağlanan ’20 nitelikli ve 1000 kişilik ilave istihdam’ taahhüdü..

Bir yandan da ilk toplantısı yapılan ve sonrası pek te bilinmeyen Ç.E.D. (Çevre Etkileme Değerlendirme) sürecinde halkla paylaşılması gereken Ç.E.D dosyası…

Konu uzmanı sayılan kişilere Toros Tarım’ ın sahibi TEKFEN Holding tarafından sipariş edilen ve hazırlatılan dosyaya göre;

“İşletme döneminde yaklaşık 400 kişinin çalışması planlanmaktadır”

1.000 istihdam hedefi ile 400 kişilik istihdam gerçeği şimdiden karşımızda duruyor.

Aynı dosyada projeye uygun görülen yer seçiminin alternatifi olup olmadığı sorusuna yanıt arandığı bir bölüm var ki, başlı başına makaleyi hak ediyor..

Öyle ya, Ceyhan’ da denize 5 bin metre cepheli 4,5 milyon metrekarelik alana sahip bir şirket yatırımını neden orada değil de, Mersin kent merkezine dokunulacak uzaklıkta ve liman genişleme sahasının içinde hatta kalbinde yapmak istiyor?

Ve daha da önemlisi ÇED başvuru dosyasının yer alternatifleri bölümünde neden Ceyhan/Yumurtalık serbest bölgesi ve bölgede mevcut yine petrole dayalı üretim tesisleriyle ilgili en küçük bir bilgi yer almaz?

Can alıcı soruya yanıtları arayarak sürdürelim…

 

Tekfen’ in yatırıma hazırlandığı limana komşu arazinin öyküsü… (4.11.2019)

Tekfen’ in yatırıma hazırlandığı limana komşu arazinin öyküsü…

Sorunun cevabını bulmak için büyük çabalar gerekmiyor.

Mersin Serbest Bölgesine komşu ve kıyı kenar çizgisi içinde kalan arazi konumundan da anlaşılacağı gibi Devletin yani hazinenin…

Gerek Anayasa hükmü gerekse de kıyı kanunu bu konuda oldukça kesin, keskin hükümler ortaya koymuş..

Konu tartışmalara yer bırakmayacak ve en küçük sorulara yol açmayacak kadar açık aslında..

Örneğin, Tekfen’ e bağlı Toros Tarım’ ın sahibi olduğu iddiasıyla yatırıma hazırlandığı deniz kıyısındaki alanın batı komşusu olan Serbest Bölge kullanıcıları yıllardır Hazine arazisi üzerine kurdukları tesislerin gerçek sahibi değiller.

Olmadıkları için de üst yapı kendilerine ait olmasına rağmen kullandıkları yerlerin arazisine belli sürelerle kira ödemek zorundalar.

Tapu alamadıkları gibi bu mülkiyet sorunu nedeniyle tesislerini teminat gösteremiyor, yaptıkları ve yapacakları yatırımlar için kredi kaynaklarına ulaşamıyorlar.

Peki hazine beş yüz metre, bin metrelik arsaları yıllardır kullanan, ülkeye döviz kazandıran, istihdam sağlayan onca yatırımcıya satamazken (ki kıyı çizgisi içinde kalan ve halka hatta tüm insanlığa ait olması gereken sahillerin satılmaması, kamuya ait bu alanların kamuya kapatılmaması evrensel insan haklarına da uyumlu bir uygulama) nasıl oluyor da bir başka şirket Serbest Bölge ile aynı konum ve durumda olan bir arazinin sahibi olabiliyor?

Ve üstelik yıllardır sürekli olarak satmaya çalıştığı o araziye şimdi petrokimya tesisi kurmaya çalışıyor…

Tesis kurmayla da kalmıyor girişim.. Hazırladıkları Ç.E.D. dosyasına göre söz konusu araziyi de kapsayan 1,2 milyon metrekarelik bir alanı özel ihtisas bölgesi olarak ilan edip, petrokimya alanında yatırımlara açmaya hazırlanıyorlar.

Toros Gübre, bir başka ifadeyle Tekfen’ in bu araziyi değerlendirme çabaları yeni değil.

Bir zamanlar özel serbest bölge kurma girişimi, derken Mesbaş’ a satma çabaları, ardından liman özelleştirildikten sonra yeni işletmeciye pazarlama denemeleri..

Ve neredeyse her girişimi duyduğumda oturup kaleme aldığım o ünlü araziyi anlatan makaleler…

Kaderde bir kez daha aynı konuyu yazmak, hafıza yoksunu Mersin’ e yeniden anımsatmak varmış..

Şikayetçi değilim aslında..

Konu hakkında eski makalelerden bir bölümü aşağıda bulacaksınız*..

Ama şu soru orta yerde duruyor ve sanırım ne yanıtı gelecek ne de önemi sona erecek:

Tekfen veya ona bağlı Toros Tarım petrokimya yatırımlarına bu kadar hevesliyse, Mersin için yaşamsal öneme sahip konteyner terminal liman projesini fiilen ortadan kaldıracak tesisi neden bu kentin kalbine saplıyor da, işletmecisi ve sahibi olduğu Yumurtalık Serbest Bölgesine yapmıyor?
Sorunun hayli zor yanıtını bir yana bırakıp, Tekfen’ in benim dediği kıyı koruma alanı içinde kalan arazinin öyküsünden bir derlemeyle noktalayayım makaleyi*:

” Özal serbest bölge için yer aranırken bulunan bin dönüm civarındaki arazinin 670 dönümünü Serbest bölgeye, kalan bölümünü ise yenileme, modernizasyon ve yeni teknoloji kaydıyla TAGAŞ (Türk Arap Gübre A.Ş.) adlı şirkete tahsisini sağlamıştı.

Ancak burada hiç bir yatırım yapılmadı ve tahsisin hemen ardından Arap ortakları gübre sanayindeki hisselerini AK Gübreyi Devletten alıp Toros Gübre adıyla faaliyetini sürdüren Tekfen’e devredip gittiler.

Yeni ortaklık yapısıyla ortaya çıkan yeni Şirket AK Gübre’ ye çivi çakmadığı gibi tahsis edilen alanı da amacı doğrultusunda kullanmadı.

Bugün Serbest bölge üzerindeki üst yapılar kullanıcılara aittir ama alt yapı ve özellikle arazi hazineye ait olduğundan kullanıcılar tapu alamadıkları gibi süresi dolan firmalar da bölgeyi terk edip gitmektedirler.

Yıllardır Mersin dinamikleri tüm çabalarına rağmen Hazine ile aralarındaki bu sahipliği belirleyecek tapu sorununu çözememişlerdir. 20 yıldır çözülmeyen sorunun bundan sonra çözüleceği konusu da umutsuz vakadır.

Peki, Serbest Bölge kullanıcılarından farksız biçimde kendi alanında yatırım ve tesisi modernleştirerek büyütme amaçlı sonunda Hazineye ait araziyi Tekfen, tahsis amacı dışında Serbest Bölgeye katma ve bu konuda nelerin yapılacağı arayışlarına nasıl girer?

Böyle bir olanağın TEKFEN’ e verilmesi halinde Serbest Bölgenin onca yatırımcısının suçu günahı nedir diye sorulması gerekmez mi?

TEKFEN’ in benim dediği arazi de Hazineye aittir ve şirketin bunu Serbest Bölgeye ne devri ne de herhangi bir proje ortaklığıyla değerlendirmesi mümkündür.

Aslında yapılacak iş gayet basittir ama siyasi kararlılık ve cesaret ister.

Hazine bugüne kadar amacına uygun yatırım yapmadığı gibi çivi çakmayan TEKFEN’ in tahsisini iptal eder. Valilik Hazineye ait bu araziyi ya İl Özel İdaresi veya farklı bir yapılanmayla bu araziyi biner metrelik parsellere ayırır, asgari 5 kişilik istihdam koşuluyla bin yeni yatırımcıya tahsis eder. Alın size Mersin’i uçuracak 5 bin kişilik yeni istihdam projesi…”

*Not makalenin tamamına https://abdullahayan.wordpress.com/2010/11/13/abdullah-ayan-soruyor-tekfen-kimin-malini-kime-veriyor/ linkinden erişebilirsiniz…