Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -5- (sağlığın parayla satıldığı dönem yol ayrımında) (17.04.2020)

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -5- (sağlığın parayla satıldığı dönem yol ayrımında)

İster dünya savaşı, ister koronavirüs salgını olsun, tüm insanlığı etkileyen olağanüstü dönemlerin temel özelliklerinden birinin buluşlar anlamında her şeyin hızlandığı, yıllar alacak süreçlerin haftalar içinde gerçekleşmesi…

Bu tarihin akışını değiştirme potansiyeli olan dönemlerde, hayatta kalma mücadelesi veren insanlık buluşların ortaya çıkma riski yüksek kimi olasılıklarını göz ardı edebiliyor..

Örneğin virüsle baş ettiğine inanılan bir ilaç geliştirildi veya başka bir takım hastalıklara iyi geldiği bilinen bir ilacın koronavirüse karşı da etkili olduğu ortaya çıktı diyelim.

Olağan dönemlerde kullanım sırasında ortaya çıkacak yan etkilerinden tutun da dozaj miktarlarına kadar yıllar sürecek araştırma ve gözlemler bir tarafa bırakılıp vakit geçirmeden hasta tedavisinde kullanılmaya başlanıyor..

Çarpıcı olması bakımından sıcağı sıcağına bir örnek vereyim:

Sıtmaya karşı yıllardır kullanılan kimi ilaçların Covid 19 virüsüne karşı etkili olduğu iddiası ortaya atılınca bir anda hücum yaşandı.

Örneğin ABD Başkanı Trump 20 Mart 2020 günü her zaman yaptığı gibi Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda klorokin isimli ilacın virüse karşı etkili olduğunu ve kullanımının ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylandığını duyurdu. Oysa verdiği bilgi gerçeği yansıtmaktan çok çarpıtmaya yönelikti.

Gerçekten de anında FDA Trump’ un verdiği bilgiyi yalanladı. Evet Gıda ve İlaç İdaresi klorokin için onay vermişti ama bu onay ilacın sıtma tedavisinde kullanımıyla sınırlıydı ve yıllar önceye dayanıyordu. Covid-19 üzerindeki etkisiyle ilgili çalışmalar ise yeniydi ve henüz elde edilmiş somut hiçbir sonuç yoktu.

Trump yine durmadı. “denemekten ne çıkar?” anlamına gelecek “hayat kurtaracaksa, ne kaybederiz ki” diyen de, ekranların karşısına geçtiğinde “ben doktor değilim, ama sağ duyum var” söyleyen de.

Aynı şekilde Plaquenil adlı ilacın, Covid-19 tedavisinde kesinlikle tatmin edici sonuçlar verdiği iddiası da dünya çapında ilgi gördü.

Plaquenil de yıllardır eczanelerde reçetesiz satılan ve sıtmada ortaya çıkan eklem ağrılarına iyi gelen bir ilaç..

Türkiye’ de ilaca öylesine talep oluştu ki, Sağlık Bakanlığı yeşil reçeteye bağlayıp her isteyenin erişmesini engellemek zorunda kaldı.

Salgından etkilenen 300 bini aşkın hastanın (ki önemli bölümü Fransa’da) kullandığı ve tedavi ettiği iddialarına karşı korkutan açıklama yine Fransa’ dan geldi:

Fransa, yeni tip koronavirüse karşı etkisi test edilen sıtma ve HIV ilaçlarının “ölümcül” yan etkilerine karşı uyarıda bulunurken, Ulusal İlaç Güvenliği Kurumu Başkanı sıtma ilacı Plaquenil’i deneyen 30 hastanın ilacı almasının ardından kalple ilgili ciddi yan etkiler ortaya çıktığını, 3 kişinin kalp yetmezliği sonucu öldüğünü ve her türden sıtma ilacının reçetesiz kullanılmaması gerektiği yönünde uyarıda bulundu..

İster FDA, ister Fransa İlaç Güvenliği Kurumu veya başka bir yasal denetleme, düzenleme yetkisi olan kurumların normal zamanlarda yıllar sürecek laboratuar ve hastalar üzerinde yapılacak kontrollü saha araştırmalarıyla halka arz edilmesine izin verebileceği ilaçlar bugün içinden geçmekte olduğumuz olağanüstü günlerde, her türlü denetimin, yasağın dışına çıkarak kontrolsüz biçimde deyim yerindeyse zamana karşı yarışan şirketlerin yer yer etik dışı mücadele alanı haline gelebiliyor..

Bunun en önemli sebebi dünyanın üçte birini hapseden salgına karşı bulunacak ilaç veya aşının yaratacağı akıl almaz rant…

Artık dünya, çiçek aşısını bulan ve bunu patentsiz, bedelsiz, karşılıksız tüm insanlığın hizmetine sunan bilim insanlarının dünyası değil..

Günümüz dünyası, kimsenin kimseye acımadığı, rant uğruna her türlü manipülasyonun meşru sayıldığı, piyasaya sürülen pek çok ilaçla ilgili yalanın gerçek olarak pazarlandığı, toplumca saygın görülen nice uzmanın o ranttan pay almak için her türlü aldatıcı bilgiyi bilimsel gerçekmiş gibi sattığı bir dünya..

Adı üstünde insanı yaşatmaya odaklı olması hatta kutsal sayılması gereken sağlık ve ilaç artık aç gözlü girişimcilerin at oynattığı bir alan..

Koronavirüs salgını sadece tedavi edici ilaçların yıllar sürmesi gereken deneme safhalarını hızlandırmakla kalmayacak..

Bu küresel salgından insanlığın çıkaracağı çok ciddi dersler, geleceğe yönelik devrim niteliğinde tercihler de olacak.

Hastayı müşteri, hastaneyi para kazanan tezgah olarak gören ve günümüzü anlatan anlayışla, sağlığın devletçe herkese sunulması gereken hava gibi su gibi aziz bir şey olduğunu savunan anlayışın gelip dayandığı bir yol ayrımındayız..

Para kazanmadığı için yıllardır geliyorum diyen bu ve benzeri salgınlara karşı parmağını oynatmayan, aşı geliştireceğine, kırışıkları giderdiği iddia edilen kremlere yatırım yapmayı tercih eden ve kontrolsüz biçimde vahşi piyasanın esiri olan ilacından hastanesine tüm sağlık bileşenleri kapitalizmin esaretinden kurtulup yeniden insanlığın hizmetine amade olurlar.

Ve kaçınılmaz biçimde önümüzdeki günlerde güneş kremi, makyaj seti, plaj terliği satan günümüz eczacılığının da asıl işlevine dönüp dönmeyeceğini, dönecekse de sistemin ne yönde evrileceğini tartışmamız gerekiyor. Özellikle de robot eczacıların sıfır hata, sıfır yanılma payıyla sahneye çıkmaya başlaması, konuyu tüm boyutlarıyla ele alma gününün geldiğini gösteriyor.

Tıpkı hastaneleri ticari işletme olarak görenlerin ve tedaviye muhtaç hastayı ‘müşteri’ görüp ondan azami kazanç elde etme anlayışının sona ermesinin gerektiğini tartışacağımız gibi..

Sokağa çıkma yasağında doğrular,yanlışlar (11.04.2020)

Sokağa çıkma yasağında doğrular,yanlışlar)

Havaların güzel olması nedeniyle ne yaparsanız yapın insanları evde tutamayacağınız bu hafta sonunda sokağa çıkma yasağı prensipte doğrudur. (Bundan sonra da salgının seyrine göre farklı sürelerle yinelenebilir)

Yanlış olan 9 nisan günü alınan ve metne dönüştürülen kararın apar topar 10 Nisan günü yasağa 2 saat kala açıklanmasıdır.

Kimse halkı marketlere hücum ettiler diye eleştirmesin.

Bu milletin genlerine işlemiş bir sokağa çıkma yasağı korkusu vardır.

Unutulmasın sokağa çıkma yasaklarıyla başlayan askerin sokağa indiği ve bir daha da kışlasına dönmediği o korku dolu günleri..

İşte o korkunun yarattığı telaştır insanları fırınlara, marketlere hücum ettiren.

Yasak kararı bir gün öncesinden açıklansa ve halka bunun sadece iki gün süreceği anlatılsa kimse canını dişine takıp o marketleri yağmalamaz.

Sokağa çıkma yasağından önce insanların sokaklarda sergilediği tablo bu ülkede tarafsız, bağımsız, halkın inanacağı bir medyanın önemini de göstermesi bakımından değerlendirilmeli..

Medyada doğan boşluk sosyal medya ile dolarken, o mecradaki kulaktan kulağa yayılan asılsız haberler, sokağa çıkma yasağının iki günle başlayıp çok daha uzun zaman süreceği gibi iddiaların da ortaya atılmasına yol açtı.

Prensipte doğru olan karar, açıklamanın anlaşılmaz ve kabul edilemez biçimde geç yapılması nedeniyle yüze göze bulaştırılmıştır.

10 Nisan 2020 akşamı ortaya çıkan kaotik tablonun yaratıcısı bellidir. Ama o fail ortadayken kimsenin can derdine düşen halkı ‘cahiller’ diye suçlamaya hiç mi hiç hakkı yoktur..

Salgının atlatılması, Mersin Büyükşehir Belediyesinin ihale iptal gerekçesi… (09.04.2020)

Salgının atlatılması, Mersin Büyükşehir Belediyesinin ihale iptal gerekçesi…

Ocak ayında durumun ciddileştiği Çin ve şubat’ ta da kasıp kavurmaya başladığı Avrupa’daki yeni tip koronavirüs kaynaklı küresel salgına bakıldığında Asya ile Avrupa arasında köprü Türkiye’ nin üzerine gelmekte olan tsunami dalgasından etkilenmemesi kaçınılmazdı.

Gelin görün ki, ne merkezi iktidar ne de yerel yönetimler ilk günlerde durumun pek farkında değildi.

Örneğin kimi belediyenin aklına tek gelen önlem ‘vatandaşın borcunu internet üzerinden ödeyebileceği’ yönündeki açıklamalardan ibaretti.

Salgın üç günde bitecek ve her şeye kaldıkları yerden devam edecekler anlayışına karşı, bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlatan makaleler dizisi yanında sosyal medya hesabımdan ne zaman biteceği meçhul sürecin ne kadar sancılı geçeceğini anlatmaya çalışırken yönetenlerin atması gereken adımları da anlatmaya çalıştım.

Düşen vergi gelirleri nedeniyle merkezi idarenin belediyelere aydan aya aktaracağı kaynakların dahi kuruması riskine karşı, olağan gidişata göre sürdürülen tüm projelerin,tüm ihalelerin, aciller dışında satın almaların derhal durdurulmasını, zaten azalacak belediye gelirlerinin münhasıran, sağlık için gerek duyulan en acil malzemelere, evlerine hapsedilen insanların yaşamını sürdürmesine yönelik ihtiyaçlara yoğunlaştırılmasını önerdim.

Aşağıdaki Twitter paylaşımım 21 Mart 2020 tarihini taşıyor:

“Kaynak başta işsizlik fonu olmak üzere devleti yöneten iktidarın elinin altında. Merkezi ve yerel yönetimler tüm ihaleleri durdurmalı. Öncelikle yangın söndürülmeli. Köprü otoyol yapımı bekler, canıyla boğuşan esnaf,evine ekmek götürecek işçi beklemez”

Öneriyi merkezi hükümetin duyması elbette beklenmezdi. Öyle de oldu, örneğin Ulaştırma Bakanlığı Kanal İstanbul ile ilgili ihaleyi maskeler takmış komisyonla 26 Mart 2020 günü gerçekleştirdi.

Buna karşı sağ duyulu adımlardan biri Mersin Büyükşehir Belediyesince atıldı.

Ocak ayında ihale süreci başlatılan hayli büyük kaynak ayrılması gereken  ’73 otobüs alım ihalesinin’ iptal edildiğine dair karar 24 Mart 2020 günü Kamu İhale Kurumu elektronik platformu ekap’ ta yayınlandı. Kararın kendisi kadar gerekçesi de tüm kamu kurumlarına ve özellikle de yerel yönetimlere ilham verecek cinsten:

“Coronavirüs (covid-19) salgını nedeniyle alınması gereken önlemler çerçevesinde kaynakların etkin ve zorunlu ihtiyaçlara aktarılması gerektiği”

Gerekçesini görünce, Büyükşehir Başkanı Seçer imzasını taşıyan kararın Mersin adına umut verici olduğunu ve önümüzdeki zorlu, oldukça sancılı sürecin atlatılması yönünde umut verici olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Virüs bile uyur, rant uyumaz.. (05.04.2020)

Virüs bile uyur, rant uyumaz..

Geçmiş ola, iyi uykular Mersin..

Hepimizi eve hapseden, ölümün soğuk nefesini ensemizde hissettiren şu günlerde biz canımızın derdine düşmüşken, Serbest Bölge-Karaduvar arasında kalan konteyner terminal liman kara bağlantı sahası, 28 Mart 2020 günü resmi gazetede yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Azot Gübre tesisinin de sahibi Toros Tarım’ın kurup işleteceği özel endüstri bölgesi ilan edildi..

Böylece mersinin kalbi sayılan en stratejik alanın, polipropilen tesisi yanında plastikle yoğrulan bölge olmasının önü sonuna kadar açıldı…

Konteynır terminal liman mı dediniz?

O hayal çok önce, ana terminal liman doğu Akdeniz tanımıyla Mersin’ den çekilip bir meçhule sürükleneli hayli zaman oldu..

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -4- (Salgın dönemi ve kükreyen Çin) (05.04.2020)

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -4- (Salgın dönemi ve kükreyen Çin)

Koronavirüsüyle yayılan küresel salgın Çin’ de başlayıp, oradan hızla tüm dünyayı istila etti.

1990′ da başlayan büyük yürüyüşü boyunca kesintisiz ve soluksuz büyüyüp gelişen Çin her ne kadar ABD’ nin başına gelmiş en büyük talihsizlik sayılan Başkan Trump ve temsil ettiği kesim tarafından bu salgının müsebbibi görülse de, en büyük mağduru aynı zamanda..

O kadar ki, başlarda gizlenip, savuşturulmaya çalışılan salgın, kısa zaman içinde tüm Çin’ e ardından da hızla tüm dünyaya hızla yayılırken öncelikle Çin’ in ekonomi çarklarını durdurdu, insanları evlerine hapsetti.

30 yıl boyunca dünya tedarikçiliğini her yıl biraz daha kapsamlı etkin biçimde üstlenen Çin’ in kriz patlak verdiğinde genel tablosu şöyleydi:

Dünyada üretilen lastiklerin ve motorların üçte biri, koltukların yüzde 24’ü, camların yüzde 22’si ile vites kutusu, hava yastığı ve araçların iç dekorasyonlarının neredeyse tamamı Çin’de üretiliyor.

Sadece otomotiv sektörü mü?

Akıllı telefonların yüzde 90’ı, televizyonların yüzde 70’i, insansız hava araçları drone’ ların yüzde 75’i, lityum bataryaların yüzde 65’i, yeni enerjili araçların yüzde 62’si, güneş panellerinin yüzde 60’tan fazlası, tüm dünyada üretilen tekstil ürünlerinin yüzde 53’ü, gemilerin yüzde 41’i de Çin’de yapılıyor..

Çin’in dünya ekonomisine yönelik katkısı ilk kez 2018′ de yüzde 29 ile ABD ve Avrupa’yı geride bıraktı.

Bir başka ifadeyle Dünyada bir yıl boyunca üretilen bütün malların üçte biri, yani her üç üründen biri “Made in China” etiketini taşıyor artık.

Bugüne kadar hiçbir ülke küresel anlamda dünyayı böylesine kendisine bağımlı hale getirmemişti..

Çin’ in kurduğu tedarik zincirinin önemini ve artık küresel köy olarak adlandırılan yeni dünyayı etkilemesinin boyutlarını göstermesi bakımından şu tablo ilginçtir:

Salgın Wuhan’ ı vurup tüm ülkede hayatı durma noktasına getirdiğinde; Hyundai’nin Güney Kore’deki fabrikaları, Çin yapımı parçaların eksikliğinden dolayı Şubat ayında üretimi durdurmak zorunda kaldı. Bununla kalmadı, Nissan, Jaguar, Land Rover gibi otomobil işletmelerinin dünya genelindeki tüm fabrikaları da üretimi durduracaklarını açıkladı..

1970′ lerde hızlanan küresel dalgada kimi sektörler gelişmişlerden, geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelere kayarken, Çin 1990′ dan itibaren ülkeyi yöneten kadronun ortaya koyduğu değişim iradesiyle bu sürece özgü farklı bir paradigma ortaya koydu.

İçine kapanık model yerini tüm dünyaya açık bir başka stratejiye bıraktı.

Örneğin o güne kadar tekstil, konfeksiyonda bilinen markalara fason üretim yapmakla sınırlı olan gelişmekte olan ülkelerin üretim potansiyeli, Çin ile birlikte farklı bir faza geçti.

Ve kısa zamanda Çin her yıl artan hızda teknoloji ağırlıklı bir üretim üssü haline gelmekle kalmadı, yoksul Afrika’ dan gelişmiş kuzey Amerika’ ya her alanda üretim yapan tüm tesisleri, tüm ağları kendisine bağımlı kıldı.

Üstelik Çin’ in son yıllarına kadar artı-değerden yoksun, yoğun-emeğe dayalı, ucuz işçiliğin yarattığı ve istihdam dışında üretici ülkelere katkı sağlamayan, pastada asıl payı küresel büyüklükte markaların aldığı bir üretim modelinin şekillendiği dünya, artık yepyeni bir çağın eşiğinde..

Dağıtım zincirinde başta ABD merkezli Amazon’a kafa tutan Alibaba’ yı yaratan Çin.

Üstelik son salgında Amazon ve Alibaba şirketlerinin başta çalışanları olmak üzere insanlara yaklaşımları da sorgulanır hale geldi.

Örneğin Amazon yüksek risk altında bulunan personele karşı uygulamalarıyla bugün büyük tepki çekmekte. Öksüren işçilerin eve gönderildiği ve işçilere ellerini yıkamaları tavsiyesi dışında katkı yapılmadığı, virüs nedeniyle eve kapanmak zorunda kalan personele ücret ödenmediği gibi şikayetler ABD’ nin güvenilir gazetelerinde haber olarak yer aldı.

Buna karşı salgının ortaya çıktığı ilk günden itibaren Alibaba proaktif strateji izledi. Örneğin kurduğu yeni tedarik platformuyla sağlık ürün tedarikçileri ve sağlık çalışanları arasında köprü rolünü üstlendi.

Oluşturulan platforma 150 milyon dolarlık bir fonu da aktaran Alibaba salgından etkilenen şehirlerdeki sağlık personeli için gerekli medikal ürünlerin tedariğini en etkin ve hızlı biçimde sağlamaya başladı.

Bu kadar da değil..

Alibaba kurucusu Jack Ma’ nın kurduğu vakıf üzerinden, yeni tip korona virüsü salgınıyla mücadele için Avrupa’ya acil tıbbi yardımda bulunacağı sözünü, Avrupa’daki hastanelere milyonlarla ifade edilen solunum cihazı,maske, eldiven sevk ederek yerine getirdi.

İletişim teknolojileri anlamında tüm dünyanın önüne geçen ve internet hızını akıl almaz boyutlara taşıyan 5G teknolojisinde dünya lideri olan Çin..

Akıllı telefon pazarında küresel markalar dendiğinde iphone ve Samsung gibi liderler son yıllara kadar rakipsizdi. Yazılım ve inovatif ürün geliştirmeyi üstlenirken üretimi tümüyle Çin’ e bırakarak (ürünleri oluşturan girdilerin %90’ı Çin’ de üretiliyor) yeni bir paylaşım modeli sergilemekteydi.

Diğer pek çok sektörde olduğu gibi işin hamallığını ucuz iş gücüne sahip Çin’ e terk edip, yüksek katma değerin kaymağını yedikleri sistem de son dönemde çatırdamaya başladı.

Çin, aynı zamanda 5G teknolojisinin dünya çapında öncülüğünü ve tüm gelişmiş ülkelere kurulum işini üstlenen Huawei ile Samsung ve iphone’ nin tahtını sallamakta.

Makaleyi yayına hazırlarken Huawei 2019 faaliyet raporunu açıkladı. Veriler Çin’ in teknoloji alanında son on yılda attığı adımların da özeti aslında…

Bakın Huawei açıklanan verilere göre son bir yılda neleri gerçekleştirdi:

2019 satış hasılatı %19,1 artarak 858,8 milyar yuan (121,1 milyar dolar) ulaştı.

Net geliri ise %5,6 artarak 62,7 milyar yuan (9 milyar dolar) buldu.

cironun %15,3’ünü Ar-Ge için kullanan şirketin son 10 yıllık Ar-Ge harcamaları tutarı 85 milyar dolar..

**

2008 krizinin patlak verdiği ABD, hızlı biçimde toparlanıp, krizini başka ülkelere ihraç ettiyse, bugün de Çin’ de benzer bir pozisyonun ip uçları görülmekte..

Elbette bu eşi görülmemiş ve savaştan farksız salgının henüz başlarındayız. Dünyanın nereye doğru evrileceği konusunda kapsamlı analizler, kesin hükümler vermek için erken.

Ama şu an ortaya çıkan tablo, Çin’ in bu sınavı ilk atlatan ülke olduğunu göstermekle kalmıyor. Teknolojide ve hayatımızı baştan aşağı değiştirecek yeni bilgi çağında üstleneceği etkin rolü de ortaya koyuyor..

Dünyanın sanayi çağından bilgi çağına geçişinin ortaya çıkan koronavirüs salgınıyla olağan seyrinden olağanüstü bir hıza kavuştuğunu ve yıllar alacak sürecin aylar hatta haftalara sığdığını görüyor, düne kadar ciddiye alınmayan pek çok keşfin hayatımıza üstelik vazgeçilmez biçimde damgasını vurduğuna tanıklık ediyoruz.

Yazı dizisini ‘Kükreyen Çin‘ in salgınla baş etmeye çalıştığı şu haftalarla sınırlı dönemde teknolojiyi dev adımlarla nasıl ve nerelerde kullandığını anlatarak sürdüreceğim..

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -3- (iki dünya savaşının şekillendirdiği dünya) (31.03.2020)

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak -3- (iki dünya savaşının şekillendirdiği dünya)

Gerçekten de 1929′ da olduğu gibi Borsalar her gün rekor üstüne rekorlar kırar tüm dünya ekonomik anlamda iyi bir yıla hazırlanırken, Çin’ de başlayıp ilk günler ciddiye alınmayan kriz kısa zamanda eşine rastlanmayan bir küresel salgına dönüştü.

Ocak ortasında ABD borsalarında işlem gören Alphabet (Google’ in yer aldığı çatı şirket) 1 trilyon doları aşan 4. şirket olarak sahnedeki yerini alıyor, Amazon, Microsoft ve Apple ile birlikte dört şirketin değeri 4 trilyon dolara ulaşırken, tüm göstergeler bu devlerin öncülüğünde Borsadaki şirketlerin yılı en az %15-20 gibi değer artışlarıyla kapatacağını rekorlarla dolu saadet zincirinin kopmamak üzere yeni yolculuklara koyulacağını söylüyordu.

12 şubat günü Amerikan borsalarında işlem gören şirketlerin değeri 89 trilyon dolar gibi rekor seviyeye çıkarken hiç kimse soluksuz çıkışın (12.2.2020 günü 29.600’u gördü endeks) kimsenin hayal bile edemeyeceği bir virüs nedeniyle 40 içinde 67 trilyon dolara gerileyeceğini (22.3.2020 günü 18.450′ yi gördü)muhteşem rallinin trajik çöküşle sona ereceğini aklından bile geçiremezdi.

**

Çin’ de başlayıp bir ay gibi kısa sürede tüm Asya’yı ardından Avrupa ve ABD’ yi kasıp kavuran Koronavirüs salgını sadece borsa balonlarını patlatmakla, kurulan saadet zincirlerini koparmakla kalmadı.

Toplu ölümler, evine kapanan milyarlarca insan, duran küresel üretim ve tedarik ağından tutun da, devletlerin yasaklamasıyla kapanan yüz milyonlarca işletme, işsiz kalan esnaf, duran çarklar..

Küresel salgının sosyal, siyasal, ekonomik açılardan dünyayı, daha da önemlisi hepimizin yaşantısını nasıl değiştireceği, nerede nasıl sona ereceği gibi soruların ne somut ne de tek bir yanıtı var..

Belli ki, Türklerin çok sevdiği tabirle bu kez krizlere en hazırlıklı olan ülkelerde bile kervan yolda dizilecek..

Birinci ve ikinci dünya savaşları üretimin yeniden şekillenmesinden tutun da, sağlıktan teknolojiye, tarımdan sanayiye tüm sektörleri baştan aşağı değiştirdi.

Bu kez de öyle olacak..

Bu ve benzeri küresel yıkımlar yepyeni dinamikleri de tetikler. Mevcudu korumayı, çok daha ağır biçimde ve temkinli sürdürülmeye çalışılan buluşlarla ilgili arayışlar birden bire hız kazanır.

Birinci Dünya Savaşı, buhar çağının arkasından gelmiş, otomotivin savaş türevleri tankları, zırhlı araçları, çok daha seri ve daha fazla insanı öldüren silahları, sanayide fabrikaların seri üretim modelini, yaralı askerlerin daha sağlıklı ortamda tedavilerini, acıları dindiren uyuşturucuların tıp dünyasına girmesini, savaş uçaklarını, telsizleri, telefonları, radyoların yaygınlaşmasını, hepsini ve daha fazlasını  getirip dünyanın ve bir başka yönüyle de hayatımızın içine boca etti..

**

İkinci Dünya Savaşı, 1929 bunalımıyla başlayan büyük krizin, açlığı tetikleyen o altından kalkılmaz boyutlardaki işsizliğin sona ermesine yol açmakla kalmadı.

Pek çok keşfin de önünü açtı.

Yıllar sürecek laboratuar deneyleri deyim yerindeyse hızlandırılmış zaman dilimlerinde gerçekleşti.

O güne kadar ölüme yol açan yaraların tedavisinde kullanılan penisilin başta olmak üzere antibiyotikler çağının başlamasında 2. dünya savaşındaki yaralı askerlerin iyileştirilme arayışlarının rolü yadsınabilir mi?

Birinci dünya savaşının hayatımızı renklendiren icatlarından biri nasıl radyo ise, ikinci dünya savaşı da günlük hayatımıza eğlence kutusu televizyonu soktu..

Büyük gemilerle yapılabilen ve aylar süren okyanuslar ötesi yolculukların saatlere sığan konforlu uçaklarla yapılması,

Savaş teknolojisinin çok daha ölümcül olmasını sağlayan güdümlü füzeler, kalaşnikoflar ve hepsinden önemlisi barışçıl amaçlarla tasarlanıp, bugüne kadar dünya barışının en büyük tehdidi kabul edilen atom bombası..

İki savaşın gittikçe körüklediği ve dünyayı gittikçe kendine bağlı hale getiren, uğruna acıların darbelerin, ülkeler arası çatışmaların, lokal savaşların nedeni petrol..

Olağan üstü dönemler, kendi halinde seyreden hayatı birden bire hızlandırır. Tehditler kendi içinde fırsatlar diyeceğimiz yenilikleri, icatları getirir.

Her olağanüstü dönemin ardından insanoğlu yeniliklerle, günlük yaşamını etkileyen buluşlarla tanışır.

Bugün de koronovirüs salgınıyla öylesi bir dönemin eşiğindeyiz..

Kapitalizm iki dünya savaşından güçlenerek çıkmıştı. Gelin görün ki, bu kez salgınla gelen yeni çalkantılı dönemin nelere gebe olduğunu, yıkılmakta olan eski sistemin yerini neyin alacağını, nasıl bir dünya ile karşılaşacağımızı kesin olarak ön görmek için henüz çok erken..

Evet, birinci dünya savaşı ABD’ yi dünya sahnesine çıkardı ama karşısına da Sovyetler Birliği zıt kutupların ikinci ayağı olarak dikti..

İkinci Dünya savaşı, yıkılanların yerine ABD’ nin etrafına kümelenen Japonya, Almanya gibi devleri yarattı ama dengeyi sağlayacak Çin gibi bir devi sahneye çıkardı..

Bugün tüm kurumlarıyla iflasa sürüklenen küreselleşmeyi taşıyamayan yeni bir dünyanın eşiğindeyiz.

Birleşmiş Milletler ülkeler arasında çıkacak çatışmaları, dünyanın yeni savaşlara sürüklenmesini engelleyecekti, engel olabildi mi?

Varşova paktı dağıldı da, NATO işlevini yerine getirebiliyor mu?

Dünya Bankası veya IMF hangi beklentileri karşılayabiliyor?

Dünya Sağlık Örgütü kuruluş amaçlarına uygun bir yapıya kavuşturulsaydı bugün dünyanın salgınla baş etmesi çok farklı bir seyir izlemez miydi?

Ulus devletler çağı yerini küresel şirketlere bıraktı da bu dünyayı daha adaletsiz, gelir dağılımının dayanılmaz boyutlara varmasından öte ne üretti?

**

Küresel koronavirüs salgınıyla dünyanın yeni bir döneme, yepyeni bir faza geçme olasılığı yadsınamaz biçimde karşımızda durduğuna göre, iki dünya savaşının onca yıkım yanında dünyayı yeniden şekillendirmesine benzer bir süreçle yüzleşmemiz kaçınılmaz..

Yeni sürecin karşımıza çıkaracağı yeni dünya ile ilgili öncü işaretlerin gelişmiş olarak nitelendirilen ABD, Japonya veya AB’ den değil de Çin’ den başlaması yeni dönemi ilginç kılan bir başka gelişme..

Çin’ in öncülüğü ile ilgili gelişmeler bir sonraki makale konusu olsun…

Acil ihtiyaçlar dışında kalan tüm ihaleleri, harcamaları durdurun, gelmekte olan tsunami dalgasına hazır olun.. (28.03.2020)

Yazı-yorum

Acil ihtiyaçlar dışında kalan tüm ihaleleri, harcamaları durdurun, gelmekte olan tsunami dalgasına hazır olun..

Salgına yol açan virüsün kimliği, önümüzdeki günlerde yol açacağı hasarı tüm boyutlarıyla kestiremediğimiz gibi, korkarım ki, gelmekte olan tsunamiden farksız hepimizi içine alıp boğacak dalganın bile yaratacağı hasarın boyutları hakkında fikrimiz var..

Ve korkarım ki, başımıza gelecek felaketin ne iktidar ne belediyeler farkında.

3-5 hafta içinde fırtına gelip geçecek, hayat normale dönecek sanılıyor.

Hayır, dönülmeyecek.

Yerel,ulusal en büyüğünden en küçüğüne istisnasız tüm kurumlara sesleniyorum; yaşamsal önemde olanların dışında kalan tüm ihaleleri,zorunlu olmayan harcamaları bırakın.

Delik havuzlara dökülen anlamsız ihaleleri, harcamaları durdurun, bir daha bulup bulamayacağınız bile şüpheli olan tüm kaynakları yoksul ve dar gelirli hanelere aktarın.

Belediyeler 10-12 m3 suyun, iktidar hanelerde tüketilen elektriğin, doğalgazın yaşamın sürdürülmesi için gerekli olan zorunlu kısmını karşılasın…

Belediyeler makyaj, kaldırım, asfalt, suya yazılandan farksız tanıtım harcamalarından tutun da büyük ve artık hayali hale gelen projelerle insanları avutmayı bir yana bıraksın..

Sağlık, temizlik, yoksulların zorunlu ihtiyaçları dışında kalan tüm ihaleleri hayat normale gelinceye kadar ertelesin.

Hükümet edenlerden yerel iktidarlara kadar tüm yetkili kurumlar vuracak olan krizle anlamsız hale gelecek yatırımları ertelesin, tüm güçlerini, enerjilerini, kaynaklarını insanlarının evde kaldığı sürece hayatlarını idame ettirecekleri harcamalara yoğunlaştırsın..

Tuzu kuruya değil, İşsize yoksula çaresize kurtarma paketi gerekiyor.. (24.03.2020)

Tuzu kuruya değil, İşsize yoksula çaresize kurtarma paketi gerekiyor..

Sorunlara zamanında müdahale etme yerine, ‘kervan yolda dizilir’ misali geciktirme ve öteleme yönteminin tercih edildiği topraklarda yaşadığımız yadsınamaz bir gerçek..

‘dur bakalım ne olacak?’ merakı ve el yordamıyla bölük pörçük çözümler..

Bu kez de öyle oldu..

Dünyayı kasıp kavuran ve yüz yıldır eşine rastlanmayan küresel virüs salgınına zamanında gereken ciddiyetle yaklaşıldı mı?

Olayın sadece ekonomik, sosyal ve hepsinden önemlisi sağlığımızı ilgilendiren yanı var.

Evet bir ekonomik krizle karşı karşıyayız.

Ama aynı zamanda tüm fabrikaların, iş yerlerinin, eğlence mekanlarının, kısaca marketler dışında kalan her yerin kapandığı, çalışanların evlerine gönderildiği bugüne kadar eşine rastlanmayan da bir durum söz konusu..

İş yerleri kapandı, mekanı çalıştırandan çalışana kadar herkes tası tarağı toplayıp gitti de, şimdi ve bundan sonra ne olacak?

Her konuda tek karar verici Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her şey çare olacağı beklenen bir paket açıkladığını biliyoruz.

İyi de gerçekten öyle mi oldu?

İnsanların evinden çıkmasını yasakladığımız ortamda uçak biletlerinden alınan KDV’ nin indirilmesi ya da ev alacaklara bankaların vereceği kredi oranının arttırılmasının esnafın, çalışanın ve çalıştıranın hangi derdine çare olacağını beklemenin hayalden öte bir anlamı olabilir mi?

Paketin işe yaramadığı görüldü ki, farklı Bakanlıklar farklı önlemleri parça parça açıklamaya başladı.

Filin tümünü göremeyenlerin dokundukları yere göre tanımlama çabası..

Bunlar yapısal çözüm sağlamadığı gibi düzenlemelerin etkisini de azaltmaktan öte işe yaramıyor.

Mükellef ve çalışanlar açısından fatura zaten kabarıktı, her gün altından kalkılması olanaksız bir yüke dönüşüyor.

Krizin boyutları tam olarak kestirilemediği için açıklanan önlemler şimdiden anlamını yitirdi.

Belli ki, her gün değişen duruma göre değişik önlemler alınacak, çıkan yeni sorunlara göre yeni paketler açıklanacak.

Gelin görün ki, halen şu can alıcı sorunun yanıtı yok:

Esnaf kepenk kapattı, çalışan evine gitti de, bu insanlar temel ihtiyaçlarını nasıl giderecek, yaşamlarını nasıl sürdürecek?

Zaten borç harç içinde çarkı çevirmeye çalışan insanların kiraları, elektrik su başta olmak üzere her ay ödemek zorunda kaldıkları faturaları ne olacak?

Maliye Bakanlığı beyanname verme sürelerini Nisan sonuna kadar erteledi. İyi de Nisan sonunda salgının sona ereceğinin, her şeyin bir anda düzeleceği mi sanılıyor?

Salgının ne zaman dineceğini bilmediğimiz gibi, bela def edildikten sonra geride bıraktığı enkazın boyutlarını da şimdiden bilmiyoruz..

Ama zaman geçirmeden derhal yapılması gerekenler belli:

Kamu kurumları ve belediyelerin kira alacaklarını erteleme yanında faizlerin de ortadan kalkmasını, başlattıkları haciz işlemlerini tüm sonuçlarıyla ortadan kaldıracak önlemleri almalarını sağlayacak yasal düzenleme yapılmalı.

Maliye, alacaklarıyla ilgili; geniş zamana yayılan, faiz yükünün hafiflediği bir yapılandırma olanağı sağlamalı..

Mali af her alana yaygınlaştırılmalı, sicil affı, bankaların kara liste uygulamalarının tüm sonuçlarıyla ortadan kalktığı ekonomik hayatın her alanında geçerli yeni beyaz sayfa açılmalı..

Elektrik, su, doğalgaz, telefon ve her türlü iletişim faturalarını hayat olağan akışına dönünceye kadar devlet üstlenmeli..

İşini kaybeden çalışanlarla, kepenk kapatmak zorunda kalan esnafın kredi kartı kamburuna acil çözüm getirilmeli, kartların belirlenecek belli kısmının faizleri silinmeli, borçlar uzun ödeme takvimiyle yapılandırılmalı..

Bugün bankalar verdikleri kartlar başta olmak üzere kredileri üç ay süreyle erteliyor. İyi de üç ay sonra ne olacak? Geçen üç ay için tefeci faizi uygulayacaksınız (ki açıklamalar öyle gösteriyor), hiç ertelemeyin. Hemen çekin ipini çekin vatandaşın, işkenceyi uzatmayın..

Devletin inisiyatifi bankalara, bankacıların insafına bıraktığı erteleme, şerden beladan başka şey üretmez..

Sıcak olduğu için henüz tam olarak hissetmediğimiz yara öylesine derin, hasar öylesine büyük ki, bunu bugüne kadar alışılagelen yöntemler, ekonomik önlemlerle çözemezsiniz..

Açıklanan ve kime ne kadar aktarılacağı belirsiz, 100 milyar TL tutarında olacağı iddia edilen paketlerle birkaç şirketi kurtarabilirsiniz ama o pakette esnafa, evine ekmek götürmek zorunda olan artık işsiz duruma düşmüş çalışana dokunacak, yarasına merhem olacak hiçbir şey yok..

Tuzu kurulara değil, yoksullara, sabit ve dar gelirliye, çaresizlere dokunacak yeni ve çok daha büyük hacimli adımlara ihtiyaç var..

Vatandaş can suyunu beklerken… (21.03.2020)

Vatandaş can suyunu beklerken…

Erdoğan’ ın açıkladığı paketin ardından farklı kurumlar farklı önlemler açıklıyor.

Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı belediyelerin kira almaması talimatını verdi. Maliye Bakanlığı da yine belirlenen iş kolları için beyanname verme süresini uzatmıştı. -BDDK dün akşam yarı mahcup ifadeyle bankaların vatandaşı mağdur etmemesi, müşteri talep ederse kredilerin 3 ay ötelenmesini rica! etti.

Bu iş öyle yumuşak önerilerle, ricalarla olmaz.

Devlet ve kurumları denetleme ve düzenleme yetkisine sahiptir. Önermez, emreder..

Şimdilik kaydıyla 3 aylığına tüm kredilerin ana para ve faiz ödemelerini ertelersiniz olur biter. 31 Mart bankaların ilk çeyrek dönem faizlerini toplama günüdür. Hangi borçlu esnaf nasıl gidecek, nereden bulacak ta götürüp bankaya faiz yatıracak?

Daha önemlisi resmi kararla kapatılan iş yerleri (150 bin olduğu açıklandı) dışında kalan tüm esnafın da kepenk indirmesi.

Esnaf, işçi bir yana aslında tek kelimeyle hayat durdu. Durdu, çünkü devlet haklı olarak vatandaşın evden çıkmamasını istiyor. (Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan vatandaşa ‘evden çıkmayın çağrısı yaptı)

Bu durumda iş yeri kapatılan değil tüm esnaf mağdur ve kira, vergi, su, elektrik ve her türlü girdinin ertelenmesi yönünde adım atılmalı. Kısaca alınacak erteleme önlemleri her alanda olmalı ve her kesimi kapsamalı.

Belediyelere ‘kira almayın’ denmesi de yetmez ve sorunu çözmüyor.

Devlet tıpkı İngiltere,Fransa gibi 3 ay boyunca tüm esnafın kiralarını, çalışanların ücretlerini ödemeyi üstlenmeli. Kredi ertelemeleri BDDK ricasıyla olmaz.Kararnameyle tüm kredilerin geri çağrılması durdurulmalı.

Kredi ödemeleri ertelenmeli. Bunun için devlet bankalara yeterli likiditeyi aktarmalı.

Kaldı ki banka müşterinin üzerine nasıl gidecek? Bugün bir bankanın yasal takibi fiili olarak yapması mümkün değil.Ödeme emri kararını yazacak icra dairesi kapalı,ödeme emrini tebliğ edecek postacı salgınla boğuşuyor. Postacının tebligatı bırakacağı muhtar evde mahpus…

Özetin özeti şudur:

Kira,vergi,elektrik,su,doğalgaz,kredi kartı,krediler başta olmak üzere akla gelecek her türlü ödeme,yasal vecibe 3 ay süreyle ertelenmeli. Bu süredeki çalışanların ücretini devlet üstlenmeli.Kısaca zaten tükenen iş hayatı tehlike geçinceye kadar dondurulmalı.

‘İyi de kaynak nerede?’ soruları akla gelebilir..

Kaynak başta işsizlik fonu olmak üzere devleti yöneten iktidarın elinin altında. Merkezi ve yerel yönetimler tüm ihaleleri durdurmalı. Öncelikle yangın söndürülmeli. Köprü otoyol, metro her türlü inşaat yapımı bekler, canıyla boğuşan esnaf,evine ekmek götürecek işçi beklemez, bekleyemez..

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… (2) (21.03.2020)

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… (2)

Sovyetlerin dağılışıyla ABD’ nin tek başına tüm dünyaya hükümran olacağı iddiasının kısa zamanda yükselen Çin ve ardından toparlanıp küllerinden doğma emareleri gösteren Rusya’ nın yeniden sahneye çıkmasıyla havada kalma öyküsüyle bitirmiştim ilk bölümü…

Kaldığım yerden devam edeyim..

Ucuz ve inovatif teknolojik ürünler başta olmak üzere tüm dünyayı besleyen büyük fabrika görüntüsünde bir Çin büyümesine tanık olduk geçen on yılda. Bazı bölgeleri itibariyle orta gelir tuzağından çıkan, genel olarak ta tüm ülkenin tuzaktan kurtulma emareleri gözlenir oldu.

İşin ilginci küreselleşme mucidi ve en büyük savunucusu ABD Başkan seçilen Trump ile birlikte gümrük duvarları arkasına saklanan korumacı politikalardan medet umarken, Çin nimetlerinden fazlasıyla yararlandığı küreselleşmenin artık en önemli savunucusu konumundaydı.

Kapitalizmin son aşaması sayılan küreselleşmeyi ret eden mucidi ABD ile Dünya Ticaret Örgütünü, gümrük duvarlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen Komünist Çin..

Sovyetler Birliğinin yıkılışını, ‘tarihin sonu’ tanımlamasıyla ve dünyaya hakim olan kapitalizmin kesin zaferi olarak lanse eden Fukuyama’ ların tezi, Sovyetler’ in külleri üzerinden yeniden doğmaya çalışan Rusya ile değil her alanda ABD’ yi zorlayan Çin ile önce çatırdayacak sonra da çökecektir.

1990′ dan başlayarak tam 30 yıl kesintisiz ve soluksuz üstelik bazı yıllar %10′ u aşan ama hiçbir zaman %6’ların altına düşmeyen bir büyüme trendi yakalayan Çin..

Tüm teknolojik gelişmeleri izlemekle başlayan yolculuk kısa zamanda teknoloji öncülüğüne ve tüm dünyayı istila eden ucuz ürünlerle sürdü.

Ne zamana kadar?

Her şey güllük gülistanlık görünürken, başta ABD olmak üzere tüm dünya borsaları rekor üstüne rekor kırarken başlangıçta küçümsenen, ciddiye alınmayan bir virüsün Çin eyaletlerinden birini esir aldığı haberleri tüm gizleme çabalarına ve inkar politikalarına karşı hızla dünya gündemini meşgul etmeye başladı.

O güne kadar kuş, domuz gripleri, sars, ebola gibi salgın hastalıklarla iyi kötü baş eden insanlık özellikle de Çin’ li yetkililer Korona virüsünü de benzer bir yeni ve yenilmesi kolay salgın olarak gördü.

Ne zamana kadar?

Ocak ayında ciddiye alınmayan, küçümsenen virüs bir süre sonra Vuhan eyaletinde toplu ölümlere ve akıl almaz hızda (geometrik) yayılmaya başlayıncaya kadar..

İyi de küreselleşme, kapitalizmin dünyaya egemen olma süreci, tüm borsaların bahar iklimi eşliğinde cennetle tanıştığı bir dönemin hüküm sürdüğü dünyanın keyfini kaçıracak böylesine küçümsenen virüs kaynaklı nasıl bir gelişme yaşanabilirdi ki?

Sonuçta bir gripal enfeksiyondu söz konusu olan ve ne kadar sarsarsa sarssın, her gribin başına gelen sonla tanışacak, geldiği gibi gidecekti öncekiler gibi..

Öyle mi oldu?

Ne gezer..

Bugün itibariyle tüm dünyada hayatın neredeyse durduğu, herkesin evine kapandığı neredeyse küresel bir sıkıyönetim, evrensel bir sokağa çıkma tablosuyla karşı karşıyayız…

2008 krizinden en önce çıkmayı başaran, krizi halının altına süpürmekle kalmayıp dünyanın dört yanına ihraç eden ABD’ nin yerini bu kez üstelik çok farklı bir kaynağa dayanan, küresel bir sağlık sorunu, ölümcül bir tehditle karşı karşıyayız.

Ve bu ölümcül krizden öncelikle kurtulup, salgını tüm dünyaya ihraç eden Çin..

Yazı dizisinin girizgahı olan bu ilk bölümünün başlığını ” bundan sonra dünyada hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacak”  olarak seçerken, makalenin içinde nedenlerine yönelik ip uçlarıyla vurgulamaya çalıştım..

Nelerin değiştiğini, üretimden tüketime her şeyin çok değil 2 ay içinde nasıl bir yüz yıla sığdırılması zor değişime uğradığını, bilişimin ortaya çıkan yeni yaşam tarzını nasıl belirlediğini anlatmaya geldi sıra..

**

Aslında nerede, nasıl ve ne zaman çıkacağı bilinmese de aklı eren herkes 2008’den itibaren şişirilen balonun eninde sonunda herhangi bir gerekçeyle patlayacağı konusunda hem fikir olmaya hem fikirdi ama hiç kimse buna bir virüsün neden olacağına ihtimal vermek uzmanlardan çok falcılara bırakılacak kadar uçuk bir iddia olurdu..

Öyle ya, 2020 yılına girerken, başta ABD tüm dünya borsaları -hatta krizdeki Türkiye ekonomisine inat İstanbul menkul kıymetler Borsası- rekor üstüne rekorlar kırıyor, seçime hazırlanan ABD’ de mevcut başkan Trump’ ın 29 bine dayanmış DJ endeksinden hareketle büyüme, istihdam ve diğer tüm ekonomik göstergeler temel alındığında Amerika tarihinin en parlak döneminde bulunduğu gerçeğiyle çantada keklik bir seçime hazırlandığı konusunda hem fikirdi.

Seçildiği kasım 2016′ da 19 bin olan DJ endeksi daha 3 yıl dolmadan 2019′ sonunda 29 bine dayanmıştı..

ABD’ nin en büyük 500 şirketinden oluşan S&P 500 endeksi 2200′ den 3200′ e çıkması da cabası..

DJ %52, S&P500 ise %45 değer kazanmış, yatırımcılar hayalleri zorlayan kârlar elde etmişti..

Bu kadar da değil, özellikle istihdam konusunda ABD 2008 krizinin tüm yaralarını sarmış, krizde %10′ ları aşan ve 2012′ de bile %8′ lere takılan işsizlik oranlarının %4′ lere gerilemesi de (%4 işsizlik çalışmak istemeyenleri de hesaba katarsak sıfır işsizlik anlamına da gelebilir) Trump’ ın yakaladığı en büyük seçim kozlarından biriydi.

İşler rayında yürür sanılırken kimsenin başlarda ciddiye almadığı ABD Başkanı Trump’ ın gelen erkenci uyarıları ‘hafif bir grip, gelir geçer’ diye savuşturduğu(son günlerde Washington Post  gibi saygın gazetelerin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberlere göre Trump İstihbarat Kurumlarınca Çin’ de ortaya çıkan ölümcül virüsün ABD’ yi de tehdit edeceği yönünde raporlarla uyarılmış ancak uyarılar hasır altı edilmişti) beklenmedik gelişme Çin’ de patladı..

Tıpkı 1929′ da herkesin para kazandığı gül gülistan iklimin bir cuma günü önce fırtına ardından kasırgaya dönmesi gibi..

Wuhan’ da patlak veren ve sonradan koronavirüs adıyla efsane haline gelecek virüsün binlerce yıllık insanlık tarihinde açtığı kanlı sayfayla sürecek yazı dizisi…