Mersin’ i denizle barıştıracak küçük dokunuşlar.. (19.05.2020)

Mersin’ i denizle barıştıracak küçük dokunuşlar..

Geçen yıl bugünlerde kaleme aldığım makale de “Belediyeler, ufak tefek dokunuşlar”  başlığını taşıyordu ve içerik olarak aynı konuyu işlemeye çalışıyordum.

O makalede belediyelerin merkezi idareden aktarılacak gelirlerin azalacağını, krize giren ekonominin etkisiyle aydan aya gelen ve Belediye bütçesinin dişe dokunur tek gelir kalemi olan bu kaynağın artmak şöyle dursun azalma olasılığının daha yüksek olduğuna değinmiştim.

Henüz koronavirüs salgınının ortada olmadığı Mayıs 2019’da şunları yazmışım:

” Türkiye’ deki kriz derinleştikçe, belediyenin dişe dokunur tek ciddi gelir kaynağı olan ve Ankara’ dan aktarılan payları daha da düşecek ve korkarım ki, geçmişte yaşanan savurganlıkların acı faturası önümüzdeki kısa dönemde Başta Mersin Büyükşehir olmak üzere yeni Belediye Başkan ve yöneticilerinin en ciddi sorunu, hatta kabusu olacak…” *

Bugün hepimizin evlere hapsolduğu , milyonlarca insanı işinden gücünden eden salgın hayatlarımızı alt üst etmeden önce de zaten ciddi bir ekonomik krizin içindeydik, salgın o krizi altından kalkılması hayli zor depreme dönüştürdü.

Kısaca tam bir yıl önce bugün cevap aradığım “Ankara’ dan gelecek paylar ancak banka faizleri ve personel maaşlarını karşılayacak durumda olduğuna göre Başkan Seçer ne yapmalı?” sorusu önemini yitirmediği gibi, aksine küresel salgınla çok daha ciddi biçimde ele alınması gereken gerçekliğiyle karşımızda duruyor.

O gün soruya yanıt anlamında önerdiğim ve “ufak tefek dokunuşlar”  diye nitelendirdiğim, çok cüzi paralarla yapılabilecek, sadece kent sakinlerini değil, dışarıdan gelenlerin Mersin algısını olumlu yönde etkileyecek projeyi şöyle anlatmışım:

” Mersin gibi 9 ay bahar ve yazı yaşayan, denize girme olanağı olan bir kentin en önemli nefes borusu ve yaşam alanı Liman ve Tece arasında kalan sahil şeridi. Daha da minimize edersek aslında sahil kreasyon alanı Müftü- Mezitli dereleri arasında kalan sahil bandı…

Bu sahil bandında hizmete açılmayı bekleyen 9 adet kafe var. Her bir kilometrelik alana bir kafe/büfe düşüyor…

Kafeleri Belediye veya belediyeye bağlı bir şirket işleteceğine göre, bu mekanların yanına çok küçük bütçeyle duş ve soyunma kabinleri eklenir ve halkın kent içinden denize girmesi sağlanır. Şu anda bahsettiğim kreasyon alanında denize dökülen kayalara inat oluşmuş birkaç plaj var. Bunların sayısı kısa zamanda belirlenecek noktalara mendirekler yapılarak arttırılabilir. Mendirekler zaten kısa zamanda toplayacağı kumlarla doğal plajlar üretecek..

Arıtma tesisi sonrası temizliği dünya standartlarına yükselen bir denizimiz var.

Soyunma kabinleri, duşlar, çöp vs. gibi küresel kriterlerde yerine getirildiği takdirde, mevcut su temizliği itibariyle Mersin kent içinde kısa sürede 7-8 mavi bayraklı plaja kavuşturulabilir.

Büyük bütçeler gerektirmeyen, ama halkın seveceği, deniz kentinin denizle bağı koparılmış insanlarını denizle buluşturup, barıştıran hem çevreci hem sağlık dağıtan bir projeden söz ediyorum.

Sloganı da : ‘havlunu al, sahile gel’ olsun küçük dokunuşlu projenin…” *

Bir yıl önce önerdiğim ve Seçer’ in de hayli ilgisini çektiğini, bürokratlarına “üzerinde çalışın” talimatını verdiğini bildiğim projeyle ilgili ne mi yapıldı?

Hiçbir şey…

Denizden mahrum, deniz kenti Mersin’ i yeniden denizle tanıştırıp barıştıracak ‘küçük bir dokunuş’  umuduyla bekliyor..

Aylardır evlerine hapsolmuş Mersinlilere nefes aldıracak, para/pul istemez, aklı başında hiç kimsenin itiraz edemeyeceği ve çok kısa zamanda hayata geçirilebilecek projeye bugün başlansa, en azından oluşmuş kumsalıyla dokunulmayı bekleyen birkaç noktada bu yaz bile denize girilebilir..

Ne diyordu İlyas Halil:

“Kimseler deniz kıyısında dolaşmıyor, ıslık çalmıyormuş. Yalnız deniz mi ihtiyarlayan? Yasemin kokusu giymiş o günlerin kızlarına ne oldu? Gelinlik kızları nine olmuş bir kentte deniz de böyle kokar her halde… Denizi doldurdular, uyuz it ölüsü gibi kentin dışına sürdüler”

Gelin, doldurulup uyuz bir it ölüsü gibi kentin dışına sürülen, ihtiyar denizi yeniden canlandıralım.. Yeniden yasemin kokusu giyinsin kızlar, ıslıklar sarsın sahili..

İlyas Halil’ in o hayal ettiği, sevdalandığı Mersin’i hep beraber soluyalım:

“Akdenizin kızıl güneşi, dantelli mavi denizi, çiçekli kıyıları ve bir de yasemin giysili kızları. Baharda turunç çiçeklerine, güzleri ayva ağaçlarına dönen kızları… Sabahları genç kız gibi çıplak uyanırdı deniz, akşamları Aile Bahçesinin altında aşk türküleri mırıldanırdı”

* https://abdullahayan.wordpress.com/2019/05/13/belediyeler-ve-ufak-tefek-dokunuslar-kent-icinde-mavi-bayrakli-plajlar-13-5-2019/

Küresel salgın, evrensel korkular.. (18.05.2020)

Küresel salgın, evrensel korkular..

Yeni dalgalarla ya da uğrayacağı mutasyon sonucu daha ciddi bir tehdit olarak  kapımızı çalmazsa, can kaybı bakımından onca savaş, deprem, sel ve benzeri felaketlerle çok daha beter trajik gelişmenin altından kalkmış insanlığın sineye çekebileceği bir salgın nasıl oldu da neredeyse tüm dünyayı evlerine hapsetti?

Örneğin 1,5 milyar nüfusa sahip ve sağlık sisteminde görece geri, yoksul Hindistan’ da bile mevcut haliyle en fazla 150 bin insanın ölümüne yol açması beklenen bir virüs, çok daha fazla insanını her yıl muson yağmurlarında kaybeden, ölümleri kanıksamış bir halkı hangi kaygılar, korkularla evlerine hapsetti.

Hindistan örneğini boşuna vermiyorum…

Sorun tek başına 150 bin can kaybı olsaydı, Hindistan zaten her yıl sadece trafik kazalarında daha fazla insanını kaybediyor..

Mesele tek başına koronavirüs tehdidi değil ama bu virüsle ortaya çıktı ki, baş döndüren keşiflere, hayatın her alanına damgasını vuran akıl almaz gelişmelere karşı Homo Sapien zayıf ve savunmasız..

Gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir düşman var ve insanlığı tedirgin eden de düşmanın belirsizliği, bugün alt edilse de yarın hangi maskeyle yeniden ortaya çıkacağının bilinmemesi..

Yeterince bilinmeze yeni ve yanıtı olanaksız sorular ekleyen, şu günlerle ifade edilen kısacık zaman diliminde bile tüm yaşamımızı baştan aşağı değiştiren, sonu bir yana nasıl gelişeceğini bile bilmediğimiz bir virüs ve virüsün ölüm yanında yaydığı korku dolu belirsizlik..

Sürekli büyüme, daha fazla üretip daha fazla tüketme çılgınlığı sadece insanlığın enerjisini yok etmekle kalmadı, karşılığında milyonlarca yıla dayanan doğal yaşamı yüz yıldan kısa sürede yağmalayıp, yok eden bir model yarattı tek bir virüsün dokunuşuyla çökmekte..

İnsanlık tarihi bakımından saliseye sığmayan bir zaman diliminde aslında başka olgular, gerçeklerle de yüzleşmekteyiz..

Bugün koronavirüs adıyla ortaya çıktı ki, bu ve benzeri salgınların daha tehlikelilerini yaratacak her türlü saldırıya karşı çok ta güvende değilmişiz..

Soğuktan sıcaktan her türlü gözle görünür düşmandan korunduğumuz mekanlarda oturuyor, en iyi elbiseleri giyiyor, her türlü gıdaya ulaşabiliyoruz. Ama bırakın büyük tehdidi, bizi sineklerden bile koruyan onca önleme karşın bir virüs zengin, fakir demeden erişebildiği her insanı esir alabiliyor.

Dünyadaki tüm yaşamı yok edecek nükleer başlıklı füzeleri ürettikten sonra tehdidin büyüklüğünü görüp füze savunma sistemleri geliştirildi ama insanları virüslerden koruyacak bir savunma sisteminin olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek durumundayız.

Bir yandan çarpması halinde tıpkı 65 milyon yıl önce olduğu gibi ekolojik sistemi, dünyadaki canlıları yok edebilecek bir gök taşına karşı alınacak önlemlere, örneğin laser bombayla parçalama, yörüngesini değiştirme amaçlı projelere milyarlarca dolarlık kaynak bulunuyor ama o gök taşlarından çok daha yakın tehlike yaratacak olan, mevcut yaşamı ayakta tutan tropikal ormanları, nefes almamızı sağlayan yeşil kuşakları yok etmeye yönelik saldırıları önleyecek mekanizmalardan yoksunuz.. Piyasaları ayakta tutmak için ayırdığımız kaynakların çok daha azını tüm insanlığı daha sağlıklı yaşatacak sağlık sistemine, salgınlarla baş edecek çalışmalara aktarabilseydik, bugün ortaya çıkan ve yarın daha da belalılarıyla karşılaşacağımız benzer tehditlere karşı örgütlenmeleri cılız, savunmasız bir insanlık tablosu..

Başka evrenlere yolculuk hayallerinin gerçekleşmesi için harcanan çabalarla, mevcut dünyayı yaşanamaz hale getirecek küresel ısınmaya yol açan vahşi yayılmacılığı, hidrokarbon kökenli enerji bağımlılığını neden yenilenebilir enerji kaynaklarına dönüştüremiyor, bir avuç küresel aç gözlüyü daha da zengin eden mevcut gidişatı neden tersine çeviremiyoruz?

Dünyanın başına bir haller gelirse yaşamı Mars’a taşıma hayalleri kuran, o hayalleri gerçekleştirmek için onca zamanı, devasa bütçeleri ayıran irade, halkın parasıyla sonu kestirilemeyen maceralara akıl almaz kaynaklar aktarırken, mevcut dünyayı yaşanabilir kılma girişimlerine karşı duyarsızlıkla, yer yer düşmanlıkla dolu tepkiler veriyor.

Dünyayı adım adım cehenneme çevirmekte olan küresel ısınma gerçeği ortadayken, vekalet verdiğimiz siyaset kurumlarının vurdumduymazlığına karşı tek çözüm kalıyor geriye..

Evrensel bir dayanışmanın ateşi yakmak, tüm insanlığın geleceğini tehlikeye atan gözü doymaz, sınır tanımaz politikalara karşı birleşip ayağa kalkmak..

İhtiyaç ortadadır; sosyal devleti yeniden ayağa kaldırıp, işlevselleştirmek..

Fazla da zamanımız yok..

Ya birleşip tüm dünyayı daha yaşanır, daha adil, daha paylaşımcı hale getireceğiz, ya da cehennemin kapılarını açmaya hazır zebanilere terk edeceğiz sahneyi..

Küresel Salgın, Belirsizlik çağı.. (12.05.2020)

Küresel Salgın, Belirsizlik çağı..

İkinci dünya savaşıyla başlayan ve her gün biraz daha hızlanan büyük değişimlere tanık olduk, oluyoruz..

Ancak koronavirüs salgınıyla ortaya çıkan tabloya baktığımızda tüm bu değişimin aslında ne kadar zayıf temellere dayandığı gerçeğiyle de yüzleşmek zorunda kaldığımızı görüyoruz.

Mao Zedong’ un  ‘kağıttan kaplan’ a* benzettiği ve o tanımladığı dönemin ruhuna da uygun biçimde Amerikan emperyalizmi ile özdeşleştirdiği durumun bu kez tüm insanlığa dayatılan yaşam biçimine karşı tehdit oluşturan ve insanın onca gelişmeye karşı ne kadar korunaksız, ne kadar zayıf bir ‘kağıttan kaplan’ olduğu gerçeğiyle yüzleşmemizi sağlayan günlerden, korku tünellerinden geçiyoruz..

1956′ da Çin lideri Mao, ABD’ li gazeteci  Anna Louise Strong ile yaptığı söyleşide ABD’ yi ve ABD’ nin sürdürdüğü emperyalist yayılma politikasıyla ilgili düşüncelerini tarihe not düşme adına şöyle ifade ediyordu:

“Görünüşte çok güçlüdür ama gerçekte korkulacak bir şey değildir. O kâğıttan  kaplandır. Dıştan bakıldığında kâğıttan yapılmıştır, rüzgara ve yağmura dayanıklı değildir. Ben onun kâğıttan kaplandan başka bir şey olmadığına inanıyorum.”

O kağıttan kaplan yıkılmadı aksine Mao sonrası Çin’ i de başka bir emperyalist kimliğe büründürerek içine çekti, kervanına kattı.

Sovyet Sosyalizmi maskesiyle oligarşik kadronun bir nesile yaşattığı büyük hayal kırıklıkları ardından 1990′ da yıkılmasıyla aynı döneme denk gelen Çin’ in dünyaya açılma ve küreselleşmeye kenetlenme macerası o tarihten sonra artık farklı versiyonlardan da oluşsa neredeyse tüm dünyaya hakim olan ve adına küreselleşme diyeceğimiz yeni bir kapitalizm ile karşı karşıya kaldık.

Fukuyama’ nın ‘tarihin sonu’ saptamasıyla perdeyi indirmeye kalktığı o ünlü tez, daha gün yüzüne çıkmadan perde yeniden açıldı ve tek oyuncunun beklendiği sahneyi  yeni oyuncuların doldurduğu çıktı ortaya…

Sadece Çin ve Rusya gibi düne kadar tek misyonları ABD ile özdeşleşen emperyalizmi yere sermek olan iki devin saf değiştirmesiyle de sınırlı kalmadı küreselleşme dalgası..

1960′ lara damgasını vuran, tüm mazlumların yüreğini titreten Vietnam halkının direnişi karşısında travmatik hezimete uğrayan ABD’ nin bugün tüm markalarıyla, ürünleriyle istila ettiği, sadece tüketim anlamında değil, üretimiyle de başta ABD olmak üzere küresel markaların ortak üretim atölyesi bir Vietnam var karşımızda.

Kısaca lideri Mao’ nun kağıttan kaplan olarak tanımladığı emperyalizmle mücadeleyle bir yere varamayan Çin’ in uzlaşma ve kendi kapitalist modelini sahaya sürüp entegre olma süreciyle bugün ABD’ ye kafa tutan en ciddi rakip olduğunu görüyoruz.

Gelin görün ki, koronavirüs salgınıyla baş etmeye çalıştığımız bugünler bir başka gerçekle karşı karşıya bıraktı insanlığı…

Nicelik olarak tümünü toplasanız 2 gramı bulmaz çıplak gözle görünmez mikroskobik virüs; ideolojileri, ekonomik modelleri, dil din, ırk renk, zengin fakir dinlemeden tüm insanlığı esir aldı, diz çökertti..

Karşı karşıya kaldığımız yeni durum ikinci dünya savaşıyla başlayan ve kimi düşünürün ‘belirsizlik çağı’ tanımına da bir model örnek oluşturmakta.

Salgınla ortaya çıktı ki, günümüz insanı her gün artan aç gözlülükle saldırdığı, yağmalayıp yok ettiği doğanın küçücük bir tehdidi karşısında savunmasız ve aciz..

Daha da önemlisi tümü su damlası ağırlığa sahip bu virüsün dünyadaki mevcut yaşamı ne yönde değiştireceğiyle ilgili belirsizlikler, soru işaretleri..

Virüse karşı ilaçlar, aşılar muhtemelen bulunacak.

Daha önce de benzer virüsler, tehditlerle karşılaştı insanlık ve tümüyle öyle veya böyle baş etti, bununla da baş edecek. Bir başka ifadeyle evet bir tehdit var ama homo sapien insan türünü yok edemeyecek.

‘bize bir şey olmaz’ lobisinde yatıp kalkanlara bakılırsa, gripal enfeksiyona yol açan virüsten farksız bu yeni düşmanın yol açtığı küresel salgın aslında sanıldığı kadar tehlikeli değil ve bazı güçlerin oyun planı çerçevesinde abartılan basit bir vaka..

Bir an için komplo teorilerini çağrıştıran bu görüşe hak verelim..

İyi de durum böyleyse ve hatta ileride nasılsa bir biçimde baş edeceksek, nedir bu milyarlarca insanı evlerine hapseden, ileriye yönelik tüm planların yeni baştan yapılmasına, tarihin yeniden yazılmasına yol açan bu korku? 

Yanıtlanması gereken bu ve daha pek çok yanıtlanması gereken soru var.

Bir sonraki makaleyle sürdüreyim belirsizlik çağının açılan bu yeni perdesini…

Abdullah Ayan, Mersin 12 Mayıs 2020

* Kağıttan kaplan, güçlü görünen fakat aslında zararsız olan objeleri tanımlamak için kullanılan Çince terimdir. Mao bu sözcüğü ABD emperyalizminin kofluğunu anlatmak amacıyla kullanmış, deyim zamanla sol jargonda liberal ekonomi modelini uygulayan gelişmiş olarak tanımlanan ülkeler için kullanılmaya başlanmıştır.

Koronavirüsten turizm nasıl etkilenecek? (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -11-) (10.05.2020)

Koronavirüsten turizm nasıl etkilenecek? (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -11-)

Sosyal mesafenin korunması amaçlı 2 metreyekareye 1 kişi kuralının havayolu yolcu taşımacılığını nasıl etkileyeceğini önceki makalede ele almıştım.

Gelelim turizmin ana gövdesi konaklama sektörünün nasıl etkileneceğine..

En önemli gelişme virüs tehdidi tümüyle ortadan kalkıncaya kadar bir başka ülkeye giden yolcunun girişte karşılaşacağı uygulamalarda görülecek.

Havalimanında binilecek uçağa erişim çok daha fazla zaman alacağı gibi, inişte karşılaşılacak kontroller de beklentilerden çok daha uzun sürecek..

Büyük olasılıkla her yolcunun virüs taşıyıp taşımadığı kısa süre sonra sonucu hızlıca veren kitlerle test edilecek.

Bagajlar dünden farklı olarak ayrı bir dezenfektan işlemine tabi tutulacak.

Kısaca steril dünyayla ve bugün gördüğümüz 75 yıllık tecrübeyle oluşmuş havacılık standartlarının yeni baştan ele alınacağı yeni dönemle karşılaşmamız kaçınılmaz..

Başlangıçta her ülkenin farklı önlemler aldığını ve sonrasında bunların bir biçimde yeni standartlar olarak hayatımıza girdiğine tanık olacağız.

Örneğin İngiltere’ nin şimdiden gelen her yolcunun girişte 14 günlük karantinaya tabi tutulacağı yönünde bir plan üzerinde çalıştığı biliniyor. Böylesi bir karantina en azından ülkeye seyahat planlayan turistik seyahatleri şimdiden imkansız hale getiriyor.

Hangi aklı başında insan bir haftalık yurt dışı gezisi için 14 günlük karantinayı göze alabilir ki?

Tüm ülkelerin birleştiği bir başka uygulama ise bundan sonra gidilen ülkede yolcudan pasaportla birlikte istenecek sağlık belgesi.. Bu konuda yeni standartların ortaya çıkması ve aşı bulunsa bile uzun yıllar aranacak gerekli aşıların yapıldığını gösteren karne kaçınılmaz görünüyor.

Havalimanlarındaki kontuarlarla yapılan işlemler en aza inecek, hedef sıfır temas olacak. Düne kadar gördüğümüz uçuş kartı kuyrukları, insan yığınakları tarih olacak.

Büyük olasılıkla artık yolcu geçirmek amacıyla da olsa, uçak bileti olmayan hiç kimse giremeyecek havalimanlarına..

**

Oteller de nasibini alacak 1 kişiye 2 metrekare kuralından.

Özellikle Antalya ile özdeşleşen ‘her şey dahil sisteminin’ yeni döneme uygun bir model geliştiremezse zaman içinde yok olması kaçınılmaz gibi görünüyor..

Bin kişinin kaldığı büyük otellerde, tıklım tıklım yemek kuyruklarına girmeyi kim göze alabilir ki?

Bu nedenle büyük otellere damgasını vuran o ünlü açık büfelerin yerini daha butik mutfaklar ve alakart yemek sipariş edilen restoranlar alacak.

Bu ise maliyetleri, dolayısıyla da konaklama fiyatlarını etkilemekle kalmayacak. Başlangıçta geçici süreyle talebi canlandırmak için fiyatlarda artış görülmeyecek ancak arz/talep dengesinin sağlanmasıyla fiyatlar da verilen hizmet maliyetlerinin artmasına paralel artacak.

Bugüne kadar dilediği an dilediği yemeği tabağına doldurup, kalabalık barda içkisini yudumlayan turist görüntülerinin yerini randevuyla sınırlı sayıda misafir ağırlayan mekanların alması demek.

Bu kadar da değil..

Özellikle yaz sezonunda iğne atılsa yere düşmez plaj görüntüleri de tarihe karışacak. Sosyal mesafe kuralı kumsallarda da uygulanacak. Aralıklı şezlonglara belirli saat dilimlerinde dönüşümlü olmak üzere sınırlı sayıda insan plajlara girebilecek.

Tıpkı daha az yolcu alan uçaklarla hizmet vermek zorunda kalacak havayolu şirketlerinin bunu bilet fiyatlarına yansıtması gibi, açık büfelerin yerini az sayıda insana hizmet verecek restoranların alması tur fiyatlarını arttıracak..

Otel asansörleri başta olmak üzere insanın dokunduğu her aygıt ve aracın temassız çalışması sağlanacak. Asansörlere sesle komut verilecek.

Zaten insanların sıkılmaya başladığı ve gittikleri her ülkede benzer ortamlara hapsedildiği, açık büfe yemek, nerede olurlarsa olsunlar aynı güneş-deniz-kum konsepti dışında bir şey sunmayan genel turizm anlayışı zamanla kaybolacak.

Onun yerini alternatif turlar, sakin pansiyonlar, butik oteller alacak. Dağ turizmi, kültür turları kısaca daha az sayıda insanın bulunduğu ortamlardaki turlar revaçta olacak..

Uçak yolculuğunun pahalı hale gelmesi ve ortak ortamda yolculuğun taşıdığı riskler nedeniyle önümüzdeki dönemde özel araçlarla seyahat yeniden keşfedilecek.

Turizmciler özel araçlarıyla gelme olanağı olan yakın ülke gezginlerine yönelecek.

**

Salgın sonrası oluşacak yeni koşullardan olumsuz anlamda en çok etkilenecek alanlardan biri de kruvaze turizmi olacak.

5 bin kişiyi bir gemiye doldurup aynı havayı soludukları ortamda günlerce dolaştırmanın keyfi yanında nasıl riskler barındırdığı, çok sayıda kruvaze gemisinin karantinaya alınmasıyla ortaya çıktı. O kadar ki, çoğu ülke bu gemilerin limanlara yanaşmasına bile izin vermedi.

Önümüzdeki dönemde kruvaze turlarına ilginin azalacağını, zamanla yeni ve farklı modellemeler geliştirilmezse bugünkü yolcu gemilerinin başka amaçlarla kullanılacağını ön görmek te mümkün..

Salgın sonrası havayolu ulaşımı.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -10-) (05.05.2020)

Salgın sonrası havayolu ulaşımı.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -10-)

Önceki makalede öldürücü virüsle ortaya çıkan ‘sosyal mesafeyi koruma’ ilkesinin yakın gelecekteki günlük yaşamımıza olası etkilerini; AVM’ ler, Kongre Turizmi ve Fuarcılık gibi fiziki temasın yoğun olduğu sektörler özelinde ele aldım.

Yoğun insan trafiği nedeniyle koronavirüs tehdidinden etkilenecek bir başka sektör turizm..

Özellikle konaklama ve ulaşım şimdiden komaya girmiş durumda.

İki sektörün birbiriyle olan kopmaz bağları var, ama ortak oldukları kadar ayrıldıkları hayli farklı sorunları da var..

Öncelikle ulaşım sektörü ve bu anlamda artık en önemli paya sahip havayolu, havalimanlarının durumunu ele alacağım.

İkinci bölümde de konaklamanın bundan sonra nasıl şekilleneceği sorusu ve olası yanıtlara..

‘İki metreye bir kişi’ kuralı koronavirüs tehlikesi bertaraf edilse de bundan sonra göz ardı edilemeyeceğine göre örneğin ulaşıma çok büyük etkileri, yansımaları olacak.

Şimdiden büyük havayolu şirketleri üç koltuklu sıralardan oluşan uçaklardaki genel oturma düzeninde orta koltuğu boş bırakmaya başladı. Büyük olasılıkla bundan sonraki adım, koltuklar arası mesafeyi daha da açarak, insanların yakın temasını mümkün olduğunca azaltmak..

Bu ise daha küçük alana daha çok yolcu sığdırmak ve maliyetleri böylece düşürüp, çok ucuza yolcu taşıma anlayışının sona ermesi demek.

Artık insanları bacaklarını uzatamadıkları, sağa sola dönemedikleri cendereler içine hapsedip uçurma dönemi insanların rahat yolculuk etme arzusundan çok sağlık kaygısıyla sona eriyor.

Ama bunun da hizmet vereni ve hizmet satın alanı etkilemesi kaçınılmaz.

Uçaklardaki yeni oturma düzeni yolcu sayısının zorunlu olarak üçte bir azalması demek.

Sadece koltuk düzenlemesiyle de kalmayacak.

Buradan kaynaklanan bir maliyet söz konusu ve maliyetin bir kısmını havayolu şirketleri kısa ve orta menzilli  3-4 saatlik uçuşlarda sağlık, temizlik kaygısıyla yemek servisine son vererek telafi etmeye çalışacak.

Ulaşımda hayatın durması ve salgının ortaya çıkardığı ileriye yönelik belirsizlikler şimdiden büyük şirketleri radikal önlemler almaya yöneltti bile.

Ekonomik tarifeleriyle ünlü İngiliz EasyJet şirketi İngiltere’deki 4 bin işçisini şimdilik ücretsiz izne çıkardı, Avustralya’da Qantas 20 bin çalışanına izin kullandırıyor..

American Airlines ise daha radikal adım attı ve 700 pilotu erken emekli etme yolunu seçti.

Havayolu şirketleri yanında yolcu uçağı üretiminde dünyanın en büyük iki şirketinden biri olan Boeing şimdiden kapasitesini %10 azalttı.

Küresel salgın sadece uçak üreticilerini, havayolu şirketlerini değil, havalimanı işletmelerini de vurdu.

Vurdu çünkü, havalimanları sadece duran uçuş trafiği nedeniyle değil, o trafik eski haline dönse bile komplekste yer alan mağazalar, restoranlar ve benzeri pek çok yer hizmeti veren işletmenin bundan sonra eskiye dönmeleri hayli zor..

Oysa havalimanının en önemli gelir kalemlerinden biri bu işletmelerden elde ediliyordu ve hayat normale dönse bile yer hizmetlerinin ne yöne evrileceği, gelir anlamında havalimanı işletmelerine katkılarının boyutunun ne oranda olacağı şimdilik meçhul..

Bu konuda küresel havayolu işletmeciliğinin gidişatını gösteren en somut gelişme geçtiğimiz günlerde İngiltere’ de yaşandı.

British Airways’in sahibi IAG 42 bin işçisinden 12 bine varan sayıda kişiyi işten çıkarmayı planladığını açıkladı. Gerekçe 12 bin insanın işinden edilmesi kadar kaygı vericiydi. Şirket işlerin birkaç yıl daha normale dönmesinin beklenmediği görüşündeydi..

‘İşlerin normale dönmesinin’ birkaç yılla sınırlı olacağı, sonrasında yeniden eski normale dönüleceği varsayımları ise iyimser beklentiler olma dışında ortaya çıkan yeni durumla uyuşmuyor.

Dünya üzerinde öne çıkmış tüm havalimanları günümüzde sadece yolcuların inip bindiği mekanlar olma ötesinde yaşam alanları olarak deyim yerindeyse devasa AVM’ ler olarak düzenlenmiş durumda.

Oysa, havalimanlarını insanların birbiriyle temas etmeden salt uçağa binecek biçimde yeni duruma uygun hale getirilmesi, onları ayakta tutan pek çok ana damarın kesilmesi demek.

Bu alanda çalışmalar yok değil. Özellikle uzun menzilli iş yolculuklarına ayırdıkları özel bölümlerde ev sahipliği yapan uçakların business class ve first class yolcularını havalimanı operasyonlarına muhatap kılmadan doğrudan uçağın o bölümüne alma modelleriyle ilgili çeşitli modellemeler geliştirilmekte…

Uçakların ‘ayrı’ bölümünde uçan bu ‘özel’ yolcular havayolu sektörünün gelir bakımından pek göze çarpmasa da çok önemli bir dilimini oluşturuyor. Öyle ki, sektör gelirlerinin % 30’u bu kesimden elde edilirken, uzun mesafe uçuşlarında oran %70’e çıkıyor.

Son salgınla ortaya çıkan online iş yapma, toplantıların sanal ortamda gerçekleşmesi, fuarlar ve kongrelerin bundan sonra eski günlerine dönmeyeceği kaygıları, havayolu şirketlerini ‘kaybedecekleri en verimli müşteri’ konusunda arayışlara itiyor..

Uçma potansiyeli azalma temayülü gösteren bu ‘özel’ yolcular için düşünülen yöntem; onları havalimanı trafiğine, uçuş öncesi prosedürlere, bankolara sokmadan, diğer yolcularla temaslarını keserek doğrudan uçağın kendilerine ayrılan ‘özel’ bölümlere alınmaları…

Tamamen steril bir yolculuk geleceğin ‘özel’ yolcularına satılmaya çalışılacak..

Alan çıkar mı? Orası meçhul..

Konaklama sektörünün özellikle de turizm tesislerinin nasıl şekilleneceği sorularına yanıt bir sonraki makale konusu olsun..

Sosyalleşme yerini sosyal mesafeye bırakırken etkilenecek sektörler.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -9-) (02.05.2020)

Sosyalleşme yerini sosyal mesafeye bırakırken etkilenecek sektörler..

(Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -9-)

İnsanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özelliklerden biri de sosyal varlık olması..

Koronavirüs saldırısıyla başlayan küresel salgına karşı şimdilik alınabilen en dişe dokunur önlem ise sosyal varlık olarak tanımlanan insanın sosyal mesafeyi koruması.

Bulaşıcılık riskine karşı birbirimizden uzak durma..

Sosyal mesafenin korunması tabiriyle kısa süre önce tanıştık ama yaşam tarzımızı kökten değiştiren sınırlara ister gönüllü ister zorunlu uymak zorundayız artık.

‘Bir kişiye iki metre’ kuralı, büyük olasılıkla da kalıcı biçimde bundan sonraki yaşamımızın en önemli formüllerinden biri olarak hayatın her anına damgasını vurmaya başlayacak.

En çarpıcı gelişme kalabalık mekanlarla, yoğun insan trafiğine açık alanlarda görülecek..

Kamu otoritesinin getirdiği sınırlamalar kaldırılsa bile bundan böyle insanların kalabalığa karışması hayli zaman alacak.

Kaldı ki, virüsün etkisinin ne kadar süreceği, ikinci bir dalgaya yol açıp açmayacağı bazı aceleye getirilmiş ve ekonomik kaygılar taşıdığı hissi uyandıran açıklamalar dışında meçhul. Bilim insanlarının geleceğe yönelik somut olarak dile getirdikleri ortak bir öngörü olmaması bizi örneğin üç ay, altı ay sonra nelerin beklediği sorularını da yanıtsız bırakmakta..

Kaldı ki, bulunacak aşı veya ilaçların etkisinin ne olacağı da tartışmalı yanıtlar dışında bilinmiyor.

Virüsün mutasyona uğrayıp etkisini yitirmesi en çok umut bağlanan gelişme. Ya olmazsa?

Geriye kalan en etkili çözüm bugün bizi evlere hapseden ve insanları birbirinden izolasyon..

Belli ki, sosyal mesafenin korunması ilkesi olarak ortaya çıkan zorunlu izolasyon, bundan sonraki yaşam tarzını, o yaşam tarzına uygun işlemekte olan tüm sistemleri baştan aşağı değiştirecek…

Peki, bu iki metrelik sosyal mesafe yaşam tarzımızı nasıl değiştirecek, hangi sektörleri etkileyecek?

50 yıllık geçmişe dayanan ancak son 20 yılda kontrolden çıkan Alışveriş Merkezleri..

AVM’ lerin hayatımıza girmesinin en önemli sebeplerinden biri olan sosyalleşmenin ‘mesafelerle’ ölçülmeye başlanması karşısında, insanların nefesinin birbirine karıştığı bu mekanların eski günlerine dönmesi mümkün mü?

Sadece AVM’ ler ve AVM’ lerin en çok insan barındıran alanları olan yiyecek/içecek bölümleri artık paket servisi yapmakla yetinecek. Sosyalleşmenin mümkün olmadığı veya sınırlandığı mekanlara artık sınırlı sayıda insanın geldiğine tanık olacağız.

Bu durumda AVM’ lerin büyük kısmı ya konsept değiştirecek veya kapanacak. Yerlerini cadde, sokak mağazaları, butikleri almaya başlayacak yeniden.

Restoranlar, kafeler, barlar da aynı neden ve kaygılarla eskiyi unutup, yeniye uymak zorunda kalacak.

Tıkış tıkış yemek yenen kalabalık masaların yerini seyreltilmiş ve mesafeli oturma düzenleri alacak.

Nicelikten çok nitelik öne çıkacak..

Daha butik, daha seçkin, daha az insanın girdiği mekanlar..

Bu tür mekanlar ise, sınırlı sayıda insana hizmet vermenin bedelini daha pahalı ürün ve hizmet olarak yansıtmak zorunda kalacak.

Kepenk kapatanlar bir yana, küçülmek zorunda kalanlarla ortaya çıkacak en ciddi travmalardan biri istihdamda görülecek. küçülme en başta çalıştırılan personel sayılarına yansıyacak.

**

Sosyal mesafenin korunması adına kalabalık mekanların seyreltilmesinin etkileyeceği bir başka alan fuarlar, kongreler, konferanslar ve benzeri etkinlikler..

Fiziki ortamların insan yoğunluğu artık yadsınamaz bir risk ve bu risk karşısında daha çok uzun süre insanları aynı çatı altında bir araya getirme girişimleri sanal ortamlara taşınmaya başlanacak.

Son iki ayda ortaya çıkan gerçek, bilişim destekli toplantıların bir araya gelinenler kadar etkili olduğu hatta çok seslilik ve katılımcıların görüşlerinin paylaşılması anlamında daha verimli olduğu görülmekte.

Teknoloji bu alanda öylesine yenilikler potansiyeli taşıyor ki, kısa süre sonra binlerce insanın dünyanın bir ucundan başka ucuna gidip gelmesi anlamına gelen bugünkü Kongre, konferans gibi etkinliklerin yerini aynı insanların bulundukları her hangi bir noktadan katıldıkları aynı amaca hizmet eden yeni modellemeler alacak. Gerçek anlamda anlık (online) ve bugünkü ile kıyaslanmayacak hıza sahip bağlantılar, üç boyutlu görüntülerle çok daha geniş katılımlı sanal kongreler, konferanslar düzenlenecek.

Kongre ve fuar turizminin mevcut haliyle devam edemeyeceğinin bir başka önemli nedeni de, sosyal mesafenin korunması amacıyla daha az yolcu almak zorunda kalacak uçaklar, oteller…

Katlanarak artacak ulaşım, konaklama fiyatları..

Seyreltmenin bir bedeli var ve o bedel yolcu ücretlerine, otel fiyatlarına yansıyacak..

O alandaki gelişmeler sonraki makalenin konusu olsun..

Değişen iş yaşamı, yükselecek sektörler.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -8-) (29.04.2020)

 Değişen iş yaşamı, yükselecek sektörler.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -8-)

Tarım çağının sanayi çağına dönüşmesi gibi, sanayi çağı da yerini bilgi çağına bırakacak.

Üstelik yıllar süreceği tahmin edilen bu geçiş koronavirüs salgınıyla akıl almaz bir hız, devinim kazanmış durumda.

Hangi sektörler öne çıkacak sorusunun yanıtı artık belli platformlarda tartışılan akademik bir konu olmaktan çıkıp ete kemiğe büründü.

Salgınla birlikte istisnasız tüm insanlar internet bağlantısının, akıllı telefonların yeni yaşamın vazgeçilmez parçaları olduğunu, eğitimini zorunlu olarak uzaktan sürdürmek zorunda kalan her yaştaki öğrencilerden, ebeveynlere varıncaya kadar istisnasız herkes yaşayarak öğrenmekte..

 Zaman alması beklenen değişimin aylar içinde günlük hayatımızı etkileyecek biçimde gerçekleştiğini söylemeye gerek yok..

Tıpkı iletişim, telekomünikasyon, teknoloji, elektronik gibi sektörlerin önü alınamaz biçimde yükselişe geçtiğini ön görmenin gerçekliği gibi..

Tıpkı dijital platformlar üzerinden yapılan e-ticaret gibi.

Sanal alışveriş dünya üzerinde zaten hızla gelişiyordu, salgın süreci hızlandırıp sektörü vazgeçilmez boyutlara taşıdı.

Çin’ li Alibaba ve ABD’ li Amazon gibi şirketler, sanal ortamın yarattığı iklimi erkenden görmenin, stratejilerini bu alanlara yoğunlaştırmanın avantajını değerlendiriyor, nimetlerinden yararlanıyorlar.

Uzaktan çalışma bir zamanlar ofis bilgisayarlarında saklanan bilgi ve belgelere erişim modellerini de değiştiriyor. Artık tüm arşivleri bilgisayar ortamına taşımanız ve bunun için büyük harcamalar yapmanıza gerek yok. Dilediğiniz yer ve zamanda erişmeniz amacıyla bilgi ve belgeleri bulut hizmeti veren platformlara taşımanız yeterli. Elbette bulut diye tabir ettiğimiz o depolama alanlarından kurumsal anlamda yararlanmanın bedeli var.

İşte sanal ticaretin öne çıkan devleri bugün en önemli yatırımları bu alana yoğunlaştırmakta.

Bir zamanlar Microsoft, Google, Apple gibi bilişim devlerinin at oynattığı bulut ağları (sanal depolama) alanında artık Amazon ve Alibaba ikilisi de iddialı biçimde boy göstermekte.

Dünün “her şey satan dükkanları” sadece şirketlerin değil, dünya devletlerinin ve o devletlere ait en kritik kurumların verilerini kurumsal bulut çözümlerinde bir lider.

Salgın yıkıcılığı yanında, bilgi çağıyla başlayan ve salgınla şiddetlenip hızlanan dalganın etkisiyle yepyeni sektörleri, fırsatları öne çıkarırken, Türkiye bu sürecin neresinde sorularını duyar gibiyim..

Yanıtı belli bir soru bu; ne yazık ki, ülke olarak yeni dünyada da bilişimin üreticisi değil tüketicisi konumundayız ve korkarım ki ortaya çıkan bu yeni çağı da tıpkı sanayi çağı trenini kaçıran büyükleri gibi üretim, keşif, katma değer yaratma anlamında ıskalayarak geçirecek yeni nesiller..

Fiziki çalışma yaşamı sanal ortama taşınırken.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -7-) (27.04.2020)

Fiziki çalışma yaşamı sanal ortama taşınırken.. (Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -7-)

Koronavirüs salgını, aylarla ifade edilecek kısacık zaman içinde alışkanlıklarımızı, günlük yaşamımızı baştan aşağı değiştirdi.

Zorunlu karantina nedeniyle evlere hapsolunca, özellikle hizmetler sektöründe ofisler evlere taşındı.

Uzaktan çalışma yöntemi zaten gittikçe daha çok alanda kendini gösteriyordu, kriz bu süreci akıl biçimde hızlandırdı.

Normal hayata dönsek bile kalabalık ortamlarda yayıldığı ortaya çıkan virüsün henüz nasıl bir evrim geçireceğini bilmediğimiz gibi bu ve benzeri virüslerin önümüzdeki günlerde yaratacağı tehlikelerin boyutunu da kestirmek olanaksız.

Bu nedenle, her sabah toplu taşıma araçlarına balık istifi doluşup, evlerden ofislere gitme, akşam aynı biçimde evlere dönme alışkanlığı gittikçe artan biçimde sorgulanmaya başlanacak.

Sadece sağlık kaygısı değil, trafikte öldürülen onca zaman, stresin iş verimliliğine etkisi hesaplandığında eskiye dönüşün bundan böyle eski ivmesini yakalaması hem zor hem de mantıksız.

Bu durumda nelerin değişeceğini ön görmek zor değil.

Ofis ve benzeri çalışma mekanları azalırken, evlerin en azından bir bölümü ofislere dönüşecek.

Bu değişim süreci mimariyi, inşaat sektörünü etkileyecek.

Sadece bu da değil. İşlerin uzaktan da yapılabildiği sektörlerde; ofislerin kiraları, dekorasyonu, temizliği, güvenliği, bakımı, elektrik/su vb. gibi daha pek çok alana yapılan harcamalar ve bu harcamaların üretilen işin maliyetine etkileri iyice sorgulanır hale gelecek.

Ofis çalışanlarıyla dolup taşan lokantaların da artık eski günlerine dönmeleri bir yana sosyal mesafeyi koruma kaygısıyla daha bugünden oturma, servis yapma biçimlerini değiştirmek zorunda kalmaları bile yaşanmakta olan hızlandırılmış değişimin habercisi değil mi?

Artık her sabah işe gitmeyecek bir çalışan; giyinmek, makyaj yapmak, tıraş olmak gibi bugüne kadar onca zamanını alan (çalan) pek çok şeyi yapmak zorunda kalmayacak.

Her gün ofise gitmeyecekseniz, onca takım elbisenin, aksesuarın, kravatın, ayakkabının ne gereği var?

Uzaktan çalışma veya şimdilik ortaya çıkan şekliyle işi eve taşıma bazı alışkanlıkları değiştirip, o alışkanlıklardan beslenen sektörlerin önemini azaltırken bazı sektörler yükselişe geçecek.

Dijital platformların, sosyal medya mecralarının evlere kapanmak zorunda kalan insanların hayatını nasıl doldurduğunu söylemeye gerek yok.

Çok değil, on yıl önce hayal edilmeyecek kimi teknolojik gelişmelerin, yazılımların, uygulamaların bugün hayatımızdaki yeri ve önemi ortada..

Devlet başkanları dün binlerce kilometre yol kat edip bir araya geldikleri zirveleri artık video konferans yöntemiyle gerçekleştiriyorlar.

Dünyanın en büyük şirketleri milyarlarca dolarlık anlaşmaları artık birbirlerini ekranlardan kutlayarak  uzaktan imzalıyorlar.

2010 Ocak ayında doğan whatsapp ve onu yıllar içinde takip eden nice benzer uygulamanın günlük yaşamımızı nasıl değiştirdiği, kapladıkları alanın büyüklüğü ortada..

Görüntülü konuşmadan belge transferine, fotoğraf ve video paylaşımına olanak sağlayan üstelik bunu zaman ve mekan kavramı olmadan her yer ve zamanda yapabilme imkanı..

Fiziki temasın riskleri nedeniyle salgın dönemi yapılması olanaksız hale gelen kapalı salon toplantıları, bilimsel konferanslar 3 ay önce adını duymadığımız zoom adlı uygulamanın da katkısıyla artık sanal ortamda yapılıyor.

Uygulama sayesinde yapılan bir toplantıya ücretsiz olarak katılabiliyor, söyleyecek sözü olanlar bunun bir adım ötesine geçip kendi toplantılarını, konferanslarını sanal ortamda düzenleyebiliyorlar.

Düne kadar  çocukların eğlenme amacıyla edinmeye çalıştığı tablet veya akıllı telefonlar bugün zorunlu olarak tatil edilen okulların yerini alan uzaktan eğitimin en önemli gereksinimleri..

Şirket yöneticileri çalışan ekiple toplantılarını artık aynı masa etrafında toplanmak yerine zamana bağlı olmadan yine zoom ve benzeri uygulamalar sayesinde diledikleri an gerçekleştiriyorlar.

Belirlenen bir kentte aynı çatı altında toplanarak gerçekleştirilen yönetim, bayi toplantılarını bir düşünün?  Kriz sona erdiğinde bile düne kadar olağan saydığımız nice etkinlik yakın zamanda bize zaman ve kaynak israfından başka işe yaramayan demode işler olarak görünmeye başlayacak..

Toplantıların yapıldığı otelleri, salonlara ödenen ücretleri, katılımcıların oraya gelmesi için harcanan zamanı ve ayrılan bütçeleri bir düşünün..

Verdiğim ve bugünlerde çoğumuzun artık hayatına giren ve bir daha da çıkması olanaksız birkaç basit sanal gelişme bile yakın zamanda iş hayatı ve ona bağlı nice alışkanlığın nasıl değişeceğini görmemiz açısından çok şey ifade ediyor..

Ve bu değişimden olumsuz gelişecek sektörler, anlamsız hale gelecek nice iş kolu, bu alanlarda çalışan milyonlarca insanın işini kaybetme tehlikesi..

Çoğu hayatı olumsuz etkileyecek ama kaçınılması imkansız gelişmelerle ilgili düşüncelerim de bir sonraki makale konusu olsun..

Yoksullara ekmek dağıtmak kavga konusu yapılmamalı… (20.04.2020)

Yoksullara ekmek dağıtmak kavga konusu yapılmamalı…

Dünya gibi Türkiye’ de koronavirüs salgını nedeniyle olağanüstü günlerden geçiyor..

Yüz binlerce iş yeri kapanıyor, milyonlarca insan ne zaman diz çökeceği bilinmeyen düşmana karşı tek çözüm olarak evlerine kapanmak zorunda kalıyor.

Kimi ne zaman vuracağı bilinmeyen virüsün bulaşmaması için bilinen en etkili çözüm, sosyal izolasyon..

Özellikle hastalığın daha çok etkilediği 65 yaş ve üzeri insanlarla ilgili izolasyon o kadar önemli ki, salgının ölümcül etkisinin hissedilmeye başlandığı Mart ayı ortalarında bu yaş grubuna sokağa çıkma yasağı getiriliyor.

Yasakla birlikte yaşlıların genel ve acil ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla İç İşleri Bakanlığı 21 Mart 2020 günü bir genelge yayınlıyor.

Genelgeyle, sokağa çıkma yasağı nedeniyle acil ihtiyaçlarını karşılayacak kimsesi, yakını bulunmayan vatandaşların temel ihtiyaçlarının, vali/kaymakamların başkanlığında oluşturulacak Vefa Koordinasyon Grupları tarafından giderilmesi istenirken, Valiliklerin Vefa Destek Grupları oluşturması isteniyor.

Vefa Destek Gruplarının oluşturulması Valilikler koordinasyonunda Kaymakamlıklara bırakılıyor.

Destek gruplarında Kaymakam, Emniyet Müdürü, Sosyal Yardımlaşma Müdürlükleri vb. kamu kurumlarıyla, Kızılay gibi yardım kuruluşları ve yerel yönetim temsilcileri de yer almakta..

Kısaca çatısından içinde yer alanlara kadar nasıl oluşacağı, görev ve yetkileri de genelgeyle belirlenmiş, çerçevesi çizilmiş ve münhasıran “sokağa çıkamadığı için acil ihtiyaçlarını kendisi yerine getiremeyen, karşılayacak kimsesi de olmayan yaşlılara yönelik uygulama” söz konusu..

Bu genelgede ne yoksullara ekmek dağıtımı konusu yer alıyor, ne de yerel yönetim olarak tanımlanan Belediyelerin kimlere hangi yardımları yapıp yapmayacağı nasıl yapmaları gerektiği gibi detaylar yer almıyor. Kısaca ortada yetki ve görev anlamında da belirsizlikler var.

İşte Mersin özelinde patlak veren Mersin Büyükşehir Belediyesinin bedava ekmek dağıtmasıyla ilgili kavga da tam bu belirsizlikler ortamında boy veriyor.

Ülke genelinde hafta sonları tüm vatandaşlara yönelik sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, özellikle yoksulların ekmek ihtiyacını gidermek üzere Mersin Büyükşehir Belediyesi bedava ekmek dağıtmak istediğini, bununla ilgili nasıl bir işlem yapılması gerektiğini Mersin Valiliğine şifahen soruyor..

Yukarıda yer verdiğim tüm detaylar Valiliğin 18 Nisan 2020 tarihini taşıyan resmi açıklamasından derlediğim bilgiler. (Açıklamadan da anlıyoruz ki ortada bir yazışma yok, tartışmanın temelinde BŞ Belediye Genel Sekreteri ile Valilikçe yetkilendirilmiş bir Vali yardımcısının yaptığı bir telefon görüşmesi var)

Yine Mersin Valiliğinin konuyla ilgili açıklamasına bakarsak Vali Yardımcısı BŞ yetkilisine “bedava ekmek dağıtımının ancak Vefa Destek Grubu üzerinden yapılabileceğini” bildirmiş..

Üstelik yukarıdaki ‘vefa destek grubu üzerinden yapılabileceği’ kaydının yer aldığı Valilik açıklamasının devamında üstelik bu şerh ‘ekmek dağıtımı konusunda engelleme olmadığı’ cümlesiyle sürüyor.

Valilik açıklamasında ‘hem ekmek dağıtımı konusunda engelleme yok’  deniyor ama ‘ekmeğin ancak Vefa Destek Grubu eliyle yapılabileceğinin’ altı bir kez daha çizilmiş..

Bu durumda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Seçer’ in ‘Belediye olarak ekmek dağıtımımız yasaklandı’ ifadesi teorik olarak yazılı bir karara dayanmadığı için resmen yasal bir zemine oturmuyor ama pratikte devlet yetkilisinin ‘ekmek dağıtımını vefa destek grubu üzerinden yapabilirsiniz’ sözleriyle bal gibi yasaklandığı çıkıyor ortaya..

Özetle inkar derken ikrar söz konusu..

Ekmek dağıtma yasağı CHP genel merkezindeki yetkililer tarafından dillendirilip, yoğun biçimde medyaya taşınınca AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ ın konuyu ” ‘ayrı baş çekme’,  paralel yapıya”  benzetmeye kalkması, meseleyi neredeyse ‘paralel ekmek dağıtım’ vardırması anlaşılır gibi değil..

Sonuçta ‘paralel ekmek dağıtımı’ yapıyor dediğiniz kurum, anayasa ile statüsü, yetkileri belirlenmiş devlete bağlı, devlet aygıtının bir diğer ayağı..

Kaldı ki yoksullara bedava ekmek dağıtılması, kim üstlenirse üstlensin, ister kişi ister kurum, ister belediye ister kaymakamlık, hayırla yad edilecek, hatta kutsal olarak görmemiz gereken bir iş..

Ülkenin altından kalkılması gereken hayli ağır sorunları, salgından önce de zaten ekonomik sıkıntılar içinde yaşam mücadelesi veren milyonlarca esnafın devlet kararıyla kepenk kapatmak zorunda kalmasının doğurduğu altından kalkılmaz tablo, işini kaybeden çalışanlar ordusu, talebin durmasıyla iflasın eşiğine gelen onca işletme varken biz yoksullara bedava ekmeği, Kaymakamlıklar mı, Belediye mi dağıtsın kavgasının içinde bulduk kendimizi..

İktidar, ister bedava ekmek, ister gıda paketi gibi yardımları engelleyeceğine, her gün ağırlaşan ekonomik koşullarla da gittikçe şiddetlenen ve bir avuç tuzu kuru azınlık dışında hepimizi yutma tehlikesi barındıran tsunamiden farksız dalgaya karşı önlemler almakla yükümlü..

Muhalefet te kayıkçı kavgalarını andıran tartışmalardan uzak durup, yapıcı ve kalıcı önerilerde bulunmak, kasırganın en hafif hasarla atlatılmasına katkıda bulunmak zorunda..

Gün kavga değil, bu tüm insanlığı tehdit eden düşmana karşı birleşip, yeniden olağan günlerimize kavuşmak için ortak mücadele, dayanışma günüdür..

Abdullah Ayan

20 Nisan 2020, Mersin

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -6- (Sanayi ve bilginin sentezinde Çin’ in rolü) (18.04.2020)

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -6- (Sanayi ve bilginin sentezinde Çin’ in rolü)

Yirmi yıl önce biri çıkıp ‘yakında Çin teknoloji yarışının iddialı ülkesi olacak’ dese, pek te ciddiye alınmazdı.

Tıpkı otuz yıl önce aynı Çin’ in yakında, dünyanın en büyük üretim üssü, küresel güç halini alacağı iddiasının çok ta inandırıcı olmayacağı gibi..

Ama iki ön görü de gerçekleşti.

Artık dünya yıllık hasılasının yüzde otuzunu (satın alma gücü paritesine göre 2018′ de Çin 25,4 trilyon dolarlık hasıla ile açık ara öne çıkarken, ABD 20 trilyon dolar ile izledi)

1990′ larda ucuz işçiliğe, yoğun emeğe dayalı  dünyanın en büyük üretim üssü, on yıl sonunda teknolojik anlamda önce küresel markaların tedarikçisi, kısa zaman içinde de her alanda rakipleri oldu..

1990′ larda Sovyetler’ in dağılışıyla tek kutuplu hale geldiği sanılan dünya bugün artık ABD’ ye kafa tutan her alanda dünyayı etkileyebilecek potansiyele sahip Çin gerçeği ile karşı karşıya..

Son koronavirüs salgınının ortaya koyduğu bir başka gerçek ise, bir zamanların fason üreticisi ülke, teknolojide dev adımlar atarken, sanayi çağı ile bilgi çağının sentezi sayılan bu geçiş döneminin en başarılı modellemelerini insanlığın hizmetine sunarken, inovatif ürünleri gelişmiş olarak tanımlanan ülke üreticilerinin aksine çok ucuz fiyatlarla dünya pazarlarını istila ediyor.

Dünyayı sarsan salgın günlerinde Çin’ li şirketlerin şu iki aya sığdırdıkları sanayi ile bilişim sentezi inovatif beceri bile geleceğin nasıl şekilleneceği yönünde ip uçlarıyla dolu..

 Tüm insanlığın pek çok değişmez sanılan üretim/tüketim alışkanlıklarının haftalar içinde nasıl değiştiğini şaşkınlıkla izlediğimiz, tedarikte ortaya çıkan sıkıntıların aşılması anlamında yeni yöntemleri tartıştığımız bugünlerde tüm dünya Çin’ i, Çin’ in yaptıklarını izliyor..

İçinden geçtiğimiz ve günlerle ifade edilebilecek şu kısacık zaman kesitinde tüm sıkıntıların, zorlukların aşılmasında Çin’ li firmaların adaptasyon yeteneği, şekillenecek yeni dünya hakkında yeterince bilgi vermekte..

Örneğin sosyal temasın en aza inmesi ve insanları evlere hapseden karantina zorunluluğuna karşı geliştirilen robotik araçlar..

İnsanların marketlere gidememesi ve en acil ihtiyaçlarını bile temin edememeleri ciddi bir sorun olarak ortaya çıkınca geliştirilen robot kuryeler devreye giriyor.

Yapay zekaya sahip Sürücüsüz araç ile entegre edilmiş robot kurye sizin yerinize marketten istediğiniz ve kamera sayesinde gözünüzle de gördüğünüz ürünleri alıyor. Kasiyer ve reyon görevlisinin bulunmadığı marketi fiziki anlamda orada olmasanız da sizden farksız dolaşıyor, kasada otomatik barkod okuyucu aldıklarınızı hesaplarken temassız kartınızla ödemeyi yapıyorsunuz. Ürünün yer aldığı araç Marketle eviniz arasındaki rotayı trafik durumuna bakıp belirliyor. Yüz temasıyla siparişi vereni tanıyıp doğru kişiye teslim ediyor..

**

Koronavirüs salgınının ortaya çıkardığı bir başka zorunluluk temas ettiğiniz, soluduğunuz her ortamın temizliği..

Ölümcül salgınla ilk tanışan Çin özellikle araç ve ortam temizliğinde yeni inovatif gelişmelere imza attı.

Örneğin tüm dünyada otomotiv üreticileri kepenk kapatırken, Çin’ li şirketler virüsü yıllardır bekliyor gibi birkaç gün içinde araç klimalarının daha siz araca girmeden uzaktan çalıştırılmasından tutun da klimalara dezenfekte yapma olanağı veren düzeneklere varıncaya kadar sağlık temelli mekanizmaları monte etmeye başladı.

Siz araca girmeden önce ve dilediğiniz vakit uzaktan cep telefonuyla aracınızın hem istenen sıcaklığa ayarlıyor hem de havanın ve ortamın temizlenip dezenfekte olmasını sağlıyorsunuz.

Yerel yönetimler de gelişmelere ayak uydurdu.

Temizlik araçları uzaktan dezenfekte yapacak biçimde dizayn edilirken, yollar artık sürücüsüz araçlarla temizleniyor.

Sağlık sektörü de nasibini aldı virüsle mücadele sürecinde.

Hastanelerin yoğun bakım, ameliyathane gibi virüse duyarlı bölümlerinde kullanılan negatif basınç sistemleri araçlara monte edilerek mobil biçimde istenen her yere taşınmaya başlandı.

Ve tarım..

Tarlalarda çiftçinin sürdüğü traktörün yerini sürücüsüz araçlar almaya başladı.

İnsansız traktörler şeker kamışı, pirinç, fasulye başta olmak üzere ekilebilir alanlara girdi. Bu traktörlere monte edilen navigasyon sistemleri sayesinde çiftçiler tarlaya gitmeye gerek kalmadan akıllı telefonlardaki uygulamalarla araçların üzerindeki veri platformuna erişiyor, tarlanın tüm noktalarını en ince ayrıntısına kadar ve tarladaki insandan çok daha hakim biçimde izleyip, gerekli müdahaleyi anında yapabiliyor.

Çin klasik anlamda üretim yapmayı sürdüren otomotiv sektörünün zorlandığı bugünlerde bilişim sektörüyle otomotivi entegre eden birleşmeyi sağlayarak yepyeni bir dünyanın pencerelerini açmayı hedefliyor.

Kurulmakta olan yeni dünya sanayi ile bilişimin sentezine tanık olacak..

Dünya, bu sentezde Çin’ in yadsınamaz rolünü her gün yeni gelişmelerle izlemeye devam edecek..